Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Mustafa Özdoğan Memorial Antalya Hastaneler Grubu Onkoloji Merkezi Başkanı "Kanser alanındaki en büyük eksiklik, halka yönelik sade ve anlaşılabilir bilgiye ulaşılamamasıdır. Web sitemiz ile bu eksikliği giderdiğimizi düşünüyorum."

Anasayfa - Kanser Belirtileri ve Tedavisi - Meme Kanseri Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi

Meme Kanseri Belirtileri, Evreleri ve Tedavisi

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
24.01.2019

Meme kanseri nedir? Nedenleri - risk faktörleri nelerdir? Çeşitleri nelerdir?

Memenin anatomisi nasıldır?

Meme kanserini anlamak için normal meme yapısı hakkında bazı temel bilgileri paylaşmak yardımcı olacaktır. Kadın memesi;

- loblar ve lobçuklar (süt üreten bezeler),

- süt kanalları (meme başına sütü taşıyan küçük kanallar, duktus) ve

- stromadan (süt kanalları, lopçuklar, kan damarları ve lenfatik damarları çevreleyen yağ ve bağ dokusu) oluşur.

Meme kanserlerinin çoğu, süt kanalları (duktus) hücrelerinde başlar. Bazıları, lopçuklarda, çok az sayıda meme kanseri ise diğer dokularda oluşur.

Meme kanseri ve memenin lenfatik sistemi

Meme kanserinin yayılma şekillerinden biri lenf sistemi olduğu için genel yapısını anlamak önemlidir. Bu sistemin bazı bölümleri vardır. Fasulye şeklinde olan lenf bezleri, lenf damarlarına bağlı küçük bağışıklık sistemi hücreleridir. Lenf damarları, memeden lenf adı verilen berrak sıvıyı (kan yerine) taşıması dışında küçük damarlar gibidir.

Lenf doku sıvısı, atık maddeler ve bağışıklık sistemi hücrelerini içerir

Meme kanseri hücreleri, lenf damarlarına girerek lenf bezlerinde gelişmeye başlayabilir. Memedeki lenf damarlarının çoğu, koltuk altındaki lenf bezlerine bağlanırken, bazı lenf damarları, göğüse (internal mamariyal lenf bezleri) ve köprücük kemiğinin ya üstüne ya da altına bağlanır. Kanser hücreleri, lenf bezlerine yayıldıysa, bu hücrelerin kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılmış olması yüksek ihtimal dahilindedir. Lenf bezlerinde ne kadar çok meme kanseri varsa, diğer organlara da o kadar çok yayılmış demektir. Bu yüzden, bir veya birden fazla kanserli lenf bezi, tedavi planını etkiler. Ancak, lenf bezlerinde kanser hücreleri bulunan kadınların hepsinde metastaz gelişmez. Bazı kadınlarda ise, lenf bezlerinde kanser hücreleri yoktur ancak sonradan metastaz gelişir.

Meme kanserinin nedenleri - risk faktörleri

Belli bir tür kansere yakalanma olasılığını arttıran her şey, risk faktörüdür. Farklı kanser türlerinin farklı risk faktörleri vardır. Örneğin; yoğun güneş ışığıyla uzun süreli temas, cilt kanseri için bir risk faktörüdür. Sigara kullanmak, akciğer, ağız, gırtlak, mesane, böbrek ve diğer bazı organlarda gelişen kanser türleri için risk faktörüdür. Ancak, risk faktörleri bize her şeyi anlatmaz. Risk faktörüne sahip olmanız, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez. Meme kanseri risk faktörü olan birçok kadın, bu hastalığa yakalanmazken, hiç risk faktörü taşımayan bazı kadınlar meme kanserine yakalanabilir. Risk faktörü taşıyan ve meme kanserine yakalanan bir kadında, bu faktörlerin ne kadar katkıda bulunduğunu bilmek zordur. Farklı risk faktörleri vardır. Kişinin yaşı veya ırkı gibi bazı faktörler değiştirilemez. Kansere neden olabilecek diğer faktörler çevreseldir. Diğerleri ise, sigara ve içki kullanımı, beslenme şekli gibi kişisel davranış biçimlerine bağlıdır. Yaşlanma veya yaşam şekli gibi bazı faktörler, meme kanseri riskinizi zaman içinde değiştirebilir.

Meme kanserinde değiştirilemeyen risk faktörleri nelerdir?

Meme kanseri ile cinsiyet ilişkisi

Kısaca kadın olmak, meme kanseri gelişimindeki ana risk faktörüdür. Erkeklerde de, meme kanseri gelişebilir ancak bu hastalık kadınlarda erkeklere nazaran yaklaşık 150 kat fazla görülmektedir. Bunun sebebi, erkeğin kadına göre meme kanser hücreleri geliştiren dişilik hormonu östrojen ve projesteronu daha az üretmesidir.

Meme kanseri ile yaş ilişkisi

Meme kanseri riski, yaşlandıkça artar. ABD istatistiklerine göre ortanca meme kanseri tanı konma yaşı 62’dir.

Meme kanserinde kalıtsal risk faktörleri

Meme kanseri vakalarının %10 kadarı kalıtsaldır. Aileden geçen mutasyona uğramış BRCA1 ve 2 genleri gibi.

Meme Kanserinde BRCA1 ve BRCA2: Kalıtsal meme kanserinin en sık rastlanan nedeni, BRCA1 ve BRCA2 genlerindi mutasyonlardır. Normal hücrelerde, bu genler protein üretir ve hücrenin anormal gelişmesini engelleyerek kanseri önler. Ancak, bu iki genden birinin genetik mutasyona uğramış bir kopyası aileden geçmişse, yaşam süreci içerisinde meme kanserine yakalanma riski yüksek demektir. Genetik mutasyona sahip kadınların kansere yakalanma yaşı, genetik mutasyon taşımayan kadınların yaşına göre daha gençtir ve kanser çoğunlukla iki memeyi birden etkiler. Genetik mutasyona sahip kadınlar, yumurtalık kanseri gibi başka kanserlerin gelişmesi riskini de taşırlar.

Meme kanserinde diğer genlerde değişiklikler: Diğer gen mutasyonları da kalıtsal meme kanseri ile bağlantılı olabilir. Ancak, bu gen mutasyonları daha nadir görülür ve BRCA geninin meme kanseri riskini arttırması kadar etkili değildir. Örneğin;

ATM: ATM geni, normalde zarar gören DNA’nın onarılmasına yardımcı olur. Bu genin 2 genetik anormal kopyası, ataksi-telenjiektazi hastalığına sebep olur. Genetik mutasyona uğramış 1 kopyası ise, bazı ailelerde meme kanseri oranını arttırabilir.

TP53: TP53 geni, anormal hücre gelişimini önleyen p53 proteininin üretilmesi için talimat verir. Bu genin genetik mutasyonu Li-Fraumeni sendromuna (bu hastalığı bulan 2 araştımacı tarafından isimlendirilmiştir) neden olur. Bu sendroma sahip kişilerde kan kanseri, beyin tümörü ve sarkom (kemik veya bağ doku kanseri) gibi diğer bazı kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri gelişme riski de yüksektir. Meme kanserinde sıkça rastlanan bir sebep değildir.

CHEK2: Li-Fraumeni sendromu, CHEK2 geninde de genetik mutasyona sebep olabilir. Mutasyona uğradığında bu sendroma yol açmasa bile, meme kanseri riskini ikiye katlayabilir.

PTEN: PTNE geni, normalde hücre gelişiminin işleyişine yardımcı olur. Bu gendeki mutasyon, Cowden hastalığına yol açabilir. Nadir de olsa, benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) meme tümörü riskini arttırır. Bunun yanında; sindirim borusu, tiroid, uterus ve yumurtalıklarda da tümöre yol açabilir. Ayrıca, bu gendeki bozukluk, meme kanseri riski ile bağlantısı olmayan Bannayan-Riley-Ruvalcaba sendromu adında farklı bir hastalığa neden olabilmektedir.

CDH1: Bu gendeki mutasyon, kalıtsal mide kanserine yol açar. Erken yaşta mide kanseri, nadir rastlanan bir türdür. Kadınlarda, bu gendeki mutasyon yayılan lobüler meme kanseri riskini arttırır.

STK11: Bu gendeki bozukluk, Peutz-Jeghers sendromuna neden olabilir. Ağız içinde ve dudak kenarlarında pigmentli noktalara yol açar, idrarda ve gastrointestinal kanalda polip oluşturur ve meme kanseri dahil birçok kanser türünde riski arttırır.

- İlginizi çekebilir: BRCA testleri için genetik uzmanlarından yeterince ikinci görüş alınmıyor

Meme kanseri ile ailesel geçmiş ilişkisi

Ailesindeki kadın bireyde daha önce meme kanseri görülen kişide, meme kanseri riski yüksektir. Birinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş veya kızı) daha önce meme kanserine rastlanması bu riski ikiye katlar. Birinci derece 2 akrabada görülmesi, riski 3’e katlar. Kesin risk bilinmemekle birlikte, ailesinde babada veya erkek kardeşte görülen meme kanseri de, kadında meme kanseri riskini arttırır. Ancak tümüyle değerlendirildiğinde, ailede bu hastalığa rastlanmış meme kanseri kadınların oranı %15’den azdır. Bu demektir ki, meme kanserine yakalanan kadınların %85’den fazlası bu hastalığı aileden almamaktadır.

- İlginizi çekebilir: Ailesel, Kalıtsal ve Sporadik: Kanserde sıklıkla karıştırılan kavramlar

Meme kanserinde kişisel geçmişin önemi

Bir memede kanser tespit edilen kadının, diğer memesinde veya aynı memenin başka bir yerinde kansere rastlanma oranı 3-4’e katlanır. Bu, birinci kanserin tekrarlaması durumundan farklıdır.

Meme kanseri ile ırk ve etnik yapı ilişkisi

Afrikalı Amerikalı kadınlara nazaran beyaz kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı, biraz daha yüksektir. Ancak, meme kanserine yakalanan Afrikalı Amerikalı kadınlarda, yaşamsal risk daha fazladır. Bununla birlikte bu hastalığa yakalanan 45 yaş altı kadınlar daha çok Afrikalı Amerikalıdır. Ayrıca, Asyalı ve Hispanik (İspanyol) kadınlarda meme kanseri gelişme ve yaşamsal risk oranı daha düşüktür.

Yoğun - Dens meme dokusu ve meme kanseri

Meme yağ dokusu, fibröz doku ve glandüler dokudan oluşur. Yoğun meme dokusu (mamogramda görüldüğünde) demek glandüler ve fibröz dokunun daha fazla, yağ dokusunun daha az olması demektir ve dens meme olarak adlandırılır. Yoğun memeye sahip bir kadında, meme kanseri riski daha yüksektir. Ne yazık ki, yoğun meme dokusu, mamogramlarda da kesin sonuç vermeyebilir. Bu nedenle dens memeye sahip kadınlar ne şekilde takip edileceklerini konusunda doktorları ile görüşmelidir. Yaş, menopoz durumu, ilaç kullanımı (menopozal hormon tedavisi gibi), hamilelik ve genetik gibi meme yoğunluğunu etkileyen bir dizi faktör vardır.

Meme kanseri ve menstrasyon (adet) ilişkisi

Erken regl olan (12 yaşından önce), daha fazla adet döngüsü olan ve/veya menopoz sonrası (55 yaş sonrası) kadınlarda, meme kanseri riski biraz daha fazladır. Uzun süreli östrojen ve progesteron hormonuna maruz kalmakta riski arttıran nedenler arasında yer alabilir.

Meme kanserinde yaşam şekli ile bağlantılı risk faktörleri

Çocuk sahibi olmak meme kanseri riskini azaltır mı?

Hiç çocuk sahibi olmayan veya ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri riski az da olsa artar. Çok fazla hamilelik geçiren ve genç yaşta hamile kalan kadınlarda, meme kanseri riski azalır. Hamilelik, kadının sebep olabileceği düşünülen tüm adet döngüsünü azaltır.

Doğum kontrol hapı meme kanseri için bir risk faktörü müdür?

Araştırmalar, doğum kontrol hapı kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara nazaran az da olsa meme kanseri riski taşıdığını tespit etmişlerdir. Bu riskin hapı bıraktıktan sonra 5 yıl daha devam ettiği ve 5 yıl sonrasında riskin kullanmayanlarla eşitlendiği bulunmuştur. Doğum kontrol hapı kullanmayı düşünen kadınların, meme kanseri ile ilgili diğer risk faktörlerini doktorları ile konuşmaları gerekmektedir.

Menopoz sonrası hormon tedavisi ve meme kanseri

Çalışmalar, hormonal tedavi almanın sağlıklı kadınlarda çeşitli hastalıkların riskini anlamlı olarak değiştirmediğini göstermiştir. Ancak aile hikayesi veya kişisel yatkınlığı olan kadınlarda meme kanseri, endometriyum ( rahim ) kanseri, damar tıkanıklığı, safra kesesi hastalık riskini arttırabileceği iddia edilmektedir. Meme kanseri risk artışının hormonal tedavinin uzun süreli kullanıma bağlı olabileceği iddia edilse de bazı çalışmalarda riski arttırmadığını, hatta düşük fiziksel aktivitesi olan, obezitesi olanlarla benzer risk taşıdığı iddia edilmektedir. Hormon tedavisi kullanan bir kadının meme kanserine yakalanması, doğal olarak hemen hormonal tedaviyi suçlamasına neden olmaktadır. Fakat meme kanserinin neredeyse her 8 kadından birinde görülür ve meme kanserine yakalanan kadınların çoğunda hormon tedavisi kullanım öyküsü yoktur. Sınırlı sayıda yapılan çalışmalarda ailede meme kanseri hikayesi olan BRCA 1-2 gen mutasyonlu hastalarının yumurtalıkları alındıktan sonra hormon tedavisi kullanımının meme kanseri riskini artırmadığı gösterilmiştir.

Alkol kullanımı meme kanserini tetikler mi?

Alkol kullanımının meme kanseri gelişme riski ile net bir bağlantısı vardır. Risk, tüketilen alkol oranında artar. Hiç içki içmeyen kadınlara nazaran günde bir bardak alkollü içki tüketen kadında az da olsa risk artmaktadır. 2-5 bardak alkollü içki tüketen kadınlarda ise, bu risk 1.5 katı daha fazla olurken aşırı alkol kullanımının, diğer bazı kanser türlerinin gelişme riskini arttırdığı bilinmektedir.

Obezite ile meme kanseri arasındaki ilişki nedir?

Menopoz sonrası aşırı kilolu veya obez olmak, meme kanseri riskini arttırır. Menopoz öncesi, yumurtalıklarınız östrojenin çoğunu üretir ve yağ dokusu çok az bir miktar östrojen üretmektedir. Menopoz sonrası (yumurtalıklar, östrojen üretmeyi durdurduğunda), östrojen çoğu kadına yağ dokusundan gelir. Menopoz sonrası fazla yağ dokusu olması, östrojen seviyesini yükselterek meme kanseri gelişme şansını arttırır. Yüksek insülin seviyesinin, meme kanseri dahil bazı kanser türleri ile bağlantısı vardır. Ancak, meme kanseri ile kilo arasındaki bağlantı komplikedir. Örneğin; yetişkin olduğunda kilo alan bir kadında risk artarken, çocukluğundan beri kilolu olan kadınlarda aynı risk oranı söz konusu olmayabilir. Ayrıca, göğüs bölgesinde aşırı yağlanma, kalça bölgesindeki yağlanmaya nazaran daha fazla risk teşkil edebilir. Araştırmacılar, vücudun çeşitli bölgelerindeki yağ hücrelerindeki farklılıkların, bu durumu açıklayabileceğine inanmaktadır.

Meme kanseri riskini azaltmada fiziksel aktivitenin önemi

Egzersiz şeklinde yapılan fiziksel aktivitenin, meme kanseri riskini azalttığına ilişkin kanıtlar artmaktadır. Asıl soru, ne kadarlık bir aktiviteye ihtiyaç duyulduğudur. Haftada en az 1.5 – 2.5 saatlik hızlı yürüyüşler, kadındaki meme kanseri riskini %18 oranında azaltmaktadır. Eğer bu yürüyüş, haftada 10 saat olursa, riski biraz daha azaltmaktadır.

Beslenme ve alınan vitaminler ile meme kanseri ilişkisi

Kadının beslenme alışkanlıkları ile meme kanseri riski arasındaki bağlantı araştırılmıştır. Ancak, sonuçlar tartışmalıdır. Bazı araştırmalar, beslenmenin rol oynadığını tespit ederken, diğer araştırmalar meme kanseri riski üzerinde etkisi olduğuna dair kanıt bulamamıştır. Beslenmede yağ oranına, meyve, sebze ve et tüketimine bakılmıştır. Meme kanseri riski ile net bir bağlantı yoktur. Araştırmalardan elde edilen tutarsız sonuçlar doğrultusunda vitamin seviyelerine bakılmış, belli bazı besinlerin fazla tüketilmesinden kaynaklı meme kanseri riskinde artış tespit edilmiştir. Bu zamana kadar yapılan hiçbir araştırma, vitamin kullanımının meme kanseri riskini azalttığını göstermemiştir. Ayrıca, kırmızı et ve yağlı besinlerden fakir, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin, genel olarak sağlığınızda faydalı bir etki yaratacağı kesindir. Yağlı yiyeceklerle beslenmenin, meme kanseri riskini arttırdığı sonucuna daha net varılabilmesi için daha fazla araştırma yapılmalıdır. Ancak, yağlı besinlerle beslenmenin, kilo alınmasına sebep olduğu, birçok hastalığı tetiklediği ve sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

Ter önleyiciler meme kanseri riskini arttırır mı?

İnternet dedikodularına göre, koltukaltına sürülen deodorant ve antiperspirant gibi ter önleyiciler, cilt tarafından emilerek lenf dolaşımına karışmakta, memede toksin oluşumuna sebep olarak meme kanserini tetiklemektedir. Bu dedikoduyu destekleyen çok az kanıt vardır. Küçük bir araştırmada, küçük bir meme kanseri tümör örneğinde paraben (ter önleyici ve diğer ürünlerde koruyucu olarak kullanılır) seviyesi izine rastlanmıştır. Ancak, parabenin tümöre yol açıp açmadığı araştırılmamıştır. Bunlar daha önceki bulgulardır. Etkisinin belirlenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Diğer yandan, meme kanseri nedenleri üzerine yapılan geniş çaplı bir araştırmada, koltukaltı ter önleyicileri kullanan ve/veya koltukaltını traş eden kadınlarda meme kanserinin arttığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Kürtaj ve meme kanseri

Ne kürtajın ne de düşük yapmanın meme kanseri riski üzerinde etkisi yoktur.

Meme implantı – meme slikonu meme kanserini tetikler mi?

Silikon meme implantı, meme içinde yara dokusuna sebep olsa da, genel olarak meme kanseri riskini arttırmamaktadır. İmplantlar, standart mamografide meme dokusunun görüntülenmesini zorlaştırır. Ancak, implantın kayması ile alınan ilave röntgen görüntüleri, meme dokusunun daha detaylı incelenmesine olanak sağlayabilir.

Meme kanserinde kimyasalların rolü nedir?

Kimyasallar konusunda, kayda değer birçok araştırma yapılmış ve meme kanseri riski üzerindeki olası çevresel etkiler anlaşılmaya çalışılmıştır. Çevrede bulunan bileşiklerin östrojen özellikleri hayvan deneyleriyle laboratuvar ortamında incelenmiştir. Örneğin; bazı plastiklerde bulunan maddeler, kişisel bakım ürünleri, tarım ilaçları gibi ürünler ele alınmıştır. Bu konu hakkında yakın zamanda geniş çaplı bir araştırma yayımlanmıştır:

- Meme kanserine sebep olabilen yüksek öncelikli kimyasallar

Meme kanserinde sigaranın etkisi nedir?

Uzun zaman önce, meme kanseri ile sigara kullanımı arasında bir bağlantı bulunmamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, uzun süreli fazla sigara tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığını tespit etmiştir. Örneğin, gençliğinden beri sürekli sigara kullanan bir kadının en yüksek risk grubunda olduğu kesindir.

Gece işinde çalışmak kadında meme kanseri hastalığını geliştirir mi?

Bazı araştırmalar, gece çalışan kadında – örneğin; hemşirelerde gece nöbeti – meme kanseri gelişme riskinin artabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu konuda 2016’da sonuçları açıklanan en geniş çaplı araştırmaya göre gece vardiyalı çalışma meme veya başka bir kanser riskini artırmamaktadır.

Meme kanseri çeşitleri

2000'li yılların başına kadar meme kanserini kabaca östrojen hormonuna duyarlı ve duyarsız olarak iki grupta incelerken, günümüzde bu bilgi değişime uğramış ve meme kanserinin, kanser hücrelerinin yüzeylerinde taşıdığı veya taşımadığı reseptörlere, yani biyolojik özelliklerine göre 4 ana türde olduğu keşfedilmiştir.

1. Luminal A: Östrojen hormonuna duyarlı tümörler (ER pozitif)

2. Luminal B: Östrojen hormonuna zayıf duyarlı ve/veya aynı zamanda Her2 reseptörü taşıyan tümörler (Her2 pozitif)

3. Her2 pozitif: Östrojen hormonuna duyarsız Her2 reseptörü taşıyan tümörler

4. Üçlü negatif: Östrojen hormonu ve Her2 reseptörü taşımayan tümörler ( triple negatif meme kanseri, aynı zamanda bazal tip olarak da bilinir )

2016 yılında Nature'da yayımlanan bir çalışmaya göre, üçlü negatif meme kanserli hastalarda prolaktin adlı hormonun hücre yüzeyinde bulunan reseptörü, hastaların yaşam sürelerinin artmasında ve yoğun tedavilere maruz kalmasının önlenmesinde önemli bir belirteç olabilir. Bu çalışma, üçlü negatif meme kanserinin de kendi içinde farklı özelliklere ait alt sınıflarının olduğunun bir göstergesidir.

Meme kanseri öncü lezyonlar

Meme kanseri söz konusu olduğunda, meme kanseri öncesi (prekanseröz) lezyonları da tanımlamak gerekir. Meme kanserine öncülük eden ve meme kanserine dönüşme ihtimali yüksek olan lezyonlardan ikisi Duktal Karsinoma In Situ – DCIS ve Lobüler Karsinoma IN Situ – LCIS’tir.

Duktal karsinoma in situ - DCIS

Memenin süt kanallarını döşeyen hücrelerin anormalleşmeye başlamasıdır ve meme kanserinin çok erken bir evresidir. Eğer memenizden yapılan biyopsi sonucu DCIS olarak raporlanmışsa bunun anlamı, meme kanallarınızdaki bazı hücrelerin kanserli hücrelere dönüşmeye başlamasıdır.

DCIS yüksek, orta ve düşük grad olarak sınıflanabilir. Yüksek gradlı tümörler daha hızlı çoğalma, tedavi sonrası daha sık yineleme eğilimindedir ve klasik meme kanserine (invaziv duktal karsinom) dönüşmeye daha meyillidir.

Yüksek ve orta gradlı DCIS’te temel tedavi ameliyattır ve bu ameliyatta bir miktar normal çevre doku ile birlikte tümör çıkarılır. Bu meme kanseri cerrahisi “geniş-bölgesel eksizyon” veya “lumpektomi” olarak adlandırılır. Yakın zamanda sonuçları açıklanan bir araştırmaya göre, düşük gradlı tümöre sahip olan hastalara ameliyat yapmanın ek bir sağkalım faydası sağlamamaktadır ve bu hastalar için 6-12 ayda bir yapılan meme muayenesi ve yılda bir yapılan mamografi ile aktif takip bir seçenek olarak düşünülmelidir.

Lobüler karsinoma in situ - LCIS

Memede süt üretiminin başladığı lobüllerdeki hücrelerin anormalleşmeye başlamasıdır. Kanser değildir. LCIS tanısı almak, gelecekte meme kanserine yakalanma riskinizin arttığı anlamına gelir. Bununla birlikte, LCIS'li bayanların birçoğunda meme kanseri gelişmeyecektir. LCIS mamografide kendini göstermez ve çoğunlukla herhangi bir şikayete neden olmaz. Sıklıkla, çeşitli sebeplerle yapılan biyopsilerde veya meme ameliyatları sonrası alınan parçanın mikroskop altında incelenmesi ile karşımıza çıkmaktadır. Birçok LCIS'li bayanda meme kanseri gelişmeyeceği için tespit edildiği anda tedavi etmeye gerek yoktur. Bunu yerine 6-12 ayda bir yapılan meme muayenesi ve yılda bir yapılan mamografi ile aktif takip önerilmektedir.

Mikroskop altında görünümlerine göre meme kanseri çeşitleri

İnvazif meme kanseri

Meme kanserinin en sık görülen çeşididir. Öyle ki "meme kanseri" ve "invazif meme kanseri" eş anlamlı ifadeler olarak kullanılmaktadır.

İnvazif duktal karsinom ve invazif lobüler karsinom en sık görülen alt türleridir.

1. İnvazif (veya infiltratif) duktal karsinom): Her 10 meme kanserinin 8'i bu türdendir. İnvazif duktal karsinom (IDC) memenin süt kanallarını döşeyen hücrelerde başlar ve memenin içindeki yağ dokusuna doğru yayılım gösterir. Bu noktada, kan veya lenf yolu ile vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz yapma) potansiyeli taşır.

2. İnvazif (veya infiltratif) lobüler karsinom: İnvazif lobüler karsinom, süt üreten salgı bezlerinde başlar. IDC gibi, vücudun diğer bölgelerine yayılabilir (metastaz). Mamografide invazif lobüler karsinomu tespit etmek, IDC'ye göre daha zordur.

İnflamatuar meme kanseri

Meme kanserlerinin %1-4'ünü oluşturur. İnflamatuar denmesinin nedeni memede yaygın iltihaplı bir görünümün oluşmasıdır. Bu iltihaplı görünüme neden olan şey, kanser hücrelerinin memedeki küçük lenf damarlarını tıkamasıdır. Memede yaygın inflamasyonun sonucu olarak şiş, kızarık, sert ve sıcak bir meme dokusu oluşur. İnflamatuar meme kanseri şikayet ve belirtileri hızlı bir şekilde ortaya çıkabilir. Şikayetler ve belirtiler çok benzer olduğu için meme enfeksiyonu (mastit) ile karışabilir. Mastit denilen meme enfeksiyonu emzirmeyen veya hamile olmayanlarda yaygın değildir, ayrıca menopoz sonrası da çok nadirdir; ayrıca mastit antibiyotik tedavisine iyi yanıt verir. İnflamatuar meme kanseri tedavisi diğer meme kanserlerinden biraz farklıdır. Standart olarak tedaviye kemoterapi ile başlanır. Tedaviye iyi yanıt veren hastalar cerrahi uygunluk açısından değerlendirilir. Cerrahi sonrası radyoterapi radyoterapi hastalığın bölgesel olarak tekrarlamaması amacıyla uygulanır. Ayrıca meme kanserinin biyolojik ve genetik özelliklerine göre hormonal tedavi ve hedefe yönelik tedaviler de uygulanabilir.

Paget hastalığı

Meme kanseri ile ilişkili bir diğer hastalık Paget Hastalığı'dır. Her 100 meme kanserinin 1 - 4'ünde görülür. Paget Hastalığı meme başında veya meme başının etrafındaki koyu alanda (areola) başlar. İlk olarak kırmızı, pullu döküntüler şeklinde başlar ve kaşıntıya sebep olabilir. Tedavi edilmezse veya kaşınırsa kanayabilir, ülsere bir yaraya dönüşebilir ve kabuk bağlayabilir. Görünüm olarak sedef veya egzemaya çok benzerdir, bu nedenle geç teşhis edilebilir. Paget hastalığı tanısı etkilenen dokudan cerrahi olarak küçük bir örnek alınması (biyopsi) ile konulur. Biyopsi sonucunda Paget Hastalığı tanısı konulursa hekiminiz mamografi isteyecektir. Çünkü birçok hastada Paget Hastalığı, meme başının arkasındaki meme dokusundaki bir kanser oluşumunun işareti olabilir.

Paget Hastalığı'nın tedavisi nedir?: Tüm meme ya da etkilenen bölge ameliyatla alınabilir. Sonraki tedavi alınan meme dokusunda invazif meme kanseri saptanıp saptanmamasına göre belirlenir.

Seryek görülen meme kanseri çeşitleri

Hekimler meme kanserlerini değişik gruplara ayırmanın yollarını geliştirmişlerdir. Nadir görülen meme kanserleri özel tip (special type) ve yaygın görülen meme kanserleri özel olmayan tip (no special type) olarak adlandırılır. Meme kanserlerinin %90'ından fazlasının invazif meme kanserleri - özel olmayan tip olduğunu yukarıda yazmıştık. Aşağıda, seyrek görülen ve özel tip meme kanseri olarak adlandırılan meme kanserlerinin isimleri sunulmuştur.

Medüller meme kanseri: klasik meme kanseri gibi tedavi edilir. BRCA 1 gen mutasyonu ile ilişkili olduğu bilinmektedir.

Müsinöz meme kanseri: yavaş büyüme ve yavaş yayılım gösterme eğilimindedir. Diğer meme kanserleri gibi tedavi edilir. Tümör 1 cm'den küçükse koltuk altı lenf nodlarının çıkarılmasına gerek yoktur.

Tübüler meme kanseri: Diğer meme kanserleri gibi tedavi edilir. Tedavi sonrası hastalığın tekrarlama ihtimali düşüktür.

Adenoid kistik meme kanseri: çoğunlukla yavaş büyüme eğilimindedir. Çoğunlukla tüm memenin ameliyatla çıkarılması gerekmez; geniş bölgesel eksizyon (çıkarma) denilen tümörlü doku ile birlikte bir miktar normal çevre dokunun çıkarıldığı bir ameliyat tercih edilir.

Metaplastik meme kanseri: bu meme kanseri 2 hücre türünün bir karışımıdır. Metaplastik meme kanseri diğer meme kanserleri gibi tedavi edilir; cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi. Fakat metaplastik meme tümörleri hormonal tedaviye duyarlı olmama eğilimindedir.

Memenin anjiosarkomu: oldukça nadir görülür. Meme sarkomunun bir çeşitidir. Sarkomlar, bağ dokusu, kemik, kan damarları ve sinirler gibi yapısal ve destek dokuların kanseridir. Bazen hemanjiosarkom olarak da adlandırılan anjiosarkom, kan veya lenf damarlarının hücrelerinden köken alır. Sıklıkla 4 cm'nin üzerinde tümöral oluşumla kendini belli eder ve üzerindeki ciltte mavimsi bir görünüme sebep olur. Meme kanserine bağlı memesi alınanlarda (mastektomi) veya radyoterapi görenlerde meme anjiosarkomu gelişme riski artar. Tedavisi kemoterapi ve cerrahidir.

Bazal tip meme kanseri: genetik değişimler sonucu oluşur. P53 adlı gen değişime uğramış (mutasyon) ya da kaybolmuştur. Bazal tip meme kanserleri sıklıkla üçlü / triple negatiftir. Yani bu tür meme kanseri hücreleri östrojen, progesteron ve Her2 reseptörleri taşımazlar. Tedavisi cerrahi, kemoterapi ve radyoterapidir.

Filloides veya sistosarkoma filloides: hem kötü huylu (malign) hem de iyi huylu (benign) olabilen bir meme tümörü çeşididir. Eğer kötü huylu ise lenf nodlarına yayılabilir fakat bu nadir görülür. Temel tedavisi cerrahidir.

Papiller meme kanseri: papiller meme tümörleri çoğunlukla ileri yaş bayanları etkiler. Ayrıca nadir de olsa iyi huylu (benign) olabilirler. Yavaş gelişme ve vücudun diğer bölgelerine yayılmama eğilimde olan tümörlerdir ve temel tedavi şekli cerrahidir.

- Sonraki başlık: Meme kanseri belirtileri nelerdir? Memede ele gelen kitle?

Meme kanseri belirtileri nelerdir? Memede ele gelen kitle?

Göğüslerinizin normalde nasıl göründüğünü bilmek meme sağlığının önemli bir parçasıdır. Meme kanserini mümkün olduğunca erken bulmak, size başarılı bir tedavi şansı verir. Ancak neyin aranacağını bilmek, düzenli mamografi ve diğer tarama testlerinin yerini almaz. Tarama testleri, herhangi bir belirti görülmeden meme kanserinin erken evrelerinde bulunmasına yardımcı olabilir.

Meme kanserinin en yaygın belirtisi, ele gelen yeni bir yumru veya kitledir. Düzensiz kenarlı, ağrısız, sert bir kitlenin kanser olma olasılığı daha yüksektir; ancak meme kanseri yumuşak, yuvarlak kenarlı veya ağrılı da olabilir. Bu nedenle meme hastalıkları, bu alanda uzman bir sağlık profesyoneli tarafından kontrol edilmeli ve mümkünse meme radyoloğu tarafından değerlendirilmelidir.

• Meme başından kanlı veya şeffaf akıntı

• Memede veya koltukaltında ağrılı ya da ağrısız ele gelen kitle

Meme başının içeri doğru çekilmesi, çökmesi veya şekil bozukluğu

Meme başı derisinde soyulma, kabuklaşma

• Meme cildinde yara, kızarıklık veya içeri doğru meme çekilmesi

• Meme cildinde portakal kabuğu görünümü benzeri ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması

• Memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik

Not: Bazen meme kanserinin ilk belirtisi, hastalığın uzak organlara yayılmasından kaynaklanan bulgular ile olur. Meme kanseri sıklıkla kemik, akciğer, karaciğere metastaz yapar. Buralara yayılım sonucunda kemik ağrısı, nefes darlığı ve sarılık gibi bulgularla polikliniğe başvurur.

- İlginizi çekebilir: Kontrol ettirmeniz gereken 6 meme ucu değişikliği

Memede ele gelen her kitle kanser midir?

Memede bulunan kitlelerin çoğu kanser değildir (benign-iyi huylu). Ancak, bazılarının örnek alınarak kanser olup olmadığı laboratuvar ortamında incelenmelidir.

Memenin Kistik Hastalığı

Teşhis edilen kitlelerin çoğu, fibröz ve/veya kistiktir. Meme dokusu içinde oluşan benign (iyi huylu) kitle ile meydana gelen değişikliklerdir (daha önceden fibrokistik hastalıklar olarak adlandırılan fibrokistik değişiklikler denir). Fibröz yara şeklinde bir (lifli) doku, kist ise içi sıvı dolu keseciklerdir. Tanı memede kitle, şişlik, hassasiyet veya ağrı gibi bazı belirtilere bağlı olarak konur. Bu belirtiler, kadının regl döneminden hemen önce daha da kötüleşme eğilimindedir. Memelerde yumru bazen de meme uçlarında belirgin veya hafif bir akıntı farkedilebilir.

Memede fibroadenom ve intraduktal papillom

Fibroadenom veya intraduktal papillom gibi benign meme tümörleri, anormal gelişme gösterir ancak kanser değildir ve memeden başka organlara yayılmaz. Hasta için yaşamsal tehdit içermez.

Buna rağmen benign meme vakaları önemlidir. Çünkü, meme kanseri gelişme riski yüksektir. Bu znedenle, gerekli tetkikler sonucu cerrahi müdahale ile tümörlerin alınması yerinde bir karar olacaktır.

- İlginizi çekebilir: Meme kanseri belirtileri ve tedavisi – sorular ile TANI YOLCULUĞU

- Sonraki yazı: Meme kanserinde erken tanı ve tarama mümkün müdür? Mamografi nedir? Nasıl teşhis edilir?

- Önceki yazı: Meme kanseri nedir? Nedenleri - risk faktörleri nelerdir? Çeşitleri nelerdir?

Meme kanserinde erken tanı ve tarama mümkün müdür? Mamografi nedir? Nasıl teşhis edilir?

Bu bölümde, meme kanserinde tanıya ulaşma amacıyla kullanılan araçları, uygulama yöntemlerini ve uygulayıcılarını tanıtıyoruz.

Erken evre meme kanserinin belirlenmesi için tarama testlerinin amacı, belirtileri ortaya çıkmadan kanseri teşhis etmektir. Tarama, test ve muayene yöntemleri kullanılarak hiçbir belirti göstermeyen kişilerde, kanser gibi bir hastalığı tespit etmek anlamına gelir. Erken tespit, meme kanseri ortaya çıkmadan erken tanı konması için kullanılan yaklaşım anlamına gelir.

Tarama testleri uygulanmadan önce ortaya çıkan görünür belirtiler, tespit edilen meme kanserinin meme dışına çoktan yayılmış olduğunu gösterir. Buna karşın, meme kanseri tarama testleri sırasında tespit edilirse, tümör daha küçüktür ve memeyle sınırlıdır. Meme kanserinin büyüklüğü ve yayılma alan genişliği, hastalığın seyri hakkında fikir yürütmek için kullanılacak en önemli faktörlerdir.

Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır.

Meme kanseri, yayılmadan önce erken evrelerde tespit edilirse hastaların % 90’ından fazlası normal yaşamını sürdürmektedir.

Tümör büyük boyutlara ulaşmadan tanı konulan hastalarda meme korunabilmektedir. Bu nedenle, erken tanı konusunda bireylerin farkındalığı ve doktorların bu konuda duyarlı tutumları son derece önemlidir.

Meme kanserinde erken tanı için başvurulan bazı yöntemler vardır;

- Kişisel (kendi kendine yapılan) meme kontrolleri

- Klinik (doktor tarafından yapılan) meme kontrolleri

- Mamografi / meme ultrasonografisi

- Gerekli diğer tarama testleri

Meme kanseri erken tanısı için artık kendi kendine meme muayenesi önermemekteyiz. Çünkü bu yaklaşımın meme kanseri erken tanısında etkili olmadığı, meme kanserine bağlı yaşam kayıplarını azaltmadığı ve gereksiz kaygı, gereksiz ileri tıbbi araştırmalara yol açtığı görülmüştür. Bu nedenle bayanlara önerimiz kendi kendine meme muayenesi değil, memelerinin farkında olmalarıdır. Ayda bir kez aynaya bakmanızı ve memenizde gözle görülür bir değişim olup olmadığını gözlemeniz yeterli.

Mamografi

Memeyi kolayca görüntüleyen klasik bir yöntemdir. Genç ve memesi yoğun bayanlarda duyarlılığı düşüktür. Meme sıkıştırılarak her bir memenin farklı açılardan kesit görüntüleri alınır. Memenizin doku yapısına ve risk durumunuza göre, doktorunuzun belirlediği dönemlerde mamografi çekilmesi yararınıza olacaktır.

Meme Kanserinde Tomosentez Uygulaması; Memeyi 3 boyutlu ve 1mm kesitlerde son derece kapsamlı inceleme olanağı verir. Meme sıkıştırılarak etrafında hareket eden bir makineden düşük doz X ray gönderilir. Elde edilen görüntüler 3 boyutlu görüntülerdir. Çoğu standart mamografiden daha fazla radyasyon kullanılıyor olsa da, problemli bölgenin daha net görüntülenmesi sağlanır ve başka görüntü testine gerek kalmaz. Tomosentez, 2011 yılında onaylanmış bir görüntü testidir, ancak bu teknolojinin tarama ve tanı koyma konusundaki rolü henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Meme MR Uygulaması; Özellikle genç ve yoğun bir meme yapısına sahip bayanlar için çok odaklıdır ve küçük lezyonların karakterinin saptanmasında yol gösterici olabilir. Radyasyon içermeyen bir yöntem olan MR ile özellikle yumuşak dokuların görüntülenmesinde başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Diğer tanı yöntemleri ile saptanamayan pek çok kanser odağı tespit edilebilir. Ancak, meme kanserinin tespitinde MR tek başına yeterli görülmemektedir.

- Şüpheli mamografi sonuçları meme MR ile aydınlatılabilir mi? Meme MR ilave kanser odaklarını saptayabilir mi? Saptanan odaklar, tedavi kararını etkiler mi?

Meme Kanserinde PET-Tomografi Uygulaması; Günümüzde kullanılan son derece gelişmiş bir görüntüleme teknolojisi olan PET-tomografi, tüm vücudun tümör taramasında etkin bir yöntem olarak kullanılır. Yüksek risk grubundaki meme kanseri hastalarda kanserin evrelenmesi ve takip sonucu ortaya çıkan lezyonların detaylı incelenmesinde ve metastazları olan hastaya uygulanan tedavilerin etkinliğinin saptanmasında sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak, memenin değerlendirilmesi veya tarama yöntemi olarak kullanılması için henüz pratik ve uygun bir yöntem değildir. İnanıyorum ki, PET teknolojisi çok yakın gelecekte sadece memenin taranması ve memede yer alan lezyonların doğru tanınmasında PEM’in (Pozitron Emisyon Mamografi) yerini alacak duruma gelecektir.

Meme Kanserinde Meme Ultrasonu Uygulaması; Sonografi olarak da bilinen ultrason, ses dalgaları kullanılarak vücudun bir bölgesini görüntüleyen metottur. Bu test için, enerji akımını saptayan mikrofon gibi bir alet cilt üzerine yerleştirilir (genellikle önce jel sürülür). Bu alet, ses dalgalarını emer ve vücut dokularından seken ekoları toplar. Ekolar, bilgisayar ekranına siyah beyaz görüntü olarak yansır. Bu test acısızdır ve radyasyona maruz kalınmaz.

Meme ultrasonu, zaman zaman fiziksel muayene veya mamografi sırasında ortaya çıkan meme problemleri içinde kullanılır. Bazen, mamografiye ek yardımda bulunması için yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda destek işlevi görebilir. Ancak, meme kanseri görüntülemesi için mamografi yerine sadece ultrason uygulaması, yeterli sonuç vermediği için tek başına tavsiye edilmez.

Ultrason, bazı meme kitlelerinin değerlendirilmesi için kullanışlı bir yöntemdir. Kistler, sadece fiziksel muayene ile tespit edilemediği için, şüpheli bölgenin kist olup olmadığını söyleyen tek yoldur. Ultrason, bazı meme lezyonlarından biyopsi alınmasına yardımcı olan bir yöntem olarak da kullanılmaktadır.

Ultrason, daha detaylı bir inceleme için mamografi ile birlikte sıkça kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Ancak, etkisi uygulayan uzmanın tecrübesine ve becerisine bağlıdır.

Meme kanserinde biyopsi

Meme biyopsisi öncesi

Biyopsi acil müdahale yöntemi değildir. Öncelikle kişinin bu operasyona uygun olup olmadığı belirlenmelidir ve sonrasında operasyon planlanmalıdır. Uzmanlar, yapılan biyopsilerin yaklaşık %90’ında sık kullanılan cerrahi biyopsiler yerine nadir kullanılan iğne biyopsilerinin tercih edilmesi gerektiğini söylemektedir. Ancak araştırmalar, meme biyopsilerinin yaklaşık %70’inin halen cerrahi biyopsi olarak yapıldığını göstermektedir. Bu, meme kanseri olmayan birçok kadının, gereksiz yere cerrahi müdahale görmesi; meme kanseri olan kadınların ise, kanserin alınması için ikinci bir operasyon geçirmesi gerekeceği anlamına da gelir. Bu nedenle, uygulanacak biyopsi karar verilirken tüm detaylar göz önünde bulundurulmalıdır.

Biyopsi yapılmadan önce doktorunuza danışmanız gereken bazı noktalar aşağıda belirtilmiştir:

Mamografi ve diğer görüntüleme testlerinin sonuçlarını doktorunuzla birlikte gözden geçirin. Biyopsi yapılacak alanla ilgili doktorunuzdan bilgi alın. Size tavsiye edilen biyopsi türü ve neden bu biyopsi türünün tavsiye edildiği hakkında detaylı bilgi alın. Ayrıca, cerrahi biyopsi önerildiğinde yerine iğne biyopsisinin yapılıp yapılamayacağını sorun. Biyopsinin neden ve nasıl gerçekleştirileceğini doktorunuzla konuşun. Aklınıza takılan soruları doktorunuza yöneltin ve cevabını net olarak aldığınızdan emin olun. Biyopsi sonuçlarını ne zaman ve nasıl alabileceğinizi öğrenin.

Biyopsiden birkaç gün sonra, alınan doku örneğinin inceleme sonuçlarını içeren patoloji raporunu çıkacaktır.

Mamografi ve MRI gibi görüntüleme testleri ve fiziksel muayene sonrası elde edilen sonuçlar doğrultusunda meme kanserinden şüphelenilebilir. Ancak, kesin teşhis koyulması için şüpheli bölgeden doku örneği alınarak mikroskop altında incelenmesi gerekir.

Biyopsi, vücutta şüpheli bölgeden doku örneği alınması için gerçekleştirilen küçük bir operasyondur. Fiziksel muayene ve/veya görüntüleme testleri sonucu memede şüpheli bir durum görüldüğünde, biyopsi yapılması istenebilir. Biyopsi ile alınan doku örneği, patolog tarafından incelenerek kanser hücresi olup olmadığı tespit edilir. Kanser bulunursa, patolog kanserin karakteristik özelliklerini inceleyerek türünü belirler. Biyopsi raporu, bu incelemeler sonrası çıkan sonuçlardır.

Biyopsi genellikle basit bir işlemdir. Amerika’da biyopsi yapılan kadınların sadece yaklaşık %20’sinde kanser belirlenirken, İsveç’te maliyet hesabı ve sadece şüpheli lezyonlara(yara) biyopsi uygulaması nedeniyle biyopsinin nadir uygulanması, kadınların %80’inde malign yani kötü huylu kanser tespit edilmesine yol açmaktadır. Buda, vücutta şüpheli herhangi bir değişiklikte kişiye biyopsi yapılmasının kanserde erken teşhis ve tedavide ne kadar önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

Meme kanserinde biyopsi teknikleri

Farklı teknikler kullanılarak biyopsi gerçekleştirilebilir. Biyopsi tekniği ne olursa olsun kesilerin mümkün olduğu kadar küçük ve az miktarda olmasına dikkat edilir. Ancak, hangi biyopsi şeklinin tercih edileceği, kişinin durumuna bağlıdır. Biyopsi, meme içine sokulan bir iğne ile doku örneği alınarak gerçekleştirilebilir veya küçük bir cerrahi operasyonla derinin üstünden küçük kesilerle şüpheli bölgeden doku örneği alınabilir.

Meme kanserinde ince iğne aspirasyon biyopsisi

İnce İğne Biyopsisi, nadir kullanılan bir metottur ve genellikle ameliyat izi bırakmaz. Bu işlemde, memenin operasyon yapılacak bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur. Cerrah veya radyolog, ortasında delik olan ince bir iğne kullanarak şüpheli bölgeden hücre örneği alır. Çoğu vakada, yumru fiziksel muayene ile hissedilerek iğnenin doğru yerden sokulması ve örnek alınması sağlanır.

Yumru hissedilemiyorsa, cerrah veya radyolog iğnenin doğru yerden örnek alabilmesi için görüntüleme yöntemlerini kullanabilir. Bu işlem, ultrason kullanıldığında ultrason rehberli biyopsi veya mamografi kullanıldığında stereotaktik iğne biyopsisi olarak adlandırılır. Ultrason rehberli biyopside, iğne ultrason görüntüsünden takip edilerek ilgili bölgeye ulaşılır. Stereotaktik mamografide, memedeki kütlenin farklı açılardan görüntüsü alınarak tam yeri tespit edilir. Ardından, delikli iğne tespit edilen bölgeye sokularak hücre örneği alınır.

Meme kanserinde kalın iğne – trucut biyopsi

Kalın İğne Biyopsisinde, ince iğne aspirasyonuna nazaran daha geniş delikli iğne kullanılır. Bu tür biyopside, memedeki şüpheli bölge lokal anestezi ile uyuşturularak delikli iğne yardımıyla silindir şeklinde birkaç doku örneği alınır. Birçok vakada, yeterli doku örneği alınabilmesi için iğne şüpheli bölgeye 3-6 kere sokulur. Kalın iğne biyopsisi genellikle ameliyat izi bırakmaz.

Lezyon derinin dışından hissedilemiyorsa, ultrason rehberli biyopsi veya stereotaktik iğne biyopsisi gibi görüntüleme rehberli teknikler kullanılabilir. İlave cerrahi müdahale gerektiğinde olası kanserli dokuyu işaretlemek için küçük metal bir mandal memenin içine sokulabilir. Vücut için zararlı olmayan bu mandal meme içinde bırakılır. Biyopsi sonrası uygulanan diğer bir cerrahide bu mandal çıkartılır.

Ameliyat izine ve önemli bir rahatsızlığa yol açmadan hızlı sonuç almak için hem ince iğne aspirasyonu hem de kalın iğne biyopsisi yapılması, hastaya ve doktora herhangi bir cerrahi yapılmadan önce tedavi seçeneklerini konuşma şansı verir. Biyopsiye rehberlik etmesi için görüntüleme tekniklerine ihtiyaç duyulmadığı sürece iğne biyopsisi ayakta tedavi olarak yapılır. Ancak, iğne biyopsisinde “yanlış negatif” sonuç riski yüksekse, biyopsi sonucu kanser olmasına rağmen mevcut değilmiş gibi gösterebilir. İğne biyopsisinde cerrahi biyopsiye nazaran daha az miktarda doku alınır ve alınan dokuda kanser hücresi bulunmayabilir. Buda, test sonucunu etkileyerek yanılgıya sebep olabilir. Bu sebeple, iğne biyopsisi yerine veya ilave olarak cerrahi biyopsi yapılması, kişinin durumunun daha net belirlenmesinde fayda sağlayacaktır.

Meme kanserinde vakum destekli meme biyopsisi

Meme kanseri teşhisinde nadir uygulanan yeni biyopsi yöntemi, mamotom veya MIBB olarak bilinen vakum destekli meme biyopsisidir. Deriden birkaç kez sokulan kalın iğne biyopsisinin aksine vakum destekli biyopside, bir kerede sokulan özel bir sonda kullanılır. Bu işlem, kalın iğne biyopsisinden daha fazla doku alabilir.

Vakum destekli meme biyopsisinde kişi, memenin gireceği açıklıkta yuvarlakları olan bir masaya yüzüstü yatırılır. Öncelikle lokal anestezi ile meme uyuşturulur. Ardından, mamografi (stereotaktik rehberliğinde biyopsi) veya ultrason rehberliğinde memenin şüpheli bölgesine sonda yerleştirilir. Sonrasında vakum dokuyu sondanın içine çeker. Dönen kesme aleti doku örneğini alır ve sondanın içine taşıyarak dokuyu dışarı çıkartır. Cerrah ya da radyolog, şüpheli lezyondan başka bir doku örneği almak için sondayı çevirebilir. Bu işlem, 8-10 kere tekrarlanabilir. Böylece, şüpheli tüm alandan örnek alınmış olur.

Bazı vakalarda, ileride başka bir biyopsi gerekli olduğunda yeri belirlemek adına küçük metal bir mandal biyopsi sırasında yerleştirilebilir. Meme içinde bırakılan bu mandal, ağrıya neden olmaz veya kişiye zarar vermez. Yapılan biyopsi daha fazla cerrahi uygulanmasına neden olacaksa, bu mandal bir sonraki operasyonda çıkarılacaktır.

Vakum destekli biyopsi, gittikçe yaygınlaşan bir yöntemdir ve halen yeni bir metottur. Bu tür bir biyopsiye karar verildiğinde işlemi gerçekleştirecek cerrah veya radyoloğun kullanılan aletler ve işlem konusunda deneyimli olması önemlidir.

Meme kanserinde ensizyonel biyopsi

Ensizyonel biyopsi daha çok cerrahi bir yöntemdir. Lokal anestezi ile meme uyuşturulduktan sonra ilgili bölgeye neşter ile kesi atılır ve incelenmek üzere doku örneği alınır.

İğne biyopsisinde şüpheli bir alan veya yumru hissedilemezse, doğru noktayı bulabilmek için mamografi veya ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılması gerekebilir. Bu işlemde, mamografi veya ultrason rehberliğinde küçük delikli bir iğne memedeki anormal bölgeye sokulur. Bu iğne yardımıyla ilgili bölgenin içine küçük bir tel yerleştirilir. Ardından iğne çıkarılır. Yerleştirilen bu tel rehberliğinde biyopsi için doğru nokta bulunabilir.

İğne biyopsisinden yeterli sonuç alınamadığında veya şüpheli bölge iğne ile rahatlıkla örnek alınamayacak kadar geniş olduğunda ensizyonel biyopsi tavsiye edilebilir. İğne biyopsisinde olduğu gibi ensizyonel biyopside de yanlış negatif sonuçlar alınma olasılığı vardır, ancak sonuçlar daha hızlı alınır. Ensizyonel biyopsi, iğne biyopsisinden daha sık kullanılan bir yöntemdir, ameliyat izi bırakır ve iyileşme süreci daha uzun sürebilir.

Meme kanserinde eksizyonel biyopsi

Eksizyonel biyopsi geçmişte sık kullanılırdı, fakat artık önermediğimiz bir biyopsi yöntemidir. Çünkü meme kanseri ameliyatına yakın bir kesi yapılır ve hem hastayı işlem sırasında sıkıntıya sokmaktadır hem de daha sonra uygulanabilecek küçültücü kemoterapiler için tedavi yanıtının iyi değerlendirilmesine olanak vermediği için bir dezavantajdır. Bu yöntemde, şüpheli tüm doku alanı cerrahi ile memeden alınır. Buna ek olarak, şüpheli kanserin alınması için cerrah genellikle kanserin bulunduğu bölgede normal dokuların etrafından küçük bir kenarı da alacaktır [buna, kenar sınırı (marjin) denir].

Ensizyonel biyopside olduğu gibi şüpheli bir alan veya yumru hissedilemezse, doğru noktayı bulabilmek için mamografi veya ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılması gerekebilir. Ayrıca, iğne tel lokalizasyon yöntemi kullanarak doğru alan işaretlenebilir.

- Sonraki yazı: Meme kanserinde evreleme – hastalık yayılımı

- Önceki yazı: Meme kanseri belirtileri nelerdir? Memede ele gelen kitle?

Meme kanserinde evreleme – hastalık yayılımı

Kanserlerde yayılım derecesi yani evresi, kanseri nasıl tedavi edileceğine karar vermede, uygulanacak tedavilerin öngörülen başarısını öngörmekte ve hastanın ortalama beklenen yaşam süresinin tahmininde son derece önemlidir.

Kanserlerde evreleme üç temel bilgi baz alınarak TNM olarak adlandırılan uluslararası evreleme sistemleri üzerinden gerçekleştirilir. Tümörün büyüklüğü ve bulunduğu bölgede yayılımını (T), lenf bezlerine sirayetini ve bunun derecesini (N), hastalığın bulunduğu bölgeden uzaklaşarak başka organlara metastaz yapıp yapmadığını (M) tanımlamak için kullanılır. T evresi, tümörün kaynaklandığı bölgeye göre değişiklikler gösterir. N ve M evresi için PET-Tomografi oldukça yol göstericidir.

En erken evre kanserlerine evre 0 (karsinoma in situ) adı verilir ve daha sonra evre I (1) ila IV (4) arasında değişir. Aşamalarından bazıları A, B ve C harfleri ile alt aşamalara sahiptir.

Meme kanseri evreleri özetle aşağıda belirtilmiştir:

Evre 0 meme kanseri

Oluştuğu yerde bulunan duktal karsinom in situ (DCIS) yani en erken evre meme kanseri formudur. Kanser hücreleri süt kanallarını oluşturan epitel hücrelerinin arasındadır, ancak daha derinlere, memenin yağ dokusuna ulaşmamıştır. Lobüler karsinom in situ da (LCIS) zaman zaman evre 0 olarak sınıflandırılır. Ancak, çoğu onkolog bunun gerçek bir meme kanseri olmadığına inanır. Göğüs ucunda görülen Paget hastalığı da (tümör kitlesi olmayan), evre 0 olarak adlandırılır. Tüm bu vakaların hiçbirinde kanser, lenf bezlerine veya uzak bölgelere yayılmaz.

Evre 1A meme kanseri

Tümör 2 cm veya daha küçüktür ve lenf bezlerine veya uzak bölgelere yayılmamıştır.

Evre 1B meme kanseri

Koltukaltı lenf bezlerinin 1 - 3’ünde mikrometastazlar (lenf bezlerindeki kanser 0.2 mm’den geniştir ancak 2 mm’den daha büyük değildir ve/veya kanserli hücre sayısı 200’den fazladır). Kanser uzak bölgelere yayılmamıştır.

Evre 2A meme kanseri

Tümör 2 cm veya daha küçüktür. 1 - 3 arası koltuk altı lenf bezine yayılmıştır. Lenf bezlerindeki kanser, 2 mm’den geniştir veya internal mamarian lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir. Ya da tümör 2 cm’den büyük, 5 cm’den küçüktür, ancak lenf bezlerine ve uzak bölgelere yayılmamıştır.

Evre 2B meme kanseri

Tümör, 2 cm’den büyük, 5 cm’den küçüktür. Kanser, koltuk altındaki 1-3 lenf bezine yayılmış ve/veya internal mammarian lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel (bekçi) lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir. Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır. Ya da tümör, 5 cm’den geniştir ancak göğüs duvarını veya cildi tutmamış, lenf bezlerine yayılmamıştır. Yine kanserin uzak bölgelere yayılmadığı gözlenmiştir.

Sentinel (bekçi) lenf nodu biyopsisi nedir? - Video

Evre 3A meme kanseri

Tümör, 5 cm’den büyük değildir. 4-9 koltuk altı lenf bezine yayılmıştır veya internal mammarian lenf bezlerine sirayet etmiştir. Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır. Ya da tümör 5 cm’den geniştir, ancak göğüs duvarını veya cildi tutmamıştır. 1-9 koltuk altı lenf bezlerine veya internal mammarian lenf bezlerine yayılmıştır. Yine kanserin uzak bölgelere yayılmadığı gözlenmiştir.

Evre 3B meme kanseri

Tümör, göğüs duvarına veya cilde yayılmıştır, ancak lenf bezlerine yayılmamıştır. Ya da kanser 1-3 lenf bezine yayılmış ve/veya internal mammarian lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir. Ya da kanser 4-9 koltuk altı lenf bezine yayılmıştır veya internal mammarian lenf bezlerine yayılmıştır. Kanser, uzak bölgelere yayılım göstermemiştir.

İnflamatuvar meme kanseri adı verilen özel durumda hastalık en azından Evre 3B olarak kabul edilir. İnflamatuar meme kanserinin tipik özellikleri arasında göğüs derisinin büyük bir kısmının kızarması, meme sıcak ve şiş olması ve kanser hücreleri lenf düğümlerine yayılmış olması ve ciltte bulunması sayılabilir.

Evre 3C meme kanseri

Tümör herhangi bir ölçüde olabilir. Kanser, 10 veya daha fazla koltuk altı lenf bezine yayılmıştır. Ya da kanser, köprücük kemiği altındaki ve/veya üstündeki lenf bezlerine yayılmıştır. Ya da kanser, koltuk altı lenf bezlerindedir ve internal mammarian lenf bezlerine genişlemiştir. Veya kanser, 4 ya da daha fazla koltuk altı lenf bezlerine yayılmıştır ve internal mammarian lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir. Kanser, uzak bölgelere yayılım göstermemiştir.

4. evre meme kanseri

Kanser, herhangi bir ölçüde olabilir ve yakındaki lenf bezlerine yayılmış olabilir veya olmayabilir. Uzak organlara veya memeden uzaktaki lenf bezlerine yayılmıştır. En sık görülen metastaz bölgeleri; kemik, karaciğer, beyin veya akciğerdir.

- İlginizi çekebilir: 4. evre, yeni tanı almış meme kanserli hastalar ameliyat edilmeli mi?

- Sonraki yazı: Meme kanseri nasıl tedavi edilir?

- Önceki yazı: Meme kanserinde erken tanı ve tarama mümkün müdür? Mamografi nedir? Nasıl teşhis edilir?

Meme kanseri nasıl tedavi edilir?

Meme kanseri tedavisi, son yıllarda yeniliğin ve bilgi birikiminin en fazla olduğu alanlardan biridir. On yıl öncesine kadar meme kanserini kabaca östrojen hormonuna duyarlı ve duyarsız olarak iki grupta sınıflandırırken, günümüzde bu bilgi değişime uğramış ve meme kanserinin 4 ana türde olduğu ve farklı tedavi stratejileri ile bireye ve bireyin tümörüne özgü tedavi edilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

İyi bir tedavi planı hastanın ve tümörün bilinen tüm özellikleri hesaba katılarak yapılabilir.

1. Hastayla ilgili önemli olan özellikler

  • Kişisel tıbbi öykü

    • Mevcut hastalıklar ve geçirilen hastalıklar,

    • Düzenli kullanılan ilaçlar,

    • Daha önceden meme biyopsisi öyküsü,

    • Daha önce radyoterapi öyküsü,

    • Gebelik durumu,

    • Menopoz durumu,

    • Ailede meme ve diğer kanser öyküsü

  • Doktor tarafından yapılan fizik muayene bulgularının sonuçları

  • Kan tahlilleri

2. Tümörün özellikleri

  • Hastalığın evresi (1. evreden 4. evreye kadar)

  • Biyopsi sonucuna göre biyolojik özellikleri (histolojik tip ve grade)

  • Hormon reseptör durumu (Luminal A, B, Her2 pozitif, triple negatif)

  • Her2 reseptör durumu

  • Ki67

Meme kanserleri hormon reseptör durumlarına göre başlıca 4 değişik alt gruba ayrılır. Tedavi kararının en önemli belirleyicilerinden biri bu hormon reseptör durumudur.

  • Östrojen hormonuna duyarlı tümörler (Luminal A)

  • Östrojen hormonuna duyarlı ve aynı zamanda Her2 reseptörü (algacı) taşıyan tümörler (Luminal B)

  • Östrojen hormonuna duyarsız Her2 reseptörü taşıyan tümörler (Her2 pozitif)

  • Östrojen hormonu ve Her2 reseptörü taşımayan tümörler (Triple (üçlü) negatif meme kanseri, aynı zamanda bazal like olarak da bilinir)

Erken evre meme kanserlerinde ameliyat sonrası uygulanacak tedavilerde amaç hastalığın yenileme riskini azaltmaktır. Tedavi seçiminde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, hastalığın türü ve evresine (1. evre, 2. evre, 3. evre) göre koruyucu tedavi belirlenir.

Günümüzde meme kanserlerinin %90’ından çoğuna erken veya bölgesel olarak ileri evrede tanı konulmaktadır

Bu evrelerdeki hastalar çoğunlukla cerrahi ile tedavi edilmekte, bununla birlikte cerrahi öncesi küçültücü (neoadjuvan) ya da cerrahi sonrası koruyucu (adjuvan) kemoterapilere ve bazen adjuvan radyoterapiye gerek duyulabilmektedir. Onkoloğunuz sizin için hangi tedavilerin gerekli olduğuna karar verecektir.

Adjuvan kemoterapi ameliyat sonrası sebat eden olası kanser hücrelerini öldürmek ve/veya koruyucu bir önlem olarak uygulanan tedavi yöntemidir. Tümörü büyük veya lenf bezi sirayeti olan tümörlerde çoğunlukla koruyucu amaçlı kemoterapi tercih edilir. Kemoterapi için genellikle tercih edilen uygulama sayısı 21 günde bir 4-8 kürdür.

Lenf bezine sirayet etmemiş ve kadınlık hormonuna duyarlı olumlu özellik taşıyan tümörlerde kemoterapiye gerek olmayabilir. Bu gibi tümörlerde özel genetik testler (Oncotype Dx, Mamoprint) yapılarak hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı belirlenebilir.

Meme kanseri ameliyatı

Meme kanseri olan çoğu kadın hastaya bazı cerrahi yöntemler uygulanır. Cerrahi, memedeki tümörün alınması için gereklidir. Meme kanseri olan hastaya sunulan cerrahi seçenekler; meme koruyucu cerrahi ve mastektomidir. Meme, cerrahi sırasında veya sonrasında tekrar yapılandırılabilir. Ayrıca, cerrahi kanserin koltuk altındaki lenf bezlerine yayılımını kontrol etmek için de uygulanır. Meme kanseri, hastalığın evresi ve tedavi planının belirlenmesi için uygulanabilecek biyopsi seçenekleri; lenf bezi biyopsisi ve koltuk altı (aksiller) lenf bezi diseksiyonudur.

Şimdi gelin meme kanserinde uygulanan cerrahi yöntemleri ve biyopsi seçeneklerini birlikte inceleyelim.

Meme Koruyucu Cerrahi

Meme koruyucu cerrahi yöntemi, zaman zaman kısmı (segmental) mastektomi olarak da adlandırılır. Bu cerrahide sadece memenin etkilenmiş kısmı alınır. Ancak, alınacak kısım tümörün büyüklüğüne, yerine ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Hastaya cerrahi sonrası radyoterapi verilecekse, cerrahi sırasında memenin tümörü alınan bölgesine yerleştirilen küçük metal klipslerle (röntgende görünecektir) radyoterapi tedavi alanı işaretlenebilir.

Lumpektomide sadece memedeki kitle ve etrafındaki dokular alınır. Radyoterapi, genellikle lumpektomiden sonra uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya adjuvan kemoterapide verilecekse, genellikle kemoterapi tedavisi tamamlanana kadar radyoterapi geciktirilir.

Kadranektomide, lumpektomiden daha fazla meme dokusu alınır. Bu cerrahide, memenin dörtte biri alınır. Cerrahi sonrası genellikle radyoterapi verilir. Yine bu yöntemde de, kemoterapi verilecekse radyoterapi geciktirilir.

Alınan doku kenarında kanser hücresine rastlanırsa, hastalık pozitif marjlı demektir. Doku kenarında kanser hücresi bulunmazsa, negatif veya temiz marjlı olarak nitelendirilir. Pozitif marjın olması, cerrahi sonrası bazı kanser hücrelerinin kalmış olabileceğini gösterir. Patolog, cerrahi ile alınan dokuda pozitif marja rastlarsa, cerrahın yeni bir ameliyatla daha fazla doku alması gerekebilir. İşte bu operasyona, re-eksizyon denir. Eğer, yeterli meme dokusu alınamaması sonucu temiz cerrahi marj elde edilemezse, hastaya mastektomi yapılması gerekebilir.

Tümörün, kenar sınırına mesafesi de önemlidir. Sınırları “temiz” ise “kapalı” olabilir. Bunun anlamı, alınan tümörün kenarı ile dokunun kenarı arasındaki mesafe çok azdır ve daha fazla cerrahi yapılması gerekebilir. Cerrahlar, tümörün yeterli kenar sınırları konusunda fikir uyuşmazlığına düşebilir.

I ve II. Evre meme kanseri olan kadınların çoğu için meme koruyucu cerrahi ve ek olarak radyoterapi tedavisi, mastektomi kadar etkilidir. Bu iki yöntemle tedavi edilen kadınların yaşam oranı aynıdır. Ancak, meme koruyucu cerrahi, meme kanseri olan tüm kadınlar için bir seçenek değildir.

Radyoterapi, zaman zaman meme koruyucu tedavinin bir parçası olarak tedaviye dahil edilmeyebilir. Bu tartışmaya açık bir konudur. Bu sebeple, radyoterapi uygulanmadan meme koruyucu cerrahi eğer hasta en az 70 yaşında ise ve aşağıda belirtilenlerin hepsi doğru ise tercih edilmelidir:

  • 2 cm veya daha küçük tümörü olan, cerrahi ile tamamen alınmış (temiz kenar sınırları olan) meme kanseri olan

  • Tümörü hormon-reseptör pozitif olan ve hormon tedavisi gören (tamoksifen veya aromatöz inhibitör gibi) meme kanseri olan

  • Lenf bezlerine yayılım göstermemiş meme kanseri olan

Hastalarda olasılıkları, tedaviyi yürüten doktorla birlikte detaylı görüşülmelidir.

Olası Yan Etkiler: Bu operasyonun yan etkiler ağrı, geçici şişlik, hassasiyet ve cerrahi müdahale yapılan bölgede sert yara dokusu şeklinde oluşabilir. Tüm cerrahi müdahalelerden sonra, ameliyat bölgesinde kanama ve enfeksiyon olasılığı vardır.

Meme ne kadar geniş alınırsa, memenin şekli o kadar değişecektir. Cerrahi sonrası meme çok farklı görünürse, bazı estetik cerrahi operasyonlar uygulanabilir veya kanser olmayan memenin boyutu küçültülerek birlikte daha simetrik görünmesi sağlanır. Bu işlem, yapılan ilk cerrahi operasyon sırasında da gerçekleşebilir. Cerrahi öncesinde doktorunuzla konuşarak memenizin ameliyat sonrası nasıl görüneceğini ve seçeneklerinizin neler olabileceğini öğrenmeniz önemlidir.

Mastektomi

Mastektomi, memenin tamamen alınması işlemidir. Bu operasyonla tüm meme dokuları hatta bazen yakınındaki dokularda alınır.

Basit mastektomi: Bu işlem, total mastektomi olarak da adlandırılır. Meme uçları dahil tüm meme alınır, ancak koltuk altı lenf bezleri veya memenin altındaki kas dokuları alınmaz. Bazen, meme kanseri riski oldukça yüksek kadın hastalarda koruma amacıyla her iki meme birden alınır (double mastektomi). Bu ameliyat için hastaneye yatırılan hastaların çoğu, ertesi gün taburcu edilir. Bu yöntem, meme kanseri tedavisinde en sık kullanılan yöntemdir.

Cilt koruyucu mastektomi: Bazı kadın hastalarda meme, cerrahi müdahale sırasında yeniden yapılandırılabilir. Bu işleme, cilt koruyucu mastektomi olarak adlandırlmaktadır. Bu yöntemde, sıklıkla meme ucu ve meme ucu çevresi (areola) alınır, ancak meme cildinin geri kalanı büyük oranda korunur. Bu işlem, hastaya basit mastektomi kadar fayda sağlayabilir. Alınan meme dokusunun miktarı, basit mastektomi yöntemindeki oranın aynısıdır.

Bu yöntem, sadece hemen ardından meme rekonstrüksiyonu (estetik cerrahi) planlandığında kullanılır. Büyük veya deri yüzeyine yakın tümörlerde bu yöntemin kullanılması uygun olmayabilir. Vücudun başka bir bölümünden implant veya doku kullanılarak memenin yeniden yapılandırılır. Cilt koruyucu mastektomi, daha standart bir yöntem olan mastektomi kadar fazla kullanılmamaktadır. Ancak birçok kadın hasta, daha az yara dokusuna ve daha iyi görünümlü bir memeye sahip olma isteğiyle cilt koruyucu mastektomi yöntemini tercih etmektedir.

Meme ucu koruyucu mastektomi, cilt koruyucu mastektominin bir çeşitidir. Bu yöntem, daha çok deride veya meme ucuna yakın kanser belirtisi göstermeyen memenin daha dış kısmında küçük, erken evre kanseri olan kadın hastalar için bir seçenektir. Bu işlemde meme dokusu alınır, ancak meme derisi ve meme ucu yerinde bırakılır. Sonrasında memeye estetik cerrahi (rekonstrüksiyon) uygulanır. İşlem sırasında, kanserli hücreleri kontrol etmek için meme ucu ve meme ucunun çevresinin areola alt tarafındaki meme dokusu alınır. Bu dokularda kanser belirlenirse, meme ucu alınmalıdır. Meme ucunun alt tarafında kanser belirlenmese bile, bazı tedavilerde kanserin tekrarlama riskini azaltmak için cerrahi sırasında ve sonrasında meme ucu dokularına bir doz radyoterapi uygulanır.

Meme ucu koruyucu cerrahide halen bazı problemler vardır. Cerrahi sonrası meme ucu tam bir kan akışı sağlamayabilir. Buda, buruşukluğa ve deformasyona (şekil bozukluğu) sebep olabilir. Cerrahi sırasında sinirlerde kesildiği için, meme ucunda his azalır ya da hiç kalmaz. Daha büyük memesi olan kadınlarda estetik cerrahi sonrası meme ucu yerinden dışarı doğru çıkabilir. Bu sebeple, birçok doktor bu cerrahinin daha çok orta ve küçük boy memesi olan kadınlar için iyi bir seçenek olduğuna inanmaktadır. Bu yöntemle görünür yara izleri daha azdır, ancak işlem doğru yapılmazsa diğer mastektomi yöntemlerinden daha fazla meme dokusu bırakılma olasılığı vardır. Buda, cilt koruyucu veya basit mastektomiye nazaran meme ucu koruyucu cerrahide daha fazla kanser riski gelişebileceği anlamına gelir. Bu durum geçmişte bir problemken, günümüzde gelişen tekniklerin de yardımıyla meme cerrahisini daha güvenli bir yöntem haline getirmiştir. Halen birçok uzman, meme ucu koruyucu yöntemin standart meme kanseri tedavisi olarak oldukça riskli olduğunu düşünmektedir.

Modifiye Radikal Mastektomi: Bu yöntem, basit mastektomidir ve koltuk altı lenf bezleri alınır. Lenf bezlerinin alınması ile ilgili cerrahi, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

Radikal Mastektomi: Bu geniş çaplı operasyonda tüm meme, koltuk altı lenf bezleri ve meme altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslar alınır. Radikal mastektomi, geçmişte oldukça sık kullanılmıştır. Ancak, sonraları daha küçük çaplı ama aynı şekilde etkili yeni cerrahi yöntemler (modifiye radikal mastektomi gibi) bulunmuştur. Bu sayede, hastada radikal mastektomiye bağlı yan etkiler ve memede şekilsizlik görülmemektedir. Günümüzde radikal mastektomi, daha nadir başvurulan bir yöntemdir. Şimdilerde radikal mastektomi, daha çok memenin altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslarda bulunan geniş tümörler için uygulanmaktadır.

Olası Yan Etkiler: Cerrahi sonrası ağrı ve memenin şeklindeki değişiklik dışında mastektominin olası yan etkileri; yaranın enfeksiyon kapması, hematoma (kanın doku aralıklarında ve boşluklarında özellikle de deri altında toplanması) ve seroma (yarada kan ve cerahat dışında sıvı toplanması) olarak sıralanabilir. Cerrahide koltuk altı lenf bezleri de alınırsa, başka yan etkilerin görülme olasılığı artar. Bu yan etkiler, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

Meme Koruyucu Cerrahi mi yoksa Mastektomi mi Tercih Edilmeli?

Erken evre meme kanseri olan birçok kadın, meme koruyucu cerrahi ile mastektomi yöntemlerinden birini seçebilir.

Meme koruyucu cerrahideki en büyük avantaj, hastanın memesinin büyük bir kısmının korunuyor olmasıdır. Dezavantajı ise, genellikle cerrahi sonrası radyoterapi gerekir ve 5-6 hafta boyunca uygulanır. Meme koruyucu cerrahi yapılan bazı kadın hastaların, radyoterapi görmesine gerek olmayabilir. Öte yandan, mastektomi yapılan bazı hastaların meme bölgesine radyoterapi tedavisi uygulanmaktadır. Bu durum tamamıyla hastanın meme kanseri türüne, evresine, tümörün bulunduğu yere ve büyüklüğüne göre değişkenlik gösterebilir.

Bu sebeple, meme koruyucu cerrahi ile mastektomi arasında karar verirken bir sonraki aşamada karşılaşabileceğiniz olası durumları doktorunuzla konuşun. Kadın hastalar mastektomi yöntemi ile kanserin tamamen alınacağı ve hızlı bir şekilde alınacağına inansa da, cerrahlar aynı fikirde değildir. Bu zamana kadar mastektomi yaptıran birçok hastada yaşam süresinin daha fazla uzadığı veya tedaviden daha iyi sonuç alındığı gözlenmemiştir. Ayrıca, 20 yılı aşkın süredir yapılan binlerce araştırma, meme koruyucu cerrahi yerine mastektomi tercih edilen hastalarda yaşam süresinin daha uzun olmadığını göstermiştir.

Kadın hastaların çoğu ve doktorlar, uygun bir seçenekse meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi tedavisini tercih etmektedir. Ancak, bu yöntemin tercih edilmesinde bir dizi etken söz konusudur. Örneğin:

  • Memenizi kaybettiğinizde nasıl hissedeceğiniz

  • Radyoterapi aldığınızda nasıl hissedeceğiniz

  • Tedaviye geleceğiniz yerin uzaklığı ve radyoterapi süresi

  • Mastektomi sonrası memenizin yeniden yapılandırılması için daha fazla cerrahi yapılmasına nasıl baktığınız

  • Mastektomi ile tüm kanserin alınmasını tercih edip etmediğiniz

  • Kanserin tekrarlamasından korkuyor olmanız

Karar vermede etkin rol oynayan faktörlerdir. Bazı kadınlar için mastektomi açıkça daha iyi bir seçenek olabilir. Örneğin, meme koruyucu cerrahi genellikle aşağıda belirtilen durumlarda kadınlara önerilmez:

  • Kanserli memesi için radyoterapi görmüş kadınlara

  • Görünümünü bozmadan aynı memede tek bir cerrahi kesi ile alınamayacak kadar birbirinden uzak yerlerde 2 veya daha fazla kanseri olan kadınlara

  • Meme koruyucu cerrahi ile kanserin tamamı alınmamış kadınlara

  • Özellikle radyoterapinin yan etkilerine karşı hassasiyet yaratan skleroderma (deri sertleşmesi olarak nitelendirilen bir bağ dokusu hastalığı) veya lupus (deri veremi) gibi bazı ciddi bağ dokusu hastalıkları olan kadınlara

  • Fetusa zarar verme riski olduğu için radyoterapi tedavisi göremeyen meme kanseri olan hamile kadınlara

  • Neoadjuvan kemoterapi (bu tedavi memenin büyüklüğüne bağlıdır) ile küçültülememiş 5 cm’den geniş tümörü olan kadınlara

  • İltihaplı meme kanseri olan kadınlara

  • Memenin büyüklüğü ile bağlantılı meme kanseri olan kadınlara

Tüm bunların dışında başka faktörlerinde hesaplanması gerekebilir. Örneğin; meme kanseri olan ve BRCA mutasyonu olan genç kadınlarda, ikinci bir kanser gelişme riski yüksektir. Bu gruptaki kadınlar, riski azaltmak için sağlıklı olan diğer göğüslerini aldırmayı da düşünürler ve mastektomi yöntemini tercih ederler. Çift mastektomi (her iki memenin birlikte alınması), kanser tedavisi ve ikinci memede kanser riskini azaltmak için kullanılabilen bir tedavi yöntemidir.

Meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi yerine mastektomi yaptırmanın sadece aynı memede ikinci bir kanser gelişme riskini azaltacağını anlamanız önemlidir. Bu yöntem, vücudun diğer bölgelerinde kanserin tekrarlama şansını azaltmaz. Bu sebeple acele karar vermeyin. Sizin için meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi mi yoksa mastektominin mi daha faydalı olacağı konusun doktorunuzdan detaylı bilgi edinin, etraflıca düşünün ve öyle karar verin.

Lenf Bezi Cerrahisi

Meme kanseri koltuk altı lenf bezlerine yayılımını belirlemek için bir veya birden fazla lenf bezi alınarak mikroskop altında incelenir. Bu inceleme kanserin evrelenmesi, tedavinin ve sonuçlarının belirlenmesi için önemlidir. Lenf bezlerinde kanser hücreleri bulunursa, kanserin kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılma şansı yüksektir. Koltuk altındaki lenf bezlerinde kanser hücrelerinin varlığı, cerrahi sonrası eğer gerekli görülürse ne tür bir tedavi uygulanacağına (adjuvan tedavi) karar verilmesinde önemli bir rol oynar.

Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu: Bu işlemde, koltuk altındaki alandan yaklaşık 10-40 arası (genellikle 20’den az) lenf bezi alınarak, kanserin yayılımı kontrol edilir. Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu, ikinci bir operasyon olarak meme koruyucu cerrahi veya mastektomi ile aynı anda yapılabilir. Bu, meme kanserinin yakındaki lenf bezlerine yayılımının gözlenmesi için en sık kullanılan yöntemdir ve halen bazı hastalara uygulanmaktadır. Örneğin; öncesinde yapılan biyopside bir veya daha fazla koltuk altı lenf bezinde kanser hücresi tespit edilen hastalarda koltuk altı lenf bezi diseksiyonu yapılabilir.

Sentinel lenf bezi biyopsisi: Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu daha az yan etkiye neden olan güvenli bir cerrahi yöntem olsa da, birçok lenf bezinin alınması cerrahi sonrası hastada lenfödem şansını arttıracaktır (söz konusu yan etkiler aşağıda açıklanmıştır). Uzmanlar, lenfödem riskini azaltmak için lenf bezlerinde kanser araştırmasını sentinel lenf bezi biyopsisi uygulayarak yapabilir. Bu yöntemle, birçok lenf bezi alınmadan kanserin lenf bezlerine yayılımı hakkında bilgi sahibi olunabilir.

Bu işlemde, tümörün ilk istila etmiş olabileceği düşünülen lenf bezi, sentinel lenf bezidir. Biyopside bu lenf bezi bulunarak alınır. Kanser yayılmaya başladıysa yüksek ihtimalle alınan sentinel lenf bezinde kanser hücresi tespit edilir. Bu işlemde, tümörün içine, etrafına veya meme ucunun etrafındaki alana radyoaktif madde ve/veya mavi boya enjekte edilir. Lenfatik damarlar bu maddeleri sentinel lenf bezine veya bezlerine taşıyacaktır.

Özel bir alet kullanılarak maviye dönen veya radyoaktif maddenin aktığı lenf bezlerindeki radyoaktivite kontrol edilir. Bunlar, sentinel lenf bezini ortaya çıkarmak için kullanılan ayrı yollardır. Ancak, iki kere kontrol etmek için birlikte sıkça kullanılan yöntemlerdir. Boyandığı (veya radyoaktif olduğu) tespit edilen lenf bezi alınır. Sonrasında alınan lenf bezleri laboratuvar ortamında patolog tarafından incelenir. Bu yöntemde, koltuk altı lenf bezi diseksiyonuna nazaran daha az sayıda alınan lenf bezleri kanserin belirlenmesi için daha yakından incelenir.

Zaman zaman lenf bezinde kanser olup olmadığı cerrahi sırasında da kontrol edilebilir. Sentinel lenf bezinde kanser tespit edilirse, tüm koltuk altındaki lenf bezlerinin alınması söz konusu olabilir. Cerrahi sırasında lenf bezinde kanser hücresine rastlanmazsa veya sentinel lenf bezi kontrol edilmezse, lenf bezleri birkaç gün sonra daha yakından incelenecektir. Lenf bezinde kanser tespit edilirse, daha sonrasında tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu önerilebilir.

Sentinel lenf bezinde kanser bulunmazsa, kanserin diğer lenf bezlerine yayılmış olma olasılığı düşüktür. Bu sebeple, başka bir lenf bezi cerrahisine gerek duyulmaz. Böylece, hasta tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonuna bağlı gelişen yan etkilerle karşı karşıya gelmez.

Bu zamana kadar sentinel lenf bezinde kanser hücreleri tespit edildiğinde, kaç lenf bezinin kanserli olduğunun belirlenmesi için tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu uygulanmıştır. Ancak, son yıllarda araştırmalar bu yöntemin her zaman gerekli olmayabileceğini göstermiştir. Bazı vakalarda, kanserli olmayan lenf bezlerinin bırakılması güvenli olabilir. Bu, tümörün alınması için ne tür bir cerrahi uygulandığı, tümörün büyüklüğü ve cerrahi sonrası hangi tedavinin planlandığı gibi birtakım faktörlere bağlıdır. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalarda, meme koruyucu cerrahi ve ardından radyoterapi görmüş, 5 cm veya daha küçük tümörü olan hastalarda koltuk altı lenf diseksiyonunu uygulanmayabileceği görülmüştür. Ancak, mastektomi yapılmış kadın hastalarda koltuk altı lenf bezlerinin alınmamasının güvenli olduğu henüz söylenemez. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürdürülmektedir.

Sentinel lenf bezi biyopsisi, meme kanseri yakındaki lenf bezlerine yayılımını tespit etmek için yapılır. Bu işlem, lenf bezlerinin kanser içerdiği bilinmeden gerçekleştirilmez. Koltuk altı veya köprücük kemiği çevresindeki herhangi bir lenf bezi şiştiğinde, ilgili lenf bezinde kanserin yayılımı doğrudan kontrol edilebilir. Çoğu zaman iğne biyopsisi (ya ince iğne biyopsisi ya da kalın iğne biyopsisi) yapılır. Bu işlemde, iğne lenf bezine sokularak az miktarda doku örneği alınır ve mikroskop altında incelenir. İnceleme sonucu kanser hücresine rastlanırsa, tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu tavsiye edilir.

Sentinel lenf bezi biyopsisi sıkça kullanılan bir yöntem olsa da konusunda uzman, bu tekniğin daha önceden kullanmış tecrübeli bir cerrah tarafından gerçekleştirilmesi yerinde olacaktır.

Olası Yan Etkiler: Ağrı, şişlik, kanama ve enfeksiyon cerrahinin olası yan etkileridir. Koltuk altı lenf bezlerinin alınmasına bağlı gelişen uzun süreli olası yan etki lenfödemdir (kolda şişlik). Koldaki fazla sıvı normalde lenfatik sistem yoluyla kan dolaşımına geri döner. Ancak, lenf bezlerinin alınması bazen koldaki boşaltımı engelleyerek sıvı birikmesine neden olur ve sonuç olarak kol şişer.

Tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu olan meme kanseri hastaların yaklaşık %30’unda lenfödem gelişir. Ayrıca, sentinel lenf bezi biyopsisi olan hastaların yaklaşık %3’ünde de lenfödem görülmektedir. Bu durum, cerrahi sonrası radyoterapi gören hastalarda daha sık gözlenmektedir. Bazı vakalarda, oluşan şişlik zaman zaman birkaç hafta sonra yok olurken, bazı vakalarda uzun süre devam edebilir. Lenf bezi cerrahisi sonrası kolunuzda şişlik, gerginlik veya ağrı varsa vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. Unutulmaması gereken nokta, lenfödemin çeşitli masaj teknikleri ve özel bandajlarla giderilebilen bir yan etki olduğudur.

Bunun dışında, cerrahi sonrası kolunuzu ve omzunuzu oynatmakta zorluk çekebilirsiniz. Bu durum, sentinel lenf bezi biyopsisinden çok koltuk altı lenf bezi diseksiyonu sonrası daha sık görülmektedir. Kalıcı bir hareket probleminin (donmuş omuz) olmadığından emin olmak için hastaya bazı egzersizler verilebilir. Lenf bezi bölgesinde dolaşarak hassasiyeti kontrol eden sinirler nedeniyle kolda üst ve iç kısımlarda ciltte uyuşma sık rastlanan bir diğer yan etkidir.

Bazı kadın hastalarda, koltuk altından başlayan ve dirseğe kadar uzanan ip şeklinde bir yapı ortaya çıkar. Buna, koltuk altı web sendromu veya lenfatik kordon denir ve sentinel lenf bezi biyopsisine nazaran koltuk altı lenf bezi diseksiyonunda daha sık karşılaşılan bir durumdur. Belirtiler, cerrahi sonrası haftalar hatta aylar sonra bile görülmeyebilir. Ancak, sonradan kolda ve omuzda hareket kısıtlanır ve ağrıya neden olur. Bazı hastalar fizik tedavinin yardımcı olduğuna inansa da, bu belirtiler tedavi edilmeden de yok olabilir.

Rekonstrüktif (Estetik) Cerrahi

Meme rekonstrüksiyonu ve plastik cerrahi uygulamaları

Meme rekonstrüksiyonu, kanser veya başka bir nedenle memenin bir kısmının veya tamamının alınması durumunda memenin yeniden oluşturulmasına yönelik yapılan cerrahi işlemlerin genel tanımıdır. Mastektomi sonrası bazı kadınlar bütünlük eksikliği veya dişilik kaybı hissedebilirler. Kadın için çok önemli bir organ olan memenin kaybı veya şeklinin bozulması kadın psikolojisi üzerine ciddi olumsuz etkiler yaratır.

Memenin yeniden oluşturulmasına yönelik ameliyatlar kişinin kanser nedeni ile yapılan cerrahi müdahalesini ve sonrasında uygulanacak onkolojik tedavi ve takip sürecini etkilemez. Bu nedenle kanser tanısı konulan hastalara memesinin yeniden oluşturulabileceği mutlaka anlatılmalıdır.

Meme rekonstrüksiyonu hastanın genel durumu, kitlenin büyüklüğü ve hangi evrede olduğuna bağlı olarak kanser ameliyatıyla eş zamanlı veya daha sonra yapılabilir. Kanser ameliyatı ile eş zamanlı yapılan meme rekonstrüksiyonu hastanın aynı ameliyat sonrası meme ile uyanmasını sağlar. Eş zamanlı onarımın yapılması uygun olmayan durumlarda veya hasta tercih etmemişse onkolojik tedavi tamamlandıktan sonra da rekonstrüksiyon gerçekleştirilebilir. Zamanlama ve hangi tekniğin kullanılacağını, hastanın kanser ameliyatı sonrası ışın tedavisi alıp almayacağı, vücut yapısı, genel sağlık durumu ve hastanın beklentileri belirler.

Meme rekonstrüksiyonu yöntemleri nelerdir?

Mastektomi sonrası meme rekonstrüksiyonunun kendileri için doğru karar olduğuna karar veren hastalar için günümüzde birçok seçenek mevcuttur. Meme rekonstrüksiyonu kişinin kendi dokuları kullanılarak, bu ameliyatlar için özel üretilmiş slikon içerikli meme protezleri veya her ikisinin kombinasyonu ile yapılır. İri memeye sahip hastalarda meme küçültme yöntemleri de tümörlü alan çıkarıldıktan sonra meme rekonstrüksiyonu yapmak için sıkça başvurulan bir tekniktir.

Meme rekonstrüksiyonu sonrası simetri ve görünümde düzeltme sağlamak amacıyla yeni oluşturulan meme veya diğer memeye ek cerrahi girişimler gerekebilir. Yeni oluşturulan meme dokusu iyileştikten sonra nipple (meme ucu) ve areola (meme ucu çevresindeki koyu renkli kısım) yapılması ve diğer memenin simetrisinin sağlanması gibi.

Hangi yöntemin uygulanması gerektiğine hastanın hastalığının evresi , sonrasında ışın tedavisi alma ihtimali, yaşam tarzı ve istekleri, memenin şekli ve büyüklüğü, ve sistemik hastalık varlığı göz önünde bulundurularak karar verilir. Küçük veya orta büyüklükte memeleri olanlar meme rekonstrüksiyonu için en iyi adaylardır.

1. Slikon protezlerle yapılan meme rekonstrüksiyonu

Uygulanacak mastektominin tekniğine ve memenin şekil ve büyüklük uygunluğuna göre tek aşamalı veya iki aşamalı olarak yapılır.

Tek aşamalı meme rekonstrüksiyonun da meme cerrahı meme dokusunu çıkardıktan sonra plastik cerrah tarafından meme implantı yerleştirilir. Bu işlem genellikle meme derisinin korunduğu ve sonrasında ışın tedavisi almayacak hastalarda tercih edilir.

İki aşamalı meme rekonstrüksiyonun da ilk aşamada doku genişletici (dışarıdan şişirilip indirilebilen balon benzeri slikon protezler) yerleştirilir, Doku genişletici boş olarak yerleştirilir, belirli aralıklarla steril serum fizyolojik ile şişirilir. Doku genişletici şiştikçe onu çevreleyen doku da genişler. Böylece göğüs duvarı üzerinde meme protezini yerleştirmek üzere bir cep oluşmuş olur. Birkaç ay sonra doku genişletici çıkarılır ve slikon meme protezi yerleştirilir. Doku genişletici mastektomi sırasında da yerleştirilebilir, mastektomiden aylar veya yıllar sonra da yerleştirilebilir.

Bu yöntem meme derisinin korunduğu ve sonrasında ışın tedavisi alacak hastalarda eş zamanlı veya geç dönem meme rekonstrüksiyonun da tercih edilmektedir.

Ameliyatın tek veya çift taraflı olmasına ve protezin yerleştirileceği plana bağlı olarak ameliyat süresi bir ya da birkaç saat sürebilir. Hastanede kalış süresi cerrahinin tipine, herhangi bir ameliyat sonrası komplikasyon gelişip gelişmemesine ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişir

2. Otolog (hastanın kendi dokuları) doku ile yapılan meme rekonstrüksiyonu

Tamamı veya bir kısmı alınan memenin hastanın kendi vücudundan aktarılan dokularla tamamlanması ve yeni meme oluşturmayı sağlayan ameliyat teknikleridir. Vücudun bir tarafından diğerine deri, yağ ve kastan oluşan bir doku kesidi taşınarak meme rekonstrüksiyonu yapılmaktadır. Bu taşınan doku flep olarak adlandırılmaktadır.

Flep dokusu ya kendini besleyen damar kesilmeden bir tünelden geçirilerek meme bölgesine taşınır (pediküllü flep), ya da besleyici damarı tamamen kesilip meme bölgesindeki başka bir damara mikrocerrahi yöntemlerle anastomoz edilir (free flep). Meme bölgesine taşınacak doku vücudun bir çok bölgesinden tanımlanmış olsa da en sık kullanılan bölgeler karın bölgesi ve sırt bölgesidir. Ensık kullanılan kas-deri flepleri karın bölgesinden kaldırılan TRAM flep ile sırtın üst kısmından kaldırılan latissimus dorsi flebidir.

Flep cerrahisi yöntemleri protez cerrahisine göre daha uzun sürmektedir ve daha uzun süre hastanede yatmayı gerektirir. Ameliyat sonrası ışın tedavisi alacak hastalarda ve göğüs duvarındaki doku radyoterapi nedeniyle hasarlı olan hastalarda öncelikli olarak tercih edilir.

Sistemik hastalığı olan, aşırı kilo problemi olan, sigara içen, flep bölgesinden daha önce ameliyat geçirmiş ve dolaşım problemi olan hastalar flep prosedürleri için uygun değildir. Yine çok zayıf, karnında ve sırtında yeterli doku olmayan hastalar da bu yöntem için uygun değildir veya protez prosedürleri ile kombine yapılması gerekir.

Meme Kanseri Ameliyatından Beklentileriniz Neler?

Birçok kişi için cerrahi korkutucudur. Ancak, cerrahi sırasında, öncesinde ve sonrasında sizi nelerin beklediğini iyi anlamanız, korkularınızı azaltacaktır.

Cerrahi Öncesi: Ameliyattan en az birkaç gün önce cerrahınızla tanışarak sizi nelerin beklediğini anlayabilir ve tıbbi geçmişinizi konuşabilirsiniz. Bu, size uygulanacak ameliyat ve karşılaşabileceğiniz olası riskler hakkında soru sormanız için iyi bir fırsat olacaktır. Ameliyatın boyutunun ne olduğunu ve sonrasında sizi nelerin beklediğini anladığınızdan emin olun. Eğer, ameliyat sonrası estetik cerrahi istiyorsanız bu konuda da sorular sormayı ve yeterince bilgi edinmeyi ihmal etmeyin.

Bunun yanında, cerrahi sırasında kan nakli gerekmesi halinde size kan verebilecek uygun donörü (kanı verecek kişi) bulmanız istenebilir. Ayrıca, cerrahiden bir gece önce hiçbir şey yiyip içmemeniz gerektiği size hatırlatılacaktır.

Cerrahi Sırasında: Meme kanseri ameliyatı sırasında, size ilaç vermek için kullanılacak bir damar yolu açılacaktır. Ayrıca, elektrokardiyogram (EKG) makinesine bağlanarak kan basıncınız, kalp ritminiz ameliyat boyunca kontrol altında tutulacaktır.

Birçok meme kanseri ameliyatında hasta genel anestezi altına alınır. Cerrahinin süresi, ne tür bir cerrahi uygulandığına bağlıdır. Örneğin; koltuk altı lenf bezi diseksiyonu ile birlikte mastektomi süresi genellikle 2-3 saat sürecektir.

Cerrahi Sonrası: Mastektomi ve/veya koltuk altı lenf bezi diseksiyonu olan kadın hastalar genellikle 1 veya 2 gece hastanede yatırılır ve sonrasında taburcu edilir. Ancak, bazı vakalar gerekli görüldüğü takdirde ameliyat sonrası 23 saatlik müşahade ünitesinde tutulabilir.

Meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf bezi biyopsisi gibi daha küçük çaplı operasyonlar genellikle günübirlik cerrahi merkezinde gerçekleştirilir ve hasta bir gece hastanede yatırılır.

Hastanın ameliyat bölgesindeki koluna kol bandajı takılabilir. Ayrıca, iyileşme sürecinde hastaya koltuk altından veya meme bölgesinden gelen kanı ve lenf sıvısını toplayacak bir veya birkaç dren (plastik veya lastik hortum) takılabilir. Drenlerin nasıl kontrol edileceği (dreni boşaltma, biriken sıvıyı ölçme ve olası problemleri fark edebilme gibi) hastaya öğretilecektir. Drenler genellikle 1 veya 2 hafta kadar kalır. Drenaj (kan ve sıvı boşaltımı) hergün yaklaşık 30 cc’ye kadar düştüğünde, dren çıkarılacaktır.

Doktorların çoğu, ameliyattan hemen sonra hastanın kolunu hareket ettirmesini isteyecektir. Bu sayede kolun tutulmaması hedeflenir.

Meme kanseri ameliyatı sonrası iyileşme süreci, hastanın ne tür bir ameliyat geçirdiğine bağlıdır. Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu ile birlikte meme koruyucu cerrahi yapılan hastalar, 2 hafta içinde normal hareketlerine kavuşacaktır. Bu süre, meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf bezi biyopsisi yapılan hastalarda genellikle daha kısadır. Mastektomi sonrası hastanın iyileşme süreci, yaklaşık 4 hafta sürecektir. Bu süre, mastektomi sonrası estetik cerrahi yapıldığında uzayacaktır ve hastanın normal hareketlerine kavuşması aylar alabilir. Yine de, ameliyat sonrası iyileşme süreci hastadan hastaya değişkenlik gösterebilir. Bu sebeple, gerekli bilgiyi doktorunuzdan almanız yerinde bir karar olacaktır.

Doktorunuz günlük hayatınıza geri dönebileceğinizi söylediğinde bile, ameliyatın bazı yan etkilerini hissedebilirsiniz. Zaman zaman kolda veya omuzlarda tutukluk veya ağrı olabilir. Göğüs derinizde veya koltuk altı bölgenizde gerginlik hissedebilirsiniz. Bu tür belirtiler zamanla gelişebilir. Cerrahi sonrası göğüste ve kolda uyuşma, ağrı veya karıncalanma problemleri olan bazı hastalarda belirtiler uzun süre devam eder. Buna zaman zaman postmastektomi ağrı sendromu denir. Bu konuyla ilgili ayrıntıyı aşağıda bulabilirsiniz.

Meme koruyucu cerrahi veya mastektomi yapılan birçok meme kanseri hastası, meme bölgesinde fazla ağrı hissetmediği için şaşırır. Ancak uyuşma, çekilme hissi gibi görülen bazı belirtiler hastayı mutsuz eder. Bu his, koltuk altı bölgesinde de ortaya çıkabilir.

Böyle bir durumda, doktorunuzdan öneri almanız önemlidir. Doktorunuzun verdiği talimatlara uyarak bu tür belirtileri kontrol altına almanız mümkündür. Doktorunuzun sizi bilgilendireceği konuları şöyle özetleyebiliriz:

  • Ameliyat yarasının bakımı ve bandaj kullanımı

  • Drenajın (kan ve lenf sıvısının boşaltımı) gözlemlenmesi ve drenleri dikkatli kullanma

  • Enfeksiyon belirtilerini fark etme

  • Ameliyat sonrası banyo yapma

  • Doktorun ne olduğunda aranması gerektiği

  • Kolu kullanmaya başlama ve kolda, omuzda tutulmayı önlemek için yapılan egzersizler

  • Sütyen kullanmaya başlama zamanı

  • Yiyecekleriniz ve yemeyecekleriniz

  • Ağrı kesici dahil kullanabileceğiniz ilaçlar ve olası antibiyotikler

  • Varsa kısıtlanan hareketler

  • Meme ve kolda karşılaşılan belirtiler (uyuşma, karıncalanma, ağrı vs.)

  • Vücut görüntüsündeki değişiklikler

  • Ameliyat sonrası hastalığın ve tedavinin seyrini takip etmek için doktorla ilk randevu zamanı

Hastaların çoğu, ameliyat sonrası yaklaşık 7-14 gün içinde tedaviyi yürütülen cerrah ve tıbbi onkologla görüşür. Bir sonraki aşama olarak başka tedavi yöntemlerinin kullanılması uygun görülürse, hasta bilgilendirilerek kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine başvurulabilir. Ameliyat sonrası cerrahi gören memenize estetik cerrahi uygulanmasını istemeniz halinde plastik cerrahta tedavi ekibine katılacaktır.

Meme Kanseri Ameliyatı Sonrası Kronik Ağrı

Bazı hastalar cerrahi sonrası göğüs duvarında, koltuk altında ve/veya kolda sinir ağrısı (nöropatik) gibi zaman içinde yok olmayan bazı problemlerle karşılaşabilir. Buna, postmastektomi ağrı sendromu denir. Bu adlandırma, ağrının mastektomi tedavisi sonrası kadınlarda görüldüğünü düşündürse de, aynı tür belirtiler meme koruyucu cerrahi sonrası da görülmektedir. Cerrahi sonrası, kadın hastaların %20-30’unda bu tür belirtiler geliştiği görülmektedir. Postmastektomi ağrı sendromunun klasik belirtileri; göğüs duvarında, koltuk altında ve/veya kolda ağrı ve karıncalanmadır. Bunun yanında, ameliyat izinde ve omuzlarda da ağrı görülebilir. Diğer sık rastlanan şikayetler uyuşma, zonklama/sızlama ya da dayanılmaz kaşıntıdır. Postmastektomi ağrı sendromu olan kadınların çoğu belirtilerin ciddi olmadığını belirtmektedir.

Postmastektomi ağrı sendromu, cerrahi sırasında koltuk altı ve göğüste bulunan sinirlerin hasara uğraması sonucu geliştiği düşünülmektedir. Tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu (sadece sentinel lenf bezi biyopsisi değil) olan ya da cerrahi sonrası radyoterapi gören genç yaştaki kadın hastalarda postmastektomi ağrı sendromu daha fazla görülmektedir. Ancak, günümüzde koltuk altı lenf bezi diseksiyonu daha nadir uygulandığı için postmastektomi ağrı sendromu da nadir görülmektedir.

Cerrahi sonrası vücudunuzdaki herhangi bir ağrıyı doktorunuzla paylaşmanız önemlidir. Postmastektomi ağrı sendromu, kolunuzu kullanamamanıza sebep olabilir ve zamanla kolunuzu normal kullanma kabiliyetini yitirebilirsiniz. Ancak bu durum, tedavi edilebilir bir sorundur. Opioidler (morfin türevi ilaçlar) ağrının tedavisinde sıkça kullanılmaktadır. Ancak, sinir ağrılarında her zaman işe yaramaz. Buna rağmen, bu tür ağrıları geçirecek tedaviler ve ilaçlar mevcuttur. Meme kanserinde cerrahi sonrası oluşan ağrıyı kontrol altına alabilmek için doktorunuzla görüşmeniz, sizi rahatsız eden belirtilerin tedavisini hızlandıracaktır.

Meme kanserinde radyoterapi - ışın tedavisi

Ameliyat sonrası koltukaltı ve meme bölgesine uygulanan radyoterapi, olası kanser hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir (adjuvan radyoterapi). Meme kanseri tedavisinde radyoterapi, özellikle yenileme riski yüksek olan veya meme koruyucu cerrahi müdahale yapılan hastalarda memenin kalan dokusunu korumak amacı ile uygulanır. Bu alanda ortaya konan teknolojik yenilikler, modern cihazlar ve bu teknolojiye hakim donanımlı doktor ve radyofizik uzmanları ile hastalara konforlu bir yaşam ve tedavide memnuniyet verici sonuçlar sağlanmaktadır.

Radyoterapi, cerrahi ve kemoterapi erken evre meme kanserinde tedavi ve koruyucu amaçlı uygulanabileceği gibi ileri evre hastalarda, ağrı ve kemikte kırık riskini azaltmak (palyatif tedavi) amacı ile de kullanılmaktadır.

Meme kanserinde kemoterapi, akıllı ilaç ve immünoterapi tedavisi

Meme kanserinde kemoterapi, ameliyat öncesi tümörü küçültme amaçlı (neoadjuvan), ameliyat sonrası hastalığın yineleme riskini azaltma amaçlı (adjuvan) ya da ileri evre (metastatik) hastalıkta yaşam sürelerini veya yaşam kalitesini artırma amaçlı uygulanmaktadır.

Meme kanseri için kemoterapi rejimi, çoğunlukla iki veya üç ilacın belli protokollere dayanarak verilmesi şeklindedir. Tedavi genellikle seçilen protokole göre 4-8 defa, 1-3 hafta aralıklarla verilir.

Meme kanseri kemoterapi protokolleri

REJİM

SİKLUS SÜRESİ

TOTAL SÜRE

Doz Yoğun AC –Paklitaksel

4 kez 14 günde bir4 kez 14 günde bir

4 ay

Doz Yoğun AC –Paklitaksel

4 kez 14 günde bir12 kez 7 günde bir

5 ay

TC

4 kez 21 günde bir

3 ay

AC

4 kez 21 günde bir

3 ay

EC

4 kez 21 günde bir

3 ay

FAC/ CAF

6 kez 21 günde bir

6 ay

FEC/CEF

6 kez 21 günde bir

6 ay

TAC

6 kez 21 günde bir

6 ay

AC –Dosetaxel

4 kez 21 günde bir4 kez 21 günde bir

6 ay

FEC/CEF –Dosetaxel

3 kez 21 günde bir3 kez 21 günde bir

4.5 ay

FEC/ CEF –Paklitaksel

4 kez 21 günde bir8 kez 7 günde bir

5 ay

  • AC=Doksorubusin + Siklofosfamid

  • CAF=Siklofosfamid + Doksorubusin + Florourasil

  • CEF=Siklofosfamid + Epirubusin + Florourasil

  • EC=Epirubusin + Siklofosfamid

  • TAC=Dosetaksel + Doksorubusin + Siklofosfamid

  • TC=Dosetaksel + Siklofosfamid

Ateş basması, halsizlik, kas eklem ağrısı, uykusuzluk, bulantı, ağrı gibi tatsız şikayetleri azaltmak için yetkin profesyonellerce uygulanan akupunktur, hipnoterapi ve yoga gibi yöntemlerin meme kanserli hastalara yararı uluslararası bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Gelişmiş kanser merkezleri bu yöntemleri uygulamalı ve hastalarına önermelidir.

Lenf bezine sirayet etmemiş ve kadınlık hormonuna duyarlı olumlu özellik taşıyan tümörlerde kemoterapiye gerek olmayabilir. Bu gibi tümörlerde özel genetik testler (Oncotype Dx, Mamoprint) yapılarak hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı belirlenebilir.

Meme kanserinde akıllı ilaç ile tedavi

Meme kanseri hücrelerinde Her2 reseptör dediğimiz hücreye büyüme uyarısı veren algaçlar için bu tür ilaçlar kullanılır. Bu grup hastalarda, kemoterapi ve hormonal tedaviler tek başlarına yetersiz kalabilirler. Bu algaçları susturmaya yönelik geliştirilen Herceptin, Tykerb, Perjeta gibi akıllı ilaçlar, kemoterapi ve hormonal tedavinin etkisini artırmaktadır. Dünyada ve ülkemizde kullanılmakta olan bu grup ilaçlardan “Perjata”yı, özellikle ileri evre meme kanseri hastalarda kullanabiliyor olmamız sevindiricidir.

15 yıl öncesine kadar klasik kemoterapi ilaçları ve tamoksifen (hormonal tedavi) dışında meme kanserli hastalarımız için başka bir tedavi seçeneği yok iken günümüzde yeni ve daha etkin kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik ilaçlar (akıllı ilaçlar), yeni hormonal tedavi ilaçları ve bu ilaçların birlikte kullanımının getirdiği başarılar son derece yüz güldürücüdür. Artan tedavi seçenekleri, cerrahi öncesi (neoadjuvant tedavi), cerrahi sonrası (adjuvant tedavi) ve ileri evre hastalığın tedavilerinde son derece başarılı sonuçları beraberinde getirmiştir.

HER2 pozitif meme kanseri

HER2 Pozitif meme kanseri bütün meme kanserli hastaların %20’sinde görülür. Geçmişte HER2’nin aşırı çoğalması hastalığın sık tekrarlaması ve yaşam süresinde kısalmayla birlikteyken günümüzde kemoterapi ile birlikte yeni HER2’yi baskılayan ilaçların kullanıma girmesi ile birlikte prognoz düzelmiştir.

HER2 hücrelerimizin zarında bulunan bir algaçtır (reseptör) ve epidermal büyüme faktör protein ailesinin bir üyesidir. Sağlıklı hücrelerde 20 bin HER2 algacı bulunurken meme kanserinin HER2 pozitif olan bu tipinde bu sayı 2 milyondur.

İki HER2 algacının uyaran sonrası biraraya gelmesi ile hücre içine bir sinyal yollanır. Bu sinyal sonucu hücrenin kontrolsüz büyümesi, çoğalması, yeni damarlanma oluşumunun artmasına yol açar.

HER2 ye yönelik ilk akıllı ilacımız olan Trastuzumab (Herceptin) hem HER2 algacına bağlanarak diğer algaçlarla etkileşip hücre içine sinyal yollamasını engeller hem de kanser hücresini işaretliyerek vücudun bağışıklık hücrelerinin kanser hücresini tanıyıp yok etmesine yardımcı olur.

Üçlü negatif meme kanseri nedir?

Üçlü negatif meme kanserini diğer meme kanserlerinden ayıran en belirleyici özellik, kanser hücre yüzeylerindeki reseptörlerin (algaç) negatif olmasıdır. Diğer bir ifadeyle; östrojen hormon reseptörü (ER), progesteron hormon reseptörü (PR) ve human epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) dediğimiz bu üç algaçın hepsinin olmamasıdır.

Protein yapıdaki bu algaçlar, hücre dışından gelen uyarı sinyallerini alarak hücrenin anormal büyümesini, farklılaşmasını, çevre dokulara ve hatta uzak organlara yayılmasına yol açmaktadır. Günümüzde, reseptörlere yönelik geliştirilen ve meme kanseri tedavisinde kullanılmakta olan Tamoksifen gibi östrojen reseptörlerini veya Trastuzumab gibi HER2 reseptörlerini hedefleyen tedaviler, bu algaçları kapatarak sinyal alımının durmasını sağlamakata, sonuç olarak kanserlerinin büyümesini ya yavaşlatmakta ya da durdurmaktadır. Fakat bu tedavilerin hiçbiri üçlü negatif meme kanserleri tedavisinde kullanılmamaktadır.

Üçlü negatif meme kanseri tedavisinde günümüzde en etkili yöntem kemoterapidir.

Günümüzde, “one size fit all” yani “tüm hastalar için tek bir tedavi yöntemi” modeli terk edilmiş, yerini “bireye özgü tedaviler”e bırakmıştır. Bu sayede, hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmış, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmıştır. Örneğin; erken evre hormona duyarlı meme kanserinde son yıllarda yapılabilen gen analizi (OncoType DX) ile hastaların büyük bir oranının kemoterapiye bile gerek kalmadan sadece ağızdan hap olarak alınan hormonal tedavi yönteminin uygulanması yeterli bulunabilmektedir.

Gelişen tıbbi tedavi stratejileri ve yeni akıllı ilaçların doğru kullanımı, çok sayıda bilimsel verinin doğru yorumlanması sonucu oluşmaktadır. Tedavi kararı öncesi eldeki tüm hastalar ve tümör verileri detaylı incelenerek dünya çapında kullanılan rehberler (Amerika rehberi; NCCN, Avrupa rehberleri ESMO Guideline, St. Gallen) doğrultusunda analiz edilir ve zor hastalarda onkoloji konseyinin de görüşü alınarak nihai karar verilir. Tedavi kararında hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, bireysel tercihleri, psikososyal özellikleri de göz önüne alınarak hastanın tedavi planına katılımı sağlanır.

Meme kanseri tıbbi tedavisinde tek başarı, doğru hastaya doğru ilaçları damardan veya ağızdan vermekten ibaret değildir. Bu sadece işimizin yapılması zorunlu olan parçasıdır. İşin sırrı sevgi, insana duyduğumuz saygı, umut ve güvenin hasta ve ailesine aktarma çabamızdadır.

Meme kanserinde immünoterapi

Tümörlerin, bağışıklık sisteminin gözetiminden çeşitli mekanizmaları (CTLA-4, PD1 ve PD-L1) kullanarak nasıl kaçtığı bulunmuştur ve bu mekanizmalar üzerine etkili ilaçlara immünoterapiler denilmektedir. Bu ilaçlar, kanser hücrelerini direk öldürmek veya hedef almak yerine, hastanın bağışıklık sistemini destekleyerek, bağışıklık sisteminin görevini yerine getirmesini sağlamaya çalışmaktadır.

Meme kanserlerinin %90’ından fazlasına erken denilebilecek evrelerde tanı konulmaktadır ve bu hastalıkta en önemli konulardan biri de tedavi sonrası hastalığın tekrarlama ihtimalini azaltmaya yönelik tedaviler geliştirmektir.

Şimdiye kadar meme kanserleri immünolojik yöntem sessiz tümörler olarak değerlendirildi ve bu hastalıkta kullanım onayı alan bir immünoterapi ilacı henüz olmadı. Bununla birlikte, meme kanserinde tedavi sonrası hastalığın tekrarlama riskini azaltmak için bir terapötik kanser aşısı denenmektedir. NeuVax isimli bu aşının çalışması Faz-3 aşamasına kadar gelmiştir.

Kanser aşıları, tümöre veya tümör-ilişkili proteinlere karşı bir bağışıklık sistemi yanıtı oluşturmak için tasarlanmaktadır. Kanser aşılarının tek başlarına veya diğer tedavilere kombine olarak kullanıldığı birçok klinik çalışma halen devam etmektedir. Meme kanseri alanında yapılan aşı çalışmaları için tıklayınız.

Meme kanserinde hormon tedavisi

Bazı meme kanseri hücreleri yüzeylerinde östrojen veya progesteron hormonlarının bağlandığı reseptörler içermektedirler. Bu reseptörler tümörlü dokudan alınan biyopsi örneğinde çeşitli özel boyamalar yapılarak tespit edilir. Östrojen veya progesteron reseptörü pozitif boyanan bu hasta grubuna hormon reseptör pozitif hastalık denilmektedir. Bu hastalarda östrojen hormonu, kanser hücrelerinin büyümesine ve çoğalmasına neden olmaktadır. Menopoza girmemiş bir kadında kadınlık hormonu olarak adlandırdığımız östrojenin % 90’nı yumurtalıklar (overler) tarafından üretilmektedir. Menapoz sonrası ise en fazla yağ doku ve meme dokusu; daha az olarak da kas dokusu ve böbrek üstü bezlerinden üretilmektedir.

Hormon tedavisinde amaç, östrojen ve progesterona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesini ve çoğalmasını önlemektir.

Hormon reseptör pozitifliği tüm meme kanserli hastaların yaklaşık % 70’nı oluşturmaktadır.

Hormonal tedavi hormon reseptörü pozitif olan meme kanserli hastalarda bir tedavi seçeneğidir.

Hormonal tedaviler, uygun hastalarda kemoterapi ve akıllı ilaçlar kadar etkilidir.

Hormonal tedaviler meme kanserinin Luminal A ve Luminal B tipi dediğimiz östrojen, progesteron hormone reseptörleri pozitif olan tiplerinde kullanılır.

Meme kanseri tedavisinde kullanılacak hormon tedavisinin seçimi, hastanın menopoz durumuna göre belirlenir

ETKEN MADDE

TİCARİ İSİM

ETKİ MEKANİZMASI

KULLANIM YERİ

Tamoksifen

Nolvadex, Tamoxifen

Anti-östrojen

Menopoz öncesi ve sonrası

Anastrozol

Arimidex, Aristu

Aromataz inhibitörü

Menopoz sonrası

Letrozol

Femara, Letu

Aromataz inhibitörü

Menopoz sonrası

Exemestan

Aromasin

Aromataz inhibitörü

Menopoz sonrası

Leuprolid asetat

Lucrin depot

Yumurtalık baskılayıcı

Menopoz öncesi

Goserelin asetat

Zoladex

Yumurtalık baskılayıcı

Menopoz öncesi

Fulvestrant

Faslodex

Östrojen blokörü

Menopoz sonrası

Tamoksifen

Seçici Östrojen reseptör düzenleyicileri içerisinde en iyi bilinen ve uzun yıllardır kullanılanı Tamoksifen’dir. Piyasada Nolvadex ve tamoksifen adında bilinen 10 mg ve 20 mg tablet halinde iki preparatı mevcuttur. 10 mg tablet günde iki kez sabah bir akşam 1 tablet olarak, 20 mg tabletler günde bir kez alınır.

Tamoksifenin etki mekanizması

Tamoksifen östrojen reseptörüne bağlanır ve östrojenin reseptöre bağlanmasını engelleyerek östrojenik etkinin ortaya çıkmasını engeller. Tamoksifen 30 yılı aşkın süredir meme kanserinde kullanılmaktadır. Bu ilaçlar meme üzerinde östrojene zıt etki gösterirken, rahim ve kemik üzerine östrojeni harekete geçirici etki gösterirler. Tamoxifen, hormon reseptörü pozitif olan tüm meme kanserli hem menopoz öncesi hem de menopoz sonrası kullanılmaktadır. Hormon reseptörü pozitif, erken evre meme kanserli hastalarda adjuvan (ameliyat sonrası) tedavi olarak verildiğinde 5 yıl boyunca, yüksek riskli hastalarda ise 10 yıl süre ile kullanılmaktadır.

Olası yan etkileri: Menopoz belirtileri şeklindedir. Sıcak basması, terleme, duygu durum değişiklikleri, vajinal kuruluk veya akıntı, adet kesilmesi, halsizlik; nadiren de vücutta pıhtı oluşu ve rahim kanseri gibi yan etkiler görülebilir.

Yumurtalık fonksiyonlarını bloke eden ilaçlar

Hormon reseptörü pozitif olan hastalarda östrojen hormonunun başlıca kaynağı olan yumurtalıklar, sıklıkla GnRH analogları dediğimiz ilaçlarla, nadiren de cerrahi veya radyoterapi ile fonksiyonları baskılanmaktadır.

Kadınlık hormonlarının yumurtalıklarda yapılmasını uyaran hipofiz bezini de uyaran ve hipotalamusta üretilen bir ön-hormon olan GnRH’ı taklit ederek etki gösterirler.

Bu gruptaki ilaçlar sıklıkla menopoza girmemiş, hormon reseptörü pozitif olan hastalarda kullanılmaktadır.

Başlıca GnRH agonistleri olan ilaçlar: Zoladex ve Lucrin’dir. Aylık ve 3 aylık formları bulunmaktadır. Meme kanseri hormon reseptörü pozitif olan hasta gruplarında aylık formlar tercih edilmektedir. Zoladex 3.6 mikro ünite ayda bir kez karın bölgesinden cilt altına yapılmaktadır. Lucrin’in ise 3.75 mg lık formu aylık kas içine enjekte edilmektedir.

Olası yan etkileri: Enjeksiyon yerinin etrafında ağrı, kanama, kırmızılık, sıcak basması, terleme, duygu durum değişiklikleri, vajinal kuruluk , halsizlik, baş ağrısı, deri döküntüsü, kilo alma , eklemlerde ağrı, kan basıncı değişiklikleri olabilir. Tedavi esnasında nadiren bazı kadınlar menopoza girebilirler ve tedavinin bittikten sonra yeniden adet kanaması görmeyebilirler. Bazı kadınlarda ağrılara neden olabilen yumurtalık kistleri oluşabilir.

Aromataz inhibitörleri

Aromataz, vücutta androjenlerden östrojen üretimini sağlayan bir enzimdir. Aromataz inhibitörleri bu enzimi bloke ederek vücutta östrojen sentezini azaltırlar. Aromataz enzimi çoğunlukla yağ dokusu ve böbrek üstü bezinde bulunmaktadır. Nadiren de meme, karaciğer, kas dokuda bulunur.

Aromataz inhibitörleri yapısına göre başlıca iki gruba ayrılmaktadır:

1. Aromataz enzimine yarışmacı bağlanan steroid yapıda olmayanlar (Anastrazole, Letrozole)

2. Aromataz enzimine geri dönüşümsüz bağlanan steroid yapıda olanlar (Exemestane)

Anastrazolün 1 mg, Letrozolün 2.5 mg, exemestan 25 mg tabletleri piyasada mevcuttur; günde 1 kez kullanılır.

Yan etkileri: Sıklıkla baş ağrısı, bulantı, vücutta şişlik, yorgunluk, sıcak basmaları, döküntü , kusma, kilo artışı, kas ve iskelet ağrısı, kemik erimesidir. Daha nadiren de vajinal kanama, vajinal akıntıda artış, kabızlık, baş dönmesi, terlemede artış, nefes darlığı, kan pıhtılaşması, leke tarzında vajinal kanama, genel ödem şeklinde görülebilir.

Neoadjuvan (ameliyat öncesi) hormonal tedavi

Meme kanseri tanısı alan hastaların yaklaşık %10-15’i lokal ileri evrededir. Hastalara lokal ileri evrede meme kanseri tanısı konulduğunda sistemik tedaviler ön plana çıkmaktadır. Bunun nedenleri, cerrahi ile lokal kontrolün sağlanmasının zor olması, ameliyat sırasında olası tümör yayılımın engellenmesidir.

Lokal ileri evre meme kanseri olan hastalarda hormon reseptörleri yüksek oranda pozitif ise cerrahi öncesi tümörü küçültme ve meme koruyucu cerrahiye olanak sağlamak amaçlı hormonal tedaviler kullanılabilir (neoadjuvan tedavi).

Üç aylık kullanım sonrası tümörde küçülme sağlandıktan sonra hasta cerrahiye verilir. Burada kullanılan hormonal tedaviler hasta menapoz öncesi dönemde ise tamoksifen, menapoza girmiş ise aromataz inhibitörü adını verdiğimiz ilaçlar kullanılmaktadır

Adjuvan (ameliyat sonrası koruyucu) hormonal tedavi

Erken evre meme kanserinde hormonal tedavi, ameliyat sonrası meme kanserinin tekrar gelişmesi (nüks) ve metastaz riskini azaltmak için koruyucu amaçla kullanılır (adjuvan tedavi). Cerrahi yapılmış meme kanserli hastalarda hormon reseptörü pozitif ise kemoterapi ve/veya radyoterapi tamamlandıktan sonra hasta menapoza girmemişse düşük riskli hastalarda sadece tamoksifen 5 yıl, yüksek riskli hastalarda tamoksifen 5-10 yıl ve beraberinde aylık goserelin veya leuprolid 2-3 yıl uygulanır. Tamoksifen kullanım sonrası menopoz gelişen hastalarda tamoksifenin 2-3 yıllık kullanımı sonrası aromataz inhibitörleri adını verdiğimiz hormonal tedaviler ile tedaviye devam edilebilir.

İleri evre (metastatik) meme kanserinde hormonal tedavi

Metastatik meme kanserinde hormonal tedavi hastalığı geriletmek ve yaşamı uzatmak için kullanılır. Yapılan çalışmalarda hormon reseptörü pozitif olan hastalarda östrojen hormonunun üretimini ve etkisini engelleyen ilaçlar metastaz yapmış olan meme kanserinin tedavisinde en az kemoterapi kadar etkin bulunmuştur ve kemoterapiye göre daha az yan etkiye sahip olması ayrıca avantaj sağlamıştır.

Metastatik hastalıkta hormonal tedaviler;

- Kanser hücrelerinde hormon reseptörleri pozitifse,

- Daha önce hormon tedavisi almış ve bu tedaviye iyi cevap vermiş ise,

- Kemik metastazı ve/veya lenf bezi metastazı olan veya kemik metastazı dışında yaygın olmayan akciğer, karaciğer metastazları ve yavaş ilerleyen metastatik hastalıkta kullanılmaktadır.

Metastatik hastalıkta hasta premenopozal ise tamoksifen, goserelin veya leuprolid kullanılırken, menapozdaki hastalarda aromataz inhibitörleri ve fulvestran kullanılır.

Fulvestrant (Faslodex) ise tüm dokularda östrojeni bloke eden bir ajandır. Menopoza girmiş metastatik hastalıkta hormon reseptörü pozitif olan hastalarda kullanılır. Piyasada fulvestranın 250 mg’lık enjeksiyonluk çözeltileri bulunmaktadır. Uygulama şekli; İlk doz yükleme dozu olup, 500 mg doz yarıya bölünerek her iki kalçadan kas içine yapılır, tedavinin 14. günü ikinci yükleme doz aynı şekilde verilip, takiben aylık 500 mg/gün kas içine yapılır. Yan etkileri diğer hormonal tedavilerde görülen yan etkilere benzerdir.

Düşük riskli meme kanserinde hormonal tedavi kullanımı

Tübüler ve müsinöz adını verdiğimiz meme kanserlerinde lokal tedaviler sonrası meme kanseri tekrarlama riski düşüktür.

Özellikle;

• 1 cm’den küçük tümörlerde, lenf nodu tutulumu yok veya lenf nodunda 2 mm ve altında tümöral tutulum var ise hormonal tedavi kullanmaya gerek yoktur.

• Tümör 1-2.9 cm arasında ise, lenf nodu tutulumu yok veya lenf nodunda 2 mm ve altında tümöral tutulum var ise hormonal tedavi kullanımı düşünülebilir.

• 3 cm ve üzerindeki tümörlerde veya lenf nodunda 2 mm ve üzerinde tümör tutulumu varsa hormonal tedavi kullanılmalıdır.

Yüksek riskli meme kanserinde hormonal tedavi kullanımı

İnvaziv duktal veya invaziv lobüler meme kanserli hastalarda tümör 0.5 cm ve altında , lenf nodu tutulumu yok ise hormonal tedavi verilmesi düşünülebilir. Tümör 0.5 cm’in altında lenf nodunda 2mm ve altında tümöral tutulum varsa veya tümör 0.5 cm’in üzerinde ise hormonal tedavi kullanılmalıdır.

- İlginizi çekebilir: Meme kanseri ameliyatı sonrası kemoterapi almayacak hastaları nasıl belirleriz? OncoType Dx ve PAM50 (Prosigna) testleri

Meme kanserinde omuz kısıtlılığı, lenf ödem ve cinsel rehabilitasyon desteği

Meme kanserli hastalarda omuz kısıtlılığı

Meme kanseri ameliyatı sırasında koltuk altı lenf bezleri çıkarılmışsa omuz kısıtlılığı ortaya çıkabilir. Doğru ve erken dönemde planlanan egzersiz ve rehabilitasyon programları ile hastalar bu sorundan kısa sürede kurtulmakta ve yaşam boyu süren takip programları ile kalıcı omuz kısıtlılıkları ile karşılaşma oranları en aza indirilmektedir.

Meme kanseri tedavisine bağlı ortaya çıkabilen lenfödem

Tümör oluşan memeye yakın kolda lenf ödem (şişlik); hastaya uygulanan ameliyat, koltuk altına uygulan radyoterapi ile ilişkili olarak hastaların yaşamlarının bir döneminde karşılarına çıkabilmekte ve bazı hastalarımızın yaşam kalitesini son derece bozabilmektedir. Meme kanserli hastalarda bu oran, yaklaşık 4 hastanın birinde gözlenir. Lenfödemin başlıca nedeni, koltuk altı lenf bezlerinin ameliyatla alınması sonucu lenfatik dolaşımın bozulmasıdır. Bu istenmeyen durumun ortaya çıkmaması için hastalar, ameliyat sonrası erken dönemde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü Ekibi tarafından değerlendirilmeli ve yaşam boyu takip programına, gerektiğinde lenfödem masajı ve tedavi programlarına dahil edilmelidir.

- İlgili konu: Lenfödem bandajı, lenfatik masaj kadar etkili

Meme kanserinde cinsel rehabilitasyon desteği

Onkoloji alanında rehabilitasyon programları son derece önemlidir. Meme kanseri tanısı konan ve cerrahi müdahale ile meme dokusunun bir kısmını veya tamamını yitiren hastalar rutin psikolojik rehabilitasyon, fiziksel rehabilitasyon programlarına (omuz kısıtlılığı ve lenf ödem tedavisinde masaj) alınmalıdır. Tedavileri tamamlanmış veya tedavi süresince arzu eden hastalar, cinsel rehabilitasyon programlarına dahil edilmeli bu konuda eşleri ile birlikte değerlendirilmelidir.

Cinselliği yaşamaya devam edin

Meme kanseri olan hastaların tedavi süreçlerinde ilaçların da yan etkisi ve kan değerlerinde yol açtığı düşüklüğe bağlı olarak cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir. Ancak hasta kendini iyi hissediyorsa ve herhangi bir engel yoksa cinsel ilişkiden uzaklaşmak doğru değildir. Bu süreçte hastanın kendine olan güvenini kaybetmemesi ve eşinden uzaklaşmaması tedaviye olumlu etki sağlar. Hastanın hayattan kopmaması için aile yaşantısına devam etmesi çok önemlidir.

- İlgili konu: Cinsellik hakkında kanser hastası ve eşinin bilmesi gereken 5 şey

Meme kanserinde ısı – hipertermi tedavisi

Hiperterminin meme kanserinde etkinliği birçok klinik çalışma ile gösterilmiştir. Özellikle tedavi sonrası bölgesel olarak tekrarlayan meme kanserinde hipertermi, radyoterapi ile birlikte kullanıldığında tedavi başarısını belirgin olarak artırabilmektedir.

Isı tedavisi veya termoterapi olarak da bilinen hipertermi, vücut dokusunun yüksek ısıya (39 – 44 °C arası) maruz bırakılmasıyla uygulanan tamamlayıcı bir kanser tedavi yöntemidir.

Araştırmalar yüksek ısının normal dokulara çok az zarar vererek kanser hücrelerine hasar verdiğini veya öldürdüğünü göstermiştir. Hipertermi, kanser hücrelerini öldürerek ve hücrelerdeki proteinlere ve yapıya zarar vererek, kanserin bağışıklık sistemi tarafından fark edilmesini sağlayarak tümörü küçültebilir.

Hipertermi - ısı ile tedavi hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Meme kanseri tedavisine bağlı yan etkiler ve kemoterapiye bağlı saç dökülmesi önlenebilir

Kemoterapiye bağlı saç dökülmesi, en sık görülen ve en çok strese neden olan tedavi yan etkilerinden biridir. Saçlı deriyi soğutmanın (scalp cooling), kemoterapiye bağlı geçici saç dökülmesini önlediği yaklaşık 40 yıldır bilinmektedir. Buna rağmen sadece ülkemizde değil, dünya genelinde de hak ettiği yaygın kullanıma şimdiye değil ulaşamamıştır. Amerika İlaç Dairesi'nin (FDA) bayan meme kanserli hastalarda kemoterapiye bağlı saç kaybını (alopesi) önlemedeki başarısı sebebi ile, saçlı deriyi soğutma sistemine 2015'te verdiği onay bu durumu değiştireceğe benziyor.

Kemocap de denilen bu yöntemle cilt kan akımı ve saç folliküllerinin ısısı düşürülmekte, böylece kemoterapi ilaçlarının saç follikülleri üzerindeki olumsuz etkisi azalmaktadır.

Bu yöntem en sık, ameliyat sonrası koruyucu (adjuvan) veya ameliyat öncesi küçültücü (neoadjuvan) kemoterapi ile tedavi edilen meme kanserli hastalarda kullanılmaktadır. Diğer tedavi modaliteleri ile birlikte kullanımına hasta onkoloğu ile birlikte karar vermelidir.

Biz de ülkemizde bu konuda en çok tecrübeye sahip bir ekip olarak, kliniğimizde 5 yılı aşkın süredir saçlı deri soğutma cihazı ile başarılı bir şekilde kemoterapiye bağlı saç kaybını önlüyoruz.

Kemoterapi sonrası saç kaybınız için sevimli önlemler alabilirsiniz. Kemoterapi sırasında saçlı derinin soğutulması, saç dökülmesini önlemede %70'lere varan oranda başarı sağlamaktadır. Bu yöntemi arzu etmezseniz peruklar veya güzel bir bone, şapka tercih edebilirsiniz. Saç kaybı kalıcı bir sorun değildir. Tedaviden 3 ay sonra yerine gelmekte ancak bir miktar kıvırcık olabilmektedir.

Ayrıca, henüz çocuk sahibi olmamış meme kanseri bayanlar, uygulanacak tıbbi tedaviler (kemoterapi) öncesi doktorları ile görüşerek yumurtalarını veya evliyseler embriyolarının saklanmasını (dondurulmasını) istemelidirler. Bu sayede kemoterapinin oluşturabileceği doğurganlık kaybından korunabilir ve gelecekte çocuk sahibi olabilme umutlarını sürdürebilirler.

Saçlı deriyi soğutma yöntemin geniş bir uygulama alanı vardır, kesinlikle uygulanmaması gereken durum hematolojik kanserlerdir. Şimdiye değin yapılan çalışmalarda başarı oranları farklılık göstermekle birlikte, saçlı deriyi soğutarak saç dökülmesinin önlenmesi birçok faktöre bağlıdır. Bu faktörler kemoterapi ilaçlarının tipi, dozları, uygulanan kemoterapi sayısı, soğutma sisteminin dikkatlice uygulanması olarak sayılabilir.

Ateş basması, halsizlik, kas eklem ağrısı, uykusuzluk, bulantı, ağrı gibi tatsız şikayetleri azaltmak için yetkin profesyonellerce uygulanan akupunktur, hipnoterapi ve yoga gibi yöntemlerin meme kanserli hastalara yararı uluslararası bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Gelişmiş kanser merkezleri bu yöntemleri uygulamalı ve hastalarına önermelidir.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Daha fazla veya daha az alkışlayarak, bize hangi yazılarımızın daha fazla ilgi çektiğini gösterebilirsiniz.
  • Etiket Bulutu:
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
İlgili Kanser Haberleri