Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Mustafa Özdoğan Memorial Antalya Hastaneler Grubu Onkoloji Merkezi Başkanı "Kanser alanındaki en büyük eksiklik, halka yönelik sade ve anlaşılabilir bilgiye ulaşılamamasıdır. Web sitemiz ile bu eksikliği giderdiğimizi düşünüyorum."

Anasayfa - Kanser Belirtileri ve Tedavisi - Nazofarenks - Üst Yutak Kanseri Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi

Nazofarenks - Üst Yutak Kanseri Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
24.01.2019

Nazofarenks - Geniz (üst yutak) kanseri nedir? Nedenleri - risk faktörleri nelerdir?

Yutak (farenks), ağız ve burun boşluğunun arka tarafında yer alır. Tüp şeklinde yaklaşık 12 cm uzunluğunda mukoza ile kaplı kaslı bir organ olan yutak, burnun arka tarafından başlayarak soluk borusu (trakea) ve yemek borusunun (özefagus) üstünde son bulur. Yutak, besinlerin mideye iletilmesini ve soluk alıp vermeyi sağlayan bir organdır. Bir başka deyişle, soluk borusu ve yemek borusu arasında görev yapar. Bir yandan nefes ile çekilen havanın akciğerlere iletilmesini sağlarken, bir yandan da ağızdaki besinleri yutağa doğru ittirir. Besin yutaktan geçerken soluk borusunun giriş kısmı kapatılır.

Farenks yani yutak; orofarenks (ağzın hemen arkası), hipofarinks (gırtlak - larinkse yakın) ve nazofarenks (boğazın burunla birleştiği yer-üstyutak) olmak üzere 3 bölümden oluşur. Bu bölümde anlatacağımız nazofarenks (üst yutak), burun ve ağız boşluğunun arka tarafında yer alan yutağın hemen üst kısmıdır. Nazofarenks (üst yutak) kanseri, tam da bu bölgede başlar. Baş boyun kanserlerinden biri olarak bilinen nazofarenks kanserine genellikle Asya ülkelerinde sık rastlanmaktadır. Bu kanser türü daha çok ileri yaşlarda görülmesine karşın, genç yaştaki kişilerde de gözlenebilmektedir

Nazofarenks (üst yutak) kanserinin nedenleri – risk faktörleri nelerdir?

Hastalığa yakalanma şansını değiştiren her şey bizler için risk faktörüdür. Bu nedenle yaşam tarzımıza, edindiğimiz alışkanlıklarımıza, maruz kaldığımız tüm çevresel etkenlere dikkat ederek kanser hastalığında etkisi olan risk faktörlerini azaltmamız mümkündür.

Sigara içmek, alkol kullanmak gibi bazı risk faktörleri, yaşamın içinde edindiğimiz alışkanlıklardandır ve değiştirilebilir. Kişinin yaşı ve ailesel geçmişi gibi bazı risk faktörleri de vardır ki bunlar değiştirilemez. Öte yandan, riske sahip olmanız kansere yakalanacağınız anlamına gelmez. Ya da herhangi bir risk faktörü yokken kanser olmanız mümkündür denilebilir.

Bu sebeple, nazofarenks kanserlerinde etken risk faktörlerini bilmeniz önemlidir. Bu sayede, hayatınızda yapacağınız ufak değişikliklerle riski azaltabilirsiniz. Nazofarenks kanseri ile ilgili bazı risk faktörlerine sahipseniz, sık aralıklarla rutin kontrollerinizi ihmal etmemelisiniz. Böylece, kanserde erken tanı ve etkin bir tedavi olanağına sahip olabilirsiniz.

Şimdi gelin nazofarenks (üstyutak) kanserinde etken olan risk faktörlerini birlikte inceleyelim.

Beslenme

Yapılan araştırmalarla çok tüketilen salamura et ve balığın nazofarenks kanserinin gelişmesinde etken rol oynadığı görülmüştür. Bunun yanında, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin bu kanser türünde riski azaltabileceği bilinmektedir.

Virüsler

Virüsler, bazı kanser türlerinin gelişiminde rol oynayabilmektedir. Virüs, hücrelerde sonrasında kansere dönüşebilecek genetik değişikliklere yol açabilir. Birçok kişi, kansere neden olabilecek virüslerden etkilenebilir, ancak kanser olmaz. Virüsler, sadece bazı durumlarda kansere yol açabilir.

Üst yutak (nazofarenks) kanserinin Epstein Barr virüsü (EBV) ile ilişkili olduğu görülmüştür. Öte yandan EBV taşıyıcısı olan birçok kişide kanser tespit edilmemiştir. EBV enfeksiyonu ile nazofarenks kanseri arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır ve nedeni henüz tam olarak anlaşılmış değildir. Ancak, EBV enfeksiyonu tek başına nazofarenks kanserine neden olamaz. Bu virüsün nazofarenks kanserinin gelişimine nasıl bir katkı sağladığı, kişinin genlerinin bu virüsle nasıl başettiğine bağlıdır.

Bunun yanında yapılan araştırmalarda, üst yutak (nazofarenks) kanserinin bazı türleri ile insan papillom virüsü (HPV) arasında bağlantı olabileceği düşünülmektedir.

Sigara ve alkol kullanımı

Yapılan bazı araştırmalar, sigara içmenin başta keratinize skuamöz hücreli olmak üzere tüm nazofarenks kanserlerinin gelişiminde bir risk faktörü olabileceğini göstermiştir. Yine bazı araştırmalar, çok miktarda alkol tüketiminin bu kanser türünde risk teşkil ettiğini tespit etmiştir. Ancak alınan bu sonuçların kesinlik kazanabilmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Kulak-burun-boğaz iltihabı

Kronik kulak, burun, boğaz iltihabı olan kişilerde üst yutak kanseri (nazofarenks) riski artabilir. Kronik burun tıkanıklığı ve iltihabı, orta kulak enfeksiyonu ve polipler bu kanser türünde etken faktörlerdir.

Genetik risk faktörleri

Kişinin genleri nazofarenks kanseri riskini etkileyebilir. Farklı kan grubundaki kişilerin doku yapıları da farklıdır. Farklı olan bu yapılar, vücudun bağışıklık sistemine karşı verdiği yanıtı etkiler. Bu nedenle, vücudun EBV enfeksiyonuna karşı nasıl reaksiyon gösterdiği, kanserin gelişimi ile ilişkilendirilebilir.

Kişi kalıtsal bir doku yapısına sahipse, nazofarenks gelişme riski yüksek demektir. Aile bireylerinde daha önce nazofarenks kanserinin görülmesi, kişideki kalıtsal doku yapısının olasılığını ve dolayısıyla kanserin gelişme riskini artıracaktır.

Nazofarenks - Geniz kanseri belirtileri nelerdir?

Nazofarenks kanseri genellikle belirti göstermez. Kişi çoğu zaman;

  • Boynunda şişlik şikayeti ile doktora başvurur.
  • İşitme kaybı,
  • burun tıkanıklığı,
  • kulak çınlaması,
  • burun kanaması,
  • kulakta sıvı birikmesi,
  • görme bozuklukları (çift görme, şaşılık v.s.),
  • ses değişikliği ve konuşma bozukluğu gibi yaşanan bazı belirtiler nazofarenks kanserinde sıkça rastlanmaktadır.

Ancak, bu belirtilerin doğrudan nazofarenks kanseri ile ilişkilendirilmesi doğru değildir. Ciddi olmayan başka sağlık problemleri de bu tür belirtilere yol açabilir. Bu durumda size düşen, vakit kaybetmeden uzman bir doktora başvurmanızdır. Bu sayede, erken tespit edilen sağlık sorununa, hızlıca çözüm bulunması mümkün olacaktır.

Geniz bölgesinde oluşan tümörler

Nazofarenkste birkaç farklı türde tümör geliştiği görülmektedir. Bunlardan bazıları iyi huylu (benign) tümörlerden oluşurken, bazıları kötü huylu (malign) olabilir. Şimdi gelin bu kanser türlerini birlikte inceleyelim.

Nazofarengeal karsinom

Epitelyal hücelerde (vücudun iç ve dış yüzeyini kaplayan hücreler) başlayan nazofarengeal karsinom, nazofarinkste en sık görülen kanser türüdür.

Üç farklı türde nazofarengeal karsinom olduğu bilinmektedir.

  • Keratinize skuamöz hücreli karsinom
  • Keratinize olmayan farklılaşmış (diferansiye) karsinom
  • Farklılaşmamış (indiferansiye) karsinom

Bu kanser türleri her ne kadar birbirinden farklı görünüşte olsa da, aslında aynı hücre türünden gelişir. Bu hücre türü nazofarenksin yüzeyini kaplayan epitelyal hücrelerdir. Bu doğrultuda nazofarenks kanser türlerinin hepsinde uygulanan tedavi yöntemleri genellikle aynıdır.

Benign (iyi huylu) Nazofarengeal tümörler

Nazofarenkste iyi huylu tümörler daha çok gençler ve çocuklarda görülür ve oldukça nadir rastlanır. Bu türdeki tümörlerin vücuda yayılım göstermediği ve genellikle yaşamsal tehdit oluşturmadığı söylenebilir. Gerekli görüldüğünde uygulanan tedavi nazofarenks kanseri tedavisinden farklıdır.

Nazofarenks kanserinde erken tanı ve tarama mümkün müdür? Nasıl teşhis edilir?

Tıbbi geçmiş ve fiziksel muayene

Fiziksel muayenede baş boyun bölgesinde burun, ağız, boğaz, yüz kasları ve boyundaki lenf bezlerine bakılarak nazofarenks kanserine ait belirtiler araştırılır ve kişinin bu hastalıkla ilgili geçmişi incelenerek ailede nazofarenks kanseri hikayesi sorgulanır.

Nazofarenks (üstyutak) baş bölgesinin derinlerindedir ve kolay görülemez. Bu sebeple, bölge özel teknikler kullanılarak muayene edilir. Olası kanser gelişimini, varsa kanamayı veya başka hastalık belirtilerine bakmak için kullanılan iki yöntem vardır. Uygulanan yöntemlerden birinde; nazofarenks ve yakınındaki bölgelerin incelenmesi için boğazın arka kısmı ışıklandırılarak bu bölge özel küçük aynalarla incelenir (indirekt nazofaringoskopi). Diğer bir yöntem ise; nazofaringoskop olarak adlandırılan ucu ışıklı ince bir tüp burundan sokularak doğrudan nazofarenks yüzeyi incelenir (direkt nazofaringoskopi). Bu yöntemde inceleme daha detaylı olarak yapılabildiği için nazofarenks muayenesinde sıkça kullanılır.

Tümör, nazofarenks yüzeyinin altında gelişmeye başlamışsa (alt mukoza tabakası), fiziksel muayene ile tespit edilmesi zordur. Bu nedenle, şüpheli durumlarda daha detaylı inceleme yapmak için görüntüleme ve laboratuvar testlerine başvurulur.

Görüntüleme testleri

Görüntüleme testlerinde X ışınları, manyetik alan, ses dalgaları ya da radyoaktif madde kullanılır. Görüntüleme testleri şüpheli alanın kanser olup olmadığını anlamak, kanserin yayılımını tespit etmek, tedavinin etkinliğini belirlemek ve kanserin tekrarlama eğilimini incelemek için uygulanan testlerdir.

Göğüs röntgeni, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR), PET tomografi nazofarenks kanserlerinin teşhisinde sık kullanılan görüntüleme testleridir.

Göğüs röntgeni

Nazofarenks kanseri teşhisi koyulduğunda göğüs röntgeni çekilerek kanserin akciğerlere yayılımı kontrol edilir. Zaten kanser bulunduğu bölgeyle sınırlı kalıp ilerlemediği sürece başka bölgelerde (akciğer) görülmesi mümkün değildir. Buda bize kanserin yayılım durumu ile ilgili bilgi vermiş olur.

Bilgisayarlı tomografi (BT)

Bilgisayarlı tomografi X ışınları kullanarak vücudun kesitsel görüntülerini alır. Göğüs röntgeninin aksine BT’de vücuda kontrast madde verilerek şüpheli bölgenin net görüntülenmesi sağlanır ve ardından farklı açılardan çok sayıda daha detaylı görüntü alınır.

Baş boyun bölgesine uygulanan BT görüntülemesi tümörün yeri, şekli ve büyüklüğü hakkında bilgi verir ve kansere bağlı büyüyen lenf bezlerinin tespit edilmesini sağlar. BT ve MR görüntülemeleri kafa tabanındaki kemiklerde olası kanser gelişimini inceleyen önemli tarama testleridir. Ayrıca BT, vücudun başka bölgelerine kanserin yayılımını belirlemek için de kullanılabilir.

Manyetik rezonans görüntüleme (MR)

MR, vücutta bulunan yumuşak dokuların detaylı görüntüsünü alır. Bu görüntülemeyi yaparken x ışınları yerine radyo dalgaları ve güçlü mıknatıslar kullanır. Radyo dalgalarından gelen enerji emilir ve şüpheli bölgeye gönderilir. Bilgisayar elde edilen görüntüyü detaylı kesit resimler haline getirir. Bu görüntüleme öncesi verilen kontrast madde ile daha detaylı bir görüntü elde etmek mümkündür.

MR, nazofarenks yakınındaki yapılarda olası kanser gelişimini belirlemekte kullanılabilir. Boğaz ve burun içindeki yumuşak dokuları görüntülemede BT’ye göre daha iyidir. Ancak, nazofarenks kanserinin sık geliştiği kafa tabanının görüntülenmesinde her iki yöntemde (BT ve MR) yeterli değildir.

Pozitron emisyon tomografi (PET)

Organ ve dokularda ortaya çıkan fonksiyonel değişikleri göstermesi için şeker türevi olan ve pozitron ışıması yapan FDG adı verilen radyoaktif izotop (florodeoksiglukoz) damar yolu ile hastaya enjekte edilir. Kanser hücreleri beslendikleri bu şekeri algılayarak enjekte edilen izotopa yapışırlar. Pet makinesi yapışan bu kanser hücrelerini tespit eder.

Tüm vücudu görüntüleyen PET, kanserin lenf bezlerine ve diğer bölgelere yayılımını tespit eden bir görüntüleme testidir.

Bazı teknolojik makinalar, hem PET hemde BT görüntülemesi yapabilir (PET/BT görüntüleme). Bu teknik ile daha detaylı görüntüleme elde edilebilir.

Kan testleri

Nazofarenks kanseri teşhisinde nadiren de olsa kullanılan kan testleri ile kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılımı tespit edilir.

Epstein-Barr virüsü (EBV) DNA seviyesi

Nazofarenks kanseri olan hastaların çoğunun kanında Epstein-Barr virüsüne bağlı enfeksiyon bulguları gözlenmektedir. Bu kanser türünde etkin rol oynayan Epstein-Barr virüsünde (EBV) DNA seviyesinin ölçülmesi, hastalığın seyrini belirlemekte önemli bir rol oynamaktadır.

Biyopsi

Görülen belirtiler ve fiziksel muayene bulguları, kişinin nazofarenks kanseri olduğunu gösterebilir. Ancak asıl teşhis, şüpheli bölgeden alınan hücre örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmesi ile yapılır. Bu işleme biyopsi denir. Şüpheli bölgenin yerine göre farklı biyopsi yöntemleri kullanılabilir.

Endoskopik biyopsi: Nazofarinks muayenesi sırasında şüphelenilen bölgeden fiber optik mikroskop yardımıyla küçük aletler kullanılarak biyopsi örneği alınır ve incelenerek kanserin türü belirlenir. Bu, ayakta tedavi şeklinde yapılan kolay bir işlemdir.

İnce iğne aspirasyon biyopsisi: Boyunda veya boynun yakınında şüpheli bir şişlik varsa ince iğne aspirasyon biyopsisi kullanılabilir. Bu işlemde, ince bir iğne şüpheli şişliğe sokularak hücre ve küçük doku parçacıkları içeren sıvı örneği alınır. İğnenin girdiği yere zaman zaman lokal anestezi uygulanması gerekebilir. Alınan sıvı örneği laboratuvar ortamında incelenerek olası kanserin varlığı tespit edilir.

İnce iğne biyopsisi lenf bezlerinde başlayan kanseri (lenfoma), kanserin başka bölgelere yayılımını veya boyun bölgesindeki lenf bezlerinde enfeksiyona bağlı genişlemeyi tespit edilebilir.

Nazofarenks kanserinde hastalık evreleri - aşamaları

Nazofarenks kanseri teşhis edildiğinde, evrelenmesi veya yayılım durumunun belirlenmesi gerekir. Bu sayede, uygulanacak tedavi planı şekillenir. Evreleme, kanserin nazofarenkse (üst yutak) veya vücudun diğer bölgelerine yayılım durumuna ve yayılım söz konusu olduysa, vücudun hangi bölgelerine yayıldığına göre belirlenir. Bir başka deyişle, buna hastalığın derinlik ve genişlik ölçümü de denilebilir. Bazen teşhis sırasında kanserin evresi belirlenebilir veya emin olmak için ilave testlerin [BT (bilgisayarlı tomografi), MR (manyetik rezonans görüntüleme), PET BT, göğüs röntgeni gibi] uygulanması gerekebilir. Sonrasında nazofarenks ve kanserin yayılım durumuna bakılarak etkin tedavinin planlaması yapılır.

Evreleme yapılırken hastalığın yayılım alanı ve ne kadar agresif olduğunu bilmek önemlidir. 0’dan IV’e kadar sıralanmış olan evreler kanserin ilerleme derecesini göstermektedir. Kanserin en ilerlemiş evresi IV rakamı ile ifade edilir. 0 evresi ise, kanserin erken evrede olduğunu belirtir. Üst yutak kanserinde her evrenin ifade ettiği özellikleri kısaca şöyle açıklayabiliriz:

Evre 0: Kanser ilk geliştiği yerdedir (in situ). Kanser hücreleri nazofarenksin sadece yüzey tabakasındadır ve henüz daha derinlere yayılım göstermemiştir. Bunun yanında, yakınındaki lenf bezlerine veya uzak bölgelere ilerlememiştir.

Evre I: Tümör nazofarenkstedir ve geniş boşluğu ve/veya orofarenksin (ağzın hemen arkası) yumuşak dokusuna yayılım gösterebilir. Ancak yakınındaki lenf bezlerine veya vücudun uzak bölgelerine yayılmaz.

Nazofarenks kanserinin II’nci evresini 2 şekilde gözleyebiliriz;

Evre IIa: Tümör boğazın üst kısmında sol ya da sağ tarafındaki dokuların içinde gelişmiştir.

Evre IIb: Kanser halen nazofarenksle sınırlı olabilir ya da geniş boşluğu veya orofarenksin (ağzın hemen arkası) yumuşak dokusuna ya da boğazın üst kısmında sağ veya sol tarafına yayılmış olabilir. Yakınındaki lenf bezlerinde 6 cm’den büyük olmayan bir ya da birkaç tümör yayılımı görülür. Bu lenf bezleri, boyundaki lenf bezlerinin bir tarafında ya da boğazın arkasında (retrofaringeal lenf bezleri) her iki taraftaki lenf bezlerinden biri olabilir. Kanser uzak bölgelere yayılım göstermemiştir.

Nazofarenks kanserinin III’üncü evresini 2 şekilde gözleyebiliriz;

Evre IIIa: Tümör, nazofarenks yakınındaki sinüslere veya kemiklere yayılmış olabilir. Bunun yanında, boğazın arkasındaki ya da boyundaki lenf bezlerinde görülebilir ya da görülmeyebilir, ancak bu lenf bezlerindeki büyüme 6 cm’den fazla değildir. Kanser uzak bölgelere yayılım göstermemiştir.

Evre IIIb: Tümör halen nazofarenksle sınırlı olabilir veya geniş boşluğu ya da orofarenksin (ağzın hemen arkası) yumuşak dokusuna ya da boğazın üst kısmında sağ veya sol tarafına yayılmış olabilir. Tümör boynun her iki tarafındaki yakın lenf bezlerine yayılmış olabilir, ancak bu lenf bezlerindeki büyüme 6 cm’den fazla değildir. Kanser uzak bölgelere yayılım göstermemiştir.

Nazofarenks kanserinin IV’üncü evresini 3 şekilde gözleyebiliriz;

Evre IVa: Tümör kafa ve/veya kafa (kraniyal) sinirlerine, hipofarenkse (boğazın alt kısmı), gözlere veya yakınındaki dokulara yayılmıştır. Boyunda bulunan yakın lenf bezlerinde yayılım görülebilir ya da görülmeyebilir. Bu lenf bezlerindeki büyüme 6 cm’den fazla değildir. Kanser uzak bölgelere yayılım göstermemiştir.

Evre IVb: Tümör yakın yumuşak dokulara veya kemiklere ilerleyebilir ya da ilerlemeyebilir. Ayrıca köprücük kemiğinin üstünde omuz bölgesinde yer alan lenf bezlerinde yayılım görülebilir. Bu lenf bezlerinin 6 cm’den daha büyük olduğu gözlenir. Kanser uzak bölgelere yayılım göstermez.

Evre IVc: Tümör yakın yumuşak dokulara veya kemiklere ilerleyebilir ya da ilerlemeyebilir. Yakındaki lenf bezlerine yayılmıştır ya da yayılmamıştır. Ancak kanserin uzak bölgelere yayılım gösterdiği tespit edilir.

Nazofarenks kanserinde kemoterapi ve hedefe yönelik akıllı ilaç tedavisi

Kemoterapi, kanser hücrelerini öldürmek için uygulanan ilaç tedavisidir. Kemoterapi tedavisi ağızdan veya damar yoluyla enjekte edilerek kullanılan kanser ilaçlarını içermektedir. Bu ilaçlar, kan dolaşımı yoluyla tüm vücudu dolaşıp kanserin baş boyun bölgesinin ötesinde, vücuda yayılmış tüm kanserin tedavisinde etkili olmaktadır.

Kemoterapi tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar radyasyona daha duyarlı olduğu için ileri evre nazofarenks kanserinde çoğunlukla ilk tedavi yöntemi olarak kullanılır. Kemoterapi ve radyoterapinin kombine olarak verildiği bu tedavi yöntemine kemoradyoterapi denir. Nazofarenks kanserinde uzak organlara (akciğerler, kemikler veya karaciğer gibi) yayılım görülürse kemoterapi tek başına ya da radyoterapi ile birlikte uygulanabilir. Radyoterapiden sonra uygulanan kemoterapi (adjuvan tedavi), kanserin tekrarlama olasılığını azaltmak için uygulanan koruyucu tedavidir.

Nazofarenks kanseri tedavisinde en sık kullanılan kemoterapi ilacı sisplatindir. Genellikle kemoradyoterapinin bir parçası olarak tek başına kullanılabilir ya da 5-florourasil (5-FU) ile birlikte eşzamanlı radyoterapi ile tedavinin etkinliği artırılabilir. Bunun dışında, kanserin tekrarlamasını önlemek için radyoterapi sonrasında sisplatin ve 5-FU kombine tedavisi kullanılabilir.

Karboplatin (Paraplatin®), doksurubisin (Adriamisin®), epirubisin (Ellense®), paklitaksel (Taksol®), dosetaksel (Taksotere®), gemsitabin (Gemzar®), bleomisin ve metotreksat, yayılım göstermiş ileri evre nazofarenks kanserinin tedavisinde fayda sağlayabilen kemoterapi ilaçlarıdır. Sağlık durumu elveren hastalarda bu ilaçlardan ikisi veya daha fazlası kombine olarak kullanılarak tedavi etkinliğinin artırılması hedeflenir.

Hedefe yönelik tedavi – akıllı ilaçlar

Hücre içinde kansere neden olan değişiklikler hakkında daha fazla bilgi edinildikçe, bu değişiklikleri hedefleyen yeni ilaçlar geliştirilmeye devam edilmektedir. Hedefe yönelik kullanılan bu ilaçlar standart kemoterapi ilaçlarından farklı çalışır. Kemoterapi ilaçlarının tedavide etkili olamadığı durumlarda, hedefe yönelik ilaçlar tercih edilebilir.

Setuksimab (Erbitux®)

Setuksimab, epidermal büyüme faktör reseptörünü (EGFR) hedefleyen monoklonal bir antikordur (sentetik bağışıklık sistemi proteini). EGFR, hücrelerin yüzeyinde bulunan bir proteindir ve normal şartlarda hücrenin büyümesi ve bölünmesi için sinyal alır. Nazofarinks kanseri olan hücrede bazen büyümeyi hızlandırabilecek kadar çok sayıda EGFR bulunur. Setuksimab EGFR’deki hızlı büyümeyi yavaşlatır veya durdurur. Bu ilaç çoğunlukla kemoterapi tedavisi sonrası kanser gelişmeye devam ederse ya da tekrarlarsa kemoterapi ve/veya radyoterapi ile birlikte kullanılır.

Nazofarinks kanseri tedavisinde setuksimabın asıl rolü halen araştırma konusu olmaya devam etmektedir.

Nazofarenks – geniz kanseri nasıl tedavi edilir?

Üst yutak kanserinin hayati bir organ olan beyne yakın olması ve kanserin kan yolu ve lenf sistemi aracılığı ile çabuk yayılması cerrahi tedavi yöntemlerinin uygulanmasını sınırlamaktadır. Bu nedenle genellikle kemoterapi ve radyoterapinin ön planda tutulduğu tedavi yöntemleri tercih edilir. Ayrıca, hedefe yönelik tedaviler hastalığın seyrine göre kullanılan yöntemlerdendir.

Nazofarenks kanseri ile adeta özdeşleşen tedavi yöntemi radyoterapidir. Bununla birlikte, Nazofarenks kanserinde tedavinin etkisini artırmak için kemoterapi ve radyoterapi eşzamanlı uygulanabilir. Kemoradyoterapi olarak bilinen bu tedavi yöntemi, tek başına radyoterapi tedavisinden daha etkili olabilir.

Nazofarenks kanserinde radyoterapi – ışın tedavisi

Radyoterapi, yüksek enerji X ışınları veya parçacıklar kullanarak kanser hücrelerini öldürmeyi veya gelişimini yavaşlatmayı hedefler. Bu tedavi yöntemi nazofarenks kanserlerinde ana tedavinin bir parçası olarak uygulanır.

Nazofarenks kanserinde tedavinin etkisini artırmak için kemoterapi ve radyoterapi eşzamanlı uygulanabilir. Kemoradyoterapi olarak bilinen bu tedavi yöntemi, tek başına radyoterapi tedavisinden daha etkili olabilir.

Nazofarenks kanserinde radyoterapi genellikle hem ana tümöre hemde boyundaki yakın lenf bezlerine uygulanır. Lenf bezlerinde herhangi bir büyüme ya da anormallik tespit edilmiş olmasa da kanserin olası yayılımını önlemek için kullanılır. Nazofarenks kanseri tedavisinde farklı radyoterapi yöntemleri kullanılabilir:

Yoğunluk ayarlı radyoterapi

Yoğunluk ayarlı radyoterapi, hedeflenen bölgeye ya da doğrudan tümöre yüksek dozda radyasyon gönderen hassas bir tedavi yöntemidir. Milimetrik hesaplamalarla üç boyutlu görüntülenen hedefe doğrudan gönderilen radyasyon, sağlıklı dokulara verilen zararı en aza indirmeyi başarmaktadır. Bu sayede, hastada klasik radyoterapi yöntemlerine göre daha az yan etki yaratmış olur.

Proton tedavisi

Proton tedavisi, dıştan radyoterapi yöntemlerinden biridir. Bu yöntem, X ışını yerine proton kullanılarak kanser hücrelerini yok etmeyi hedefler. Proton tedavisi beyin, omurilik ve merkezi sinir sistemine yakın bulunan ileri evre nazofarenks kanserlerinde bir tedavi seçeneği olabilir.

Stereotaktik radyoterapi

Stereotaktik radyoterapi üç boyutlu olarak belirlenen hedef yüksek dozda radyasyon uygulanarak tümörün 3-5 seansla yok edilmesi hedeflenir. Bu yöntem özellikle 4 cm’den küçük olan tümörlerde ciddi avantaj sağlamaktadır.

Brakiterapi (içten radyoterapi)

Brakiterapi, kanser hücrelerine yüksek güçte radyoaktif ışın kaynağı yerleştirilerek uygulanan bir yöntemdir. İçeri yerleştirilen bu ışın kaynağı sayesinde kanserli bölgeye yüksek dozda radyasyon verilmesine imkan sağlanır. Bu uygulama sağlıklı dokulara daha az zarar verdiği için yan etkileri minimize eder.

Dıştan radyoterapi sonrası kanserin tekrarlaması durumunda da zaman zaman brakiterapi yöntemi kullanılabilir. Bazende hem içten hem de dıştan radyoterapi ile tedavi etkinliğinin artırılması hedeflenir.

Nazofarenks kanseri ameliyatı

Nazofarenks kanseri, beyin gibi hayati organlara yakın olduğu ve hızlı yayılım gösterdiği için cerrahi müdahalenin zor uygulandığı bir kanser türüdür. Yeni endoskopik cerrahi teknikleri ile esnek fiber optik mikroskop ve uzun, ince cerrahi aletler kullanılarak nazofarenks tümörlerin bazıları alınabilir. Ancak bu uygulama sadece az sayıda hastada radyoterapi gibi ana tedavilere fayda sağlaması için bir seçenektir.

Nazofarenks kanseri çoğu zaman boyundaki lenf bezlerine ilerler. Bu kanser türü çoğunlukla radyoterapiye olumlu yanıt verse de, zaman zaman tedavi sonrası bir kısım kanserin geride kaldığı gözlenmektedir. Bu durumda boyun diseksiyonu yapılarak lenf bezleri alınabilir. Bu yöntem tümörün bulunduğu yere ve yayılımına göre değişikliklik gösterir.

Örneğin; sadece ana tümörün bulunduğu bölgeye yakın ve kanserin yayılma olasılığı yüksek olan lenf bezleri alınabilir (kısmi boyun diseksiyonu). Ya da çene kemiği ve köprücük kemiği arasında bulunan boynun bir tarafındaki lenf bezleri ve bazı kaslar ve sinir dokuları alınır. Omuz kasına uzanan ana sinir genellikle alınmaz (modifiye radikal boyun diseksiyonu). Bir başka seçenek ise, boynun tek tarafındaki neredeyse tüm lenf bezleri ile birlikte kaslar, sinirler ve damarların alınmasıdır (radikal boyun diseksiyonu).

Nazofarenks kanserinde immünoterapi

Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 5 Ağurtos 2016’da baş ve boyun kanserlerinin tedavisi için bir immünoterapi ilacı olan Pembrolizumab (Keytruda) adlı ilacın kullanımına onay verdi. Baş ve boyun kanserlerinin (BBK) en sık görülen hücresel tipi yassı (skuamöz) hücreli karsinomdur ve bu kanserlerin en sık yerleşim yeri de hava ile temas halindeki anatomik bölgelerdir (ağız içi, farinks – geniz – yutak, gırtlak gibi). İşte Pembrolizumab, tekrarlamış veya yayılım yapmış (metastatik = 4. evre), platin bazlı kemoterapi altında veya sonrasında hastalığı kötüye giden yassı hücreli BBK için onaylanmıştır.

Gırtlak kanserinin de dahil olduğu baş – boyun kanserlerinde Pembrolizumab’a onay getiren çalışmaya 174 BBK’lı hasta alınmış ve ilacın uygulama dozu 2 haftada bir 10 mg/kg veya 3 haftada bir 200 mg olarak belirlenmiş. Hastaların %16’sında tedaviye anlamlı bir yanıt alınmış (objektif yanıt oranı = objective response rate). Tedaviye iyi yanıt veren 28 hastadan 23’ünde bu olumlu yanıt 6 ay veya daha uzun sürmüş (27.7 aya kadar).

Tedaviye bağlı en sık görülen yan etkiler halsizlik, iştahsızlık ve solunum zorluğu (dispne), hipotiroidizm olarak bildirilmiş.

Nazofarenks kanserinde ısı – hipertermi tedavisi

Baş ve boyun kanserleri tedavisi için hipertermi, radyoterapi ile birlikte uygulandığında, tedavi başarısının en önemli göstergelerinden biri olan tam yanıt oranının yaklaşık %25 artırmaktadır ve bunu da ek yan etkiye sebep olmadan yapabilmektedir. Bu nedenle baş ve boyun kanserlerinin tedavisine hiperterminin entegre edilmesi yüksek kanıt düzeyine (level 1 evidence) sahip bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Isı tedavisi veya termoterapi olarak da bilinen hipertermi, vücut dokusunun yüksek ısıya (39 – 44 °C arası) maruz bırakılmasıyla uygulanan tamamlayıcı bir kanser tedavi yöntemidir.

Araştırmalar yüksek ısının normal dokulara çok az zarar vererek kanser hücrelerine hasar verdiğini veya öldürdüğünü göstermiştir. Hipertermi, kanser hücrelerini öldürerek ve hücrelerdeki proteinlere ve yapıya zarar vererek tümörü küçültebilir.

Nazofarenks kanserinde hipertermi - ısı ile tedavi hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Nazofarenks kanseri araştırma ve tedavisinde yenilikler nelerdir?

Nedenleri, korunma ve erken tanı

Nazofarinks kanserlerinin oluşmasında önemli payı olan Epstein-Barr virüsünün (EBV) nasıl bulaştığı ve nazofarenks hücrelerinde kanserleşmeyi nasıl tetiklediğini araştıran çeşitli araştırmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar bu çalışmaların zamanla EBV İnfeksiyonundan kaynaklanan bazı nazofarenks kanser türlerinden korunmak için aşı yapılmasını umuyorlar.

EBV hakkındaki son bulgular, onun nazofarenks hücreleriyle etkileşimini ve bağışıklık sisteminin EBV’ye reaksiyonunu nazofarenks kanserinin erken teşhisi ve daha iyi yanıt verici tedavi tahminine yeni kan testleriyle izin veriyor. Dünyada bu kanserin yaygın olduğu yerlerde çalışmalar yapılmaktadır.

Tedavi

Yeni cerrahi teknikler

Kafatası cerrahisindeki gelişmeler burundan kullanılan endoskopi gibi tekniklerle ulaşılması zor bölgelerdeki tümörleri temizlemeye imkan sağlıyor. Bu cerrahi türü bu alanda uzmanlaşmış bir ekip gerektiriyor. Bu teknik nükseden nazofarenks kanser hastaları ve radyoterapiye yanıt vermeyen keratinize nazofarenks kanser hastalarına umut olabilir.

Yeni radyoterapi teknikleri

Çoğu radyoterapi teknikleri X-ışınlarını kullanır. Başka bir radyoterapi tekniği protonları kullanarak kanser hücrelerini öldürür. X-ışınlarından farklı olarak protonlar, hedefleriyle temastan önce ve sonra enerji vererek dokulara belirli mesafelerde küçük hasarlar verirler. Yani bu sayede proton ışın radyasyonu ile sağlam dokulara daha az verirken tümörleri hücreler üzerinde daha etkili sonuçlar alınabilir. Fakat bu tekniğin IMRT gibi X-ışını kullanan diğer yeni nesil radyoterapi tekniklerinden daha iyi olduğu kanıtlanmamıştır. Ayrıca proton terapisi cihazlarının yüksek maliyeti, tedavinin yaygınlaşmasını engel olmaktadır.

Doktorlar ayrıca en iyi radyoterapi programı üzerinde çalışmaktadır. Harici ışın tedavisi bir sıra dahilinde haftalarca, haftada 5 gün , günde genelde 1 kez olmak üzere uygulanır. Azaltılmış doz (hypofractionated radiation) ile günde iki defa veya gün aşırı doz uygulamaları ile daha etkili tedavilerin olabileceği üzerine çalışmalar yapılmaktadır.

Kemoterapi

Nazofarenks kanserine karşı daha etkili olabilecek; yeni kemoterapi ilaçları, yeni ilaç kombinasyonları ve yeni ilaç verme yolları geliştirilmeye devam ediliyor. Diğer kanser türleri için hala kullanılmakta olan birkaç ilaç türü; capecitabine, oxaliplatin, ve gemcitabine, nazofarenks kanserine karşı yapılan çalışmalarla üretilmiştir.

Klinik çalışmalar ayrıca en iyi kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonunu test etmektedir. Örneğin, kemoterapinin etkinliğini; radyoterapinin öncesinde, esnasında veya sonrasında verilmesine göre karşılaştırmaktadır.

Hedefe yönelik ilaçlar

Setuksimab (Erbitux), epidermal büyüme faktör reseptörünü (EGFR) hedefleyen ilaçtır. EGFR hücrelerin yüzeyinde bulunan bir proteindir. Nazofarenks kanserinde bu hedefe yönelik ilacın etki göstermektedir.

Nimotuzumab ve İcotinib’in de dahil olduğu diğer ilaçların nazofarenks kanserine karşı kullanılması için çalışılmaktadır.

Tümörün genişlemek için ihtiyacı olan yeni kan damarlarını hedefleyen yeni ilaçlar da bulunmaktadır. Bunlar anjiyogenez inhibatörleridir. Bevacizumab (Avastin®), sorafenib (Nexavar®), ve pazopanibin (Votrient®) de dahil olduğu birkaç ilaç türü nazofarenks kanserine karşı test edilmektedir.

İmmünoterapi

Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 5 Ağurtos 2016’da nazofarinks kanserinin de dahil olduğu baş ve boyun kanserlerinin tedavisi için bir immünoterapi ilacı olan Pembrolizumab (Keytruda) adlı ilacın kullanımına onay verdi. Baş ve boyun kanserlerinin (BBK) en sık görülen hücresel tipi yassı (skuamöz) hücreli karsinomdur ve bu kanserlerin en sık yerleşim yeri de hava ile temas halindeki anatomik bölgelerdir (ağız içi, farinks – geniz – yutak, gırtlak gibi). İşte Pembrolizumab, tekrarlamış veya yayılım yapmış (metastatik = 4. evre), platin bazlı kemoterapi altında veya sonrasında hastalığı kötüye giden yassı hücreli BBK için onaylanmıştır.

Epstein-Barr virüsünün(EBV) kısmen nazofarenks kanserine sebep olduğu görülmektedir. Hastaların bağışıklık sisteminin EBV ‘ye reaksiyon vermesine rağmen kanser hücrelerinin öldürülmesinde yeterli olamadığı görülmektedir. Araştırmacılar bağışıklık sistemini destekleyici yeni yollar için veya EBV virüslü hücrelerin daha iyi hedeflenmesi amacıyla çalışmalar sürdürmektedirler.

Bunu yapmak için bir yol; nazofarinks kanserli hastanın kanından alınan bağışıklık sisteminin bir üyesi olan T -hücrelerinin sayısını ve EBV’yi öldürme gücünü yükselterek, hücreleri tekrar hastaya enjekte etmektir. Az sayıda hastada denennen bu çalışmaların sonuçları umut vericidir, fakat geniş çaplı çalışmalarda geliştirilmeye ihtiyacı olduğu görülmektedir.

Gen terapisi

Nazofarenks hücrelerindeki belirli gen mutasyonlarının kansere sebep olduğunu keşfedilmiştir. Tümör baskılayıcı gen olan ve birçok kanserde kilit role sahip p53'ün virüs kullanılarak onarılması umut vermektedir. Bu yaklaşım üzerinde halen çalışılmaktadır.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Daha fazla veya daha az alkışlayarak, bize hangi yazılarımızın daha fazla ilgi çektiğini gösterebilirsiniz.
  • Etiket Bulutu:
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
İlgili Kanser Haberleri