Genel Kanser Haberleri, Kanser Haberleri

Sorularla Türkiye’de kanser tedavisi

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

Ülkemizde uygulanan kanser tedavileri ile gelişmiş diğer ülkelerde uygulanan tedaviler arasında bir fark var mı? Bireye özgü tedavi, akıllı tedavi uygulamaları, kanser görüntüleme ve tedavisindeki yenilikler nelerdir? Ülkemizde uygulanıyor mu? Kanser tedavisinde diğer ülkelere göre bizim üstün yanlarımız var mı?

Ülkemizde uygulanan kanser tedavileri ile Avrupa veya Amerika’da uygulanan tedaviler arasında bir fark var mı?

Günümüzde bilginin; bilgiyi arayana ulaşma hızı neredeyse dakikalara kadar inmiştir. Kanser tedavisinde en önemli ayrıntı; gerektiğinde değişen ve yenilenen tedavi stratejilerine ulaşmak, bu stratejilerin gelişimine destek olan klinik araştırmaları, ekspert yorumlarını okuyup rutin pratiğe aktarabilmektir. Kısacası artık bilgi hiçbir kurum ya da kuruluşun veya bireyin tekelinde değildir. Dolayısı ile değişen bilgiye ulaşan ve özümseyebilen onkologlarımız günümüz koşullarında en yeni tedavileri vakit kaybetmeksizin hastalarımızla buluşturmaktadır. Teknolojik gereksinimlere ve konforlu mekanlara gelince; ülkemiz bu alanda da hızlı bir değişim içindedir. Halkımız bilmeli ki biz artık kanser tedavisinde batı kadar iyiyiz ve hatta bazı konularda daha öndeyiz. Kanser tedavisinin en önemli parçalarından biri olan hastaya ve hasta yakınına değer verme, şefkatli ve sevecen yüreğini sunma konusunda dünyanın hiçbir hekim ve sağlık çalışanı grubu ülkemizin önüne geçemez.

Bireye özgü tedavi nedir? Ülkemizde yapılabiliyor mu?

Son yıllarda gelişen bir konsept olan “Bireye özgü tedavi” hastanın kanserinin genetik yapısını ve aynı zamanda bireyin kanser dışı özelliklerini eş zamanlı analiz ederek, o birey için en doğru tedavinin bilimsel kanıtlar eşliğinde hastaya sunulmasıdır. Günümüzde “One size fit all” yani “tek bir tedavi yöntemi tüm hastalara iyi gelir” modeli terk edilmiş, yerini “bireye özgü tedaviler”e bırakmıştır. Bu sayede hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmış, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmıştır. Tüm dünyada olduğu gibi meme ve akciğer kanseri dahil bir çok kanser türünde bu yaklaşım hastalarımıza başarı ile sunulmaktadır.

Kanserde akıllı tedavi uygulamaları nedir? Ülkemizde uygulanıyor mu?

Kanserde akıllı tedavi veya farklı bir deyişle hedefe yönelik, hedeflenmiş tedaviler 2000 sonrası birçok kanser tedavi stratejisinde sağladığı başarılar ile kanserli hastalarımızın umudu oldu. 2000 öncesi başarılı olamadığımız kanserin bir çok türünde klasik kemoterapi ilaçları ile birlikte veya tek başına kullanımları sonucu tahmin ötesi yararlar sağladı. Günümüze değin alışılagelmiş kanser kemoterapileri kanserli hücreler ile birlikte normal hücreleri de etkilerken; hedefe yönelik ilaçların sadece kanserli hücreyi etkilediğini normal hücreler üzerine ise hiç ya da çok az etki oluşturduğunu görmekteyiz. Tümöre özel hücre içi veya dışında yer alan çoğalma yollarına yönelik geliştirilen bu ilaçlar tedavide seçicilik yaratmakta ve kanser hastalığını ürkütücü bir isim ve algıdan kronik bir hastalık algısına doğru taşımaktadır. Örneğin; 2000 öncesi sigara içmemiş, adeno kanser yapısında olan ilerlemiş evre akciğer kanserli bir bayan hastada yaşam aylar ile sınırlıyken günümüzde bu hastaların tek bir hap ile hızla yaşama döndüklerini ve sağlıklı bir birey gibi yıllarca yaşamlarını sürdürdüklerini görmek biz hekimler için son derece memnuniyet vericidir. Günümüzde akıllı ilaçları birçok kanser türünde ülkemizde de başarı ile kullanmaktayız.

Kanser görüntülemesi ve tedavisinde yeni teknolojiler nelerdir, ülkemiz bu teknolojilere sahip mi?

Bu konuda en önemli gelişme PET-BT (Pozitron Emisyon Tomografisi) veya PET-CT diye adlandırdığımız kanser görüntüleme cihazının vücutta saptanan kütlelerin tanımlanması, kanser evrelemesi ve tedaviye yanıtın belirlenmesi için rutin kullanıma girmesi ile olmuştur. Bu cihaz sayesinde vücutta tümör yayılımını çok daha doğru saptamakta ve erken dönemde tedavinin başarılı olup olmadığını görebilmekteyiz. Bununla birlikte PET-BT aslında sadece kansere özel bir görüntüleme yöntemi değildir. Çekim sırasında vücuda verilen bir tür işaretli şekerli sıvı normal hücrelerimize göre daha fazla aktif olan ve enerji tüketimi (metabolik aktivitesi) yüksek olan hücrelerde yoğunlaşarak bize bu alanının anormal bir yapı olduğunu ortaya koyar. Eş zamanlı alınan tomografik görüntüleme ile bu anormal yoğunlaşan alanların yapısal özellikleri hakkında da fikir sahibi oluruz. Bu anormal yapılar bize kimi zaman kanseri işaret ederken, kimi zaman da romatolojik bir hastalığı veya tüberküloz gibi bir enfeksiyonu saptamamızı sağlayabilir. Bu gün için PET-BT rutin kanser taraması amacı kullanılması uygun değildir. Kanser tanısı konan veya yüksek olasılıklı kanser şüphesi olan bireylerde yarar sağlamaktadır. Artık ülkemizin birçok ilinde hastalarımız kolaylıkla bu cihaza ulaşabilmektedir. Bizde kliniğimizde bu alanda yenilikleri izlemekteyiz ve PET-BT’nin geliştirilmiş versiyonu olan M-BT (moleküler tomografi) ile hastalarımıza hizmet vermekteyiz.

Bayanlarda meme görüntülemesi ve takibi bu kanser türünün erken evrede saptanmasında son derece kıymetlidir. Özellikle 40 yaşında sonra memenin görüntüleme yöntemi ile değerlendirilmesi elle muayeneye önemli oranda katkı sağlamaktadır. Eskiden var olan ve artık yenilenen meme görüntüleme cihazları hem görüntü kalitesini artırmış aynı zamanda da memeyi çok daha az sıkıştırarak hasta konforunu artırmıştır. Tomosentez adı verilen bu digital meme görüntüleme cihazları sayesinde hastanın eski bilgisi bilgisayar ortamında saklanmakta ve eski görüntüleri ile yeni bulgular rahatlıkla kıyaslanarak hastanın memesinde bir problemin gelişip gelişmediği kolayca takip edilebilmektedir. Pahalı olmayan ve kullanımı her geçen gün artmakta olan bu yönteme de ülkemizde rahatlıkla ulaşılabilmektedir.

Kanser tedavisinde en önemli teknolojik gelişmelerden birisi de radyoterapi alanında olmuştur. Kanserli bir hastanın ışın tedavisinde kanser alanını yeterli ışınlayıp tümörün yok olmasına olanak sağlarken; etrafındaki normal dokunun da korunması bir o kadar önemlidir. Yeni cihazlar ve uygulama yöntemleri ile kanserin kontrol altına alınabilme oranları artmış normal dokuların gördüğü zarar azalmış ve özellikle hızlı ve modern cihazlar ile tedavi süreleri inanılmaz sürelere indirilerek hasta konforu en üst düzeye ulaştırılmıştır. Eskiden kullanılan “Kobalt” cihazlarını “LİNAK” (lineer akseleratör) cihazları izlemiş, bu cihazlara özel programlar ilave edilerek “IMRT”, “IGRT” gibi tümöre yoğunlaşan kontrollü ışınlamalar yapılır olmuş ve daha ötesi “ARK yöntemi” özelliği bulunduran cihazlar ile tüm bu uygulamalara ilave olarak tedavi süresini kısaltarak hastaya güvenlik ve üst düzey konfor getirmiştir. Ülkemiz bu teknoloji alanında da hızla değişime uğramış neredeyse tüm kanser merkezleri bu tür yeni teknolojilere sahip duruma gelmiştir. Merkezimiz de ARK teknolojisine sahip radyoterapi uygulaması kurulum aşamasını tamamlamak üzeredir. Bu alanda bir diğer konu ise akıllı radyoterapi uygulamalarıdır ki; son derece nadiren ihtiyaç duyulan bu yöntemler halkımızda yanlış algılara neden olmaktadır. “Uzay Neşteri” (Gamma Knife, Cyber Knife) diye bilinen bu yöntemlerin uygulaması; kanser tedavisinde son derece kısıtlı ve nadiren ihtiyaç duyulan yöntemlerdir. Ülkemizde bu tür cihazlardan birkaç tane olması yeterlidir ki; cerrahiye uygun olmayan hastalarda küçük boyutlu tümörlerde veya beyin gibi kritik dokulara yakın yerleşimli cerrahinin uygun olmadığı tümörlerde tercih edilmektedir. Kanser tedavisinde nadiren ihtiyaç duyduğumuz bu cihazlar ülkemizde yeterli miktardadır ve her ilde, her klinikte olması gerekmemektedir.

Kanser tedavisinde diğer ülkelere göre bizim üstün yanlarımız var mı?

Her türlü donanıma, bilgiye ve beceriye sahip, sevgi dolu yüreğiyle gece gündüz bu alanda yorulmadan hizmet veren hekim ve sağlık çalışanlarımız; bizleri her zaman dünyadan farklı bir noktada tutacaktır. Kanser tedavisi alanına getirdiğimiz yenilikler bilgi ve teknoloji ile sınırlı değildir. Kanser tedavisi ayrı bir yaşam ve tedavi felsefesidir. Bu yeni bakışı ülkemize ve dünyaya kazandırmaktan mutluluk duymaktayız. Tedavi alanlarımızı sanat evine çeviren, hastalarımızı resim öğretmenleri ve birçok sanatsal faaliyetler ile karşılayan, onları yaşamdan koparmak yerine artan yaşam kaliteleri ile yaşamın içinde tutan felsefemiz ile farklılığımızı ortaya koymaktayız. Bu gün Antalya’dan başlattığımız değişim neredeyse tüm ülkemizi sarmaktadır. Hastalarımıza sevgi, güven, yaşam kalitesi ve konforu bir arada sunmaktayız. Bizler; kanserli hastanın rehabilitasyonunu, beslenmesini, cinsel sorunlarını, psikososyal problemlerini yok saymamakta ve tüm bunları rutin pratik içinde değerlendirilmesi gerektiğini aksi halde kanser tedavisinde başarılı olunamayacağına inanmaktayız. Bu felsefeyi benimseyen ve günlük yaşamına taşıyan hekimlerimizin varlığı en önemli üstünlüklerimizdir.

Ülkemizde olmayan ve hastaların ihtiyaç duyabileceği eksiklikler nelerdir?

Palyatif bakım klinikleri ve yaşamın son döneminde bakım; kanser tedavi pratiğinin ve ülkemizin kanayan yarasıdır. Gelişmiş ülkelerde “Hospice” diye adlandırılan; bu konuya odaklanmış sağlık profesyonelleri ile çok sayıda merkezde hizmet veren bu klinikler ülkemizde hızla kurulmalı ve bu kanayan yaramız sarılmalıdır. Nasıl doğum olgusuna karşı sevgi ve heyecan duyuyorsak yaşamın vazgeçilmez parçası olan ölüme ve ölüm sürecine bakışımızda saygı dolu olmalı. İnsanlarımız yaşamlarının son dönemini eğitimli, bu alanda kendini yetiştirmiş hekim ve sağlık çalışanları ile özel tedavi alanlarında karşılanmalı, insan olmanın saygınlığı ile bu hizmet sunulmalıdır. Umuyorum ki yetkili kurumlarımız bu konu ile ilgili çalışmalarını kısa sürede tamamlar ve bu tür hizmet alanları hızlıca ülkemizde de yer alır.

Mustafa Özdoğan'ın kanser tedavisi ile ilgili gelecekten beklentileri nelerdir? Nasıl bir organizasyonun içinde yer almak ister?

Can dostum, değerli hocam, kanserden kaybettiğim ağabeyime yıllar önce verdiğim bir sözüm var. Bir gün Antalya’da öyle bir kanser merkezi kuracağız ki tüm dünyadan insanlar bu merkeze tedavi olmak için gelecek. Ben bu sözü ona söylediğimde bana; “Gerçekten bunu başarabilir miyiz” demişti. Kanserli hasta ve ailesinin kendini güvende hissettiği, kendisi için gerekli olan her türlü tedaviye ulaşabildiği, bu tedavileri alırken kendini yaşamdan soyutlanmadan umutla tedavilerini sürdürdüğü merkezlere ülkemin ve özellikle Antalya’nın sahip olması en büyük beklentimdir. Bunun için el birliği ile çalışmalı sivil toplum kuruluşları, üniversite, devlet kuruluşları, özel hastaneler el birliği ile Antalya’yı Ortadoğu’nun kanser tedavi şehri yapma projesine inandırmalıyız. Unutmayalım ki bir gün hepimizin bir can dostu, ailesinden bir birey veya kendimiz bu hastalıkla yüz yüze gelebiliriz. Hepinizi bu hayali paylaşmaya ve gerçekleştirme yolunda çalışmaya davet ediyorum.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan