meme-kanseri

Meme kanseri nedir? Nedenleri - risk faktörleri nelerdir? Çeşitleri nelerdir?

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Normal memenin yapısı

Meme kanserini anlamak için normal meme yapısı hakkında bazı temel bilgileri paylaşmak yardımcı olacaktır.

Dişi meme, lopçuk (süt üreten bezeler), süt kanalları (meme başına sütü taşıyan küçüp kanallar) ve stroma’dan (süt kanalları, lopçuklar, kan damarları ve lenfatik damarları çevreleyen yağ ve bağ dokusu) oluşur.

Meme kanserlerinin çoğu, süt kanallarındaki hücrelerde başlar. Bazıları, lopçuklarda, çok az sayıda meme kanseri ise diğer dokularda oluşur.

Meme kanseri ve memenin lenfatik sistemi

Meme kanserinin yayılma şekillerinden biri lenf sistemi olduğu için genel yapısını anlamak önemlidir. Bu sistemin bazı bölümleri vardır.

Fasülye şeklinde olan lenf bezleri, lenf damarlarına bağlı küçük bağışıklık sistemi hücreleridir. Lenf damarları, memeden lenf adı verilen berrak sıvıyı (kan yerine)taşıması dışında küçük damarlar gibidir. Lenf doku sıvısı, atık maddeler ve bağışıklık sistemi hücrelerini içerir. Meme kanseri hücreleri, lenf damarlarına girerek lenf bezlerinde gelişmeye başlayabilir.

Memedeki lenf damarlarının çoğu, koltuk altındaki lenf bezlerine bağlanırken, bazı lenf damarları, göğüse (internal mamariyal lenf bezleri) ve köprücük kemiğinin ya üstüne ya da altına bağlanır.

Kanser hücreleri, lenf bezlerine yayıldıysa, bu hücrelerin kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılmış olması yüksek ihtimal dahilindedir. Lenf bezlerinde ne kadar çok meme kanseri varsa, diğer organlara da o kadar çok yayılmış demektir. Bu yüzden, bir veya birden fazla kanserli lenf bezi, tedavi planını etkiler. Ancak, lenf bezlerinde kanser hücreleri bulunan kadınların hepsinde metastaz gelişmez. Bazı kadınlarda ise, lenf bezlerinde kanser hücreleri yoktur ancak sonradan metastaz gelişir.

Meme kanserinin nedenleri - risk faktörleri

Belli bir tür kansere yakalanma olasılığını arttıran her şey, risk faktörüdür. Farklı kanser türlerinin farklı risk faktörleri vardır. Örneğin; yoğun güneş ışığıyla uzun süreli temas, cilt kanseri için bir risk faktörüdür. Sigara kullanmak, akciğer, ağız, gırtlak, mesane, böbrek ve diğer bazı organlarda gelişen kanser türleri için risk faktörüdür.

Ancak, risk faktörleri bize her şeyi anlatmaz. Risk faktörüne sahip olmanız, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez. Meme kanseri risk faktörü olan birçok kadın, bu hastalığa yakalanmazken, hiç risk faktörü taşımayan bazı kadınlar meme kanserine yakalanabilir. Risk faktörü taşıyan ve meme kanserine yakalanan bir kadında, bu faktörlerin ne kadar katkıda bulunduğunu bilmek zordur.

Farklı risk faktörleri vardır. Kişinin yaşı veya ırkı gibi bazı faktörler değiştirilemez. Kansere neden olabilecek diğer faktörler çevreseldir. Diğerleri ise, sigara ve içki kullanımı, beslenme şekli gibi kişisel davranış biçimlerine bağlıdır. Yaşlanma veya yaşam şekli gibi bazı faktörler, meme kanseri riskinizi zaman içinde değiştirebilir.

Meme Kanserinde Değiştirilemeyen Risk Faktörleri Nelerdir?

Meme Kanseri ile Cinsiyet İlişkisi

Kısaca kadın olmak, meme kanseri gelişimindeki ana risk faktörüdür. Erkeklerde de, meme kanseri gelişebilir ancak bu hastalık kadınlarda erkeklere nazaran 100 kat fazla görülmektedir. Bunun sebebi, erkeğin kadına göre meme kanser hücreleri geliştiren dişilik hormonu östrojen ve projesteronu daha az üretmesidir.

Meme Kanseri ile Yaş İlişkisi

Meme kanseri riski, yaşlandıkça artar. 45 yaşından genç yaklaşık 8 kadından 1’inde yayılma gösteren meme kanserine rastlanırken, 55 yaş ve üstü kadınların 3’te 2’sinde yayılma gösteren meme kanseri bulunmaktadır.

Meme Kanserinde Kalıtsal Risk Faktörleri

Meme kanseri vakalarının %10 kadarı kalıtsaldır. Aileden geçen mutasyona uğramış BRCA1 ve 2 genleri gibi.

Meme Kanserinde BRCA1 ve BRCA2: Genetik meme kanserinin en sık rastlanan nedeni, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde genetik mutasyondur. Normal hücrelerde, bu genler protein üretir ve hücrenin anormal gelişmesini engelleyerek kanseri önler. Ancak, bu iki genden birinin genetik mutasyona uğramış bir kopyası aileden geçmişse, yaşam süreci içerisinde meme kanserine yakalanma riski yüksek demektir. BRCA mutasyonuna sahip aile üyeleri için risk, %80 oranındadır. Genetik mutasyona sahip kadınların kansere yakalanma yaşı, genetik mutasyon taşımayan kadınların yaşına göre daha gençtir ve kanser çoğunlukla iki memeyi birden etkiler. Genetik mutasyona sahip kadınlar, yumurtalık kanseri gibi başka kanserlerin gelişmesi riskini de taşırlar.
Meme Kanserinde Diğer Genlerde Değişiklik: Diğer gen mutasyonları da genetik meme kanseri ile bağlantılı olabilir. Ancak, bu gen mutasyonları daha nadir görülür ve BRCA geninin meme kanseri riskini arttırması kadar etkili değildir.

ATM: ATM geni, normalde zarar gören DNA’nın onarılmasına yardımcı olur. Bu genin 2 genetik anormal kopyası, ataksi-telenjiektazi hastalığına sebep olur. Genetik mutasyona uğramış 1 kopyası ise, bazı ailelerde meme kanseri oranını arttırabilir.

TP53: TP53 geni, anormal hücre gelişimini önleyen p53 proteininin üretilmesi için talimat verir. Bu genin genetik mutasyonu Li-Fraumeni sendromuna (bu hastalığı bulan 2 araştımacı tarafından isimlendirilmiştir) neden olur. Bu sendroma sahip kişlerde kan kanseri, beyin tümörü ve sarkom (kemik veya bağ doku kanseri) gibi diğer bazı kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri gelişme riski de yüksektir. Meme kanserinde sıkça rastlanan bir sebep değildir.

CHEK2: Li-Fraumeni sendromu, CHEK2 geninde de genetik mutasyona sebep olabilir. Mutasyona uğradığında bu sendroma yol açmasa bile, meme kanseri riskini ikiye katlayabilir.

PTEN: PTNE geni, normalde hücre gelişiminin işleyişine yardımcı olur. Bu gendeki mutasyon, Cowden hastalığına yol açabilir. Nadir de olsa, benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) meme tümörü riskini arttırır. Bunun yanında; sindirim borusu, tiroid, uterus ve yumurtalıklarda da tümöre yol açabilir. Ayrıca, bu gendeki bozukluk, meme kanseri riski ile bağlantısı olmayan Bannayan-Riley-Ruvalcaba sendromu adında farklı bir hastalığa neden olabilmektedir.

CDH1: Bu gendeki mutasyon, genetik olarak geçmiş mide kanserine yol açar. Erken yaşta mide kanseri, nadir rastlanan bir türdür. Kadınlarda, bu gendeki mutasyon yayılan lobüler meme kanseri riskini arttırır.

STK11: Bu gendeki bozukluk, Peutz-Jeghers sendromuna neden olabilir. Ağız içinde ve dudak kenarlarında pigmentli noktalara yol açar, idrarda ve gastrointestinal kanalda polip oluşturur ve meme kanseri dahil birçok kanser türünde riski arttırır.
Meme Kanserinde Genetik Testler: Genetik testlerde, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde mutasyona bakılabilir. Uygulanan testler, bazı durumlarda yardımcı olmasına rağmen, artıları ve eksileri dikkatlice değerlendirilmelidir.

Meme Kanseri ile Ailesel Geçmiş İlişkisi

Ailesindeki kadın bireyde daha önce meme kanseri görülen kişide, meme kanseri riski yüksektir.

Birinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş veya kızı) daha önce meme kanserine rastlanması bu riski ikiye katlar. Birinci derece 2 akrabada görülmesi, riski 3’e katlar.

Kesin risk bilinmemekle birlikte, ailesinde babada veya erkek kardeşte görülen meme kanseri de, kadında meme kanseri riskini arttırır. Ancak tümüyle değerlendirildiğinde, ailede bu hastalığa rastlanmış meme kanseri kadınların oranı %15’den azdır. Bu demektir ki, meme kanserine yakalanan kadınların %85’den fazlası bu hastalığı aileden almamaktadır.

Meme Kanserinde Kişisel Geçmişin Önemi

Bir memede kanser tespit edilen kadının, diğer memesinde veya aynı memenin başka bir yerinde kansere rastlanma oranı 3-4’e katlanır. Bu, birinci kanserin tekrarlaması durumundan farklıdır.

Meme Kanseri ile Irk ve Etnik Yapı İlişkisi

Afrikalı Amerikalı kadınlara nazaran beyaz kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı, biraz daha yüksektir. Ancak, meme kanserine yakalanan Afrikalı Amerikalı kadınlarda, yaşamsal risk daha fazladır. Bununla birlikte bu hastalığa yakalanan 45 yaş altı kadınlar daha çok Afrikalı Amerikalıdır. Bunun yanında, Asyalı ve Hispanik (İspanyol) kadınlarda meme kanseri gelişme ve yaşamsal risk oranı daha düşüktür.

Yoğun Meme Dokusu ve Meme Kanseri
Meme yağ dokusu, fibröz doku ve glandüler (beze) dokudan oluşur. Yoğun meme dokusu (mamogramda görüldüğünde) demek glandüler ve fibröz dokunun daha fazla, yağ dokusunun daha az olması demektir. Yoğun memeye sahip bir kadında, meme kanseri riski daha yüksektir. Ne yazık ki, yoğun meme dokusu, mamogramlarda da kesin sonuç vermeyebilir.

Yaş, menopoz durumu, ilaç kullanımı (menopozal hormon tedavisi gibi), hamilelik ve genetik gibi meme yoğunluğunu etkileyen bir dizi faktör vardır.

Meme Kanserinde Lobüler Karsinom

Kanser hücrelerine benzeyen oluştuğu yerle sınırlı lobüler karsinom hücreler, memenin süt üreten bez lopçuklarında gelişir. Ancak, lopçuk duvarına doğru gelişmez. Tedavi edilmediği takdirde yayılma gösteren meme kanserine dönüşebilir.

Bu tür vakalarda, kadınlarda meme kanseri riski 7-11 kat fazladır. Lopçuk karsinom olan kadınlarda rutin doktor ve mamografi kontrolleri şarttır.

Meme Kanseri ve Menstrasyon (Adet) İlişkisi

Erken regl olan (12 yaşından önce), daha fazla adet döngüsü olan ve/veya menopoz sonrası (55 yaş sonrası) kadınlarda, meme kanseri riski biraz daha fazladır. Uzun süreli östrojen ve progesteron hormonuna maruz kalmakta riski arttıran nedenler arasında yer alabilir.

Göğüse Farklı Bir Nedenle Radyoterapi Uygulanan Bireylerde Meme Kanseri

Başka bir kanser türü (Hodgkin hastalığı veya non-Hodgkin lenfoma gibi) tedavisi için göğüs bölgesine alınan radyasyon, meme kanseri riskini önemli ölçüde arttırmaktadır. Bu durum, radyasyon aldığı dönemde hastanın yaşına göre değişir. Kemoterapide veriliyorsa, ovariyan (yumurtalık) hormon üretimini bir süreliğine durdurur ve riski azaltır. Gençlik döneminde memeler henüz gelişme dönemindeyken göğüse alınan radyasyon, meme kanseri gelişme riskini en çok arttıran dönemdir. Ancak, 40 yaş sonrası alınan radyasyon tedavisinin, meme kanseri riskini arttırmadığı gözlenmiştir.

Meme Kanserinde Risk ve Yaşam Şekli ile Bağlantılı faktörler

Çocuk Sahibi Olmak Meme Kanseri Riskini Azaltır mı?

Hiç çocuk sahibi olmayan veya ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri riski az da olsa artar. Çok fazla hamilelik geçiren ve genç yaşta hamile kalan kadınlarda, meme kanseri riski azalır. Hamilelik, kadının sebep olabileceği düşünülen tüm adet döngüsünü azaltır.

Doğum Kontrol Hapı Meme Kanseri İçin Bir Risk Faktörü müdür?

Araştırmalar, doğum kontrol hapı kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara nazaran azda olsa meme kanseri riski taşıdığını tespit etmişlerdir. Hapların kullanımına son verildiğinde, risk oranı normale dönmektedir. 10 yıldan fazla süre önce kullanımın durdurulması, meme kanseri riskinde bir artış olmadığını göstermiştir. Doğum kontrol hapı kullanmayı düşünen kadınların, meme kanseri ile ilgili diğer risk faktörlerini doktorları ile konuşmaları gerekmektedir.

Depot-medroksiprogesteron asetat ve Meme Kanseri

(DMPA; Depo-Provera®), enjekte edilebilen bir progesterondur ve doğum kontrolü için her 3 ayda bir verilir. Az sayıda araştırma, DMPA’nın meme kanseri riski üzerindeki etkisini araştırmıştır. DMPA’nın sürekli kullanımı riski arttırabilir. 5 yıldan fazladır kullanımın durdurulması bir risk yaratmamaktadır.

Menopoz sonrası Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Östrojen ile uygulanan hormon tedavisi (çoğu zaman progesteron ile birlikte uygulanır), menopozun etkilerini yatıştırmak ve osteoporozu (kemiklerin zayıflaması) önlemek için uzun yıllar kullanılır. Daha önceki araştırmalarda, sağlıkla ilgili başka faydalar sağladığı yönünde tespitlerde bulunulurken, son zamanlarda yapılan araştırmalarda aynı bulgulara rastlanmamıştır. Bu tedavi yöntemi; menopoz sonrası hormon tedavisi, hormon replasman tedavisi, menopozal hormon tedavisi gibi birçok isimle anılır.

İki tür hormon tedavisi vardır; Birinci tedavide, kadında hala uterus(rahim) vardır ve östrojen ve progesteron tedavisi uygulanır. Çünkü tek başına östrojen tedavisi uygulaması meme kanseri riskini arttırmaktadır. İkinci tür tedavide ise, kadında uterus (rahim) yoktur. Östrojen tek başına verilebilir. Bu tedavi yöntemine, östrojen tamamlayıcı tedavi veya sadece östrojen tedavisi denir.

Kombine Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Menopoz sonrası kullanılan kombine hormon tedavisi, meme kanserine yakalanma riskini ve yaşamsal riski oranını arttırabilir. 2 yıl kadar az bir kullanım süresinde bile risk söz konusudur. Kombine hormon tedavisi, kanserin daha ileri evrede bulunma riskini de arttırabilir. Risk artışı, yakın geçmişte ve halen hormon kullanan kadınlarda daha fazladır. Bu sebeple, rutin meme kontrollerinin ve tarama testlerinin düzenli olarak yaptırılması, gelecekte oluşabilecek kanserin önüne geçilmesinde kilit rol oynamaktadır.

Hormon kullanımı, menopoz belirtilerini tedavi etmek için kullanılan güvenli bir yoldur. Sentetik versiyonlarına karşın kullanılan “natural” hormonların, daha etkili veya daha güvenli olduğuna dair yeterli delil henüz yoktur. Diğer hormon tedavi türleri ile aynı sağlık risklerini taşımaktadır.

Östrojen Tedavisi ve Meme Kanseri

Bazı araştırmalarda, menopoz sonrası tek başına kullanılan östrojenin meme kanseri gelişme riskini arttırmadığı görülmüştür. Aslında bunun sebebi, daha önceden rahmi alınan ve östrojen kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin daha az olduğunun görülmesidir. Bunun yanında bazı araştırmalar, 10 yıldan fazla östrojen kullanımında yumurtalık kanseri riskinin de arttığını gözlemlemiştir.

Östrojen tedavisi, meme kanseri riskinin yanında kalp hastalıkları, kanda pıhtılaşma gibi bazı problemleri de arttırır. Kolorektal kanser ve osteoporoz riskini azaltır ancak, osteoporozu önleyen ve tedavi eden daha etkili yollar olduğu için, olası zararları iyice hesaplanmalıdır.

Östrojen tedavisine karar verirken olası riskler ve sizi nelerin beklediği iyice anlaşılmalı ve bu tedavi doktor kontrolünde alınmalıdır.

Emzirme Meme Kanseri Riskini Azaltıyor mu?

Bazı araştırmalar, emzirmenin (özellikle 1,5 – 2 yıl süren), meme kanserini az da olsa azalttığını öne sürmüştür. Ancak, emzirmenin az olduğu ülkelerde, bu alanda araştırma yapmak pek de kolay değildir.

Alkol Kullanımı Meme Kanserini Tetikler mi?

Alkol kullanımının meme kanseri gelişme riski ile net bir bağlantısı vardır. Risk, tüketilen alkol oranında artar. Hiç içki içmeyen kadınlara nazaran günde bir bardak alkollü içki tüketen kadında az da olsa risk artmaktadır. 2-5 bardak alkollü içki tüketen kadınlarda ise, bu risk 1,5 katı daha fazla olurken aşırı alkol kullanımının, diğer bazı kanser türlerinin gelişme riskini arttırdığı bilinmektedir.

Obezite ile Meme Kanseri Arasındaki İlişki Nedir?

