Okullar-aciliyor-Gelin-okullarimizdan-beklentilerimize-ve-yavrularimizin-gelecegine-bir-de-farkli-gozle-bakalim

Okullar açılıyor... Gelin okullarımızdan beklentilerimize ve yavrularımızın geleceğine bir de farklı gözle bakalım

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Okul deyince hepimizin aklına eğitim, çocuklarımızın gelecekte hangi üniversiteyi kazanacakları, hangi mesleği seçecekleri, başarma zorunlulukları gelir. Okulları sorgularken veya bir okul görüşmesine gittiğimizde bizlere okulun önceki yıllarda elde ettiği eğitim başarısı, merkezi sınavlardan alınan notlar sunulur. Ayrıca okulun sportif başarılarından söz edilir. Basketbol takımı birinci olmuştur, yüzme takımı ödülleri dizmiştir. Biz bunlardan etkilenir ve çocuğumuza devlete ait veya özel bir okul seçeriz...

İlköğretimden sonra ise hepimizin bildiği sınav sonuçları ve yine eğitim başarısından etkilendiğimiz okul tercihlerimiz belirler çocuğumuzun geleceğini.

Okulun eğitim ve spor takımlarının başarısı yanı sıra birkaç şey daha sorgulamaya ne dersiniz? Gelin bunları sıralayıp irdeleyelim:

1- Öğrencilerde aşırı kilo ve obezite oranları,

2- Öğrencilere hangi türde spor aktivitesi edindirildiği ve bu aktivitelerin devamlılık oranları,

3- Sigara eğilimleri; sigarayı deneyimleme ve içme oranları,

4- Öğretmenlerin sigara içme oranları,

5- Kantinlerinde tüketilen gıdalarda gazlı ve/veya tatlandırılmış içeceklerin, hazır paketlenmiş gıdaların satış oranları, taze meyve ve/veya meyve parçacıkları bulundurmaları,

6- Tüm bunların yanı sıra çocuğun psikososyal gelişiminin en önemli engelleyicilerinden olan akran zorbalığı konusunda okulun farkındalığı ve aldığı tedbirler,

7- Aile ve okulu yakından ilgilendiren bu konularda aileler ve alanın profesyonelleri ile yapılan işbirliği ve bilinçlendirme programları.

Yavrularımızı 12 yıl boyunca teslim ettiğimiz, neredeyse uyku haricinde yavrularımızın ailemizden ve ev ortamından daha fazla vakit geçireceği eğitim kurumlarına bakışımızda eğitim dışında kalan alanlarda bir boşluk olması beni hep düşündürmüştür. Bu boşluk sadece okulun değil hepimizin sorumluluğundadır. Bizler ne kadar sorgulayıcı, eksikleri tespit eden ve çözümün parçası olma eğiliminde olursak okul yöneticilerimizde tüm iyi niyetleri ile çözüm yolunda işbirliği sağlayacaklardır.

Yavrularımızın bedensel ve ruhsal sağlığının geliştiği ve şekillendiği bu yıllarda aslında gelecekte sağlıklı veya sağlıksız bir yaşamında temelleri biz farkında olmadan atılmış olur. Tabi ki bunda çocuğumuzun genetik yapısı, aile içi alışkanlıklarımız çok önemli olsa da çocuğumuzun ev dışı yaşamı yani okul içi çevresel faktörler de en önemli belirleyicilerden olmaktadır.

Bir onkolog olarak bilimsel araştırmalar eşliğinde bedensel sağlık açısından değineceğim üç konu olacak:

Erişkinlik döneminde karşımıza çıkan kalp damar hastalığı, diyabet ve kanser üçlüsünün temelleri aslına bakarsanız tam da bu yıllarda atılmaktadır. Hacettepe Üniversitesi’nin Sağlık Bakanlığı ile ortak yaptıkları bir araştırmada 7-8 yaş arası çocuklarda aşırı kilolu ve obez oranının %20-25’lerde olduğunu görmekteyiz. İlerleyen yaşlarda da bu oranın değişmediği ve ülkemizde erişkinlerde %30-35’leri bulan aşırı kilo ve obezite oranlarına ulaştığını görmekteyiz.

Obezite ve sedanter (hareketsiz) yaşam stili kalp damar hastalığı, diyabet ve kanser için en önemli hazırlayıcı faktörlerdendir.

Okul öncesi dönemde edinilmiş aile içi beslenme yanlışları ile başlayan ve okul çağında artarak devam eden sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam stilinin gelecekte çocuklarımızı ciddi oranda etkileyeceği aşikardır. Okullarımızda çocuklarımızı gazlı ve tatlandırıcı içeceklerden, fast food türü gıdalardan ve özellikle kontrol dışı abur cubur tüketimini sorgulamalı ve okullarımızın bu yönde stratejilerini öğrenmeli, takip etmeliyiz. Taze meyve ve meyve parçacıklarını ulaşılır kılmalı ve abur cubura alternatif olarak sunmalı teşvik etmeliyiz. Okulların çocuklarımızı sağlıkları konusunda bilinçlendirme ve hatalarını rehabilite etme stratejilerini sorgulamalıyız.

Spor takımlarının başarısı bazen okullarımızda takım dışı öğrenciler arasında mutsuzluğa ve spordan soğumaya kadar giden olumsuzlukların başlangıcı olabilmektedir. Takım oyuncularının takımda yer alamayan arkadaşları ile ilişkisi, bu öğrencilerin yarattığı sempati veya iticilik gözlemlenmeli ve tüm öğrencilerin spor alışkanlığına eğilimini artıracak stratejiler belirlenmeli. Her öğrenci profesyonel sporcu olamaz ancak her öğrenci masa tenisi dahil bir çok spor alanında kendini mutlu edecek beceriye ulaşabilir ve sürdürülebilir. Okulun bu yönde çabası ve beden eğitim öğretmenlerinin okulun tüm öğrencilerine yönelik sporu sevdirme ve herhangi bir dalda öğrenciye kendini iyi hissettirecek kadar beceri ve alışkanlık edindirme stratejilerini sorgulamalıyız.

Toplum sağlığını dünya çapında tehdit eden bir diğer konu sigara alışkanlığıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1990’larda sigara üreticileri açılan davalar sonucunda toplumu zehirledikleri ve sigaranın zararlarını sakladıkları için özür dilemek ve milyarlarca dolar ceza ödemek zorunda bırakılmışlardır. Son yıllarda ülkemizde de bu konuda ciddi çabalar olsa da yeterince bilinçlenmenin olmadığını rakamlardan görmekteyiz. Yapılan çalışmalardan çocuklarımızın %10-20’sinin 10-15 yaş aralığında sigarayı deneyimledikleri ve 15-18 yaş aralığında ise benzer oranlarda sigara tüketmeye başladıklarını görmekteyiz.

Malatya’da 2012 yılında Necdet Konan ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada ilköğretim ve lise düzeyinde öğretmenlerin dörtte birinin aktif olarak sigara içmekte olduğunu görmekteyiz ve benzeri rakamları ülkemizin değişik yerlerinde yapılan çalışmalar doğrulamaktadır. Bu rakamlar gerçekten ürkütücüdür.

İki yıl önce Manavgat’da öğretmenlik yapan son derece sorumluluk sahibi şifaya ulaşmış bir hastam ile yaptığım görüşmelerde “hocam öğrencilerimizde sigara içme alışkanlığı ürkütecek oranlarda yüksek, ne olur bir program yapalım ve bize yardım edin” sözleri ve iş yoğunluğum nedeniyle vakit ayıramayışım belki de bu yazının en önemli gerekçesidir.

Tüm okullarımızda sigara, obezite, sağlıksız beslenme ve sedanter yaşam ile etkin mücadele platformları yaratılmalı, öğretmenlerimiz ve velilerimiz için öncelikli eğitim ve bilinçlendirme programları hazırlanarak yavrularımız için güç birliği sağlanmalıdır.

Bir sonraki yazımda çocuklarımızda telafisi güç psikososyal hasara yol açabilecek akran zorbalığı konusunu ele alacağım.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan