Beslenme-Genetik-ve-Kanser
Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Çalışmalara göre diyetle yani beslenme şeklimizle ilgili kanserlerin sıklığı her geçen gün artmaktadır. Diyetimizdeki besinlerin türü, miktarı, ne zaman aldığımız bu bağlamda önem taşımaktadır. Belli diyetlerin (örneğin Akdeniz Mutfağı) kanser riskini azalttığı artık bilimsel kanıtlarla ortaya konmuştur, fakat pek çok faktörün işin içine karışmasından dolayı bu alanda çalışmak zordur. Kanser riskinin oluşmasında yaşam biçimi en büyük etken olarak görülmektedir. Buradan yola çıkarak 65 yaş altı kanserlerin yarısından çoğunun önlenebileceği iddia edilmektedir.

Hangi besini, ne miktarda, ve ne sürede tüketmek kansere neden olur?

Bu sorunun günümüz için tek veya basit bir cevabı yoktur. Diyabet ve kalp damar hastalıkları için bazı risk faktörleri çok net bir şekilde belirlenmişken, birçok kanser türü için risk faktörleri net değildir. Mesela diyabet için yüksek kan glikozu, kalp damar hastalıkları için artmış kan lipit seviyesi ile hastalık arasında güçlü bir ilişki vardır. Kanserler için de her geçen gün yeni risk faktörleri tanımlanmakta veya şüpheli risk faktörlerinin durumu netleşmektedir. Örneğin işlenmiş et tüketmenin kolon kanseri riskini artırdığı artık net bir şekilde ortaya konulmuştur. İşlenmiş et tüketimi kolon kanseri için bir risk faktörü; bir başka deyişle yoğun işlenmiş et tüketenler için gelecekte kalın bağırsak kanserine yakalanma ihtimaline işaret eden bir belirteçtir. Kanserin biyolojik temelinin daha iyi anlaşılması ve genomik uygulamaların hızla gelişmesi ile yeni belirteçler ortaya çıkmaktadır.

Kanser Biyolojisine Genel Bakış – Tümör Neden Oluşur?

Tüm kanserlerin temel nedeni genetik yapıdaki hasar sonrası anormal gen ifadesidir. Mutasyonlar, kromozom hasarları, telomer (DNA’nın uç kısımları) kısalması, anormal epigenetik faktörler (DNA’nın yapısı değişmeden gen ifadesinin değişmesi durumu) vs. DNA’ya hasar veren bu durumlar hücrede bir takım değişikliklere neden olur.

Hücre bu hasarı minimalize etmek adına bir takım girişimlerde bulunmaktadır: hasarı tamir etmek, serbest oksijen radikallerini yakalayarak ve mutajenleri (DNA hasarına neden olan maddeler) zararsız hale getirir. Eğer hasar tamir edilemeyecek boyutta ise hücre normalde ölüme gider (apopitoz).

Tümörler, normal vücut hücrelerine göre oksijensizliğe daha dayanıklıdırlar, kendilerine yeni damarlar oluştururlar ve başladığı yerden başka yerlere göç edebilirler (metastaz).

Yaşlandıkça, geçen süreyle birlikte DNA tamir mekanizmalarında bozulma yaşanıp, oluşan hasarlar üst üste gelip birikmektedir. Tümör baskılayıcı genlerin görevlerinin kaybı ve onkogenlerin fonksiyon kazanması tümörün gelişimde önemli rol oynamaktadır.

Çevresel faktörler (diyet, yaşam tarzı gibi) ve kişinin genetik yapısı, kanser riskinin bireyler arasında farklı olmasında katkıda bulunmaktadırlar.

Genom – Diyet İlişkisi

DNA zincirindeki hasarlı kopyanın bir sonraki kuşağa aktarılması kalıtsal kanserlerin temelidir. Örneğin BRCA1 ve 2 genlerindeki mutasyon kalıtsal meme kanseri tablosunu oluşturmaktadır fakat bu kanser vakalarının %10-12’sini oluşturmaktadır.

Polimorfizmler de kanser açısından önem taşımaktadır. Polimorfizm bir genin farklı çeşitleridir. Bir gende veya birden fazla gende aynı anda olabilir. Tek gen polimorfizmleri kanser için önemlidir. Çünkü gen polimorfizmleri belirli şartlarda ortaya çıkarsa kansere neden olabilir. Örneğin MTHFR genindeki C677T polimorfizmli bireylerde bağırsak kanseri, folat alımının azalması ve az bile olsa alkol tüketimi durumunda ortaya çıkmaktadır. Asetilaz enzimini kodlayan gende polimorfizm taşıyan bireyler yüksek ısıda pişmiş kırmızı eti yoğun bir şekilde tüketirse, genin aktivitesi artar bağırsak kanserini tetikler. Bu da genin tek başına söz sahibi olmadığını, çevresel faktörlerin ve diyetin genlerin işleyişini etkilediği gösterilmiştir.

Diyetin içeriğinde yiyecekler ve besin değerlerini değiştirerek gelişme sağlanabileceği düşünülmektedir. Bitkisel içeriği yoğun diyetler, özellikle meyve sebze, kanser riskini azaltmaktadır. Bitkisel ürünlerin içindeki fitokimyasalların anti-kanser özelliği ciddi şekilde araştırılmaktadır (brokolinin baş-boyun kanseri riskini azalması gibi).

Bir kişinin genetik özelliklerini tanıma, çevresel faktörlerle ilişkisini hesaplama ve kanser riski belirleme gelecekteki önemli hedeflerdir. Gen diyet ilişkisi kanserden korunma anlamında önem kazanmaktadır. Bu bağlamda yeni bir bilim dalı doğmuştur: Nutrigenomik!

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan

Kaynak:

J. C. Mathers.
Overview of genes, diet and cancer.
Genes Nutr (2007) 2:67–70. DOI 10.1007/s12263-007-0015-8