Menopoz sonrası aşırı kilolu veya obez olmak, meme kanseri riskini arttırır. Menopoz öncesi, yumurtalıklarınız östrojenin çoğunu üretir ve yağ dokusu çok az bir miktar östrojen üretmektedir. Menopoz sonrası (yumurtalıklar, östrojen üretmeyi durdurduğunda), östrojen çoğu kadına yağ dokusundan gelir. Menopoz sonrası fazla yağ dokusu olması, östrojen seviyesini yükselterek meme kanseri gelişme şansını arttırır. Yüksek insülin seviyesinin, meme kanseri dahil bazı kanser türleri ile bağlantısı vardır.

Ancak, meme kanseri ile kilo arasındaki bağlantı komplikedir. Örneğin; yetişkin olduğunda kilo alan bir kadında risk artarken, çocukluğundan beri kilolu olan kadınlarda aynı risk oranı söz konusu olmayabilir. Ayrıca, göğüs bölgesinde aşırı yağlanma, kalça bölgesindeki yağlanmaya nazaran daha fazla risk teşkil edebilir. Araştırmacılar, vücudun çeşitli bölgelerindeki yağ hücrelerindeki farklılıkların, bu durumu açıklayabileceğine inanmaktadır.

Meme Kanseri Riskini Azaltmada Fiziksel Aktivitenin Önemi
Egzersiz şeklinde yapılan fiziksel aktivitenin, meme kanseri riskini azalttığına ilişkin kanıtlar artmaktadır. Asıl soru, ne kadarlık bir aktiviteye ihtiyaç duyulduğudur. Haftada en az 1,25 – 2,5 saatlik hızlı yürüyüşler, kadındaki meme kanseri riskini %18 oranında azaltmaktadır. Eğer bu yürüyüş, haftada 10 saat olursa, riski biraz daha azaltmaktadır.

Beslenme ve Alınan Vitaminler ile Meme Kanseri İlişkisi

Kadının beslenme alışkanlıkları ile meme kanseri riski arasındaki bağlantı araştırılmıştır. Ancak, sonuçlar tartışmalıdır. Bazı araştırmalar, beslenmenin rol oynadığını tespit ederken, diğer araştırmalar meme kanseri riski üzerinde etkisi olduğuna dair kanıt bulamamıştır. Beslenmede yağ oranına, meyve, sebze ve et tüketimine bakılmıştır. Meme kanseri riski ile net bir bağlantı yoktur.
Araştırmalardan elde edilen tutarsız sonuçlar doğrultusunda vitamin seviyelerine bakılmış, belli bazı besinlerin fazla tüketilmesinden kaynaklı meme kanseri riskinde artış tespit edilmiştir. Bu zamana kadar yapılan hiçbir araştırma, vitamin kullanımının meme kanseri riskini azalttığını göstermemiştir. Ayrıca, kırmızı et ve yağlı besinlerden fakir, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin, genel olarak sağlığınızda faydalı bir etki yaratacağı kesindir.

Yağlı yiyeceklerle beslenmenin, meme kanseri riskini arttırdığı sonucuna daha net varılabilmesi için daha fazla araştırma yapılmalıdır. Ancak, yağlı besinlerle beslenmenin, kilo alınmasına sebep olduğu, birçok hastalığı tetiklediği ve sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

Ter Önleyiciler Meme Kanseri Riskini Arttırır mı?

İnternet dedikodularına göre, koltukaltına sürülen ter önleyiciler, cilt tarafından emilerek lenf dolaşımına karışmakta, memede toksin oluşumuna sebep olarak meme kanserini tetiklemektedir.

Bu dedikoduyu destekleyen çok az kanıt vardır. Küçük bir araştırmada, küçük bir meme kanseri tümör örneğinde paraben (ter önleyici ve diğer ürünlerde koruyucu olarak kullanılır) seviyesi izine rastlanmıştır. Ancak, parabenin tümöre yol açıp açmadığı araştırılmamıştır. Bunlar daha önceki bulgulardır. Etkisinin belirlenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Diğer yandan, meme kanseri nedenleri üzerine yapılan geniş çaplı bir araştırmada, koltukaltı ter önleyicileri kullanan ve/veya koltukaltını traş eden kadınlarda meme kanserinin arttığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Kürtaj ve Meme Kanseri

Ne kürtajın ne de düşük yapmanın meme kanseri riski üzerinde etkisi yoktur.

Meme İmplantı Meme Kanserini Tetikler mi?

Silikon meme implantı, meme içinde yara dokusuna sebep olsa da, genel olarak meme kanseri riskini arttırmamaktadır. İmplantlar, standart mamografide meme dokusunun görüntülenmesini zorlaştırır. Ancak, implantın kayması ile alınan ilave röntgen görüntüleri, meme dokusunun daha detaylı incelenmesine olanak sağlayabilir.

Meme Kanserinde Kimyasalların Rolü Nedir?

Kimyasallar konusunda, kayda değer birçok araştırma yapılmış ve meme kanseri riski üzerindeki olası çevresel etkiler anlaşılmaya çalışılmıştır.

Çevrede bulunan bileşiklerin östrojen özellikleri hayvan deneyleriyle laboratuvar ortamında incelenmiştir. Örneğin; bazı plastiklerde bulunan maddeler, kişisel bakım ürünleri, tarım ilaçları gibi ürünler ele alınmıştır.

Bu konu, halk arasında endişe uyandıran bir konudur, ancak meme kanseri riski ile bu maddeler arasında bir bağlantıya rastlanmamıştır. Benzer maddelerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır.

Meme Kanserinde Sigaranın Etkisi Nedir?

Uzun zaman önce, meme kanseri ile sigara kullanımı arasında bir bağlantı bulunmamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, uzun süreli fazla sigara tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığını tespit etmiştir. Örneğin, gençliğinden beri sürekli sigara kullanan bir kadının en yüksek risk grubunda olduğu kesindir.

Gece İşinde Çalışmak Kadında Meme Kanseri Hastalığını Geliştirir mi?

Bazı araştırmalar, gece çalışan kadında – örneğin; hemşirelerde gece nöbeti – meme kanseri gelişme riskinin artabileceğini öne sürmüşlerdir. Son günlerde yapılan bu araştırmalar, konuyu incelemeye devam etmektedir. Bazı araştırmacılar, melatonin seviyesinde meydana gelen değişikliğe bağlı bir etki olduğunu düşünmektedir. Melatonin, özellikle geceleri karanlıkta salgılanan, ışığa karşı duyarlı, hücre yenileyici ve bağışıklık sistemini düzenleyici bir hormondur. Işığa bağlı melatonin üretiminin azalması, vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlayamamasına neden olabilir. İşte bu ihtimal üzerine araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanseri Öncü Lezyonlar

Meme kanseri tedavisi, son yıllarda yeniliğin ve bilgi birikiminin en fazla olduğu alanlardan biridir. On yıl öncesine kadar meme kanserini kabaca östrojen hormonuna duyarlı ve duyarsız olarak iki grupta sınıflandırırken, günümüzde bu bilgi değişime uğramış ve meme kanserinin 4 ana türde olduğu ve farklı tedavi stratejileri ile bireye ve bireyin tümörüne özgü tedavi edilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Çok sayıda kanser çeşidi olduğu gibi, kanserler de kendi içlerinde çok sayıda alt sınıfa ayrılır. Meme kanseri söz konusu olduğunda, bu alt türleri anlatmadan önce, meme kanseri öncesi (prekanseröz) lezyonları tanımlamak gerekir. Meme kanserine öncülük eden ve meme kanserine dönüşme ihtimali yüksek olan lezyonlardan ikisi Duktal Karsinoma In Situ – DCIS ve Lobüler Karsinoma IN Situ – LCIS’tir.

Duktal karsinoma in situ - DCIS

Memenin süt kanallarını döşeyen hücrelerin anormalleşmeye başlamasıdır ve meme kanserinin çok erken bir evresidir. Eğer memenizden yapılan biyopsi sonucu DCIS olarak raporlanmışsa bunun anlamı, meme kanallarınızdaki bazı hücrelerin kanserli hücrelere dönüşmeye başlamasıdır.

DCIS yüksek, orta ve düşük grad olarak sınıflanabilir. Yüksek gradlı tümörler daha hızlı çoğalma, tedavi sonrası daha sık yineleme eğilimindedir ve klasik meme kanserine (invaziv duktal karsinom) dönüşmeye daha meyillidir.

Yüksek ve orta gradlı DCIS’te temel tedavi ameliyattır ve bu ameliyatta bir miktar normal çevre doku ile birlikte tümör çıkarılır. Bu meme kanseri cerrahisi “geniş-bölgesel eksizyon” veya “lumpektomi” olarak adlandırılır. Yakın zamanda sonuçları açıklanan bir araştırmaya göre, düşük gradlı tümöre sahip olan hastalara ameliyat yapmanın ek bir sağkalım faydası sağlamamaktadır ve bu hastalar için 6-12 ayda bir yapılan meme muayenesi ve yılda bir yapılan mamografi ile aktif takip bir seçenek olarak düşünülmelidir.

Lobüler karsinoma in situ - LCIS

Memede süt üretiminin başladığı lobüllerdeki hücrelerin anormalleşmeye başlamasıdır. Kanser değildir. LCIS tanısı almak, gelecekte meme kanserine yakalanma riskinizin arttığı anlamına gelir. Bununla birlikte, LCIS'li bayanların birçoğunda meme kanseri gelişmeyecektir.

LCIS mamografide kendini göstermez ve çoğunlukla herhangi bir şikayete neden olmaz. Sıklıkla, çeşitli sebeplerle yapılan biyopsilerde veya meme ameliyatları sonrası alınan parçanın mikroskop altında incelenmesi ile karşımıza çıkmaktadır. Birçok LCIS'li bayanda meme kanseri gelişmeyeceği için tespit edildiği anda tedavi etmeye gerek yoktur. Bunu yerine 6-12 ayda bir yapılan meme muayenesi ve yılda bir yapılan mamografi ile aktif takip önerilmektedir.

MEME KANSERİ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

İnvazif meme kanseri

Meme kanserinin en sık görülen çeşididir. Öyle ki "meme kanseri" ve "invazif meme kanseri" eş anlamlı ifadeler olarak kullanılmaktadır. İnvazif duktal karsinom ve invazif lobüler karsinom en sık görülen alt türleridir.

İnvazif (veya infiltratif) duktal karsinom)

Her 10 meme kanserinin 8'I bu türdendir. İnvazif duktal karsinom (IDC) memenin süt kanallarını döşeyen hücrelerde başlar ve memenin içindeki yağ dokusuna doğru yayılım gösterir. Bu noktada, kan veya lenf yolu ile vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz yapma) potansiyeli taşır.

İnvazif (veya infiltratif) lobüler karsinom>

İnvazif lobüler karsinom, süt üreten salgı bezlerinde başlar. IDC gibi, vücudun diğer bölgelerine yayılabilir (metastaz). Mamografide invazif lobüler karsinomu tespit etmek, IDC'ye göre daha zordur.

İnflamatuar meme kanseri

Meme kanserlerinin %1-4'ünü oluşturur. İnflamatuar denmesinin nedeni memede yaygın iltihaplı bir görünümün oluşmasıdır. Bu iltihaplı görünüme neden olan şey, kanser hücrelerinin memedeki küçük lenf damarlarını tıkamasıdır.

Memede yaygın inflamasyonun sonucu olarak şiş, kızarık, sert ve sıcak bir meme dokusu oluşur.

Inflamatuar meme kanseri şikayet ve belirtileri hızlı bir şekilde ortaya çıkabilir. Şikayetler ve belirtiler çok benzer olduğu için meme enfeksiyonu (mastit) ile karışabilir. Mastit denilen meme enfeksiyonu emzirmeyen veya hamile olmayanlarda yaygın değildir, ayrıva menopoz sonrası da çok nadirdir; ayrıca mastit antibiyotik tedavisine iyi yanıt verir.

İnflamatuar meme kanseri tedavisi diğer meme kanserlerinden biraz farklıdır. Standart olarak tedaviye kemoterapi ile başlanır. Tedaviye iyi yanıt veren hastalar cerrahi uygunluk açısından değerlendirilir. Cerrahi sonrası radyoterapi radyoterapi hastalığın bölgesel olarak tekrarlamaması amacıyla uygulanır. Ayrıca meme kanserinin biyolojik ve genetik özelliklerine göre hormonal tedavi ve hedefe yönelik tedaviler de uygulanabilir.

Paget hastalığı

Meme kanseri ile ilişkili bir diğer hastalık Paget Hastalığı'dır. Her 100 meme kanserinin 1 - 4'ünde görülür.

Paget Hastalığı meme başında veya meme başının etrafındaki koyu alanda (areola) başlar. İlk olarak kırmızı, pullu döküntüler şeklinde başlar ve kaşıntıya sebep olabilir. Tedavi edilmezse veya kaşınırsa kanayabilir, ülsere bir yaraya dönüşebilir ve kabuk bağlayabilir. Görünüm olarak sedef veya egzemaya çok benzerdir, bu nedenle geç teşhis edilebilir.

Paget hastalığı tanısı etkilenen dokudan cerrahi olarak küçük bir örnek alınması (biyopsi) ile konulur. Biyopsi sonucunda Paget Hastalığı tanısı konulursa hekiminiz mamografi isteyecektir. Çünkü birçok hastada Paget Hastalığı, meme başının arkasındaki meme dokusundaki bir kanser oluşumunun işareti olabilir.

Paget Hastalığı'nın tedavisi nedir?

Tüm meme ya da etkilenen bölge ameliyatla alınabilir. Sonraki tedavi alınan meme dokusunda invazif mem kanseri saptanıp saptanmamasına göre belirlenir.

Seryek görülen meme kanseri çeşitleri

Hekimler meme kanserlerini değişik gruplara ayırmanın yollarını geliştirmişlerdir. Nadir görülen meme kanserleri <b>özel tip</b> (special type) ve yaygın görülen meme kanserleri özel olmayan tip (no special type) olarak adlandırılır. Meme kanserlerinin %90'ından fazlasının invazif meme kanserleri - özel olmayan tip olduğunu yukarıda yazmıştık.

Aşağıda, seyrek görülen ve özel tip meme kanseri olarak adlandırılan meme kanserlerinin isimleri sunulmuştur.

Medüller meme kanseri: klasik meme kanseri gibi tedavi edilir. BRCA 1 gen mutasyonu ile ilişkili olduğu bilinmektedir.

Müsinöz meme kanseri: yavaş büyüme ve yavaş yayılım gösterme eğilimindedir. Diğer meme kanserleri gibi tedavi edilir. Tümör 1 cm'den küçükse koltuk altı lenf nodlarının çıkarılmasına gerek yoktur.

Tübüler meme kanseri: Diğer meme kanserleri gibi tedavi edilir. Tedavi sonrası hastalığın tekrarlama ihtimali düşüktür.

Adenoid kistik meme kanseri: çoğunlukla yavaş büyüme eğilimindedir. Çoğunlukla tüm memenin ameliyatla çıkarılması gerekmez; geniş bölgesel eksizyon (çıkarma) denilen tümörlü doku ile birlikte bir miktar normal çevre dokunun çıkarıldığı bir ameliyat tercih edilir.

Metaplastik meme kanseri: bu meme kanseri 2 hücre türünün bir karışımıdır. Metaplastik meme kanseri diğer meme kanserleri gibi tedavi edilir; cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi. Fakat metaplastik meme tümörleri hormonal tedaviye duyarlı olmama eğilimindedir.

Memenin anjiosarkomu: oldukça nadir görülür. Meme sarkomunun bir çeşitidir. <b>Sarkomlar</b>, bağ dokusu, kemik, kan damarları ve sinirler gibi yapısal ve destek dokuların kanseridir. Bazen hemanjiosarkom olarak da adlandırılan anjiosarkom, kan veya lenf damarlarının hücrelerinden köken alır. Sıklıkla 4 cm'nin üzerinde tümöral oluşumla kendini belli eder ve üzerindeki ciltte mavimsi bir görünüme sebep olur. Meme kanserine bağlı memesi alınanlarda (mastektomi) veya radyoterapi görenlerde meme anjiosarkomu gelişme riski artar. Tedavisi kemoterapi ve cerrahidir.

Bazal tip meme kanseri: genetik değişimler sonucu oluşur. P53 adlı gen değişime uğramış (mutasyon) ya da kaybolmuştur. Bazal tip meme kanserleri sıklıkla <b>üçlü / triple negatif</b>tir. Yani bu tür meme kanseri hücreleri östrojen, progesteron ve Her2 reseptörleri taşımazlar. Tedavisi cerrahi, kemoterapi ve radyoterapidir.

Filloides veya sistosarkoma filloides: hem kötü huylu (malign) hem de iyi huylu (benign) olabilen bir meme tümörü çeşididir. Eğer kötü huylu ise lenf nodlarına yayılabilir fakat bu nadir görülür. Temel tedavisi cerrahidir.

Papiller meme kanseri: papiller meme tümörleri çoğunlukla ileri yaş bayanları etkiler. Ayrıca nadir de olsa iyi huylu (benign) olabilirler. Yavaş gelişme ve vücudun diğer bölgelerine yayılmama eğilimde olan tümörlerdir ve temel tedavi şekli cerrahidir.

Yukarıda sırlanan sınıflamalar meme kanseri hücrelerinin mikroskop altında klasik boyamalar sonucu oluşan görünümlerine bakılarak yapılmıştır. Aşağıda ise özel (immünhistokimyasal) boyalar uygulanarak tümörün biyolojik özelliklerine göre yapılan sınıflama mevcuttur. Son yıllarda bu sınıflama tedavi kararını daha fazla etkilemektedir.

  • Östrojen hormonuna duyarlı tümörler (Luminal A)

  • Östrojen hormonuna duyarlı ve aynı zamanda Her2 reseptörü (algacı) taşıyan tümörler (Luminal B)

  • Östrojen hormonuna duyarsız Her2 reseptörü taşıyan tümörler (Her2 pozitif)

  • Östrojen hormonu ve Her2 reseptörü taşımayan tümörler (Triple (üçlü) negatif meme kanseri, aynı zamanda bazal like olarak da bilinir)

Erken evre meme kanserlerinde ameliyat sonrası uygulanacak tedavilerde amaç hastalığın yenileme riskini azaltmaktır. Tedavi seçiminde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, hastalığın türü ve evresine (1. evre, 2. evre, 3. evre) göre koruyucu tedavi belirlenir.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan