ASCO 2020 Sanal Kongre Özeti
ASCO 2020 Sanal Kongre Özeti
Güncel Koronavirüs Haberleri
Güncel Koronavirüs Haberleri
Anasayfa - Kanser Haberleri - Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp - L-Triptofan Trajedisi'ni duymuş muydunuz?

L-Triptofan Trajedisi'ni duymuş muydunuz?

L-Triptofan Trajedisi'ni duymuş muydunuz?
paylaşwhatsappfacebooktwitterlinkedin
Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
20.05.2020

Biyolojik ve fizyolojik açıdan insan sağlığı üzerinde birçok etkiye sahip bir aminoasit olan L-Triptofan, gıda yoluyla alındığı zaman vücutta; 5-HTP'ye (5-hidroksitriptofan) ve daha sonra serotonin, melatonin ve B6 vitaminine (nikotinamid) dönüşen ve daha birçok biyoaktif bileşik için öncü olan bir bileşiktir.

Serotonin ve melatonin hormonlarının insan vücudunda; psikoloji, uyku, vücut sıcaklığı, kan basıncı dengesi, cinsellik, bağışıklık ve sindirim sistemi üzerinde birçok etkisi bulunmaktadır.

L-Triptofan trajedisi

İlk olarak EMS (Eozinofili-Miyalji Sendromu) 1989 yılında patlak verdi. EMS nadir görülen, sakatlığa yol açan ve şiddetli kas ve eklem ağrısı, halsizlik, kol ve bacakların şişmesi, ateş, deri döküntüsü ve kandaki eozinofil (bazı beyaz kan hücreleri) artışı ile kendini belli eden bir hastalıktır.

1 yıl içinde, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne 1.500'den fazla EMS vakası ve yirmi sekiz ölüm bildirildi

5 Temmuz, 1991 tarihinde kayıtlara geçen vaka sayısının 1543, toplam ölüm sayısının ise 31’e ulaştığı bildirildi.

EMS salgını, Amerikalı üreticilere en büyük tedarikçi olan Japon bir toptancı olan Showa Denko K.K. tarafından üretilen L-Triptofan’ın saf olmaması sonucu meydana geldi. Toplanan belgeler sonucunda, 1988 yılında, Showa Denko'nun L-Triptofan’ın saf olarak üretilememesi sonucunda tanımlanamayan ve dolayısıyla potansiyel olarak zararlı etkiye sahip olduğunu fark ettiğini ve bunun neticesinde, yeni bir bakteri suşu kullanmaya başladığını gösterdi. Showa Denko, Amerika Gıda ve İlaç İdaresi'ne (FDA), saf olmayan L-Triptofan üretimiyle ilgili, ne de üretim sürecindeki modifikasyonlarla ilgili bilgilendirmedi. Hâlbuki FDA biyoteknolojik olarak değiştirilmiş ürünlerin pazarlanmadan önce kapsamlı bir şekilde test edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştu, fakat şirket yeni üretilen ürünü test etmeden piyasada satışını başlattı. Kısaca, Showa Denko filtrasyonu (elemeyi) arttırarak ürünün kalitesini yükseltebilirdi, fakat bu elindeki ürünün miktarını düşürecekti. Bu nedenle, filtrasyonu arttırmak yerine, pazardaki talebi karşılamak için hızla üretime devam etti ve neticesinde birçok insan zarar gördü.

Geriye dönüp bakıldığı zaman bizleri çok üzücü bir tablo karşılıyor; eğer L-Triptofan üretimi kontrollü bir şekilde denetlenebilseydi ya da zaten yasa dışı olan satışı durdurulabilseydi, bu can kayıplarını vermeyecek ve 1543 vaka içinde hayatına sakat devam eden bireyler olmayacaktı. Ör; Sowa Denko, saf ve güvenilir bir L-Triptofan ürüne elde etmek için gerekli filtreleme işlemleri atladığından dolayı ortaya çıkan ürün olması gerektiği gibi "saf beyaz" bir renk yerine lekeli bir renge sahipti, fakat ABD’de bu ürünü pazarlayanlar bu renk farkını sorgulamadan pazarlamaya devam ettiler. Bu ihmalkârlıklar sonucunda ise birçok insanın sağlığı olumsuz yönde etkilendi.

L-Triptofan trajedisine neden olan hatalı düzenlemeler nelerdi?

GMP (Good Manufacturing Practices), Türkçe anlamı ile ‘İyi Üretim Uygulamaları’ olarak bilinmektedir. ABD'de insan sağlığını doğrudan etkileyen; ilaç, kozmetik, gıda, medikal cihaz gibi ürünlerin hangi koşullarda üretilmesi gerektiği konusunda kılavuzluk eden bir kalite sistemidir. Genellikle GMP yerine, CMP’nin kullanılmasının sebebi ise c harfinin, ‘Current’ yani güncel anlamını taşıyor olmasıdır. Buda demek oluyor ki, GMP bir kereye mahsus oluşturulan standartlardan oluşmamaktadır. GMP, sürekli denetlenen ve açığa çıkan eksiklerin günümüz koşullarına göre uyarlandığı ve düzeltildiği bir sistemdir. GMP ürünlerin, hem üretim hem de dağıtım aşamasında yer almaktadır. Kısacası GMP ürünün kalitesini korumak için her alanında bulunmaktadır. Üretimden sorumlu personelin eğitiminden, kullanılan ham maddeye, paketlemeden, depolamaya kadar tüm alanlarda uygulanan bir sistem dizisidir.

Peki, tüm bu uygulamalara rağmen ABD’de L-Triptofan trajedisi nasıl yaşandı?

L-Triptofan serbest ve reçetesiz olarak ABD’de tüketicinin eline nasıl geçti?

ABD Federal Gıda, İlaç ve Kozmetik Yasası’na göre ilaçlar, insan ve hayvanlar için:

  • Hastalığı tedavi edici, hafifleştirici ya da önleyici etkiye sahip olan maddeler
  • Bedenin yapısı ve işlevini değiştiren (ör; kilo kaybını hızlandıran ya da saç uzamasına yardımcı olan) maddeler (gıda olmayan) olarak tanımlanmaktadır.

FDA’a göre, bir maddenin kullanım amacı, onun ilaç olup olmadığını tanımlamaktadır. Bu sebeple, gıda ve kozmetik ürünleri de sağlık üzerinde bu etkileri gösterdiği takdirde, ilaç sınıflandırmasına alınmaktadır.

Kullanım amacına göre: L-Triptofan, vücut geliştiricileri tarafından kas gelişimi için kullanıldığı zaman, "GIDA"; Regl Öncesi Sendromunda depresyon, uykusuzluk ve ağrı gibi rahatsızlıkları tedavi etmek, hafifletmek ve önlemek için ya da iştahı baskılamak dolayısıyla, yağ kütlesini azaltıp, vücut yapısını değiştirmek için kullanıldığı zaman ise "İLAÇ" olarak sınıflandırılmaktadır.

L-Triptofanın nasıl sınıflandırılması gerektiği "kullanım amacı" testi ile yapılabilirdi fakat FDA, bunu uygulamadı ve 1960’larda FDA, L-Triptofan takviyelerini "Generally Regarded as Safe" (Güvenilir Kabul Edilen) listesine aldı. GRAS listesine giren maddeler, uzmanlar tarafından güvenli olarak kabul ediliyor ve dolayısıyla, Federal Gıda, İlaç ve Kozmetik Yasası’ndaki tolerans gereksinimlerinden muaf tutuluyor.

Bu kararın alınmasındaki en önemli etken, L-Triptofan’ın tüketilen protein kaynaklarının içerisinde de doğal olarak bulunuyor olmasıydı. Ortalama her bir bireyin protein kaynaklarından günde 1-2 g kadar L-Triptofan alıyor olması ve doğal bir şekilde alınmasının vücuda zarar vermiyor olmasıydı. Bu kararın sonucunda, L-Triptofan ürünleri, FDA onayı olmadan üretilmeye ve satılmaya başlandı.

Yıllar içinde değişen L-Triptofan gerçeği

L-Triptofan’ın; uyku, ruh hali, ve iştah üzerine olan etkileri ve ilaç olarak kullanılabileceği ilk olarak 1970 yılında, M.I.T ve Harvard Tıp Okulu’nda görev alan nörobilim profesörü ve ekibi tarafından keşfedildi. O yıllarda, L-Triptofan’ın uyku düzeni, iştah kontrolü ve ağrı hafifletici bir ilaç olarak kullanılabileceğini düşündüler fakat ilaç şirketleri, L-Triptofan’ın bir ilaç olarak pazarlanabilmesi için gerekli olan; güvenlik ve etkinlik klinik çalışmalarına para yatırmak istemiyorlardı zaten L-Triptofan hâlihazırda gıda takviyesi olarak üretiliyor ve pazarlanıyordu.

Bir süre daha GRAS listesinde kalmayı başaran L-Triptofan, 1970’lerin başında; hayvan denekler üzerinde yapılan çalışmaların fazla kullanım sonucunda sağlık üzerine olan olumsuz etkilerini göstermesiyle birlikte, FDA L-Triptofan takviyesi kullanımının güvenirliliğini tekrardan değerlendirmeye alma kararı aldı. 1972 yılında FDA, Federal Kayıt’ta L-Triptofan’ın gereğinden fazla kullanımının insan sağlığı üzerinde potansiyel olumsuz etkisi olabileceğini belirten bir yazı paylaştı. Bununla birlikte, tüm aminoasitlerin GRAS listesinden kaldırılmasını ve aminoasit takviyesi üreten firmaların sadece sağlığa bir zararı olamamasını kanıtlamanın yeterli olmayacağını, gıda katkı maddesi olarak pazarlanması gerektiğini ve üreticinin aminoasiti nasıl ürettiğini ve sattığını da açıklaması gerektiğini belirtti. Fakat FDA bu kuralları uygulamada başarısız oldu ve L-Triptofan GRAS listesinden çıkartılmadı.

1977 yılında, FDA L-Triptofan’ın reçetesiz satışını önlemek için tekrardan bir hamle yaptı, fakat bu hamle de bir önceki gibi başarısızlıkla sonuçlandı. Mahkeme süresince birçok zorluk çıktı ve bunun neticesinde dava düştü. FDA istediği düzenlemeleri hayata geçiremedi ve L-Triptofan takviyesi üreticilerinin reçetesiz satışını engellemekte tamamen başarısız oldu. L-Triptofan satışı yasa dışı olmasına rağmen, FDA; EMS (Eozinofili-Miyalji Sendromu) hastalığı patlak verene kadar başka bir hamle yapmadı. FDA tarafından mücadeleye devam edilmemesi, L-Triptofan pazarlamasını hızlandırdı. Kitaplar, dergi makaleleri ve birçok üretici, bu amaçların hiçbiri için güvenli ve etkili olduğu kanıtlanmamış olsa da; uykusuzluk, ağrı, depresyon, PMS ve aşırı kiloya karşı yararlı olduğu iddialarıyla L-Triptofan’ı pazarlanmaya devam etti.

Aslında L-Triptofan nedir ve hangi besinlerde bulunur?

İnsan vücudunda önemli ölçüde protein bulunmaktadır. Proteinlerin temel yapı taşı olan aminoasitler, birbirlerine peptid bağlarla bağlanmaktadır. Belirli bir proteinin oluşumu, yapısındaki aminoasitlerin dizilişine bağlıdır ve kodlama ile düzenlenmektedir. Protein yapımında 20 adet aminoasit bulunmakta ve 2 gruba ayrılmaktadır; esansiyel (elzem) ve esansiyel olmayan aminoasitler. Esansiyel aminoasitler, vücutta sentezlenmeyen (üretilmeyen) ve diyetle organizmaya alınması gereken aminoasitlerdir. Esansiyel olmayan aminoasitler ise, vücutta sentezlenebilen aminoasitlerdir. Esansiyel aminoasitler, vücut tarafından üretilemediği için hayati önemi olan protein sentezinin vücutta devam etmesi için dışarıdan gıda yoluyla alınması gerekmektedir.

proteinlerin yapıtaşları amino asitler esansiyel ve esansiyel olmayanlar infografik

L-Triptofan içeren besinler hangileridir?

L-Triptofan esansiyel (elzem) bir aminoasittir ve en fazla; yumurta, tavuk, hindi, kırmızı et, peynir, soya, kuruyemişler ve kuru baklagillerde bulunmaktadır.

Dengeli bir beslenme modeli ile vücudun ihtiyacı olan tüm elzem aminoasitleri karşılanabilir mi? Takviye proteine ihtiyacımız var mı?

Dengeli ve sağlıklı bir beslenme modeliyle bireyler vücutlarının ihtiyacı olan tüm elzem aminoasitleri hiçbir takviyeye ihtiyaç duymadan karşılayabilmektedir!

Aminoasitler proteinlerin yapı taşlarıdır. İzole / tek bir aminoasitin eksikliği beklenen bir durum değildir. Eğer bir bireyin vücudunda aminoasitlerin eksikliği varsa muhtemelen sağlıksız bir beslenme sonucu oluşmuştur ve tek bir aminoasit takviyesi almak anlamsız olacaktır. Bunun yerine, sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı ile tüm elzem aminoasitletleri yani proteinlerin yapı taşlarını almış olacaklardır. Bu nedenle, tek bir aminoasitin takviye olarak satılması ve bunun fayda sağlayacağı yönünde yapılan pazarlamalar tüketiciyi yanıltmaktan ibarettir.

- İlgili konu: Vitamin ve mineral takviyesi – doktorlar ve kullanıcılar bunları bilmeli

L-Triptofan trajedisi nasıl sonuçlandı?

Showa Denko, sadece L-Triptofan kurbanlarına verilen zararlardan sorumlu olmayacağını, aynı zamanda Amerikalı üreticilere karşı açılan yasal işlemlerin masraflarını ödemek zorunda kalacağını fark etti ve bunun neticesinde, tüm masrafları üstlenmeyi kabul etti. L-Triptofan mağdurları Showa Denko’ya dava açtı veya uzlaşma yolunu tercih etti. Davaların birçoğu uzlaşma şartlarını açıklamama kararı ile yürütüldü ve Showa Denko tarafından ödenen toplam miktar bir milyar dolara yaklaşsa da, haber medyası davaların haber değeri olan bir konu olarak değerlendirmedi ve bu durum medyada çok fazla yer almadı.

FDA’nın L-Triptofan satışını yasaklamasının ardından, EMS sıklığı hızla düştü. 2005 yılında ise FDA, L-Triptofan’a yönelik yasağı kaldırdı ve L-Triptofan içeren ürünlerin tekrardan diyet takviyesi olarak kullanılabilmesine izin verdi. 2005 yılında FDA yasağının kaldırılmasından bu yana yeni vaka yayınlanmamış olması ise bu trajedi sonucunda daha tedbirli bir üretim ve pazarlama sürecinin başladığını gösteriyor.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Kaynak:

Jeffrey A Allen ve ark.
Post-epidemic eosinophilia myalgia syndrome associated with L-Tryptophan.
Arthritis Rheum. 2011.
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.