Umut-veren-oykuler-1-Mariia-Voytkonun-hikayesi

Umut veren öyküler 1. Mariia Voytko'nun hikayesi

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült

"Soğudum, içim soğudu"... Bir kanser hastası, lenfoma olduğu söylendiğinde hissetti bu duyguları... Oysa gözleri ışıl ışıl, umutlu... Lenfoma adını duyduğu andan itibaren dahil olduğu tiyatro sahnesinde, oyununu başarı ile tamamlamanın ve perdeyi mutlulukla kapatmanın tadını çıkarıyor. Yanında, ona güç veren hayat arkadaşı Oleg ve iki oğluyla birlikte... Adı Mariia Voytko.. 34 yaşında. İki çocuk annesi ve grafik tasarımcısı... Moskova'da yaşayan bir Rus...

Her şey öksürükle başladı... Geçen Eylül ayıydı. Moskova'da yaşayan Mariia, nedenini bilmediği bir şekilde öksürmeye başladı. Kasım ayında öksürükleri devam edince doktora başvurmaya karar verdi. Bu sırada boynunda, lenf nodunda anormal bir şişlik fark etti. İlk başvurduğu dahiliye uzmanının tanısı larenjitten kalan bir kalıntıydı ve önemli bir sorun yoktu. Ancak kan tahlillerinde bir gösterge, normalin iki katıydı. Oleg'in tıp fakültesinden yeni mezun olan yeğenine danıştılar ve röntgen çekinmeye karar verdiler. Radyoloji uzmanının sonucu değerlendirirken uzun bir süre odasından çıkmayınca içlerine bir korku düştü. Kesin bir sorun vardı, radyoloji uzmanı toraks yani göğüs bölgesinde şüpheli bir kabartı olduğunu söylüyordu, hem de gözlerinde büyük bir korkuyla. Mariia'nın röntgen sonucunun raporunda, yanında soru işareti bulunan "Lenfoma" yazıyordu.

Hastalığı öğrendiğinde yaşam durdu.. Mariia, hematoloji uzmanına yönlendirildiğinde, sanki gerçek yaşamdan kopmuş ve bir film sahnesini izler gibi kendinden geçmişti. Hislerini şöyle anlattı: "O an, hayat önce yavaşladı, sonra durdu ve ben o boşlukta ne yapacağımı bilemez bir hale geldim."

Mariia, hastalığının ve onu neyin beklediğinin farkındaydı. Kendi deyimi ile "Rusya'da kanser olan bir hastanın ölüm fermanı imzalanmış demekti ve yaşamın artık sonu gelmişti." Oleg de hayat arkadaşının hastalığını araştırmaya başladı. Çevresindeki herkesten destek almak için harekete geçti. Tanının, biyopsinin, tedavinin hep ayrı merkezlerde yapıldığını öğrendi. Onların ihtiyacı, tüm işlemlerin tek bir merkezde yapılması, dünya standartlarında bir altyapı ve hastaya özel tedavi seçenekleriydi. Çok yakın bir arkadaşının, "Rusya'da tedavi olmayın" telkininden sonra onun yönlendirdiği ve 4'üncü evre kanser hastası arkadaşının Türkiye'de başarı ile tedavi edildiğini öğrendi. Yolun sonunda, onlara ikinci yaşamlarını hediye edecek ışık görünmüştü.

Umuda yolculuk... Oleg ve Mariia için lenfoma kadar kocaman bir belirsizlik içinde kaybolmaları da büyük travmaydı. Belirsiz bilgiler yüzünden yaşadıkları kafa karışıklığının da ortadan kalkması ve akıllarında soru işareti kalmaması gerekiyordu. Öyle de oldu. Prof. Dr. İhsan Karadoğan arkadaşım ile yüz yüze geldiklerinde müthiş bir güven duygusu hissettiler. Aradıkları profesyonel yanıtları alarak, hissetmek istedikleri güveni ve umudu bir arada yaşadılar. Doktorun ilk anda üzerilerinde bıraktığı etkiye bir de hızlı tedavi süreci eklendiğinde deyim yerindeyse neye uğradıklarını şaşırdılar. Çünkü 10 Aralık'ta Türkiye'ye gelmişler ve 19 Aralık'ta Mariia'nın ilk kemoterapisi başlamıştı. Türkiye'de yaşadıkları kelimenin tam anlamıyla 'olumlu şok'tu.

Mariia, aldığı ikinci kemoterapinin ardından PET-BT kontrolünden geçti. Tedavi olumlu sonuç vermiş ve göğüs bölgesindeki kitle kaybolmuştu. Artık lenfoma değildi. 6 kür kemoterapiden oluşan tedavisinde üçüncü kürden sonra kök hücre toplandı. Hastalığın nüksetmesi durumunda kullanılmak üzere kök hücreleri hazır duruma getirildi. İlk günden bu yana çevrelerinde adeta bir halka oluşturan hastane çalışanları da mutluluklarının en büyük ortağıydı.

2011 yılında tatil için geldikleri Antalya’da 3 yıl sonra tedavi için bulunmak başta çok acı gelse de tedavinin planlanması, işlemlerin istedikleri gibi eksiksiz olarak yürümesi, doktorlarına duydukları güven ve kafalarındaki sağlık sisteminin soyut örnekleri sayesinde süreci oldukça sakin bir şekilde yaşadılar. Oleg’e göre hayat arkadaşı için sürecin bu kadar hızlı ve iyi bir şekilde sonuçlanması Türkiye’deki pozitif enerjiydi. Antalya’da geçirdikleri her gün üzerlerinde olumlu etki bıraktı.

"Güleryüz tedavi etti." Hastalığının tanısının konulması sırasında Rusya’da karşılaştıkları hastane manzaralarını hüzünle hatırlayan çift duygularını şu sözlerle anlatıyor: “Rusya’da orta yaşlı ve robotlaşmış insanların karşısında hastalığın etkilerini derin bir şekilde hissettik. Türkiye’ye geldiğimizde gerçekten zoraki olmayan içten gelen bir gülümseme ile karşılandık ve tedavimiz süresince de bunu hep hissettik. Hissettiğimiz tek şey bizim problemimizin çözülmeye çalışılmasıydı. Onun için herkese teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz.” Çift aynı zamanda yabancı kanser hastaları için doğru seçimin Türkiye olduğunu ve ülkesinde de insanlara bunu ve Türk tıbbının hangi noktada olduğunu anlatmaya çalıştığını söylüyor.

"Planları Tanrı yönlendiriyor ama yüreğimiz Antalya’da…" Maria ve Oleg 2,5 yıllık birlikteliklerini Antalya’da evlenerek resmileştirmeyi planlıyor. Hastalıktan sonra hayatı planlı bir şekilde yaşamayı seven çift, “Siz birçok plan yapıyorsunuz ama hayat size farklı bir yol çiziyor. Her zaman istedikleriniz gerçekleşmiyor. Aslında bütün planları Tanrı yönlendiriyor. Ama yüreğimiz Antalya’da. Burada evlendikten sonra yılın belli dönemlerini geçirmek üzere Antalya’da ev almak istiyoruz. Gelecekte buraya yerleşmek gibi bir planımız var. Burası bizim her zaman güzel hislerle ülkemize döndüğümüz bir yer olarak kalacak.”

Umut veren öyküler…

Kanser konusundaki toplumsal bilinç ve kanser tedavisi son yıllarda ciddi gelişme gösterdi. 10 yıl önce çok değerli hocam ve can dostumu kanserden kaybettiğimde yaşamım bir anda değişti. Kansere karşı sadece ilaçlarla değil sevgiyle mücadele etmeye karar verdim. Kanser tedavisinde bir doktor için hayallerin sınırlarını zormalaya çalıştım ve 3 yıl önce birbirinden değerli profesör ve doçentlerden oluşan akademik kadro ile bu merkeze hayat verdik.

Hayatına dokunduğumuz ve bizim de hayatımıza dokunan her hastamızın öyküsü mutlu sonla bitmese de onlarca, belki yüzlerce umut veren öyküye sahibiz. Bu umut veren öykülerimizi sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan