osteosarkomda-kemik-kanseri-kemoterapi-ile-tedavi

Osteosarkomda – kemik kanseri kemoterapi ile tedavi

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için hastaya uygulanan ilaç tedavisidir. Erken evre kansere sahip bir hastada kemoterapi uygulamada amaç var olan ve görüntüleme yöntemleri ile saptadığımız kanser dokusunun küçültülmesi ve yok edilmesinin yanı sıra tümörün oluşumu sırasında gözle göremeyeceğimiz kanser hücrelerinin ana dokudan koparak akciğer gibi diğer organlara gitmiş olanlarının yok edilerek hastalığın yenileme ihtimalinin azaltılmasıdır. İleri evre hastaya (metastaz yapmış) kemoterapi vermekteki amaç yaşamı kurtarmadan ziyade hastalığı geriletmek ve yaşam süresini uzatamaya yöneliktir.

Düşük derece osteosarkom olan bazı hastalar için gerekli görülmese de, kemoterapi çoğu hastada tedavinin bir parçası olarak uygulanır. Kemoterapi, genellikle cerrahi öncesi (12 hafta kadar) ve sonrası (bir yıla yakın) verilir.

Kemoterapiye başlamadan önce, doktor cerrahi yöntemle göğüsteki ana damara venöz (toplardamarla ilgili) erişim cihazı (venöz port kateter) koymayı önerebilir. Her seferinde iğne ile damardan enjekte etmek yerine ilaçlar bu yerleştirilen port kateter aracılığı ile verilebilir ve kan örnekleri alınabilir.

Başlangıçta ameliyat sınırını aşmış hastalara tümörü küçültücü (neoadjuvant) kemoterapi uygulanır. Çoğunlukla tedavinin uygulama şekli 4 değişik kemoterapi ilacının birkaçının aynı anda ve birkaçının ise ardışık uygulanması iledir. Yüksek doz methotreksat içeren T10 adı verilen tedavi şeması sıklıkla tercih edilen tedavi şemasıdır. Bu tedavi şeklinde çoğunlukla 12. haftada cerrahi planlanır. Ameliyat öncesi verilen bu kemoterapide amaç, hastalığın küçültülmesi ve ameliyata kolaylık sağlamasının yanı sıra gözle göremediğimiz vücudun diğer yerlerine gitmiş hücrelerin yok edilmesi ve gelecekte yenilemesinin engellenmesidir. Bu tedavi şeklinde çoğunlukla (özellikle ameliyat patolojisinde iyi yanıt saptanırsa) ameliyattan sonra kemoterapiye 1 yıla yakın süre devam edilir. Hastalıkla mücadelede başarıyı belirleyen en önemli etken verilen kemoterapi sonrası ameliyatla çıkarılan tümörde kalan canlı tümör hücre oranıdır. Bu oran %10’dan daha az ise hastalığın yenileme ihtimali de o kadar azdır.

Bir diğer tedavi şekli ise; ikili kemoterapi şemasının (sisplatin ve adriamisin) hem venöz yoldan vücuda uygulanırken hem de özel bir radyolojik yöntem (anjiografi) ile kemoterapinin bir kısmını atar damardan doğrudan tümör içine uygulama şeklidir. Bu tür tedaviler için deneyim sahibi merkezler ve ortak çalışma felsefesine inanan hekimlere ihtiyaç vardır. 2000 yılından sonra yapılan çalışmalarda bu yöntem için de oldukça ümit vaat edici sonuçlar açıklanmıştır.

Osteosarkom (kemik kanseri) tedavisinde İntra-Arteriyel kemoterapi başarısı

Klinik Ortopedi Dergisi'nde yayımlanan bir makaleye göre, ameliyat öncesi uygulanan intra-arteriyel (atardamar yolu ile doğrudan tümör içine) kemoterapi,metastaz yapmamış osteosarkomu olan genç hastaların yaşam süresini uzatıyor.

Osteosarkom kemiklerde başlayan bir kanser türüdür ve oldukça nadir rastlanır. Ülkemizdeki verilere baktığımızda da tablo değişmez. Her yıl gençlerde 150-200 yeni osteosarkom vakası beklenmektedir. Birçok kanser türünde olduğu gibi osteosarkomun erken teşhisi ve tedavi süreci ile hastanın tamamen sağlığına kavuşması mümkündür. Yüzde oranlarına bakıldığında 10 ile 25 yaş genç erkeklerin çoğunlukta olduğu osteosarkom hastalarının, vücut direnci ve yaş açısından uygulanan kanser tedavilerini iyi tolere edebilmeleri iyileşme sürecinde önemli bir avantajdır. Osteosarkom teşhisi koyulduğunda, hastaya uygulanan standart tedavi kanserin evresine veya yayılımına göre belirlenir. Kanser, kol veya bacak kemikleri gibi belli bir bölgede oluşmuş ve vücudun başka yerlerine yayılım göstermemiş ise, standart tedavide cerrahi öncesi kemoterapi uygulanarak kanserin mümkün olduğunca küçültülmesi sağlanır. Neoadjuvan tedavi olarak adlandırılan bu yöntem sayesinde ameliyat sırasında tümörün tamamının alınması mümkün olacaktır. Ayrıca bu tedavi, uzak bölgelere yayılan gözle görülemeyecek kadar küçük olası kanser hücrelerini de bu tedavi sürecinde yok etmeyi ve gelecekte hastalığın akciğer gibi farklı organlarda yenileme ihtimalini azaltır. Kanser hastasına cerrahi müdahale gerçekleştirildikten sonraki toparlanma sürecinde kemoterapi uygulanması mümkün değildir. Bu süreçte, ameliyatta gözden kaçırılan kanserli hücrelerin yayılım riski artar, hastalık tekrarlayabilir. Bu sebeple, ameliyat öncesi uygulanan neoadjuvan kemoterapi kanserin tamamen iyileştirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Ayrıca bu cerrahi öncesi tedaviden tam yanıt alan yani ameliyat sonrası patolojik incelemede çıkan dokuda kanser hücresi kalmayan hastalar en uzun yaşam süresine sahip olan hastalardır. Bir başka deyişle çıkarılan bölgede tümör kalmaması; tümörün oluşumu sırasında çekilen filmlerde görülemeyen vücudun diğer bölgelerine kaçan hücrelerinde tamamen temizlendiği yani yok olduğu anlamına gelir.

Klasik kemoterapi yöntemi, intrevenöz yolla yani damardan gerçekleştirilir. Ancak, atardamardan uygulanan intra-arteriyel kemoterapinin, kanser tedavisinde başarı oranını arttırması araştırmaları bu yöne çevirmiştir. Kemoterapi, kan dolaşımı yoluyla tüm vücudu dolaşarak kanserli hücrelerin tümüne etki edebilen bir tedavi yöntemidir. İntra-arteriyel uygulama, atardamardan yapılarak kemoterapi ilacının kanser hücrelerine daha etkin ulaşmasını sağlayabilir. Buda, daha fazla kanser hücresini yok etmek anlamına gelmektedir. İşte bu amaçla geçtiğimiz yıllarda yapılan klinik bir araştırma, bu tedavinin olumlu sonuçlarını kanıtlar niteliktedir.

Araştırmada, kanseri belli bir bölgede oluşmuş, vücudun başka yerlerine yayılım göstermemiş, 22 veya daha genç yaştaki 62 osteosarkom hastasında neoadjuvan kemoterapinin intra-arteriyel uygulaması değerlendirilmiştir. Tedavi sonuçları umut vaat edici nitelikte olmuş, gözlenen yan etkiler hastalar tarafından iyi tolere edilmiştir.

Bu araştırma ile bilim insanları, neoadjuvan tedavide uygulanan intra-arteriyel kemoterapinin hastalarda yaşam süresini uzattığı sonucuna varmışlardır. Elde edilen sonuçlar, hastaların yaşamını uzatarak osteosarkom tedavisinde ilerleme kaydedildiğini onkoloji camiasına göstermekle kalmamış, tedavi planlamasında bir alternatif olarak bizler adına yüz güldürücü, hastalar adına umut verici nitelikte olmuştur.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan