Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Mustafa Özdoğan Memorial Antalya Hastaneler Grubu Onkoloji Merkezi Başkanı "Kanser alanındaki en büyük eksiklik, halka yönelik sade ve anlaşılabilir bilgiye ulaşılamamasıdır. Web sitemiz ile bu eksikliği giderdiğimizi düşünüyorum."

Anasayfa - Kanser Haberleri - Psiko-onkoloji - Zamanın durduğu an: KANSER TANISI ALMAK!
Zamanın durduğu an: KANSER TANISI ALMAK!

Zamanın durduğu an: KANSER TANISI ALMAK!

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
02.03.2017

Kanser tanısı almak, çok geniş bir yelpazede, birçok yoğun ve farklı duyguyu ortaya çıkarır. Gelin yazıyı okumaya başlamadan hemen önce, sadece 1 dakikalığına, kanser tanısı aldığınızı düşünün ya da halihazırda tanı konulmuş bir hastamız iseniz, o anı anımsamaya çalışın...

Hakkını vermek gerekiyor değil mi? Sadece o anı düşlemek ya da anımsamak bile, tarifi güç, karmaşık ve yoğun bir çok duyguyu tetikleyebilir. Şok olma, şaşkınlık hali, kafa karışıklığı, inanamama, sıkıntı, kendinizle, sevdiklerinizle ve gelecekle ilgili endişe, huzursuzluk ve hepsinden öte korku, yoğun bir korku! Bazen ise tam Tersi şekilde hissizlik... Hiçbirşey hissedememe, o anın bulanıklaşması, sanki siz, siz değilmişsiniz ya da yaşanan tüm bu şeyler gerçek değilmiş gibi bir boşluk...

Bir önceki kanser psikolojisi yazımızda da belirtiğim gibi, her birimiz biricikiz. İnançlarımız, dünya görüşümüz, kültürel yapımız, sosyal desteğimiz, gelecekten beklentilerimiz, geçmiş travmalarımız, zorluklarla mücadele gücümüz, kişiliğimiz...Hepsi bizim kanser hastalığını algılayışımızı ve hissedişimizi belirliyor ve etkiliyor. Birçok kişi için korkutucu olan kanser, aylarca şikayetlerine tanı konulamadan hastanelerde yatan bir hastamız için, ilginç bir şekilde, belirsizliğin sona ermesi, ne ile mücadele edileceğinin açıklığa kavuşması ve rahatlama demek olabiliyor.

Doğru ya da yanlış duygu yoktur

Unutmamalı, hissedilebilecek doğru ya da yanlış duygular yoktur... “Korkulacak birşey yok”, “Huzursuzlanmana gerek yok”, “Her şey düzelecek” cümleleriyle gideremeyeceğimiz, yargılamadan kabul edİlmesi gereken, inişli, çıkışlı, bazen kolay, bazense zor başedilebilen, “doğal” duygular var. Gelin, yaşanması muhtemel duygulara ve onlarla ilişkili olası düşüncelere bir göz atalım.

İlk zamanlar; şok ve inkar

Kanser olduğunuzu öğrendiğiniz ortam, size haberi veren kişi ve haberi veriş tarzı oldukça önemlidir. Ayaküstü, belki de size çok bilmeyen bir hekimden, aniden patoloji sonucunu ve kanser olduğunuzu öğrenmek, çok sarsıcı ya da gerçek dışı hissedilebilir. Böyle bir durumla karşılaşmayacağınızı ümit ederek, güvendiğiniz, inandığınız hekimden, lokmaları yavaş yavaş yutuyormuşçasına, tıbbi kelimelerden olanca arındırılmış basit bir açıklama, genellikle duyguları tetikleyen ilk basamaktır.

Bu noktada yaşanmaya başlanan evreye, “Şok Evresi” denilmektedir. Özellikle de kişi için tamamen beklenmedik bir haber ise o an;

• Donakalma

• Hiçbirşey hissedememe, ifade edememe

• Kafa karışıklığı

• Hekimin dediklerini anlayamama, takip edememe

• O anın gerçek olmadığı hissi

• Olan bitene inanamama

• Tuhaf bedensel yakınmalar; ateş basması, uyuşma, karıncalaşma

• Solukta daralma, kalp çarpıntısı, iç çekme gereksinimi, gerginlik ve panik hali hisleri DE yaşanılabilir.

Bu evre, saatler hatta günler sürebilir. Eğer bir süredir tetkik ediliyorsanız ve az çok kanser tanısı alabileceğinizi öngörüyorsanız, şok evresi daha hafif ve kısa süreli olabilir.

Bu duygularla başetmek için ne yapmalı: Hiçbirşey...

Lütfen bu zor süreçte, ne hastalarımız ne de yakınları, duygularını kontrol etme yükünün altına girmesinler. Çünkü her ne hissediyorsanız, doğal ve yaşanması gerekli olduğu için hissediyorsunuz. Acıdan kaçınmanın, insanın doğası gereği olduğunun farkındayım, ancak her duygunun bir de işlevi var...Hüzün ve keder de, en az mutluluk ve huzur kadar değerli duygular ve biz onları olumsuz diye nitelendirsek de, onlar aslında bize, yola devam edebilmeniz için gerekli olan şeyleri sağlar. Bu bağlamda şok ve hemen akabinde yaşanabilecek inkar dönemi duyguları; olumsuz gibi görünse de, bize çatışmadan uzak güvenli bir bölge sunar...Aslında zihnimiz ve ruhumuz bize şunu demektedir; “Bu bilgi bana çok ve ağır geldi, bu sebeple bir süre birşey hissetmeyeceğim, hissizleşeceğim, bana zaman ver, yaşadığım şeyi anlamlandırmam ve çarpmanın etkisini atlatıp yoluma devam edebilmem için bir süre bunu hazmetmeliyim.”

Bu süreç için önerim şudur: Çok yüksek ihtimalle, o an hekiminizden aldığınız bilgilerin bir kısmını duyamamış, duysanız da zihninize kaydedememiş ya da anlayamamış olabilirsiniz...Bu durumda hekiminizden yakın bir zaman sonrasına kısa bir görüşme talep edebilirsiniz. O görüşmeye aklınızdaki temel soruları not ederek gidebilir, zihniniz çok daha durulmuşken, hastalığınız, süreç ve tedavisi ile ilgili bilgi isteyebilirsiniz. Bir yakınınızla gelmeniz halinde, sizin kaçırdığınız noktaları yakalayacak bir de destekçiniz olacaktır.

“İnkar evresi”

Şok ile içice geçmiş olan bu dönemde adından da anlaşılacağı gibi, hastalarımız, görünürde kanser hastası olduklarını kanıtlayan herşey ortada iken, bilinçdışında hastalığa inanamaz ve kabullenmekte güçlük çeker. Bu dönemde hastalarımız;

• Hastalığı yokmuş gibi davranabilir.

• Hastalığa ve sürece karşı kayıtsızlık görülebilir.

• Hastalıktan konuşmak istemez ya da çok az konuşur.

• Tedavi için doktorla görüşmeye gider ancak “kanser” kelimesini kullanmayabilir.

• Tedavisini alıyor olabilir yine de kanser hastası olduğunu düşünmeyebilir.

Tuhaf mı görünüyor? Ancak değil...tüm bunlar doğal tepkiler. Tam da yukarıda belirttiğim gibi, hastalarımızın zihni ve ruhu hazmetmeye çalışıyor ve birgün hazmedecek...Eğer bu inkar ya da yarı inkar hali, hastamızın tedaviyi reddetmesiyle sonuçlanmıyor yahut kendisine zarar vermesine neden olmuyorsa, müdahale edilmeyebilir keza kendiliğinden çözülecektir.

Eğer;

• Kanser olmadığı, yanlış tanı konulmuş olduğu, daha iyi bir doktora gidilmesi gerektiği düşünceler her yeni hakimde tekrarlıyor ise,

• Hasta önerilen tetkikleri yaptırmıyor, ya da geç yaptırıyor ya da sürüncemede bırakıyor ise

• Tedaviyi toptan reddediyor ve, bilimsel tedavilerden uzak kalıp sadece alternatif ya da tamamlayıcı tedavilere yöneliyorsa, inkarı sürecini çözebilmek için, psikiyatrist ya da alanında uzman bir klinik psikologtan destek alınmalıdır.

Nadiren de olsa, hasta hastalığını kabul eder, ancak yakınları durumu inkar edebilir. Altta yakan mekanizma farklı değildir. Sevdiklerinin kanser olmasını hazmetmek ve yola devam edebilmek için, hasta yakınlarının da yas tutması gerekir. Eğer yakınlarının tedavisine engel olmuyorlar ve görece desteklerini sürdürebiliyorlar ise, kendiliğinden çözülecektir. Ancak daha ciddi ise muhakkak ki profesyonel ruh sağlığı çalışanlarından destek alınmalıdır.

İnkar ara ara zayıflayıp kabullenme olsa da, temelde bu süreç, kabullenme ve inkar arasında gitgellerden oluşan bir süreçtir. Saatler ve günler içinde çözülen inkar yerini kabullenmeye bırakmadan önce öfke, pazarlık yapma gibi dönemlerden de geçebilir.

“Öfke ve Pazarlık Evreleri”

Kanser hastası olduğunu öğrenmek, çoğu zaman “adaletli, korunaklı ve geleceğin güzelliklerle dolu olduğu inanışını” sarsabilir, “öngörülebilir, kontrol edilebilir, güvenli bir dünyada yaşıyor olmamanın” derin hayal kırıklığını yaşatabilir. İnkardan çıkarak, artık hastalığına dair yüksek farkındalığa sahip olan kişi zihnindeki sorulara cevap bulmaya çalışır. İnsanın yaşadığı acılarda anlam arayışı ne kadar da doğaldır. Ancak bu çoğu zaman öfkeyi de beraberinde getirir. Örneğin;

• Hasta olan bedene... “Ben daha bir genç kızın bedenine sahibim sanıyordum” demişti bir keresinde 40 yaşlarında bir bayan hastam.

• Bedenine iyi bakmadığı için kişi kendisine...

“Dünyada bu hastalığı hak edecek insanlar varken niye ben” ya da “niye şimdi” diye bazen Allah’a...

• Kendisini üzen eşe, kızını boşayan damada, zorla meyve yedirmeye çalışan kardeşe, hal hatır sormak için arayan komşuya, kolunu acıtan hemşireye, hızlı vizit yapan doktora, hatta iyi geceler demeyip odadan çıkan hasta bakıcıya bile yoğun öfke çıkabilir.

Pazarlık evresi ise, zihnimizin biliçdışı bir şekilde, acıdan kurtulmak için, kaderle pazarlığa oturmasıdır. Allah ile, evrenle ya da hastalığa sebep olarak görülen her ne ise, onunla bilinçdışı bir pazarlık yapılır.Kaderle pazarlıkta, hem geçmiş düzeltilmeye, hem gelecek planlanmaya, hastalığın öğrenildiği zaman, son günler, haftalar, aylar geri getirilmeye, yanlışları düzelterek yeniden yaşamaya çalışılınır.

“Ne cezam /günahım vardı da bu bana oldu?”

• “Allah'ım bundan sonra … yapıcam , ne olur bu gerçek olmasın…”

• “Bir iyileşeyim, kurbanlar kesicem”, “Şunu bir atlatayım, umreye gidicem”,

• “Bu iş bir bitsin, bir daha asla…”

• “Şunu versem karşılığında bu hastalık bir gitse…”

• “Hep bu sigara meredi yüzünden, son ay o sigarayı arttırmayaydım…”

Öfke altta yatan kaygılı, korkulu duyguların üzerini örtmüş bir örtüdür. Öfke doğaldır anlaşılması gerekir. Yaşanılan durumun zorlu bir durum olduğunu ve öfkeli olabileceğini, kabul etmek, her türlü çabasının değerli olduğunu hissettirmek gerekir. Anlaşılmadığını hissetmeme kadar öfkeyi arttıran başka bir durum yoktur. Ancak burada bir noktayı vurgulamak istemekteyim. Öfkenin varlığı onaylanmalı, ancak yıkıcı dışavurumu onaylanmamalıdır. Sözel veya fiziksel saldırganlığa dönüşen öfkeye hızlıca müdahale edilmeli, psikiyatrist / klinik psikologtan stres ve öfke yönetimi hususunda destek alınmalıdır. Psikoterapiler, bu süreçte hastalarımıza en uygun destek olma yollarından biridir.

Zaman zaman bu öfke ve dayanılması güç duygularla baş etme güçlüğü çekildiğinde uygunsuz gevşeme yöntemleri seçilebilir. Bizim kültürümüzde yaygın olmamakla birlikte alkol ve madde kullanımına meyil artabilir. Ancak bu acılı duyguları yok saymak , bastırmak ya da ilaç, alkol ya da madde ile yatıştırmak, yası geçirmediği gibi çözülmeden uzun süreler devamına sebep olur.

Söylemenin kolay, yapmanın ise zor olduğunu bilerek, kızgınlık ve öfkenizi ifade etmenizi öneriyorum. Kültürümüz gereği, ifade etmede güçlük yaşadığımızı da göz önünde bulundurduğumuzda, bu duygu size zorluyorsa, destek almanız en doğrusu olacaktır. Benzer şekilde, hasta yakınları da aynı süreçleri deneyimleyebilir ve öfkeli olabilirler, psikolojik destek almak, onlar için de en uygun seçenek olacaktır.

Bu dönemler bir merdivenin basamakları gibi sıra ile gitmez, inkar, öfke, yarı inkar, pazarlık, kabullenme, inkar arasında gidiş gelişler olabilir. Ancak pazarlık ve öfke aşamalarını yaşamanın esasen gerçekleri kabul etmeye başladığımızın sağlıklı bir işareti olduğu unutulmamalıdır. Ancak yas işinin tamamlanabilmesi ve sağlığın kaybını kabul ederek yaşamaya devam edilmesi, depresyon ve kabullenme de süreçlerini içerir.

“Depresyon ve Kabullenme”

Kayıp riskini ya da çoktan kaybetmiş olduğunu kabullenerek devam etmek, kaybın yokluğuna sağlıklı bir şekilde uyum sağlamak, uzlaşmak yas işinin önemli bir parçasıdır. Kabul artık öfke ve kaygıdan çok, üzüntü ve keder duyguları hissettirebilir. Yeni yaşama ayak uydurulduğu bu dönemde, uyku, iştah, enerji ve isteklilikte bozulmalar olabilir. Çabuk duygulanma, isteksizlik, umutsuzluk, “aileme yük oluyorum” şeklinde suçluluk düşünceleri eşlik edebilir. Mutsuz ve kederli hissetme, hayattan tat almama, enerjisizlik, uyku ve iştah bozukluklukları, dikkat konsantrasyon sorunları, umutsuzluk, kimsenin yardım edemeyeceği hissi eğer şiddetli ise, uzun zamandır var is eve hayatınızı etkiliyor ise depresyon olma olasılığı yüksektir ve psikiyatr ile görüşülmesi gerekir. Hayatı bozmayan hüzün hali ise yas sürecinin bir parçasıdır.

Kriz dönemlerinin geçip de kabullenme dönemi geldiğinde, geçmiş yaşantıların,yakın ilişkilerin gözden geçirilmesi, hayatın anlamının sorgulandığı bir dönem de çoğunlukla yaşanır. Kaybedilen durum her ne ise “yan yitimler” de eşlik edebilir. Örneğin kanser hastası olmak sağlığın kaybı olarak yası tutulacak bir durum iken, eşlik eden ya da edebilecek olan, sosyal rol kayıpları, maddi kayıplar ya da özgüven kayıpları da gerçek kayba eşlik eden yan yitimlerdir ve kişi süreçte bunların da yasını tutar.

Kayıp ve Yas Süreci

Yukarıda bahsettiğim tüm basamaklar esasen her türlü kayıptan sonra yaşanan “YAS SÜRECİNİN” basamaklarıdır. İnsanoğlu doğduğu anda anne karnının sıcak korunaklı dünyasını kaybederek yaşama başlamaktadır, her ilerlediği aşamada bir önceki basamağa dair kayıplar yaşamaktadır. Yani aslında yas işi hayatın içinde, uyumak kadar, acıkmak kadar doğal bir durumdur. Ancak kayıp ya da kayıp riski ne kadar büyük ise, yas işi o kadar zorlaşır.

Kanser hastalarımız açısından bakıldığında, sağlığın kaybı ve hayatı tehdit edici bir hastalığın varlığı, yas işini başlatır. Özellikle ailesinde kanser hastalığı geçirmiş olan ya da bundan dolayı kaybedilen biri var ise ya da acı çektiği deneyimlenmiş ise ya da kaybın ardından o kaybı yaşayan kişilerin yaşadığı zorluklara şahit olunmuş ise bu kişilerin tanı almadan, kabullenmeye doğru giden süreçleri daha zorlu geçebilir. Benzer şekilde hasta yakınlarının hastalığı kabullenmelerinde zorluk yaşamaları ve yas tutma güçlüğü çekmeleri de hastanın hastalığa uyumunu güçleştirir.

Yukarıda bahsettiğim doğal duygular, bu yolculuğun parçası... Kendiliğinden evrilen, değişen dinamik süreçler. Bu süreçlerdeki duyguları tanır ve yargılamadan kabul edebilirseniz, yol sizin için daha engebesiz olacaktır. Bu süreçlerden herhangi birinde takılıp kaldığınızı, ilerleyemediğinizi hissediyorsanız ve bu durum hayatınızı, ilişkilerinizi ve tedavinizi etkiler bir şiddete ulaştıysa, lütfen psikiyatrist desteği isteyiniz.

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Beğenmedim
Gönder
Kaynak:

1. Psycho-oncology Textbook -Second edition, Chapter 76

2. MD Anderson, Manuel of Psyhosocial Oncology Chapter 24

3. Kayıptan Sonra yaşam; Prof. Dr. Vamık D. Volkan, Elizabeth Zintl

4. cancerreseach - org

5. cancer - gov

6. cancer - org
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Kanser Haberleri
Kanser tedavisi sonrası dikkat edilmesi gereken 6 madde
Kanser tedavisi sonrası dikkat edilmesi gereken 6 madde
Ökse otu ekstresi – Mistletoe kansere tedavisinde yeri var mıdır?
Ökse otu ekstresi – Mistletoe kansere tedavisinde yeri var mıdır?
Akciğer kanserinde erken tanı mümkün mü? Tarama kılavuzu 2017
Akciğer kanserinde erken tanı mümkün mü? Tarama kılavuzu 2017
Oksijen terapisi nedir? Kanserde tedavi yöntemi olarak kullanılabilir mi?
Oksijen terapisi nedir? Kanserde tedavi yöntemi olarak kullanılabilir mi?