Ruyada-kanser-gormek
Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Köken aldığı bölgeden başka bölgelere yayılma potansiyeline ve kontrol edilemez çoğalma özelliğinine sahip hücrelerin oluşturduğu, yaşam kaybına sebep olabilen, 100'den fazla sayıda farklı hastalığın genel adıdır kanser. Kötü huylu tümör veya kötü huylu oluşum olarak da bilinir. Kanserin tüm insanlık tarihi boyunca var olduğu düşünülmektedir. Kansere dair bilinen ilk yazılı kayıtlara milattan önce 1600'lü yıllara ait bir Mısır papirüsünde rastlanılmıştır. Bu papirüste meme kanseri tarif edilmiştir. Demek istediğimiz o ki kanser, öteden beri bilinmekte ve olasılıkla bilinçaltımızda çok derinlerde bir yer edinmektedir.

Bazı hastalıklar (örneğin kalp yetmezliği), kanserin birçok çeşidinden daha tehlikeli olduğu halde, kanser çok daha fazla korkutucudur ve bir “tabu” halini almıştır. Kanserin çok zor ve çoğunlukla yaşam kaybı ile sonuçlanan bir hastalık olduğuna dair derin bir inanış vardır; öyle ki bu inanış en yavaş seyirli ve çok erken dönemde tanınıp tamamen tedavi edilebilen melanom-dışı cilt kanserlerinde bile mevcuttur.

Böylesine derin bir korku duyulan ve tabulaşan bir hastalık olan kanser, tıbbi anlamının dışında birçok durumun ve duygunun da sembolü olmuştur. Bunlardan biri de “rüyada kanser görmektir”!

Bildiğiniz üzere web sitemizin çıkış noktası olan “Gelin, hep birlikte kanserden korkmayan bilinçli bir toplum yaratalım” sloganı ile, kansere dair hemen her konuyu sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken sadece sahip olduğumuz ve sizlere aktarmak istediğimiz bilgilerle yetinmiyor, sizlerin de neleri merak ediyor olabileceğiniz hususunda ciddi kafa yoruyor ve araştırıyoruz. Bu araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından biri, “rüyada kanser” kavramının Google’da kanserle ilgili yapılan aramalarda, en sık aranan 4. kavram olmasıdır. Bunun üzerine “rüyada kanser” hakkındaki bu yazıyı sizlerle paylaşma kararı aldık.

Önce bilimsel veriler!..

Rüyada kanser görme hakkında bilimsel literatür incelendiğinde, kayda değer bir araştırma göze çarpmamakta. Bu konu hakkında ulaşabildiğimiz tek bilimsel çalışma, az sayıda (18 kişi) meme kanserli bayana, meme kanseri tanısı almadan önce rüyalarında kanser görüp görmediklerinin ve görmüşlerse bu rüyaların niteliklerinin sorgulandığı bir araştırmadır. Tabii ki bu kadar az katılımcının olduğu bir çalışmadan sebep-sonuç ilişkisi çıkmamış, yani meme kanserli bayanlar tanı almadan önce diğer bayanlara göre daha sık kanserle ilgili rüyalar görmemişlerdir. Bununla birlikte, rüyada kanser görmek, çalışmaya katılan bayanların bir kısmında erken tanıya götüren testleri yaptırmak için önemli bir uyarıcı olmuştur. Ayrıca bu kişiler, kansere dair rüyalarını, daha canlı, gerçekçi, yoğun ve duygusal anlamda tehdit hissettiren rüyalar olarak tanımlamışlardır.

Bayanlar için meme kanserine yakalanma korkusu, giderek artan bir stress kaynağı olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır. Rüyaların bir kısmının derin korkularımızla ilişkili olduğu bilindiğine göre, meme kanseri hakkında görülen rüyaların sıklığının artması beklenen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

İnternet ortamında paylaşılan kanserle ilgili rüyaları ve yorumları incelediğimizde; rüyada kanser görülmesinin, çoğunlukla akla takılan bazı ciddi sorunların sembolü olduğunu görüyoruz. Bazı temel zayıflıkların, kaygıların rüyada kanser olarak ifade edildiğini gördük. Ayrıca bir kanser rüyası, tanıdıklara karşı olan duyguları temsil edebilmekte. Eğer kanser olsaydı, çok üzüleceğinizi ifade etmenin bir yolu olarak yorumlanmış.

Sonuç olarak, tıbbi anlamının dışında bir tabu halini alan kanserin rüyada görülmesi, çoğunlukla önemli kaygılara işaret etmektedir. Bilinmeyen şeylerin korkuya neden olduğu bilinen bir gerçektir. Kanser hakkındaki bilgimiz arttıkça korkumuzun da azalacağını düşünüyorum.

 

İleri okuma: Nörofizyolog Doç. Dr. Sinan Canan ile “Rüya ve Beyin” hakkında röportaj

Uyku üzerine yapılan çok sayıda araştırma var. Uyumayan insanlar çok ciddi problemler ve huzursuzluklar yaşıyorlar. 200 saat uyanık kalanlar var. Bir kere uyku, beyin için gerekli. Onu slogan olarak koyalım. Biz vücudumuz dinlensin diye uyumayız. Çünkü biz uzansak ta vücudumuz dinleniyor zaten. Fakat beynimizin dinlenme sistemi, vücuttan farklı. Siz yattığınızda beyin dinlenemiyor. Zaten rüyaya da bakarsanız beyin aktifleşiyor, şalteri kapatmıyor. Özellikle uykunun belli bir dönemi var. Bu her gece uyuduğumuzda normal bir insanda yaklaşık 90 dakikada bir başlayan bir dönemdir ve sabaha kadar sirkülasyon halinde devam eder. Bu dönemlerde insanları uyandırdığınız zaman, insanlar rüya gördüklerini ifade ediyorlar. Demek ki rüyanın en çok görüldüğü safha, özellikle REM (hızlı göz hareketleri safhası dediğimiz) safhası. Beynimizin dalgalarını kaydedip de uyanık bir insanla karşılaştırdığımızda, neredeyse uyanık ve bir problem çözen, zihni işlek bir insanın gösterdiği beyin aktivitesini aynen uykuda da gösteriyorsunuz. Ama uykunun bu safhasında beyin o aktiviteyi gösterirken vücut adeta felç oluyor, hiçbir kasınız kıpırdamıyor, adeta bir et parçası gibi düşüyorsunuz yatağa. Vücudunuzun bu kadar devreden çıktığı ve beynimizin bu kadar aktif olduğu bir safhada içeride bir şeylerin olması lazım. Bunu uyumayan insanlarda anlarsınız. Ama uyumayanın da iki tipi var: Birinci tip, normal uyur. REM dönemleri olmaz bu insanlarda. Eski tip uyku ilaçlarından bazıları insanları komaya sokar gibi uyuturdu ve sabah hiç uyumamış gibi kalkarlardı. Çünkü o dinlendirici REM uykusu olmazdı. İkinci tip, uyku yoksunluğu. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir deneyde kız öğrencileri 200 saat süreyle uyutmuyorlar. Birkaç gün içerisinde duyuları körelmeye başlıyor, ardından muhakeme yeteneği bozuluyor, dengede sorunlar yaşıyorlar. Daha sonrasında duyamama, görememe ve nihayetinde konuşmada bozukluklar gelişiyor. Ama belli bir süre sonra deney sonlandırıldığında bunların hepsi geri dönüyor. Buradan ne anlıyoruz? Bizim beynimizin bu verileri alıp işleyebilmesi ve onlardan bir netice üretebilmesi için her gün uyku diye aralıklı bir şeye ihtiyacı var. Uyuyacak. Bugünkü baskın teori şudur ve deneysel çalışmalarla da desteklenmiştir: Bu uyku sırasında gün içerisinde aldığımız bütün verileri gözden geçiriyor beynimiz ve bunlara bizim onlara bağladığımız duygusal etikete, mantıkî önem sırasına göre onları eliyor. Mesela bugün sizinle tanıştım, aramızda çok muhabbet oldu. Akşam uyuduğumda beynim diyecek ki “Bugün sen birileriyle tanıştın, tipleri, isimleri şunlardı. Sen bu adamları sevdin, bunları sağlam bir yere yaz çünkü yarın bir gün görüştüğünde bunu bilmek isteyeceksin. Ama koridordan geçerken ben bugün elli kişiyle karşılaşacağım, bunların her biri de beynime girecek. Ama beynim diyecek ki “Sen bir sürü adam gördün ama bunlar senin için önemli değil, silelim.” Şimdi beynimiz bu temizliği yaparken aşırı aktif oluyor ve bunu da REM dönemlerinde yapıyor.

Peki, bu nedenle mi rüya görüyoruz?

Bizim beynimizin başka bir özelliği daha var: İçinden herhangi bir veri geçerken, bir şey üzerinde çalışırken ona anlam vermeye çalışıyor. Çünkü beyni bir makine olarak düşünürseniz, onun esas işi şu dünyaya anlam vermeye çalışmak. Biraz önce dedim ya, dokunma, koklama, tatma gibi bütün duyulara biz bir anlam verip onu kişisel bir tecrübeye dönüştürüyoruz. “Bu güzel – bu çirkin” diyoruz. Beynimiz uykuda (uykudan dolayı mantık merkezimiz kapalı) bu verileri gözden geçirirken onlar da size bir senaryo yazmaya başlıyor. O yüzden çok acayip senaryolar çıkıyor rüyalarda. Çünkü birbirleriyle alakasız verilerden bir anlam çıkarmaya çalışıyorsunuz. İşte bu temizlik sırasında meydana çıkan görüntüler için bilim rüya açıklamasını yapıyor. Ama rüyada açıklayamadığımız bazı şeyler de var. Mesela ileride olacak şeylerin görünmesi. Eskiden bilim adamları reddederdi ama bugün bunu çok sabit olarak biliyoruz artık. Şimdi biraz önceki radyo yayını örneğini ele alırsanız ve dışarıdan gelen bir ruhsal frekansı alan bir anten gibi düşünürseniz beyni, o uykunun belli safhalarında belli duyarlılıktaki kişiler kendilerine ait olmayan bazı frekansları alabilirler. Eğer bu frekans teorisi doğruysa, doğru veya yanlış demiyorum, bu varsayım üzerinden düşünüyorum. Demek ki neticede geçmiş ya da gelecekte olmuş ya da olacak olayların bir rüya sırasında ya da başka bir zihin durumları sırasında açılmış antenlere takılabilme şansı var. Eğer böyle bir hipotezle düşünürseniz bunları da açıklama şansınız oluyor. Bunlar birbirlerini dışlayan hipotezler değildir aslında. En büyük sıkıntıyı beyin biliminde de biz bunun için yaşıyoruz: Bir bakış açısı seçiyor ve onun dışında bir şey görmüyorsunuz. Çünkü insanoğlunun bütün bakış açıları sınırlıdır ve biz bundan mağduruz zaten. İster materyalist, ister dinsel açıdan düşünün, insan sınırlıdır. Dolayısıyla “Benim bulduğum budur, bunun dışındakilerini görmem.” dediğiniz zaman, kendi hakikatlerinize perdeler çekiyorsunuz. O yüzden biraz daha geniş düşünmek lazım. Hele ki beyin üzerine çalışıyorsanız, hiçbir yerden kapalı düşünceye sahip olma şansınız yok. Çünkü kâinatın en karışık makinesiyle uğraşıyorsunuz ve onu çözmek için de çok açık zihinli olmak lazım.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan

Kaynak:

Burk L.
Warning dreams preceding the diagnosis of breast cancer: a survey of the most important characteristics.
Explore (NY). 2015 May-Jun;11(3):193-8. doi: 10.1016/j.explore.2015.02.008.