Hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının ruhsal anlamda tükenmiş hissetmelerine yönelik farkındalık önemli ölçüde artış gösteriyor. 2022 yılı içerisinde şimdiye kadar bu konu üzerine yayımlanan bilimsel makale sayısı, geçtiğimiz 20 yıla göre 10 kat artış gösterdi.

Bu artış, hekimlerin tükenmiş hissetmelerindeki asıl sorunun bireysellikten daha ziyade sağlık sisteminden kaynaklandığını öne çıkarmıştır. Aslında tükenmişlik durumunun üstesinden gelmeye yönelik çabalar – bunun bireysel zayıflık olmadığını kanıtlamak umuduyla – genellikle tükenmişlik ve depresyon arasındaki güçlü farkı vurgulamaktadır. Ancak tüm bunların aksini iddia eden ifadeler çok sık karşımıza çıkmakta:

“Tükenmişliği, depresyon ile bir tutmak, sorumluluğu iş yerinden bireye çevirmektedir.”

“Birçok çalışma ortamında tükenmişlik durumu, zayıflık, yetersizlik ve hatta akıl hastalığı belirtisi olarak tanımlanmaktadır.”

Bu tür ifadeler, tükenmişliğin, sistemsel müdahalelerle hafifletilmesi gereken sistemsel sorunlar olduğu ve depresyonun da bireysel müdahalelerle hafifletilmesi gereken bireysel bir sorun olduğu anlamına gelmektedir.  

Ancak depresyon ile ilgili yanlış anlaşılmalar mevcuttur. Bu yanlış anlaşılmalar, doktorların çalışma şartlarını iyileştirmeye yönelik çabalarımızda, depresyonu önlemek ve tedavi etmek için geliştirilmiş araçların tam olarak kullanımından da bizleri caydırır.

Tükenmişlik ve Depresyon Farkları

Hekimlerin yaşadığı tükenmişlik ve depresyon arasındaki ayrım – veya ayrım eksikliği – çoğu zaman tartışmalara ve kafa karışıklıklarına neden olmuştur. Özellikle bu karışıklıkların bir kısmı, çeşitli araştırmalarda “tükenmişlik” ifadesinin farklı farklı tanımlanmasından kaynaklanmaktadır. 182 farklı çalışmayı kapsayan bir derlemede, “hekimlerde tükenmişlik” ifadesinin 142 farklı tanımı kullanıldığı belirlenmiştir.

Tükenmişlik tanısı koyma ve bu durumu değerlendirme araçları arasında en sık kullanılan, üç alanı puanlayan Maslach Tükenmişlik Ölçeği’dir:

  • duygusal tükenme,
  • depersonalizayon (duyarsızlaşma) ve
  • azalan kişisel başarı duygusu.

Temel bileşen olan duygusal tükenme, depresif belirtiler ile tükenmişliğin diğer iki bileşeninden daha güçlü bir ilişkiye sahiptir.

Ayrıca, tükenmişliğin işle ilgili benzersiz bir fenomen olarak kavramsallaştırılmasının aksine, işle ilgili stres, doktorlar arasında depresyona iten birincil güçtür. Bunun bir örneği, eğitim gören doktorlarının eğitime başlamadan önce, kendi aralarındaki depresyon yaygınlığının, genel genç yetişkin toplum arasındakine benzer olmasının yanında eğitime başladıktan hemen sonra depresyon oranlarının beş katına çıktığı gerçeğidir. Bu dramatik artış, bireysel faktörlerden ziyade hekimlik yapma koşullarının hekimler arasında depresyona neden olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, depresyon gelişiminin habercisi olabilecek belli başlı işle ilgili olan veya olmayan faktörler (iş yükü, iş yeri ortamı, ruh sağlığı ve kişisel özellikler gibi), tükenmişlik gelişiminin habercisi olabilecek faktörler ile neredeyse aynıdır. Genellikle bu faktörlerin önemi, depresyon ve tükenmişlik için benzerdir. Araştırmacılar, depresyon ve tükenmişlik durumunun anlamlı bir şekilde ayırt edilip edilmeyeceğine yönelik değerlendirme çabalarına devam etmeleri gerekli. Ancak bugüne kadar hala depresyon ve tükenmişliğin temel olarak farklı tetikleyicilerden kaynaklandığına yönelik iddialar, elde edilen kanıtlar ile desteklenememektedir.

Hekimin Çalışma Koşullarını ve Yaşam Kalitesini İyileştirilmesine Yönelik Müdahaleler

Genellikle hekimlerin sıkıntısının sistemik/çevresel faktörlerden kaynaklandığı varsayımından çıkarılan sonuç, bireysel düzey müdahalelerinin, hekim refahının iyileştirilmesinde minimal bir role sahip olmasıdır. Ancak birincil sebep sistem düzeyinde yatsa bile, bireysel düzeydeki müdahalelerin uygulanabileceği pek çok koşul vardır. Eğer insanlar, işyerinde asbeste maruz kaldıklarından dolayı akciğer kanseri geliştirirse, ilk açık ve net olan öncelik, çevreden zehirli asbestin uzaklaştırılması olacaktır ancak, hiç kimse, etkilenen insanların hastalıkları, iş yerinden kaynaklandığı için bu kişilerin bireysel tedaviye ihtiyaç duymadıkları sonucuna varmaz. Benzer şekilde, uzun vadede doktorların yaşam kalitesini iyileştirmenin anahtarı, iş ortamının iyileştirilmesi olsa da hali hazırda etkilenen insanlar için etkili bireysel müdahalelere erişimde ve bunlardan yararlanmadaki artış da ayrıca kritiktir.

Tükenmişliğe yönelik mevcut ve önerilen müdahaleler öncelikle sağlık sistemi düzeyinde uygulanırken, depresyon için birçok etkili müdahale, bireysel düzeyde uygulanmaktadır. Bu müdahaleler sadece psikiyatrik ilaçları değil, aynı zamanda hekim tarafından hissedilen belli sıkıntının doğasına ve ciddiyetine göre uyarlanabilen kanıta dayalı önleyici ve tedavi yaklaşımlarını da içermektedir.

En önemlisi de depresyonun tanımlanması ve tedavisi, hekimler arasında intihar riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Ne yazık ki doktorlara, kendilerini depresyonda değil de tükenmiş olarak görmelerinin doğru olduğunu söylediğimizde, refahlarını artırabilecek bireysel müdahaleleri arama, bu müdahalelere yönelme ve uygulama eğiliminde olmuyorlar.

Doktorların tükenmişliği konulu araştırmalar, soruna ilişkin farkındalık yaratmada başarılı olmuştur. Bununla birlikte, tükenmişliğin bireyin suçu olmadığı ve sistemik bir değişime ihtiyaç olduğu konusunda ısrarcı olunmasına ve tükenmişlik ve depresyon arasındaki ciddi farklılıkların vurgulanmasına da yol açmıştır.

İstenmeyen sonuçlar arasında, ruh sağlığı koşullarının daha fazla damgalanması, sağlık hizmetine başvurmanın önündeki engellerin güçlendirilmesi ve hekimlerin refahını iyileştirmek için olan yerleşmiş ve etkili depresyon müdahalelerinin tam olarak uygulanmaması yer almaktadır. Hekimleri rahatsız eden şeyleri iyileştireceksek, tükenmişliğe iliştirilen damgalamayla mücadele çabamızda, ruh sağlığı koşullarıyla ilgili mevcut damgalamayı güçlendirmeyi bırakmalıyız.

Reform çabalarını, depresyon ve ruh sağlığını daha geniş ölçüde kapsayacak şekilde genişletmek, sağlık sistemimizde reform yapmanın aciliyetini azaltmayacaktır. Aksine, mücadele eden doktorların, mevcut olan kanıta dayalı bireysel müdahaleler yelpazesine erişebilme olasılığını artıracaktır. Ek olarak, depresyon ve onun sistemik itici güçleri hakkındaki bilgimiz, reform için hedeflenecek kilit faktörlerin belirlenmesine yardımcı olabilir. Bu adımlarla tıbbın hem doktorlar hem de ilgilendikleri hastalar için daha sağlıklı olmasına yardımcı olabiliriz.