Meme-kanseri-ile-mucadelede-es-destegi-cok-onemli

Meme kanseri ile mücadelede eş desteği çok önemli

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Kanser, kadın ve erkeği farklı şekilde etkiliyor. Aslında evin direği olarak düşünülen erkek, her şey yolunda giderken bir anda eşinin hastalığını öğrendiğinde bocalıyor. Özellikle meme kanserinde bu durum daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor.

Meme kanseri ile birlikte kadının cinsel kimliği yani güç kaybı, psikolojik çöküşü ve ailedeki güçlü kimliğinin kayboluşu, bu hastalığın aslında sosyolojik boyutu olduğunu da gösteriyor.

Ailenin bütünlüğü için kadına destek olunmalı

Meme kanserinin ailede şok etkisi yaratarak, önce hastayı ardından da aileyi olumsuz etkiler. Kadın ve erkeğin kansere yakalanması ailede farklı sonuçlara yol açar. Erkek kansere yakalandığında kadın adeta gücüne güç katıyor ve eşini, ailesini sahipleniyor. Eşine olan bağlılığı bu süreçte daha da artıyor. Hayat mücadelesini artık ailesini bir arada tutmak için veriyor. Kadınların eşi kanser olduğunda gösterdiği bu saygın davranış karşısında hemcinslerim adına üzülüyorum. Çünkü kadın kanser olduğunda erkekler; genellikle çökmüş, kahrolmuş, yeni arayışlar içine girmiş, paniklemiş, ruhsal olarak zayıflamış hale geliyor. Eşini bu süreçte yalnız bırakabiliyor. Eğer tümör ileri evreyse bu süreci toparlamak çok uzun vakit alabiliyor. Bu nedenle de bu hastalığın erken evrede yakalanarak, çok kısa süreli ve daha basit tedaviler ile hastanın hayata dönüşü çok kolay oluyor. Bu sayede aileler de fazla yıpranmıyor ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıkmıyor.

Erken evre kanser hastaları doktora da moral veriyor

Erken evre meme kanserli bir hastanın doktor üzerinde de çok pozitif bir etki sağladığını söyleyebilirim. Kadının psiko-sosyal durumuna bakıldığında, hastalığın erken evrede yakalanmasının kıymeti de daha çok anlaşılmaktadır. Meme bütünlüğünü bozulmadan küçük bir ameliyatla tümör temizlenmekte ve belki de hiç kemoterapi ya da radyoterapiye gerek kalmadan hasta evine gönderilmektedir. Bir hastayı kanserden kurtarmak bir doktor için de müthiş bir motivasyondur. Erken evre bir kanser hastası ile karşılaştığımda onu kutluyor ve kendine olan duyarlılığı için teşekkür ediyorum. Eğer eşi de buna katkı sağlamışsa, onu da kutluyorum. Hep birlikte kanserin erken evrede yakalamış olmasının sevincini yaşıyoruz.

Erkekler eşlerini meme muayenesine teşvik etmeli

Türk toplumunda kadınların kendilerinden çok ailelerine verdiği değer nedeniyle sağlığını ihmal ettiğini gözlemliyorum. Kadın, çocuğu, eşi, yuvası ya da birçok şey için kendine gereken özeni göstermiyor. Burada erkeklere çok önemli görevler düşüyor. Bir erkek eşini 40 yaşından önce meme muayenesi ile tanıştırmalı. Aynı zamanda jinekolojik tetkiklerini düzenli olarak yaptırmasına teşvik etmeli. Her ay düzenli kendi kendine meme muayenesi yapmasını önermeli ve hatırlatmalı. 40 yaşından sonra her yıl mamografi taramasına onunla birlikte gitmeli ve randevularını bizzat kendi almalı. Eğer kadın birçok nedenle bunları ihmal ediyorsa, erkekler programlayarak uygulamalı. Erkeklerin de bu konuda çok duyarlı olduklarını düşünüyorum. Yeter ki yeterli bilinçlendirme sağlansın. Eğer gerçekten böylesine basit bilinçlenmeyle ve basit programlarla ailesini nasıl bir tehlikeden kurtaracağını bilse, erkek bunları düzenli olarak yapacaklarına yürekten inanıyorum.

Ya check-up’ta bir şey çıkarsa?

Kadınların meme muayenesi sırasında bir kitleye rastlamaları korkusu ve paniği yaşadıklarını görüyorum.
Bu fobinin gelişmesinin en önemli nedeni yıllarca kanserin korku ile birlikte anılmasıydı. Oysa bilinmeyen bir şeyden korkulur. Artık kanseri biliyoruz. Öncelikle kanser kelimesini telaffuz etmeyi öğretiyoruz. Sonra mücadele edilebilir ve son olarak da erken tanı yöntemleriyle çözülebilir hastalık olduğunu anlatıyoruz. İşte kendini muayene edememenin altında fobi yatıyor. Ya bir şey çıkarsa? Oysa bir şey çıkarsa onu küçük işlemlerin kurtaracağını gerçek anlamda bilse bundan korkmayacak.

Evli tüm beyleri Meme Kanseri Farkındalık Ayı'nda eşlerine sevgilerini ve ilgilerini göstermeye davet ediyorum..

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan