Anasayfa - Kanser Belirtileri ve Tedavisi - Nöroendokrin tümör Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi

Nöroendokrin tümör Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
24.01.2019

Nöroendokrin tümör nedir? Nedenleri - risk faktörleri nelerdir? Çeşitleri nelerdir?

Vücudun nöroendokrin sistemi, endokrin hücreleri (veya hormon üreten hücreler) ve sinir hücrelerinden oluşur. Nöroendokrin hücreler çoğunlukla sindirim sistemi (mide, bağırsaklar gibi) ve akciğerler gibi organlarda mevcuttur. Bu hücrelerin akciğerlere hava dolaşımını ve kan akışını sağlamak, sindirim sisteminden geçen besin maddelerinin hızını kontrol etmek gibi işlevleri vardır.

Nöroendokrin tümörlerde (NET), diğer tümör türlerinin aksine önemli iki unsur ön plana çıkmaktadır.

  1. Belli bir organ veya dokuda bulunan hücrelerden çok endokrin sistem içinde dağınık duran hücrelerden oluşması.

  2. Nöroendokrin hücrelerin önemli vücut fonksiyonlarını kontrol eden biyoaktif madde ve hormon üretmeleri.

Nöroendokrin tümörlerde, bu maddeleri fazlaca salgılayarak birçok farklı belirtiye yol açabilir. Bu nedenle, doğru bir tedavi için endokrinolog, gastroentrolog, onkolog ve radyolog gibi alanında uzman birden fazla doktorun tedaviyi takip etmeleri gerekebilir.

Nöroendokrin tümörler (NET), vücudun nöroendokrin sisteminde hormon üreten endokrin ve sinir hücrelerinde başlar. Genellikle yavaş seyirli olsa da agresif (yayılım gösteren) eğilim de gösterebilen bu tümör türleri, bulundukları yer ve salgıladıkları hormonlar sebebiyle farklı gelişim gösterirler.

Nöroendokrin tümörler için istatistiki verilere bakıldığında, yıllık her 100,000 kişi içinde yaklaşık 2.5 - 5 kişiye bu hastalığın tanısının konulduğunu görmekteyiz (insidans).

Nöroendokrin tümörlerin nedenleri – risk faktörleri nelerdir?

Hastalığa yakalanma şansını değiştiren her şey bizler için risk faktörüdür. Bu nedenle yaşam tarzımıza, edindiğimiz alışkanlıklarımıza, maruz kaldığımız tüm çevresel etkenlere dikkat ederek kanser hastalığında etkisi olan risk faktörlerini azaltmamız mümkündür.

Sigara içmek, alkol kullanmak gibi bazı risk faktörleri, yaşamın içinde edindiğimiz alışkanlıklardandır ve değiştirilebilir. Kişinin yaşı ve ailesel geçmişi gibi bazı risk faktörleri de vardır ki değiştirilemez. Öte yandan, riske sahip olmanız kansere yakalanacağınız anlamına gelmez. Ya da herhangi bir risk faktörü yokken kanser olmanız mümkündür denilebilir.

Bu sebeple, nöroendokrin kanserlerde etken risk faktörlerini bilmeniz önemlidir. Bu sayede, hayatınızda yapacağınız ufak değişikliklerle riski azaltabilirsiniz. Nöroendokrin kanser ile ilgili bazı risk faktörlerine sahipseniz, sık aralıklarla rutin kontrollerinizi ihmal etmemelisiniz. Böylece, kanserde erken tanı ve etkin bir tedavi olanağına sahip olabilirsiniz.

Bazı risk faktörleri var ki, nöroendokrin kanserlerin gelişmesinde etkin rol oynamaktadır.

Kalıtsal Faktörler

Ailesel geçmiş

Feokromositom gelişen kişilerin %10’unda hastalık kalıtsal nedenlere bağlıdır. Multipl (çift) endokrin neoplazi tip 1 (MEN1) kalıtsal bir durumdur ve şu üç salgı bezinde tümör gelişme riskini arttırır: Hipofiz, paratiroid ve pankreas. Bunun yanında çift endokrin neoplazi tür 2 (MEN2), meduller tiroid kanseri ve feokromositom gibi başka kanser türleri ile bağlantılı kalıtsal bir durumdur.

Multipl Endokrin Neoplazi, Tip 1 (MEN1)

MEN1 genindeki kalıtsal bozukluk nedeniyle oluşan nadir bir durumdur. Bu sendroma sahip olan kişilerde hipofiz bezi, paratiroid ve pankreasta tümör gelişme riski yüksektir. Ayrıca, karsinoid tümör riski de artar. Bazı araştırmalar, karsinoid tümörlerin yaklaşık %10’unun MEN1 genindeki kalıtsal mutasyon sonucu oluştuğunu tahmin etmektedir. Bunların çoğu, gastrik (mide) karsinoidlerdir.

Nörofibromatoz (sinirlerin çoklu fibromu), Tip 1

Tümör, NF1 geninde oluşan hasar sebebiyle gelişir. Bu durumda olan bazı kişilerde, ince bağırsaklarda da nöroendokrin tümörlere rastlanmaktadır.

Diğer kalıtsal sendromlar

Nöroendokrin tümörler, tüberoz skleroz kompleksi ve Vin Hippel Lindau Hastalığı olan kişiler arasında daha sık rastlanmaktadır. Tüberoz skleroz kompleksi, TSC1 veya TSC2 genlerinde oluşan hasara bağlı gelişmektedir. Bu durumda olan kişiler arasında kalpte, gözlerde, beyinde, ciltte ve akciğerlerde tümör oluşabilir. Von Hippel Lindau hastalığı ise,kalıtsal bir eğilimdir. VHL geninde oluşan değişiklik sonucu meydana gelir ve beyin, omurilik, retina veya böbrek kanserlerini geliştirebilir.

Midede varolan başka hastalıklar

Belli bazı hastalıklar kişilerde mideye zarar vererek asit miktarını azaltır. Buda, midede karsinoid tümör gelişimi riskini arttırır. Ancak, diğer organlarda karsinoid tümör riskini etkilemez.

Yaş

Feokromositom, 40-60 yaş arası kişilerde daha sık rastlanmaktadır. Merkel hücreli kanser, 70 yaşından daha yaşlı kişilerde sıklıkla görülmektedir.

Cinsiyet

Feokromositom, kadınlardan çok erkeklerde gelişen bir tümör çeşididir. Ayrıca, erkeklerde merkel hücreli kanser gelişme riski kadınlara nazaran daha fazladır.

Bağışıklık sistemini baskılama

İnsan bağışıklık eksikliği virüsü (HIV), edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromuna (AIDS) yol açar. Ayrıca, bağışıklık sisteminde organ nakli ile ortaya çıkabilecek bir yetersizlik, nöroendokrin tümör gelişim riskini arttırır.

Arsenik

Arsenik zehirli bir maddedir. Bu maddeye maruz kalmak, merkel hücreli kanser riskini arttırabilir.

Güneşe maruz kalmak

Merkel hücreli kanser çoğunlukla güneşe sık maruz kalan baş ve boyun bölgesinde görüldüğü için güneşe fazla maruz kalmanın bu kanser türü için risk unsuru olabileceği düşünülmektedir.

Nöroendokrin tümör belirtileri nelerdir?

  1. Yüksek tansiyon, ateş, baş ağrısı, terleme, çarpıntı, mide bulantısı, kusma, hızlı nabız atışı hem nöroendokrin tümörü olan hem de feokromositom olan hastalarda rastlanan belirtilerdir.

  2. Bunun yanında merkel hücreli tümörü olan hastalarda ciltte oluşan ağrısız, sert yumrular kırmızı, pembe veya mavi renge dönebilir.

  3. Ayrıca gastrointestinal, pankreatik ve ailesel geçiş özelliği taşıyan nöroendokrin tümörler;

    1. Hiperglisemi (açlık ve susuzluğu arttıran, idrara sık çıkılmasına sebep olan kanda yüksek şeker seviyesidir),

    2. Hipoglisemi (halsizlik, sinirlilik, baş dönmesi veya denge kaybı, terleme, kasılma nöbetleri ve bayılmaya neden olan kanda yetersiz şeker seviyesi),

    3. İshal, ağrı, iştah ve kilo kaybı, öksürük ve ses kısıklığı, sarılık, ciltte döküntü gibi bazı belirtiler gösterebilir.

Nöroendokrin tümörde erken tanı ve tarama mümkün müdür? Galyum 68-dotate pet-tomografi ile teşhis ve tedavi

Nöroendokrin tümörlerde MR, oktreoskan görüntüleme, serum kromogranin A (CgA), 24-saat üriner (idrar) 5- Hidroksiindol asetik asit (5-HIAA), endoskopik ultrasonla gerçekleştirilen endoskopik inceleme gibi bazı testler, en etkili tedavinin hangisi olabileceğini belirleyebilir.

Tümör türlerinin çoğu için uygulanan biyopsi, kesin kanser tanısının elde edilebileceği tek yoldur. Biyopsi uygulaması mümkün değilse, tanı koyulmasına yardımcı olması için başka testler önerilebilir.

Görüntüleme testleri, kanserli tümörün varsa yayılımını ortaya çıkarmak için kullanılabilir.

Fiziksel muayeneye ek olarak, nöroendokrin kanser teşhisi için kullanılabilecek testler aşağıda sıralanmıştır:

Kan ve idrar testleri

Hormonların ve diğer maddelerin ölçümlerini yapmak için hastadan kan ve idrar örnekleri alınabilir. İdrar testleri, vücuttaki adrenalin seviyesini ölçer. Yüksek adrenalin seviyesi, feokromositom varlığının işareti olabilir.

Hidroksiindol asetik asit (5-HIAA)

Karsinoid sendromla ilişkili NET’lerin teşhisinde kullanılan 5-HIAA, tümör salgılama aktivitesini 24 saat içinde idrar örneğinden ölçebilen iyi bir idrar testidir. Ancak, seratonin bakımından zengin gıdaların (muz, domates, avokado, erik, ananas, patlıcan ve ceviz), idrarda 5-HIAA seviyesini yükseltebildiği unutulmaması gereken önemli bir noktadır.

Kromogranin A (CgA)

Belli sınırlamalara rağmen CgA, en iyi NET biyobelirteci olarak kabul edilmektedir. CgA seviyesi, tümörün varlığını tespit eder. CgA seviyesi, böbrek veya karaciğer yetersizliklerini, az da olsa iltihaplı bağırsak hastalıklarını da işaret edebilir. Ancak CgA seviyesi, uygulanan başka tedavilere bağlı da yükselebilir. Bu nedenle, CgA seviyesinin yüksek olmasının, çeşitli başka nedenlerden de kaynaklanabileceği göz önünde bulundurulmalı, NET teşhisi koyulmadan önce doğrulayıcı testler yapılmalıdır.

Bunun yanında glukagon uyarı testi ve klonidin baskılama testi, zaman zaman feokromositom belirtileri gösteren hastalarda adrenalin seviyesini ölçer. Glukagon uyarı testinde, glukagon (pankreasta kan şekeri oranını arttıran hormon) hastaya damardan enjekte edilir ve belli aralıklarda alınan kan örneklerinde adrenalin seviyesi ölçülür. Klonidin baskılama testi sırasında ise, ilaç hastaya ağızdan hap olarak verildikten sonra 3 saat süreyle düzenli aralıklarla hastadan kan örnekleri alınır. Klonidin, kandaki adrenalin seviyesini azaltmak için kullanılır. Eğer klonidin seviyesinde azalma olmaz ise, bu tümör belirtisi olabilir. Kan basıncı ve kalp atışları test süresince monitörden dikkatlice takip edilir.

Görüntüleme testleri

Röntgen

X ışınları kullanılarak vücudun içyapısının görüntülendiği yöntemde radyasyon miktarı oldukça düşüktür.

Oktreoskan görüntüleme

Somastatin reseptörleri taşıyan NET’lerin yerini belirlemek için uygulanan moleküler bir görüntüleme ajanıdır. Sindirim sistemi (gastrointestinal) NET’ler için uygulanan en hassas görüntüleme tekniğidir.

Bilgisayarlı Tomografi (BT)

BT üç boyutlu görüntüleme yaparak gelişen olası anormalliği veya tümörü görüntüler. Tümörün büyüklüğü ve yeri konusunda da net bilgi verebilen bu görüntüleme yönteminde zaman zaman kontrast madde verilerek detaylı bir görüntüleme elde edilmesi sağlanabilir. Böylece, varsa kanserin yayılımının tespit edilmesi de bu sayede mümkün olacaktır.

Zaman zaman kontrast madde (özel bir boya) damardan enjekte edilerek veya ağızdan verilerek daha net görüntü elde edilmesi sağlanır.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI)

MR görüntüleme, X ışınları yerine radyo dalgaları ve güçlü mıknatıslar kullanarak vücudun yumuşak doku görüntülerini alır. Radyo dalgalarından gelen enerji emilir ve şüpheli bölgeye gönderilir. Bilgisayar elde edilen görüntüyü detaylı kesit resimler haline getirir.

Zaman zaman kontrast madde (özel bir boya) damardan enjekte edilerek veya ağızdan verilerek daha net görüntü elde edilebilir.

Somatostatin Reseptör Sintigrafisi (SRS)

Nöroendokrin tümörlerin çoğu somatostatin reseptörlerine sahiptir. Tümörün bulunduğu yerini ve durumunu belirlemede BT’den daha fazla fayda sağlayabilir.

MIBG (I131 metil iyodo benzil guanidin) sintigrafisi

Nöroendokrin tümör yayılımını ve tutulumunu belirlemede etkin rol oynayan bir testtir.

Endoskopi

Mide, bronş ve kolorektal kanserlerin teşhis edilmesinde uygulanan testlerden biri olan endoskopi, bu bölgelerde gelişen nöroendokrin kanserlerin teşhisinde de kullanılmaktadır.

Moleküler test

Alınan örnekte tümöre özel belli genlerin, proteinlerin ve diğer faktörlerin araştırılması için testler önerilir. Bu testlerin sonuçları, hedefe yönelik tedavi dahil hastanın tüm tedavi seçeneklerine karar verilmesine yardımcı olacaktır.

Biyopsi

Biyopsi, şüpheli tümör dokusundan parça alınarak laboratuvar ortamında incelenmesi işlemidir. Uygulanan diğer testler de kanserin varlığını gösterebilir, ancak sadece biyopsi kesin teşhisi koyar.

GALYUM 68-DOTATE PET-TOMOGRAFİ yöntemi ile teşhis ve tedavi

Nöroendokrin tümörler, vücudun her yerinden kaynaklanabilen bir grup tümörlerdir ki, bunlar özellikle hormon salgılayan hücrelerden gelişir. Hormon aracılı hücrelerden gelişen bu tümörlerin görüntülemesi çok daha farklı bir boyuta gelmiştir. Son 5 yıl içinde "Galyum 68-DOTATE PET/BT" adlı yöntem geliştirilmiş ve bu yöntem ile somatostatin reseptörü (algılayıcı protein) barındıran nöroendokrin tümör hücreleri en iyi şekilde görüntülemektedir. DOTATATE, bu reseptörlere bağlanabilen peptid yapıda bir bileşiktir. Galyum 68 adı verilen radyoaktif madde ile birleştirilerek hastaya verildiğinde PET-CT cihazı ile tümör hücreleri bulunduğu dokular yüksek doğrulukta görüntülenebilmektdir. Hastalığı saptama doğruluğu oranları % 90 düzeyindedir.

Klinik bulgular ve laboratuvar testleri nöroendokrin tümör kuşkusu taşıyor ise hastalığın köken aldığı organın saptanması, ayırıcı tanısının yapılması, evresinin ve yaygınlığının belirlenmesi, ameliyat edilebilirliğinin değerlendirilmesi, tedavi için seçeneklerin belirlenmesi, tedavi sonrası takipte hastalığın yineleyip yinelemediğinin saptanması, tedavi yanıtı değerlendirilmesi, ilişkili ailesel hastalıkların araştırılması gibi bir çok yararlı uygulaması vardır.

Bu yöntemle nöroendokrin tümörler neredeyse hücre bazında saptanarak, hem görüntüleme hem tedavi eşzamanlı uygulanabilmektedir (Galyum 68-DOTATE PET-BT eşzamanlı Lutesyum tedavisi).

Nöroendokrin tümörlerde evreleme

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflaması nöroendokrin tümörler için, hastalığın anatomik köken aldığı bölgeden ziyade, tümör gradını (derecesini) dikkate alır. Buna göre nöroendoktin tümörler üç ana kategoride incelenir:

1. derece, iyi farklılaşmış nöroendokrin tümörler: iyi huylu (benign) ve belirsiz davranışları olan tümörler bu gruba girer,

2. derece, iyi farklılaşmış ( düşük gradlı ) nöroendokrin karsinomlar: düşük gradlı ve kötü huylu (malign) davranışlı tümörlerdir. Bu tümörler geleneksel olarak karsinoid ve pankreatik nöroendokrin tümörler bilinirler. Bununla birlikte karsinoid tümörler ve pankreas nöroendokrin tümörler rutin histolojik değerlendirmede benzer özelliklere sahip olsa da, farklı bir patogeneze ve biyolojiye sahiptirler.

3. derece, zayıf farklılaşmış ( yüksek gradlı ) nöroendokrin karsinomlar: Akciğerin büyük hücreli nöroendokrin ve küçük hücreli karsinomları bu gruptadır.

Kanserleşen hücreler ne kadar az farklılaşırlarsa grad o kadar yüksek olur, dolayısı ile agresiflikleri de o kadar yüksek olur.

Bir tümörün yukarıdaki kategorilerden hangisine ait olduğu, tümörün iyi tanımlanmış histolojik özelliklerine bağlıdır. Bu histolojik özellikler: hücrelerin boyutu, lenf ve kan damarlarına sirayet etme durumu, mitoz sayısı, Ki-67 indeksi, komşu organları işgal durumu, metastaz durumu ve hormon üretip üretmediğidir.

Nöroendoktin tümörler için yukarıdaki sınıflamaya ek olarak, tümörün boyut ve yayılım özelliklerinin daha çok dikkate alındığı TNM evreleme sistemi de mevcuttur. TNM sisteminde 0’dan 4’e kadar sıralanmış olan evreler kanserin ilerleme derecesini göstermektedir. Kanserin en ilerlemiş evresi 4 rakamı ile ifade edilir. 0 evresi ise, kanserin erken evrede olduğunu belirtir.

Nöroendokrin tümörlerin yarısının teşhis edildiğinde vücuda yayılım göstermiş olduğu görülmektedir. Bu yayılımın bir kısmı uzak bölgelerde tespit edilirken, bir kısmı bölgesel olarak belirlenmektedir. Bu durumda nöroendokrin tümörler hastalığın yayılım durumuna göre [(lokal, bölgesel ve metastatik (uzak yayılım)] evrelendirilebilir.

Pankreatik nöroendokrin tümörler (gastrinom, insülinom, glükagonom v.s.), salgıladıkları hormonları üreten hücrelerden birinde bulunabilir ve buna göre ayrılırlar. Pankreas kanseri ile aynı evreleme sistemi kullanılır. Bunun yanında gastrointestinal nöroendokrin tümörler geliştikleri yer ve yayılım durumuna göre incelenerek evrelendirilmektedir.

Pankreatik nöroendokrin tümörlerde TNM evreleme

Evre 0: Tümör pankreas yolundaki hücrelerin üst tabakasında bulunur. Kanser, daha derin dokulara ilerlememiştir ve pankreas dışına yayılmamıştır.

Evre 1a: Tümör 2 cm veya daha küçüktür ve pankreas ile sınırlıdır. Kanser, yakın lenf bezlerine veya vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır.

Evre 1b: Tümör 2 cm veya daha büyük olabilir ve pankreas ile sınırlıdır. Kanser, yakın lenf bezlerine veya vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır.

Evre 2a: Tümör pankreasın dışına ilerlemiştir ancak ana kan damarlarına veya sinirlere yayılmamıştır. Kanser yakın lenf bezlerine veya vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır.

Evre 2b: Tümör pankreas ile sınırlı olabilir ya da pankreas dışına ilerleyebilir ancak ana kan damarlarına veya sinirlere yayılmamıştır. Kanser yakındaki lenf bezlerinde görülür, ancak vücudun uzak bölgelerine ilerlemez.

Evre 3: Tümör pankreasın dışındaki yakın ana damarlar veya sinirlerde gelişmiştir. Kanser yakındaki lenf bezlerine yayılabilir ya da yayılmayabilir, ancak vücudun uzak bölgelerinde görülmez.

Evre 4: Kanser vücudun uzak bölgelerine yayılmıştır.

Merkel hücreli kanserlerde TNM evreleme

Evre 1a: Tümör, 2 cm’den küçüktür ve vücudun diğer bölgelerine veya lenf bezlerine yayılım göstermemiştir. Lenf bezleri fasülye şeklinde küçük organlardır ve vücudun enfeksiyonla savaşmasına yardımcı olur.

Evre 1b: Tümör, 2 cm veya daha büyüktür ve vücudun diğer bölgelerine veya lenf bezlerine yayılım göstermemiştir.

Evre 2: Kanser, bölgesel lenf bezlerine yayılım göstermiştir. Ancak, vücudun diğer bölgelerine ilerlemez.

Evre 3: Kanser, vücudun diğer bölgelerine yayılım göstermiştir.

Kanserin Tekrarlaması

Tekrarlayan kanser, tedavi sonrası nükseden kanserdir. Bu durumda, yukarıda belirttiğim sistemde kanserin tekrar evrelendirilmesi gerekebilir.

Nöroendokrin tümör ameliyatla tedavi

Cerrahi müdahale, hem feokromositom hemde Merkel Hücreli nöroendokrin kanserler için ana tedavidir. Marjin adı verilen bir yöntemle tümörün etrafındaki sağlıklı dokunun kenarından küçük bir sınır çizilerek tümörün yeri belirlenir ve alınır. Laparoskopikb cerrahi ( kapalı ameliyat ), feokromositom tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemlerden biridir.

Bunun yanında, pankreasın nöroendokrin tümörlerinde tek tedavi seçeneği olduğu için, tüm bölgesel pankreatik nöroendokrin tümörler mümkünse ameliyat ile alınmalıdır.

Ayrıca, MEN-1 veya VHL (von Hippel-Lindau Sendromu) olan hastalarda tümörler çok küçük ve fazla sayıda olduğu için tam bir cerrahi müdahaleyi imkansız kılar. Bu da, cerrahinin nadiren tedavi edici olduğu anlamına gelmektedir.

İleri evre pankreatik nöroendokrin tümörlerin tedavisinde seçenekler; hepatik ( karaciğerdeki ) metastazların cerrahisi, hepatik arteriyal embolizasyon, radyofrekans ablasyonu ve kriyoablasyondur ( bakınız girişimsel-ameliyatsız kanser tedavileri ). Bu yöntemler tek başına uygulanabildikleri gibi, tümör yükünü azaltmaya yönelik sitoredüktif cerrahi, klasik kemoterapi ve karaciğer nakli gibi yöntemlerle birlikte uygulanabilir.

Nöroendokrin tümörlerin tedavisinde laparoskopik cerrahi

Laparoskopik cerrahide ucunda kamerası olan laparoskop, açılan 3-4 küçük kesiden birinden sokularak ameliyata rehberlik eder. Cerrahi aletlerde, açılan diğer kesilerden içeri sokularak, bir yandan görüntülenir, diğer yandan cerrahi müdahale ile alınır.

Nöroendokrin tümörlerde kriyoablasyon, arteryel embolizasyon ve radyofrekans ablasyon

Kriyoablasyon

Bu yöntemde, ince metal bir sonda ile tümörün dondurularak yok edilmesi hedeflenir. Bu işlem sırasında metal sonda ultrason eşliğinde tümörün içine yerleştirilir. Tümöre ulaşan sonda yoluyla gönderilen çok soğuk gaz, kanser hücrelerini dondurarak öldürür. Zaman zaman genel anestezi gerektirebilen bu metot, diğer ablasyon tekniklerine nazaran, çok daha büyük tümörlerin tedavisi için kullanılabilir.

Arteryel embolizasyon

Arteryel embolizasyon, trans-arteryel embolizasyon olarak da bilinir. Bu yöntemde, kateter (ince, esnek tüp) iç uylukta açılan küçük bir kesi yoluyla karaciğerdeki hepatik arter içine yerleştirilir. Kana dolaşımına enjekte edilen boya ile oluşan kateter yolu, anjiyografi (özel bir tür röntgen) aracılığıyla görüntülenir. Kateter uygun yere yerleştirildikten sonra arterin içerisine ufak tanecikler enjekte edilerek arterin tıkanması ve tümörü besleyen kan akışının durması sağlanır.

Radyofrekans ablasyon (RFA)

Bu işlem, tedavi için yüksek enerji radyo dalgaları kullanır. Doktor, ince iğne şeklinde bir sondayı tümörün içine sokar. Bu işlemi gerçekleştirirken BT taraması veya ultrason ile görüntü alınarak uygun yerin tam tespit edilmesi sağlanır. Yüksek frekanslı akım, bu sondanın ucundan geçerek tümöre çarpar ve kanser hücrelerini ısıtarak yok eder. Radyofrekans ablasyonu, küçük nöroendokrin tümörlerde en sık kullanılan metottur.

Nöroendokrin tümörlerde Lutesyum - Lu177 ile tedavi

Bu yöntem, somatostatin reseptörü pozitif olan nöroendokrin tümörlü hastalarda dünyada yaklaşık 15 yıldır başarı ile uygulanmaktadır. Radyonüklid peptid reseptör tedavisi olarak da bilinmektedir.

  • Somatostatin reseptörü pozitif,

  • Grade 1-2,

  • Ameliyat edilemez,

  • Metastatik (ileri veya 4. evre) hastalara uygulanabilmektedir.

Lutesyum (Lu177) isimli radyoaktif madde beta ışını yayarak tümör hücrelerini tahrip eder. Bu amaçla önce galyum 68 DOTATATE isimli madde kullanılarak tümör somatostatin reseptör yoğunlğu ve tedaviye uygunluğu, hastalık yaygınlığı saptanır.

Bu yöntemle şikayetlerin azalması ve hastalığın durması % 70 den fazla bir hasta grubunda sağlanmaktadır. Tümörde küçülme % 30 hastada oluşmaktadır.

Nöroendokrin tümörlerde radyoterapi – ışın tedavisi

Radyoterapi, yüksek enerji X ışınları kullanarak kanser hücrelerini öldürme yöntemidir. En sık kullanılan radyoterapi tedavisi, vücudun dışından doğrudan tümöre gönderilen radyasyon yöntemi olarak adlandırılan dıştan radyoterapidir. Radyoterapi, vücut içine yerleştirilen implant kullanılarak gerçekleştirildiğinde içten radyoterapi veya brakiterapi olarak adlandırılır. Kanser hücrelerine yüksek güçte radyoaktif ışın kaynağı yerleştirilerek kanserli bölgeye yüksek dozda radyasyon verilmesine imkan sağlanır. Bu uygulama sağlıklı dokulara daha az zarar verdiği için yan etkileri minimize eder. Radyoterapi, nöroendokrin tümör yayılım gösterdiğinde veya bulunduğu yer sebebiyle cerrahisi zor veya imkansız olduğunda kullanılır.

Nöroendokrin tümörlerde somatostatin analogları ile tedavi

Somatostatin analogları, somatostatin hormonunun sentetik versiyonlarıdır. Bu ilaçlar somatostatin reseptörü pozitif hastalarda tümör büyümesinin baskılayabilmektedirle ve tümörler salgılanan hormonların neden olduğu belirtileri kontrol altına alabilir. Ayrıca, metastatik nöroendokrin kanserlerde tümörün gelişimini yavaşlatır veya durdurur.

Karsinoid tümörlerin tedavisinde kullanılan somatostatin analogları: oktreotid (Sandostatin®) ve Lanreotiddir (Somatuline® Depot). Bu ilaçlar yayılım gösteren karsinoid tümörün gelişimini yavaşlatarak veya durdurarak hastanın yaşam süresinin uzamasına katkı sağlayabilir. Ayrıca hırıltılı solunum, kızarıklık ve mide bulantısı gibi belirtileri tedavi edebilir. Bunun yanında oktreoid, karsinoid tümörü olan hastalara cerrahi uygulandığında, salgılanan serotonin ya da diğer hormonlara bağlı oluşan problemlerin önlenmesi ve tedavisi için de zaman zaman uygulanmaktadır.

Nöroendokrin tümörlerde kemoterapi ve hedefe yönelik akıllı ilaç tedavisi

Kemoterapi tedavisi, ilaç kullanılarak kanser hücrelerinin öldürülmesi yöntemidir. Bu yöntemde genellikle kanser hücrelerinin bölünerek çoğalması durdurulur. Sistemik kemoterapi, kan dolaşımı yoluyla tüm vücutta bulunan kanser hücrelerine ulaşır ve yok eder. Buda damardan veya ağızdan belli aralıklarla bir ve birden fazla kombine ilaç tedavisi kullanılarak gerçekleştirilir.

Kötü diferansiye nöroendokrin kanserlerin kemoterapi tedavisinde, küçük hücreli akciğer kanseri ile aynı ilaçlar kullanılmaktadır. Bu kemoterapi ilaçları platin bazlı sisplatin veya karboplatin ve etoposiddir. İyi diferansiye nöroendokrin kanserlerde ise, karaciğer yayılımı görülebilir ve kanserin ilk geliştiği yer bilinmeyebilir. Bu durumda hastalara, iyi diferansiye karsinoid tümörü olan hastalarla aynı kemoterapi tedavisi uygulanır. Uygulanan kombine tedaviler; doksorubisin (Adriamisin) ve streptozosin veya temozomid ve kapesitabin’dir.

Bunun yanında gastrointestinal karsinoid tümörler, kemoterapi tedavisine genellikle olumlu yanıt vermez. Bu nedenle ilaç tedavisi çoğunlukla diğer organlara yayılım göstermiş tümörlerin tedavisinde kullanılır. Kapesitabin, 5-floroürosil, doksorubisin, etoposid, dakarbazin, streptozosin, sisplatin, temozolomid, siklofosfamid gastrointestinal karsinoid tümörlerin tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarıdır.

Hedefe yönelik tedavi – akıllı ilaçlar

Hedefe yönelik tedavi, kanserin gelişimine ve yaşamasına katkı sağlayan dokusal yapıyı veya belli proteinleri ve genleri hedefler. Bu tür bir tedavi, sağlıklı hücrelere zarar vermesini sınırlayarak kanser hücrelerinin gelişimini ve yayılımını engeller.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, teşhis edilen tüm tümörlerin aynı hedefe sahip olmadığını göstermiştir. En etkin tedaviyi bulmak için hastada tespit edilen tümörün sahip olduğu genlerin, proteinlerin ve diğer faktörlerin tanımlanmasını hedefleyen bir dizi test yapılabilir. Böylece, o tümöre özel en etkin tedavinin planlanması sağlanmış olur. Hedefe yönelik tedavinin etkinliğini arttırmak için yürütülen çalışmalar hız kesmeden devam etmektedir.

Sunitinib (Sutent) ve Everolimus (Afinitor) ile gerçekleştirilen iki yeni hedefe yönelik tedavi, pankreatik nöroendokrin tümörü olan hastalarda yarar sağlamıştır. Bu ilaçlarla ilgili bir tedavi planı uygulanmadan önce doktorunuzla konuşarak, olası yan etkiler ve nasıl yönetilebileceği konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

Nöroendokrin tümörlerde everolimus ile tedavi

Daha önce böbrek kanseri ve mide-bağırsak nöroendokrin tümörlerde hedeflenmiş tedavi olarak etkinliği kanıtlanan Everolimus etken maddeli ilacın, aynı şekilde akciğer nöroendokrin tümörlerde etkin olduğu 2015 Avrupa Kanser Kongresi'nde sonuçları açıklanan RADIANT-4 adlı çalışma ile gösterilmiştir. Everolimus verilen grupta hastalık ilerlemeden sağkalım oranı 11 ay olarak belirlenirken, ilacın verilmediği hastalarda bu oran 3,9 ay olarak tespit edilmiştir. Bu da istatistiksel olarak çok anlamlı olan ve bilim camiasını şaşırtacak ve tatmin edecek bir sonuç ortaya çıkarmıştır.

Nöroendokrin tümörler için uygulanan diğer ilaç tedavileri

Feokromositom çoğunlukla, cerrahiye ek olarak alfa-adrenerjik blokerlerle (çoğu zaman kan basıncını düşürmek için kullanılan ilaçlar) tedavi edilir. Beta-blokerler, hızlı veya düzensiz nabız atışını kontrol etmek için kullanılabilir.

Kanser tedavisi için kullanılan ilaçlar sürekli değerlendirmeye alınırlar. Size sunulan ilaç tedavisi ve potansiyel yan etkileri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için doktorunuzla konuşunuz. Kullanılacak ilaçlar için önceden yapılan araştırma sonuçlarını inceleyerek bilgi sahibi olunuz.

Nöroendokrin tümörlerde immünoterapi

İnterferon alfa ile tedavi

İnterferonlar, vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren doğal maddelerdir. Bu maddeler aynı zamanda tümör hücrelerinin gelişimini de yavaşlatırlar. Laboratuvar ortamında sentetik olarak üretilerek kanser tedavisinde kullanılan interferon-alfa, zaman zaman metastatik nöroendokrin tümörü küçültmek veya gelişimini yavaşlatmak, ayrıca karsinoid tümör belirtilerini azaltmak için de uygulanabilir.

İmmün kontrol noktası baskılayıcılar (Checkpoint Inhibitors)

Nöroendokrin tümörler için anti-CTLA4 ilaç olan ipilimumab ve diğer immünoterapi ajanlarıının kombine edildiği çalışmalar devam etmektedir, fakat henüz bu alanda onay alan bir immün kontrol noktası baskılayıcısı yoktur.

Nöroendokrin tümörlerde ısı – hipertermi tedavisi

Isı tedavisi veya termoterapi olarak da bilinen hipertermi, vücut dokusunun yüksek ısıya (39 – 44 °C arası) maruz bırakılmasıyla uygulanan tamamlayıcı bir kanser tedavi yöntemidir.

Araştırmalar yüksek ısının normal dokulara çok az zarar vererek kanser hücrelerine hasar verdiğini veya öldürdüğünü göstermiştir. Hipertermi, kanser hücrelerini öldürerek ve hücrelerdeki proteinlere ve yapıya zarar vererek, kanserin bağışıklık sistemi tarafından fark edilmesini sağlayarak tümörü küçültebilir.

Hipertermi - ısı ile tedavi hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
  • Etiket Bulutu:
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
İlgili Kanser Haberleri