Refleksoloji-masaji-nedir-Tamamlayici-ve-alternatif-tip-yontemi-olarak-kanser-hastalarinda-kullanilabilir-mi

Refleksoloji masajı nedir? Tamamlayıcı ve alternatif tıp yöntemi olarak kanser hastalarında kullanılabilir mi?

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Refleksoloji; birtakım şikayetlerde rahatlama sağlanılması amacıyla çoğunlukla ayakta (bazen de elde) belirli noktalara basınç uygulanarak yapılan bir tamamlayıcı, alternatif tıp yöntemidir. Yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu düşünülen refleksolojide; ayaktaki spesifik noktaların vücutta belirli organ veya sistemlerle, enerji kanalları aracılığıyla bağlantılı olduğuna ve bu noktalara basınç uygulandığında ilgili organ/sistemde de rahatlama sağlanıldığına inanılmaktadır.

Ancak refleksolojinin iddia edilen bu bağlantıları ve mekanizmalarına ilişkin henüz hiçbir kanıt elde edilememiştir. Nitekim şu ana dek yapılan çalışmalarda, bu bağlantı ve mekanizmalardan çok refleksolojinin şikayetleri azaltma etkileri üzerine yoğunlaşılmıştır. Bazı çalışmalarda özellikle ağrı ve kaygı bozukluğunda birtakım olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bu çalışmalar da metodolojik yönden eksiktir. Sonuç olarak; şu anda refleksolojinin herhangi bir klinik durumda kullanımına ilişkin güvenilir kanıtlar mevcut değildir. Ancak istenmeyen etkiler yönünden güvenli bir yöntem olduğu da düşünüldüğünde, yardımcı bir bakım hizmeti olarak hastalara sunulması değerlendirilebilir.

Refleksoloji nedir?

Tamamlayıcı ve alternatif tıp yöntemleri kontrollü veya kontrolsüz, kanser hastalarının hayatında gittikçe artan bir oranda yer bulmaktadır. Avrupa’da yapılan anket çalışmalarından elde edilen verilere göre; kanser hastalarının yaklaşık %36’sı tamamlayıcı, alternatif tıp yöntemlerine başvurmaktadır. Manipülatif ve beden temelli uygulamalar grubundan olan refleksoloji de Amerika’da genel olarak en sık kullanılan 6 tamamlayıcı tıp yönteminden biridir.

Refleksoloji; çoğunlukla ayak, bazı uygulamalara göre de elde spesifik refleks noktalarına sistematik basınç uygulanarak rahatlama, iyileşme sağlanılması prensibine dayanan bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Bu yöntemde ayaktaki belirli noktalardan bazı enerji kanallarının geçtiği ve o noktalara basınç uygulandığında tıkanan kanalların açılarak o noktalara karşılık gelen organ, bez veya sistemlerde dengenin yeniden sağlandığına inanılmaktadır. Bunun yanı sıra bazı refleksolojistler (refleksoloji uygulayıcıları), dokunarak ayaktaki spesifik noktalarda hissettikleri hassasiyet veya kumsu hissin, organ ya da sistemlerde dengesizliği işaret ettiğini; yani bu yöntemin aynı zamanda bir tanı yöntemi olduğunu da iddia etmektedir.

Tarihçesi nasıldır?

El ve ayaklara basınç ile tedavi uygulamasının ilk kez 5000 yıl önce Çin’de ortaya çıktığı iddia edilse de kullanımına dair en eski kanıtlar, milattan önce 2300’lere ait Mısır papiruslarında görülmektedir. Avrupa’da ise, “zone terapi” adı altında 14. yüzyılda yaygınlaşmaya başlamıştır. 20. yüzyılın başlarında, refleksolojinin babası olarak nitelendirilen Dr. William Fitzgerald da bazı kemiksi çıkıntılara basınç uyguladığında vücudun başka noktalarında uyuşmalar olduğunu gözlemlemiş ve bu refleks yanıtların bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmüştür. Daha sonraları fizyoterapist Eunice Ingham da el ve ayakta refleks noktalarının haritasını çıkararak bugünkü refleksoloji noktalarının temellerini atmıştır. Sonraları ise refleksoloji; güvenli bir yöntem olması, herhangi bir ilaç veya girişim olmadan basit manuel tekniklere dayanması, kolay uygulanabilir olması gibi nedenlerle birçok kişi tarafından tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir.

Nasıl uygulanır?

Refleksoloji seansları genellikle 1 saat sürer ve haftalık seanslar olarak uygulanır. Seansın uygulandığı ortam mutlaka rahatlatıcı özellikte olmalıdır. Refleksoloji seansına ilk kez gelen bir hastada öncelikle iyi bir tıbbi öykü alınarak; mevcut sağlık durumu ve şikayetleri tam olarak öğrenilmelidir. Daha sonra bu şikayetler için doktora gidip gitmediği sorgulanmalı ve eğer gitmemişse gitmesi gerektiği anlatılmalıdır. Ayrıca bu dönemde doktoruna danışmadan hiçbir ilacını kesmemesi gerektiği belirtilmelidir. Tıbbi öykü sonrası refleksolojistin yapması gereken ikinci adım, ayakları dikkatlice gözlemlemektir. Bu aşamada eğer işlemin yapılmasına engel bir durum görürse, (ayaklarda yara, ödem, enfeksiyon, damar hastalığı gibi) işlemi uygulamamalıdır. Gözlem sırasında hastanın sağlık durumuyla ilgili bir kuşkuya düşer, spesifik bir problemden şüphelenirse bunu hastaya anlatmamalı; yalnızca doktora gitmesini söylemelidir. Çünkü refleksolojist tanı koyma yetki ve yetkinliğine sahip değildir. Seans tamamlandıktan sonra da hasta olası yan etkiler konusunda bilgilendirilmeli, beklenmeyen bir etki durumunda iletişim kurması söylenmelidir.

Refleksoloji, kanser hastalarına uygulanacağında mutlaka onkoloğun bilgisi dahilinde olmalıdır. Özellikle kemoterapi, radyum veya hormonal tedavi alanlarda dikkatli olunmalı ve uygulayacak refleksolojist mutlaka tam donanımlı olmalıdır.

Etki mekanizması nasıldır?

Refleksoloji uygulamalarının olası etki mekanizmaları; enerji kanalları teorisi, laktik asit teorisi ve nöromatriks ağrı teorisiyle açıklanmaktadır. Enerji kanalları teorisinde; vücutta enerji kanallarının kapanmasının organ ve sistemlerde dengeyi bozduğu, refleksoloji ile bu kanalların açılarak dengenin yeniden sağlandığı savunulmaktadır. Laktik asit teorisinde; basınç ve masajın, ayakta biriken laktik asit kristallerini parçaladığı ve enerji akışını artırdığına inanılmaktadır. Nöromatriks teorisi ise, genel anlamda masajın etkisinin de dayandırıldığı teoridir. Bu teoride; dokunma ve basınç ile verilen uyarılar, ağrıdan daha hızlı iletilerek omurilikte sinirsel kapıları kapatmakta ve ağrı iletimini engellemektedir. Bir diğer görüşe göre ise, refleksolojinin sadece basit bir hasta bakım yöntemi olarak hastayı rahatlattığı ve bu şekilde gerginlik ve stresi azalttığı düşünülmektedir.

Refleksolojinin kanserdeki etkileri üzerine yapılan klinik çalışmaların sonuçları nelerdir?

Literatürde refleksolojinin kanser ve kanser dışı birçok hastalıkta şikayetleri azaltma etkilerine dair birçok çalışma mevcuttur. Kanser hastalarında özellikle ağrı, bulantı, depresyon, kaygı bozukluğu ve nefes darlığındaki etkileri üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmaların birçoğunda olumsuz sonuçlar alınmakla birlikte, olumlu sonuçlar elde edilen çalışmalar da mevcuttur. Ancak bu çalışmalar da metodolojik yönden oldukça eksiktir. Şu anda refleksolojinin olumlu etkilerine yönelik yapılabilecek tek çıkarım; genel bir rahatlama sağlayarak stresi azaltması ve kısa süreli de olsa ağrıların hafifletilmesinde yarar sağlaması olabilir.

2008 yılında yayımlanan ve 5 klinik çalışmanın dahil edildiği bir derleme çalışmasında; refleksolojinin kansere bağlı şikayetlerin hafifletilmesindeki etkisi değerlendirilmiştir. Sonuçta; çalışmaların net bir sonuç çıkarmak için metodolojik olarak sınırlı olduğu görülmüştür. Yine 2008 yılında yayımlanan, bir başka derlemede de; refleksolojinin herhangi bir durumdaki herhangi bir spesifik etkisine dair güvenilir kanıtların olmadığı, yalnızca MS (multiple skleroz) hastalarında idrar yapma problemlerinde yararlı olabileceği belirtilmiştir. 2009 yılında yayımlanan ve 18 klinik çalışmanın değerlendirildiği bir başka derlemede de; refleksolojinin herhangi bir sağlık durumu için kullanımına ilişkin ikna edici veriler olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 2010 yılında yayımlanan, meme kanserli hastaların katılımıyla yapılan bir derlemede ise; refleksolojinin ağrı, halsizlik ve bulantının azaltılmasında yarar sağladığı görülmüştür. Ancak çalışmalarda yetersiz olgu sayıları, uygun olmayan kontrol grupları, kısa gözlem ya da tedavi periyotları nedeniyle hata olasılığı yüksektir. 2015 yılında yayımlanan bir meta-analiz çalışmasında da; eğitildikten sonra kişilerin kendi kendine uyguladıkları refleksolojinin stres, kaygı bozukluğu, halsizlik gibi şikayetlere ve kan kortizol düzeyi, kan basıncı, nabız gibi parametrelere etkisi değerlendirilmiş ve yine kullanımını önermek için yeterli kanıt olmadığı sonucuna varılmıştır.

2012 yılında yayımlanan, kemoterapi ve/veya hormonal tedavi alan ileri evre meme kanserli 385 kadının değerlendirildiği kapsamlı bir klinik çalışmada; refleksoloji uygulanan grupta fiziksel fonksiyonlarda gelişme gözlenmiş, özellikle de nefes darlığı şikayetinin daha az olduğu görülmüştür. Ancak metodolojik eksiklikler nedeniyle çalışmanın güvenilirliğini düşüktür. 2010 yılında yayımlanan, erken evre meme kanserli 183 kadının katılımıyla yapılan bir başka klinik çalışmada da; cerrahi sonrası dönemde uygulanan refleksolojinin yaşam kalitesini anlamlı derecede artırdığı gösterilmiştir. Ancak çalışmanın dizaynı nedeniyle, bu etkinin refleksolojinin spesifik etkisi olduğunu söylemek güçtür. 2000 yılında 23, 2007 yılında 86 kanser hastasıyla yapılan iki farklı klinik çalışmada ise; refleksoloji ağrı şiddeti ve kaygı bozukluğunda azalma sağlamıştır fakat bu etkiler kısa süreli olmuştur.

35 metastatik (uzak dokulara yayılmış) kanser hastasının katılımıyla 2003 yılında yapılan küçük bir çalışmada; refleksoloji, ağrıların azaltılmasında yarar sağlamış ancak işlemden 3 saat sonra yapılan değerlendirmede anlamlı fark gözlenmemiştir. Yani refleksoloji ağrıların hafifletilmesinde bir miktar yarar sağlamakla birlikte, bu yarar kısa süreli olmuştur. 2016 yılında yayımlanan, koltuk altı lenf bezlerinin çıkartılması sonrası lenfödem şikayetleri olan meme kanserli 26 hastayla yapılan bir çalışmada; ayağa uygulanan refleksoloji meme kanseri ilişkili lenfödemde bir miktar yarar sağlamıştır. İleri evre 17 kanser hastasıyla yapılan bir başka çalışmada; bir gruba refleksoloji, diğer gruba basit ayak masajı uygulanmış ve sonuçta her iki yöntemin de hastalarda geçici bir rahatlama sağladığı, refleksolojinin basit ayak masajına bir üstünlüğünün olmadığı görülmüştür. 2013’te refleksolojinin; kan basıncı, kalp atım hızı, kalp ritmi, kan akım hızına etkilerinin araştırıldığı bir başka çalışmada ise; refleksolojinin bu parametrelere anlamlı bir etkisi görülmemiştir.

Refleksoloji güvenli bir yöntem midir?

Refleksoloji, herhangi bir ilaç veya girişim olmaksızın basit manuel tekniklere dayandığından güvenli bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Nitekim refleksolojinin yol açtığı istenmeyen etkilere ilişkin literatürde birkaç rapor ve uyarı dışında önemli bildirimler mevcut değildir. Bazı çalışmalarda halsizlik, böbrek ve barsak fonksiyonlarında değişiklik gibi yan etkiler bildirilmiştir. Karın bölgesinden cerrahi uygulanan 130 hastanın katılımıyla yapılan bir çalışmada; hastalara operasyon öncesi günden başlanarak 10 gün süreyle refleksoloji uygulanmış, genel durum ve ağrılara etkisi değerlendirilmiştir. Sonuçta; refleksolojinin ağrılarda anlamlı bir azalma sağlamamasının yanında, cerrahi sonrası karın ağrılarını daha da tetiklediği görülmüştür. Bir başka çalışmada; tekrarlayan seanslarda ayaktaki hassas noktalarda, hassasiyetin daha da artabileceği ve küçük ek rahatsızlıklara neden olabileceği belirtilmiştir. Bazı kaynaklarda ise; yorgunluk, uygulama yerinde şişlik, idrara çıkma sıklığında artış gibi istenmeyen etkilerin olabileceği ve öncesinde hastaların bu konuda uyarılması gerektiği vurgulanmaktadır.

İşlemin yapılmasına engel durumlar ise; işlem bölgesindeki ülserler, enfeksiyonlar, yaralar-ezilmeler, lenfödem, gut, periferik damar hastalığı, derin ven trombozu (toplardamarlarda pıhtı) gösterilmektedir. Üzerinde en çok durulan uyarı ise; refleksolojistlerin teşhis veya tedavi yetki ve yetkinliğine sahip olmadığı, yöntemin destek bakım uygulaması dışında herhangi bir tıbbi koşulun tanı veya tedavisinde primer olarak kullanılamayacağıdır.

Peki o zaman ne yapmak gerekir?

Şu ana dek yapılan klinik çalışmalarla; refleksolojide iddia edildiği gibi ayaktaki spesifik noktaların vücuttaki belirli organ veya sistemlere karşılık geldiği ve o organ/sistemlerin rahatsızlıklarında yararlı olduğuna dair anlamlı hiçbir bulgu elde edilememiştir. Refleksolojinin kanser hastalarında özellikle ağrı, kaygı bozukluğu, depresyon ve nefes darlığındaki etkilerine yönelik literatürde birçok çalışma mevcuttur ve bunların bir kısmında da olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bu çalışmalar da yetersiz olgu sayıları; kontrol grubu eksiklikleri, işlemin uygulanışındaki farklılıklar gibi metodolojik problemler nedeniyle yüksek hata riski taşımaktadır. Ancak yine de yöntemin güvenli olması ve yeterince güçlü olmasa da çalışmalarda kısa süreli rahatlama ve ağrılarda hafifleme sağladığına dair bulgular olması göz önünde bulundurulduğunda, suiistimal etmeyecek emniyetli ellerde uygulanabilir bir yöntemdir. Bu noktada özellikle dikkat edilmesi gereken; bu yöntemin herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi edemeyeceği, yalnızca rahatlama amaçlı bir bakım tekniği olarak kullanılabileceğidir.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan