Genc-hastamiz-Oguzun-umut-veren-oykusu---Germ-Hucreli-Tumor

Genç hastamız Oğuz’un umut veren öyküsü - Germ Hücreli Tümör

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Bu yazımızda size Oğuz’dan bahsetmek istiyorum. Oğuz’un öyküsünü anlatırken sizlere bir hasta penceresinden yansımaları ve saptadığımız kanser türüne özel, öykü tadında bilgiler vereceğim. Amacım bu öyküleştirdiğimiz umut veren tedavi süreçleri ile benzer hastalıktan tedavi gören hastalara bir ışık olmak ve her şeyden önemlisi de doğru bilgilenmelerini sağlamak olacaktır.

Bir evin tek oğlu olan Oğuz, kendisine kanser teşhisi konulduğunda 24 yaşındaydı. Gribal bir enfeksiyonla başlayan ama bir türlü geçmek bilmeyen öksürük ve solunumsal sıkıntılar ile 1,5 ay tedavi alarak bize geldi. Verilen tedavilerden yarar görmediği için çekilen akciğer grafisinde bir kitle görünümü olması nedeniyle onkoloji kliniğine başvurması söylenmişti. İlk etapta çekilen göğüs röntgeni sonuçlarını şüpheli bulduk ve tomografi, ardından kan tahlilleri ve biyopsi yapılmasına karar verdik. Biyopsi sonucunda kalple akciğer arasında 16 cm büyüklüğünde bir tümör tespit edilmişti. Hastalığının tam adı Mediyastinal Germ Hücreli Tümör idi.

Mediyastenin (göğüs boşluğu) germ hücreli tümörleri genellikle 20-40 yaş arası genç erkeklerde görülen nadir tümörlerdir. Nadiren çocuklarda da görülebilir. Germ hücreli tümörler erkeklerde testis (yumurtalık) kanseri olarak bilinir. Nadiren benzer biyolojiye sahip tümörler mediyasten dediğimiz göğüs boşluğu alanında da ortaya çıkarlar. Agressif biyolojiye, yani hızla büyüme özelliğine sahiptirler. Yetkin olmayan hekimlerce görüldüklerinde hemen ameliyat önerilir ancak bu alanda ortaya çıkan tümörlerin türünü saptamadan ameliyata alınması ölümcül sonuçlara yol açabilir. Oldukça saldırgan olan bu tümörlerde cerrahi, uygulanması gereken kemoterapiyi geciktirecek, gerek ameliyat alanında kalan hücreler gerekse tümör oluşum sırasında tümörden kopup vücudumuza yayılan kanser hücreleri cerrahi iyileşme döneminde hızla çoğalıp tedavisi çok daha güç bir duruma yol açacaktır.

Ailemde daha önce hiç kanser hastalığına rastlanmamış olması, akılımıza bu hastalığı hiç getirmemişti. Bu yüzden haberi ilk aldığımızda şok olduk. Ne hissetmemiz gerektiğini bilmiyorduk. Ben ve ailem, ‘’ne yapılması gerekiyorsa yapılsın’’ diyerek tanı ve tedavi sürecine onay verdik.

Oğuz’un başta öksürük olmak üzere solunumsal sıkıntılarının pnömoniye (zatürre) bağlı olduğu saptandı ve hızla antibiyotikler başlandı. Bu sürede vakit kaybetmeden göğüs boşluğunda büyümekte olan kitleden biyopsi yapıldı ve rutin kan testlerine ilave olarak germ gücreli tümörlerde artış görülebilen kanda alfa feto protein (AFP) ve beta HCG testleri istendi. Aynı zamanda testis ultrasonu ve PET Tomografi yapılarak hastalığın kaynağının testis olup olmadığı ve hastalığın vücutta yayılımı araştırıldı.

Testis ultrasonunda yumurtalıklarında bir problem yoktu. Yani gerçekten tümörün kaynak aldığı alan mediyasten olarak adlandırılan göğüs boşluğu alanıydı. Ayrıca PET Tomografide göğüs boşluğu dışında bir tümör yayılımı saptanmadı.

Öksürük ve ateşte birkaç günde düzelme oldu ve kendimi daha iyi hissediyordum. Patoloji sonucumun çıkması ve doktorumun benimle ümit verici konuşması beni çok mutlu etti. Ancak beni zor bir süreç bekliyordu ve tedaviye bağlı saç kaybı, enfeksiyon riski, çok az da olsa fertilite kaybı (çocuk sahibi olabilme ihtimalinde azalma) riski, halsizlik, bulantı kusma gibi kontrol altına alınabilir yan etkiler beni bir miktar korkuttu. Tüm bunlara rağmen kanser hastasıydım ve iyileşme ihtimalim az değildi. Bu beni mutlu etti ve tedavime inandım, dostlarıma ve beni takip eden hekimlere sımsıkı tutundum.

Kan tahlilleri ve biyopsi sonucunda seminom olmayan germ hücreli kanser türü ile karşı karşıya olduğumuzu gördük.

Germ hücreli tümörler seminom ve seminom olmayan tümörler olarak iki alt gruba ayrılarak tedavi edilirler. Bu iki grup davranış olarak farklılıklar gösterirler ve bu nedenle tedavileride farklıdır. Seminomlar daha fazla radyoterapiye duyarlı iken seminom olmayan tümörler kemoterapiden daha fazla yarar görürler ve radyoterapinin etkisi daha zayıftır.

Hastamızın tetkik ve tanı süreçlerini 3 gün içinde tamamlamıştık. Patoloji bölümüzce sözel görüşerek süreci hızlandırdık. Bu süreçte Oğuz’un ateşi geriledi ve antibiyotiklerden yarar görerek akciğer enfeksiyonu kontrol altına alındı. Mediyastende ortaya çıkan seminom olmayan germ hücreli tümörde sisplatin, etoposid, ifosfamid (veya bleomisin)’den oluşan kemoterapi protokolleri uygulanır. VİP ve BEP olarak adlandırılan kemoterapi rejimlerinde başarı oldukça yüksektir. Ancak hastalığın doğası gereği özellikle yüksek riskli hastalarda ve kemoterapiye tam yanıt vermemiş hastalarda yenileme ihtimali yüksek ve yaşam beklentisi kısadır.

Kemoterapinin uzun süreli ve kalıcı olabilecek sevimsiz yan etkilerinden birisi genç erkelerde testis fonksiyonlarını hasara uğratarak gelecekte çocuk sahibi olma olasılığını az da olsa azaltmasıdır. Bunun için tedaviye başlamadan sperm saklama (dondurma) işlemi yapılır.

Biz de tüm olası yan etkileri ve süreci nasıl yöneteceğimizi kapsamlı anlatarak ve sperm saklayarak tedavimiz başladık. Bu süreçte hasta hekim ilişkisi her iki taraf içinde çok önemlidir. Olabildiğince hastamıza anlaşılır bir şekilde olası yan etkileri ve tedavi ayrıntıları kapsamlı anlatarak umudunu yitirmesine de neden olmadan tedavi sürecine başladık.

Antalya Memorial Hastanesi’nde uygulanan kemoterapim 4 kürlük agresif bir tedaviden oluşturulmuştu. 21 günde bir 5 gün üst üste uygulanan 9. ve 16. günlerde verilen kısa kemoterapiler eşliğinde ilk iki kür kemoterapi sürecini atlatmıştım. İlk 5 günde bir miktar sarsılsam da kısa sürede toparlandım. Birinci kür tedavim bittikten sonra eve gönderildim. Eve çıktığımda hiçbir şey düşünemiyordum. Doktorlarımın ve çevremdekilerin desteğiyle ayakta durmaya çalıştım. Ailemin desteği her zaman benimleydi. Annem normalde Antalya’da yaşamıyordu, ama hastalığımı öğrendikten sonra yanımdan hiç ayrılmadı. Patronlarım ve iş arkadaşlarım da tedavim süresince benden maddi manevi desteklerini hiçbir zaman esirgemediler. Ben işini bilen doktorlarla birlikte olduğum için şanslıydım.

İki kür kemoterapi sonu göğüs tomografisi çekildi ve tedavi öncesi yüksek olan (2800) kan alfa fetoprotein düzeyi yeniden istendi. Tümör kan düzeyinde gerileme olup olmadığı ve kitle boyutunun ne kadar gerilediği ölçülerek tedaviye verilen yanıt değerlendirildi.

Gelin bundan sonraki süreci Oğuz’dan dinleyelim.

Verilen tedavilerden sonra çekilen tomografi sonuçlarını heyecanla bekliyorduk. Tümörün küçüldüğünü görünce her şeyin yoluna gireceğini ilk defa o zaman hissettim. Aynı zamanda alfa feto protein adında benim tümörüme özgü olan kan tümör testim 2800’lerden normale yakın değerlere gerilemişti. Çok mutlu oldum ve artık kendimi çok daha güçlü ve umutlu hissediyordum.

Tedavi sürecimde beni rahatsız eden yan etkiler olsa da hekimlerimle iyi bir iletişim kurdum. Olası yan etkileri iyi öğrenerek ve kullanmam gereken ilaçlara uyum göstererek süreci oldukça iyi atlattığımı düşünüyorum.

4 kür sonrası yapılan tomografilerde göğüs boşluğumdaki tümörün tam olarak kaybolmadığı ve alfa fetoprotein düzeyinin tam olarak normal düzeye gelmeyişi nedeniyle doktorum bana yüksek doz tedavi ve kök hücre naklinden bahsetti.

2 kür daha TİP isminde bir tedavi uygulayacak ve ilk kürden sonra benim kök hücrelerimi toplayacaklardı. Eğer bu iki kürden sonra göğüs boşluğumdan alınan tümörde canlı hücre kalırsa yüksek doz eşliğinde kök hücre nakli yapılabileceği anlatıldı. Tüm bunlara karşın toplanan kök hücrelerim bu süreçte kullanılmasa da gelecekte hastalığım yenilemesi durumunda benim için bir şans olacaktı.

Hastamızın tedavisine Medstar Hastanesi Hemato-onkoloji Bölümü’nde devam edildi. Antalya’da Memorial Sağlık Grubu’na ait olan bu hastanede, hazırladığım TİP protokolü doğrultusunda, kök hücre nakil merkezimizi kuran ve yürüten Prof. Dr. İhsan Karadoğan tarafından hastamızın kemoterapi sonrası kök hücreleri toplandı ve saklandı. Planladığımız iki kür sonu yapılacak cerrahide çıkarılan tümörde tam yanıt (kanser hücrelerinin tamamen ölmesi) elde edilememesi durumunda yüksek doz kemoterapi vererek kök hücre nakli yapılma olasılığına hazırlanıldı.

İkinci aşama tedavide kan değerlerinin daha fazla düşme tehlikesine karşın Oğuz’a daha korumacı yaklaştık. Tedavi sürecinde özellikle beslenme konusunda daha kıstlayıcı olduk.

Sadece onların dediklerini yiyebiliyordum. O dönemde her şey kokuyor, tadı kötü geliyor. Pek bir şey yemek istemiyorsunuz. Bir de sadece hastane yemeklerini yemek zorunda olunca, baya bir aç kaldığımı biliyorum. Kokmadığı için patates ve arada bir izin alabilirsek tost yiyebildim. Bu yüzden biraz zayıflamıştım. İki kür tedaviyi de bitirdim ve heyecanla sonuçlarımı ve Mustafa Hoca ile görüşmeyi bekliyordum.

Klasik 4 kür BEP kemoterapisi, kök hücre toplama ve kurtarma rejimi olarak 2 kür TİP kemoterapisi, toplam 6 kür oldukça zorlu kemoterapi sonrası Oğuz’un alfa fetoprotein düzeyi yani kan tümör düzeyi tamamen normal düzeylere gerilemişti. Tomografide ciddi oranda küçülen ancak devam etmekte olan 4 cm boyutundaki tümör bu konuda son derece yetkin ve çok sayıda benzer ameliyatları yapmış Göğüs Cerrahı Uzmanı Op Dr Necdet Öz tarafınca ameliyatı planlandı.

Tümörümde fazla gerileme olmamıştı ancak alfa feto protein düzeyim normale gerilemişti. Mustafa Hocanın gözündeki ışık bana bu işin bittiğini gösteriyordu. Sözleri de bunu destekler nitelikteydi. Hocam:

- Oğuz, geride kalan tümörü ameliyatla almamız gerekiyor. Bu sayede gerçekten ne kadar başarılı olduğumuzu doğru bir şekilde görmüş olacağız. Cerrahi sonrası alınan tümör dokuda hiç canlı hücre kalmamış ise bu tam yanıt anlamına gelir ve ek bir tedaviye gerek duymadan seni takip edebiliriz. dedi.

Tüm süreçte göstermiş olduğum çabadan dolayı beni kutladı ve cerrahi için son bir gayretimin gerekli olduğunu söyledi. Beni yüreklendiren ve ümit veren bir konuşmaydı. Kafamda soru işaretleri yoktu. Çünkü tüm süreçte doktorum adım adım bana adeta bir tıp öğrencisine anlatırcasına mediyastinel germ hücreli tümörü anlatmış ve nasıl mücadele edeceğimi öğretmişti. Ameliyata artık hazırdım.

Ameliyat sonucu 16 cm’den küçülerek 4 cm boyutuna gerileyen tümörde hiç canlı kanser hücresi kalmamıştı. Kanser dokusu küçülmüş ve tamamen nekroza (çürüme) gitmişti. Ameliyat sonucu hiç canlı kanser hücresi kalmadığı için ve kan tümör düzeyi tamamen normale döndüğü için ameliyat sonrasında kemoterapi veya radyoterapi tedavilerine de gerek duyulmadı.

Ameliyat sonrası iyileşme sürecimde heyecanla patoloji sonucumu bekliyordum. Mustafa Hocam ve Dr Necdet Bey daha taburcu olmadan elinde patoloji raporu ile beni ziyarete gelerek müjdeyi verdiler. Tam yanıtlıydım, yani ameliyat ile çıkarılan doku tamamen ölü hücrelerden oluşuyordu ve geride hiç canlı hücre kalmamıştı. Ameliyat öncesi kan alfa feto protein düzeyimde tamamen düzelmişti. Ben artık başarmıştım. Bu haberle iyileşme sürecim çok hızlandı ve kısa sürede taburcu oldum. Göğsümdeki ameliyat yaram iyileşti ve kendimi çok iyi hissediyordum.

Tedavisi son derece güçlükler içeren mediyastinel germ hücreli tümör tanısı alan Oğuz’un tedavisi başarılı bir şekilde tamamlanmış ve mutlu sona ulaşmıştık. Bu grup hastalarda hastalıktan kurtulma oranı %50 düzeyindedir. Tüm ekip olarak Oğuz’un bu oranı yakaladığına inanıyoruz.

Tabii ki her hasta ve hastalıkta olduğu gibi Oğuz’unda gelecekte nüks etme (tekrarlama) ihtimali var. Bu ihtimali hiç birimiz sıfırlayamayız. Biz elimizden gelenin en iyisini, bilimin bizlere sunduğu en iyi tedavi yöntemlerini sevgi dolu ellerimizle Oğuz’a sunmuş ve başarıyı yakalamıştık. Ayrıca tüm bu süreçten Oğuz’un ve ailesinin fiziksel ve psikolojik bir yara almadan tamamlamalarını sağlamıştık.

Yaşamın hepimiz yani biz sağlıklı bireyler içinde ne sürprizler hazırladığını kestiremeyiz. Oğuz’un mutlu olma, kendisi ve ailesi ile gurur duyma vakti gelmişti. Biz de Oğuz’u yaşamına ve ailesine gururla yolladık.

“Kolay olmayan bir süreç yaşadığımı düşünüyorum. Doktorlarım ve tüm sağlık ekibi harikaydı. Üst düzeyde oldukları tüm süreçten belliydi ve benimle son derece yakından ilgilendiler. Kendimi bir aile içinde hissettim.

Alternatif tedavilere asla kulak asmadım. Kanser teşhisi koyulduktan sonra tüm tedavi süresince bana verilen görevleri en iyi şekilde uygulamaya çalıştım. Doktorumdan habersiz kansere iyi gelir umuduyla alternatif tıp ürünleri, vitaminler kullanmadım. Sonuçta da iyileştim çok şükür. Sizlere çok teşekkür ederim.

Sözlerini tamamlarken Oğuz’un gözlerindeki umut ve yüzündeki gülümseme ulaştığımız başarının bir kanıtı olarak hafızamdaki yerini aldı.

Oğuz şu an tamamen sağlıklı. İlk tansından itibaren nerdeyse 2.5 yıl geçti. 3 ayda bir kontrollerini aksatmıyor ve tetkiklerine devam ediyor, sağlıklı besleniyor, sigara içmiyor, düzenli spor yaparak sağlığını korumak adına elinden gelen her şeyi eksiksiz yapıyor.

Tanı ve tedavisinde çok sayıda hekim ve yardımcı personelimiz multidsipliner bir ekip ruhu ile gayret gösterdi. Onkolojiden hematolojiye, ürolojiden patolojiye, onkoloji eczacımız ve çok sayıda deneyimli hemşiremiz, psikoloğumuz, beslenme uzmanımız ve personelimize sonsuz teşekkürler.

Umudu kaybetmeden yaşanan güzel yarınlar için…

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan