Kanser-onlenebilir-bir-hastalik-midir

Kanser önlenebilir bir hastalık mıdır?

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü huylu hastalıklar grubuna verilen genel addır. Toplumda bilinenin aksine tek bir hastalık değil neredeyse 150’nin üzerinde türden oluşur. Bu türlerin ortaya çıkışı, neden olan faktörler, seyirleri ve tedavi şekilleri çoğunlukla farklılıklar içerir. Bu nedenle bu grup hastalıklar konusunda toplumun doğru bilgilenmesi kanserden korunma ve erken tanı için çok önemlidir. Kanser insanlar için bir kader olarak kabul edilmemeli, korunma stratejileri ve erken tanı için bilim insanları toplumu bilgilendirme adına doğru yönlendirmeleri kesintisiz sürdürmelidir.

Kanserleşmeyi tetikleyici faktörler 3’e ayrılır:

1-Çevresel faktörler (önlenebilir),
2-Kalıtsal faktörler (önlenemez, erken tanı çok değerli ve çoğunlukla mümkün),
3-Rasgele mutasyonlar (önlenemez?, çoğu yaşlılıkla ilişkili).

Kanser ciddi oranda önlenebilir bir hastalıktır. Aşağıda detaylarıyla inceleyeceğimiz bir dizi çevresel faktörün, kanser oluşumu ile yakın ilişkisi kanıtlanmıştır ve çevresel faktörler önlemesi en kolay kanser etkenleridir. Erkeklerde ve kadınlarda birkaç kanser türü dışında neredeyse benzer faktörler söz konusudur. Her ne kadar önlem alsak da belli bir oranda kanser insanoğlu yaşadığı sürece var olacaktır. Çünkü kanser aynı zamanda bir yaşlılık hastalığıdır. Hücrelerin yaşlanması, bireyde var olan genetik yatkınlık, vücudumuzda var olan doğal kanserojenler (örneğin ileri yaşlarda erkeklerde testosteron; kadınlarda östrojen)bu süreci bir grup bireyde kaçınılmaz kılacaktır.

Oransal olarak bakacak olursak olayı daha da iyi kavrayabiliriz. Tüm kanserlerin neredeyse yarısından fazlası sigara alışkanlığı, önlenebilir infeksiyonlar, sedanter (hareketsiz) yaşam, obezite ve sağlıksız beslenme ile ilişkilidir. Asbest maruziyeti, benzen ve bir takım kanserojen kimyasallar ile yakın temas ve uzun süreli inhalasyon (solunum yolu ile vücuda alımı), düzenli alkol kullanımı gibi bir grup çevresel faktörün ve mesleki kanserojenin günümüzde kanserle ilişkisi kesin olarak tanımlanmıştır. Tüm bu faktörlerin toplumda oluşturulacak bilinçle birlikte azaltılması kanser görülme sıklığında ciddi oranda azalmalara neden olacaktır. Sigara içmeyen bir toplum yaratırsak neredeyse akciğer kanserlerinin %90’ından daha fazlasını yok edebiliriz. Günümüzde sigaranın çok sayıda kanser ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanserinin yanı sıra baş boyun kanserleri, yutak borusu, mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde etkili olduğu bilinmektedir.

Ülkemizde erkeklerde görülen en sık ilk 5 kanser türü sırasıyla akciğer, prostat, mesane (idrar kesesi), kolorektal (kalınbarsak) ve mide kanseri olarak sıralanmaktadır. Ülkemizde kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 8 kadın kanserinden birisi olmaya devam etmektedir. Bunu dışında rahim ağzı (serviks), rahim ve yumurtalık kanserleri de sık görülen kadın kanserleri olarak sıralanabilir. Kadınlarda akciğer kanseri erkeklere nazaran daha ender görülse de sık rastlanan kanser türü olarak sayılabilir. Ülkemizde en sık görülen çocukluk çağı kanseri ise lösemidir. Gençlerde ise (15-24 yaş grubu) erkeklerde testis kanseri ve kemik kanserleri, kadınlarda ise tiroid ve Hodgkin Lenfoma en sık karşılaşılan kanser türleridir.

Kanserden korunma yolları nelerdir?

Günümüzde kansere neden olan etkenlerin birçoğu iyi bir şekilde tanımlanmıştır. Gelin şimdi bu etkenlerin en önemlilerini birlikte inceleyerek kanserden nasıl korunabileceğimizi öğrenelim.

Obezite ile kanser ilişkisi

Günümüzde kansere neden olma kapasitesine en çok sahip çevresel faktör sigaradır, sonra ise obezite gelmektedir. Fakat 2020 yılına gelindiğinde obezitenin tüm dünyada birincil kanser etkeni olacağı tahmin edilmektedir.

Uzun yıllardır yapılan çalışmalar bireylerde aşırı kilo alımı ile birlikte vücudumuzda bazı istenmeyen ve kanseri tetikleyen maddelerin düzeyinde artış olduğunu kanıtlamıştır. Bu maddeler bazı hormonlar olabileceği gibi sitokin olarak adlandırılan hücre uyarıcılar da olabilmektedir. İnsülin büyüme faktörü, estrojen, testosteron bunlara örnek olarak verilebilir. Bu maddelerin uzun süreli artışı vücutta kronik iltihabi durumu tetiklemekte ve kanser oluşum sürecini başlatmaktadır. Karın bölgesinde yağlanma, bir başka deyişle bel kalça oranının artması kanser süreci ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle bu oranın ideal düzeyde olması sağlıklı bireyler için bir hedef olmalıdır.

Aşırı kilolu yani obez olmak kansere bağlı yaşam kaybına yaklaşık % 20 oranında katkı sağlamaktadır. Aşırı kilolu olmanın erkelerde kolon ve rektum (kalın barsak), böbrek ve özofagus (yemek borusu) kanseri ve pankreas kanseri dahil birçok kanser gelişiminde riski arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca safra kesesi ve karaciğerde kanser gelişme riskini arttırabilir ve hodgkin dışı lenfoma, multipl miyelom, ve prostat kanseri riskinde etkin rol oynayabilir.

Son yapılan çalışmalara göre obez olan bayanlarda kanser görülme ihtimali normal kilolu olanlara göre %40 daha fazladır. Bayanlarda obezite ilişkili kanserler bağırsak, mesane, rahim, böbrek, pankreas, yemek borusu ve özellikle menapoz sonrası görülen meme kanserleridir.

Çok sayıda klinik araştırma kanser ve dengesiz beslenme üzerine odaklanmıştır. Kilolu olan bireylerin düzenli beslenme ve egzersiz sonucu zayıflaması ile kanser risklerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Kilo artışı ile kanser ilişkisinde suçlanan en önemli mekanizma insülin direnci ve insülin benzeri maddenin aşırı salınmasıdır. Kilo veren ve sağlıklı yaşama adım atan bireylerde bu mekanizma tersine dönmektedir. Yaşamsal risk taşıyan birçok hastalığı tetiklediği bilinen aşırı kilo veya obezitenin önüne geçmek için kişilerin kilo vermesi için cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

Beslenme şekliniz ve ne yediğinize dikkat etmeniz hem vücudunuzun gerekli mineral ve vitaminleri almasını sağlayacak hem de aşırı kilo almanızı önleyerek obezitenin önüne geçecektir. Doğal sebze, meyve ve tam tahıllı gıda ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Tükettiğiniz yiyeceklerin dondurulmuş, aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ya da katkı maddeli olmaması önemlidir. Öğünlerinizi kaçırmayın ve üç öğün beslenmeye dikkat edin. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlamayarak hem kendinize bir iyilik yapın hem de çocuğunuza iyi bir örnek olun. Kırmızı eti yakmadan pişirerek kanserojen maddelerin sağlığınıza zarar vermesini engelleyin ve haftada bir kez et tüketmeye dikkat edin. Yine haftada 2-3 kere balık yemeniz ve tavuk eti tüketmeniz omega-3 ve vitamin ihtiyacınızı gidermenize katkı sağlayacaktır.

Düzenli ve sağlıklı beslenen çocuklarınız aşırı kilo almayacaktır. Abur cubur, çikolata, cips, yağ ve şeker içeren yiyecek ve içecekleri tüketirken kısıtlama getirin. Mümkünse organik bolca doğal meyve, sebze ve belli oranlarda et, tavuk ve balık tüketmelerini sağlayın. Aşırı kilo alan çocuklarda hastalıkların gelişme riski daha fazladır. Aşırı kilolu yetişkinlerde de kanser gelişme riskinin yüksek olduğu unutulmaması gereken önemli bir noktadır. Öyleyse, her yaşta sağlıklı kiloda kalmaya dikkat etmek gerekir.

Sigara ile kanser ilişkisi

Sigara içmeyen bir toplum yaratırsak neredeyse akciğer kanserlerinin %90’ından daha fazlasını yok edebiliriz. Günümüzde sigaranın çok sayıda kanser ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanseri yanı sıra, baş boyun kanserleri, yutak (farinks), yemek borusu (özafagus), mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde ciddi oranda azalmalar gözlenecektir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 20. yüzyılda tütün kullanımına bağlı yaklaşık 100 milyon yaşam kaybı meydana geldi ve her yıl bu sayıya 6 milyon ekleniyor. Sigaranın içinde 50’nin üzerinde doğrudan kanserle ilişkili kimyasal bulunmaktadır. Filtreli sigara içmek bu kimyasallara maruziyeti azaltmamaktadır. Yıllar içinde filtreli veya light sigara içimi bireylerin nikotin ihtiyacını gidermek için sigara dumanının daha derin içlerine çekmelerine neden olarak, akciğer kanserlerinin daha derin ve alt loblara doğru yer değiştirmesine neden olmuş ve akciğer kanseri sıklığını azaltmamıştır. 1900’lü yılların ilk çeyreğinde sigara ve akciğer kanseri ilişkisi ortaya konulmaya başlanmış 1950’li yıllarda ise bu ilişki bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ne var ki yıllar boyu bu bilimsel gerçek toplumdan devletler ve sigara üreticileri tarafınca saklanmış sigara bağımlılığı dünya çapında yaygınlaştırılmıştır. 1997’de Amerika’nın en ünlü sigara üreticilerinden olan Liggett, akciğer kanserine yakalanan bir bireyin mahkemeye vermesi sonucu mahkum edilmiş ve tüm dünyaya özür içeren mesaj yayınlamak zorunda kalmıştır.

Akciğer kanseri gibi yaşam kaybı riski yüksek olan bir kanser türünün oluşumu tek bir sebebe bağlı değildir. Yapılan araştırmalar sonucu, akciğer kanserinin birçok nedeni bulunmuştur. Çeşitli faktörler akciğer kanseri oluşumunda rol oynayabilir. Ancak bu faktörlerin çoğu tütün kullanımıyla ilişkilidir.

Sigara ve Akciğer Kanseri; sigara içmek akciğer kanserine neden olur. Tütündeki zararlı maddeler (kanserojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. Zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilir. Bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin içine çektiğiyle alakalıdır. Sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürecektir.

Akciğer kanserinden korunmanın en iyi yolu sigara içmeyi bırakmak veya hiç başlamamaktır!

Puro ve pipo ve Akciğer Kanseri; puro ve pipo kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riski taşırlar. Kişinin kaç yıldır puro veya pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. İçlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri, akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri için de risk altındadırlar. Ayrıca pasif içiciler de tütün dumanına maruz kalarak aynı oranda akciğer kanseri olma riskine sahiptir.

Eğer halen sigara içiyorsanız hemen bırakın! Bu konuda doktorunuzun yönlendirmesi ile yardım almanız mümkündür.

Pasif içiciliğin çocuk kanserleri üzerine etkisine bakacak olursak çocuklar, anne ve babalarına bakarak onları taklit ederler. Ailenizde kimsenin sigara içmesine izin vermeyin ve evinizde sigara içirmeyin. 2010 yılında elde edilen verilere göre çocuklar ve gençler arasında sigara kullanımı azalmaktadır. Son 10 yıldır tütün ürünlerinin kullanımının yol açtığı sonuçlar konusunda bilinçlendirme çalışmaları, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak, bu konuda ailelerin devamlı tetikte olması gerekir. Yapılan araştırmalar, 12 yaş ve üzeri çocukların %25’den fazlasının düzenli olarak sigara kullandığını göstermiştir ki bu hiçte azımsanacak bir rakam değildir.

Akciğer kanseri halen en sık rastlanan ve görülen vakaların yaklaşık %85’inde yaşam kaybına sebep olan bir kanser türü olarak baş sırada yer almaktadır. Sigara kullanan kişilerin yaklaşık %80’inin 18 yaşından erken sigara içmeye başladığı dikkate alınacak olursa, ailelerin çocuklarına sigaranın zararlarından bahsetmeleri ve sigarasız bir yaşam sürmenin insan sağlığına faydalarını anlatmaları gereklidir. Sigara kullanan ebeveynlerin örnek olmak adına sigarayı bırakması hem akciğer, ağız, özofagus, mesane, böbrek ve pankreas kanserleri ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltacak hem de çocuklarında olumlu etki yaratacaktır.

Hareketsiz yaşam ile kanser ilişkisi

Günümüzde bireyler yaşamın karmaşası ve güçlüğü altında artan bir tempoda çalışmakta ve kendine ve sağlığına ayırdığı vakit her geçen gün azalmaktadır. Oysa fiziksel aktivite sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden birisidir. Gün içinde yoğun bir iş yaşamında bile pasif bedensel hareketler sergilemekteyiz. Belli bir ritme uymayan ve temposuz bu hareketler bizleri yorsa da sağlığımız için gerekli olan fiziksel aktivitenin yerini almamaktadır. Bu durum zaman içinde beslenme saatlerinin düzensizliğine, tuvalet alışkanlığımızda bozulmaya, sağlıksız gıda alımına ve dolayısıyla sağlıksız yaşama neden olmaktadır. Günümüze değin yapılan çok sayıda bilimsel araştırma düzenli egzersiz yapmanın kanser riskinde azalmaya neden olduğunu kanıtlamıştır. Düzenli egzersiz vücudumuzda birçok olumsuzluğa yol açan insülin ve insülin benzeri proteinlerin düzeyini azaltmakta, bayanlarda östrojen düzeyini kontrol altına almakta ve özellikle barsak kanseri riskini azaltan barsak pasaj süresinin uzamasını engellemektedir. Vücudumuzda insülin ve insülin ilişkili proteinlerin artışı hücreleri uyarmakta ve kontrolsüz hücre çoğalmasını tetikleyerek kanser oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Öte yandan kanser tanısı aldıktan sonra düzenli egzersiz yapmanın da birçok faydası kanıtlanmış durumdadır.

Fiziksel aktivitenin azalması bireylerde barsak hareketlerini azaltmakta ve dışkıda oluşan çok sayıda istenmeyen kanserojen maddelerin barsak yüzeyine temas ederek kanserleşme sürecini başlatmasına neden olmaktadır. Bayanlarda özellikle ileri yaşlarda (menapoz sonrası) östrojen hormonunun en önemli kaynağı yağ dokudur. Yağ dokunun orantısız artışı hormon düzeylerinde artışa neden olmakta ve bu durumda bayanlarda meme, rahim kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri riskini artırmaktadır.

Tüm bu gerekçeler göz önüne alındığında her gün sağlığınızın elverdiği ölçüde egzersiz yaparak başta prostat ve kolon kanseri olmak üzeri birçok kanser türünden korunabilirsiniz. Vücudunuzun hareketsiz kalmak için programlanmadığını bilmeniz önemlidir. Bu nedenle, yapacağınız her türlü aktivite size fayda sağlayacak, sağlıklı kiloda kalmanıza yardımcı olacaktır. Doktorunuzdan yardım alarak yaşınıza ve sağlık durumunuza uygun egzersizleri ne süreyle ve ne sıklıkta yapacağınız konusunda karar verebilirsiniz.

Genel olarak yetişkinler, her hafta en az 150 dakika hafif egzersiz veya 75 dakika ağır bir egzersiz yapmalıdır. Ya da eşdeğer bir programı hafta boyunca belirli günlere dağıtılabilir. Çocuklar ve yetişkinler, her gün en az 1 saat hafif veya ağır egzersiz yapmalıdır. Ağır bir egzersizi tercih edenler, haftada en az 3 gün bu fiziksel aktiviteyi sürdürmelidir. Oturma, uzanma, televizyon seyretme, bilgisayar kullanma gibi hareket gerektirmeyen aktiviteleri yaşamınızda sınırlamalısınız. Az bile olsa yapılan fiziksel aktivite, sağlığınız için fayda sağlayacaktır. Çocuklarınızın TV ve bilgisayar başında geçirdikleri zamanı kısıtlayın. Onlara düzenli egzersiz yapmalarını öğütleyin. Böylece çocuğunuz sağlıklı ve dinç kalacak, aşırı kilo alması önlenmiş olacaktır.

UV ışınları ile kanser ilişkisi

Cilt kanseri, en sık görülen kanser türüdür. Melanom ve melanom olmayan cilt kanserleri olarak 2 başlıkta incelenir. Melanom, cilt kanserinin seyrek görülen (yaklaşık %5) bir türü olmakla birlikte en agresif hastalık seyrine sahip kanser türlerinden biridir ve özellikle son yıllarda melanom görülme oranı giderek artmaktadır.

İyi haber ise, bu kanser türünden korunmak için alınabilecek önlemlerin olması veya erken evrede teşhis edilerek etkin tedavi uygulanabilmesidir. Cilt kanserlerinin çoğu, fazla oranda UV ışınlarına maruz kalınması sonucu oluşur. Bu UV ışınlarının çoğu güneşten gelmektedir. Ancak, bazen insan yapımı solaryum gibi UV ışını olan kaynaklarda cilt kanserine sebep olabilmektedir. Güneşi tamamen engellemeniz gerekmez. Kapalı alanlarda kalarak hareketsiz bir yaşam sürmek pek de akıllıca olmayacaktır. Çünkü günlük yapılacak fiziksel aktivite sağlıklı yaşam için önemlidir. Ancak, fazla güneş ışığı zararlı olabilir. Bazı adımlar atarak UV ışınlarının etkisini sınırlayabilirsiniz.

Gölgede kalarak UV etkisini sınırlayabilirsiniz. Bunun yanında mümkün olduğu kadar kapalı giyinmeniz UV ışınlarına fazla maruz kalmanızı engeller. Güneş ışınlarının daha dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arası dışarı çıkmanız gerekiyorsa, şapka ve UV ışınlarından koruyan güneş gözlüğü takmanız gereklidir. Bu sayede, baş ve göz çevresindeki hassas bölgeyi korumuş olursunuz. Mevsim ne olursa olsun, güneşli havalarda açıkta kalan bölgelere (yüz, kol, bacak vs.) +30 UV koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz cilt kanserinden korunmanıza yardımcı olacak bir başka önlemdir.

Birçok kişi solaryumun oluşturduğu UV ışınlarının zararsız olduğuna inanır. Bu doğru değildir. Ultraviyole lambalar, UVA ve UVB ışınları yayarlar. Hem UVA hem de UVB ışınları ciltte uzun süreli zarara yol açar ve cilt kanserinin gelişimine katkı sağlar. Özellikle 30 yaş öncesi solaryum kullanımına başlamanın, melanom riskinin artması ile bağlantısı vardır. Dermatologların ve sağlık örgütlerinin çoğu solaryum ve ultraviyole lamba kullanımını tavsiye etmemektedir. Bronz tenli görünmek isterseniz, bronzlaştırıcı losyon kullanarak tehlikesiz bir yöntemle bronz görünmeniz mümkündür.

Cilt kanseri, çocuklarda dikkat edilmesi gereken bir başka kanser türüdür. Cilt kanseri gelişiminin %90’ında etken rol oynayan güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından çocuklarımızı korumak için basit önlemler almanız yeterli olacaktır. Çocuklar özel ilgi ister. Deniz kenarında veya dışarıda oynayarak fazla vakit geçiren çocukların güneşte yanma olasılığı daha yüksektir ve yaklaşan tehlikeden haberdar değillerdir. Anne-babalar ve bakıcılar, çocukları güneşin zararlı ışınlarından korumak için dışarı çıkarken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar kapalı giydirin, şapka takın ve güneş kremi sürmeyi bir alışkanlık haline getirin. Biraz daha büyüdüklerinde çocuklarınıza güneşin zararlı ışınları hakkında bilgi verin. Eğer çocuğunuz güneşte kolay yanıyorsa, daha da dikkatli olmanız, kapalı giydirmeniz, en az +30 koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz ve güneşte fazla kalmamasına (özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arası) özen göstermeniz gerekir. Ayrıca, çocuğunuzun UV ışınlarından koruyan bir güneş gözlüğü takması, hem gözleri hem de göz çevresindeki hassas deriyi koruyacaktır. Bunun yanında, 6 aydan küçük bebekler, direk güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır ve koruyucu şapka ve giysi giydirilmeli, bebeğin güneş gören bölgelerine güneş kremi sürülmelidir.

Yukarıda sayılan önemli başlıkların dışında, bazı genetik faktörlerin (kalıtsal veya mutasyonel), radyasyona maruz kalmanın ve bazı infeksiyonların da kansere yol açtığı kanıtlanmıştır. Bu konuların her birini sonraki yazılarımızda inceleyeceğiz.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan