prostat-kanseri

Prostat kanseri nedir? Nedenleri - risk faktörleri nelerdir?

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Prostat kanseri, erkek üreme bezlerinden biri olan prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz büyümesiyle ortaya çıkan durumdur. Hücreler kontrol dışı büyüyüp prostat kanserini oluşturduğunda öncelikle prostat içinde yayılır ve sonra prostatı çevreleyen kapsülü aşarak prostat dışı çevre dokulara yayılabilir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de erkeklerde ikinci en sık görülen kanserdir. Her 6 erkekten birinde yaşam boyu prostat kanseri ile karşılaşma riski söz konusudur.

Prostat kanseri nasıl tedavi edilir?

Prostat kanseri için günümüzde yeni tedavi yöntemleri ile birlikte pek çok tedavi yöntemi mevcuttur. Hastanın kanserinin yapısına göre en etkin tedavi seçeneği seçilmelidir. Bazı hastalarda prostat kanseri agresif özellik gösterirken bazı hastalarda yavaş büyüme özelliği gösterebilmektedir. İdeal olan tedavi ile hastalıktan tamamen kurtulmayı sağlamaktır ve bunu yaparken hastanın kolay tolere edebileceği ve hastanın kalan hayatında problemlere yol açmayacak yöntemi uygulamaktır.

 

Güncel tedavi seçenekleri, prostatın kryoablasyonu (kryoterapi), radikal prostat cerrahisi (radikal prostatektomi), radyoterapi (dıştan veya içten implant aracılı/ brakiterapi). Prostat dokusunun tamamının alındığı cerrahi yöntem olan radikal prostatektomi, prostat kanserinin tedavisi için ‘’altın standart’’ yöntem olarak değerlendirilir. Fakat cerrahiye bağlı bazı istenmeyen yan etkiler hastaları daha az girişimin yapıldığı bölgesel yöntemlere yönlendirmiştir. Bu yöntemlerden olan kryoablasyonun FDA onayını almasıyla birlikte yan etkileri daha az, hızlı iyileşmenin sağlandığı bu yöntemin kullanımı da artmıştır.

 

Prostat kanserinin nedenleri - risk faktörleri nelerdir?

Bu kanser türü, herhangi bir belirtiye sebep olmadan yıllarca fark edilmeden devam eden bir hastalık olabilir ve ilerlemiş vakalarda, yaşamsal risk taşımaktadır. Erkeklerin yaklaşık %20’sinde hayatlarının bir döneminde, prostat kanseri görülecektir. Bu oranın sadece %3’lük bir kısmı yaşamsal risk taşır. Her kanser türünde olduğu gibi prostat kanserinde de erken teşhis ile yaşam kaybı oranları azaltılabilir. Ayrıca, erken evrede tedavi edilen prostat kanserinde tedaviye bağlı yan etkiler, minimum düzeyde görülmektedir.

 

Prostat kanseri, kişide hem genetik hem de genetik olmayan faktörlere bağlı olarak gelişebilir. Genetik faktörler, kalıtsaldır ve değiştirilmesi pek mümkün değildir. Ancak beslenme, egzersiz, sigara ve alkol kullanımı gibi kişinin yaşam tarzına göre değişkenlik gösteren çevresel etkenler, genetik olmayan faktörlerdir ve bunları değiştirmek mümkündür. Farklı kanser türlerinin farklı risk faktörleri vardır. Ancak, bir veya birden fazla risk faktörünüzün olması, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez. Bunun yanında, birçok kişi hastalığa az veya hiç risk faktörü taşımadan yakalanabilir.

 

Prostat kanserinde kalıtsal risk faktörleri

Tahminen prostat kanserlerinin yaklaşık %9’u, kalıtsal yatkınlıkta genler sonucu oluşabilir. Genetik prostat kanseri, bu spesifik genler ile belirlenir. Prostat kanseri olan erkeklerin ortalama %15’inde hastalık, birinci derece erkek akrabalarından (baba veya erkek kardeş) geçmektedir. Bu alanda önemli aşamalar kaydedilmesine rağmen, araştırmalar devam etmektedir. Kadınlarda olan meme ve yumurtalık kanserleriyle bağlantısı bilinen BRCA2 genindeki mutasyonun, erkeklerde prostat kanserinde de riski arttırdığı gözlenmiştir.

 

Prostat kanserinde çevresel veya kalıtsal olmayan faktörler

Bazı erkekler prostat kanserine yakalanırken, bazı erkeklerde prostat kanserinin gelişmemesinin nedeni henüz tam bir netlik kazanmamıştır. Ancak yapılan araştırmalar, çevresel faktörlerin prostat kanseri gelişiminde genetik faktörlere nazaran daha önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Her ne kadar prostat kanserinin sebebi muğlak olsa da, bu kanser türü ile bağlantılı bazı risk faktörleri tanımlanabilir:

 

Prostat kanserinde yaşın etkisi: Erkeklerde, prostat kanserinin oluşma riski ilerleyen yaşla birlikte artar. Bu sebeple prostat kanserine yaşlılık hastalığı da denilebilir. Prostat kanseri, 50 yaşın altındaki erkeklerde nadir görülürken, 55 yaşın üzerindeki erkeklerde sık rastlanan bir kanser türüdür. Yaşamları boyunca her 6 erkekten 1’ine, prostat kanseri tanısı konacaktır.

 

Prostat kanserinde ırk faktörü: Prostat kanseri en çok siyah erkeklerde, daha sonra beyaz erkeklerde ve en nadir Asya/ Pasifik adalarında yaşayan erkeklerde görülür. Siyahi erkeklerin prostat kanserine yakalanmaları beyaz erkeklere nazaran %50 fazladır ve yaşamsal riskleri iki kat fazladır.

 

Prostat kanserinde beslenme: Araştırmalar, belli besin ürünlerinin kullanımı ile prostat kanseri riski arasında net bir bağlantı bulamamıştır. Daha önce yapılan araştırmalar, selenyum ve E vitamininin prostat kanseri riskini azaltabileceğini göstermiş olsa da, sonradan yapılan araştırmalardan edinilen daha net sonuçlar, her ikisinin de fayda sağlamadığını göstermiştir. Sağlıklı beslenme; sebze, meyve ve tahıl bakımından zengin yiyeceklerle olur. Böylece, olası kilo artışı da engellenmiş olacaktır. Ayrıca, kırmızı et ve alkol tüketimini sınırlamanız yararınızadır.

 

Prostat kanserinden korunmak ve nedenlerini öğrenmek için hala birçok sorunun yanıtı aranmaktadır. Araştırmalar, riski azaltabilecek beslenme faktörlerini, tutum ve davranışları, ilaç tedavilerini değerlendirmeye devam etmektedir.

 

Prostat kanserinde 5-alfa-redüktaz inhibitörleri : 5-alfa-redüktaz enzimleri, testesteronu değiştirerek dihidrotestesteron (DHT) olarak bilinen başka bir hormonu meydana getirir. DHT, prostatta bulunan en etkili erkeklik hormonudur. 5-alfa-redüktaz’ı engelleyen ilaçlar, benin prostatik hiperplazi (prostatın iyi huylu büyümesi) tedavisinde kullanılır ve yüksek risk taşıyan erkeklerde, prostat kanseri riskini azaltabilir. Bu ilaçlar, finasterid ve dutasterid’dir. Ancak, bu ilaçların kullanımı mutlaka doktor tavsiyesi ile olmalıdır. Bireyler kendi başlarına prostat kanserinden korunmak amacı ile bu tür ilaçları kullanmamalıdır.

 

Prostat Kanseri Teşhisinde İnsülin-Benzer Büyüme Faktörü: İnsülin benzeri büyüme faktörü (IGF), birçok kanser türünde kanser hücreleri için önemli bir büyüme ve antiapoptotik faktördür. İnsülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3 (IGFBP-3) ise IGF-1 den bağımsız apoptozisi (hücre ölümü) uyarır ve büyümeyi engeller.

 

İnsülin-benzer büyüme faktörü (IGF), ana karnında ve çocukluk evresi boyunca normal gelişmede esas rol oynar. Erişkin dönemde bu sistem hücresel metabolizmada rol oynadığı gibi, hücrenin kontrolsüz çoğalarak sayılarının artması ve apoptozsin ( belirli bir moleküler işlemler serisinin (sırasının) sonunda hücrenin ölümünü sağlar ve aynı zamanda organizmanın yaşam döngüsü için gerekli ve yararlıdır) önlenmesi gibi fonksiyonların işlevinde de etkilidir. Bununla birlikte bozulmuş olan hareket, malign (kötü huylu tümör) büyümenin gelişimine katkıda bulunabilir. IGF-I, mitoz bölünmeyi uyarma ve antiapoptotik etkiye sahip olan peptit (büyüme, cinsel davranışlar, ağrıya karşı duyarlık ve davranış gibi çeşitli bedensel fonksiyonların uyarılmasında bir organdan diğerine mesaj ileten hormon türüdür) yapıda bir hormon türüdür. İnsülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3 (IGFBP-3) ise, apoptozisi uyararak IGF-I’in mitojenik etkisini engelleyen hücre bölünmesini önleyen bir etkiye sahiptir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, yüksek IGF-I ve düşük GFBP-3 seviyelerinin veya her ikisinin oranlarındaki yükselmenin, prostat kanseri riski artışı ile ilişkili olduğunu belirtmektedir.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan