Anasayfa - Onkoloji sözlüğü - Kanser Eğitim Videoları - Temel onkoloji videoları - Kanser nedir? Kanserin nedenleri nelerdir? Kanser önlenebilir mi?

Kanser nedir? Kanserin nedenleri nelerdir? Kanser önlenebilir mi?

Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
28.02.2017

Kontrolden çıkmış şekilde aşırı çoğalan, bulunduğu bölgede yayılan veya metastaz yapabilen hücre gruplarına kanser denir.

Tümör nedir?

Bir neoplazm olarak da bilinen bir tümör, katı veya sıvı dolu olabilen anormal bir doku kütlesidir.

Her tümör kanser demek değildir. Tümörler;

- benign (iyi huylu = selim),

- pre-malign (şu an kanser olmayan, fakat gelecekte kansere dönüşme potansiyeline sahip oluşum), veya

- malign (kanser = kötü huylu = habis) olabilir.

Çok farklı tümör türleri ve bunların farklı adları vardır - isimleri genellikle şekillerini ve ve doku içindeki görünümlerini yansıtır. Basitçe belirtmek gerekirse, bir tümör bir çeşit yumru ya da şişliktir, bu mutlaka bir sağlık tehdidi oluşturmaz.

Kanser nedir?

Kolayca sorulan, çoğu zaman da basit bir cevabı olduğu düşünülen, fakat detaylı bir cavabını birkaç ciltlik bir kitapta verebileceğiniz bir sorudur “kanser nedir ve neden olur”. Yine de en karmaşık görülen olguların bile bir tanımı olmalıdır. Kanser için bu tanım şu şekildedir: Kanser, hücrelerde DNA hasarlarının birikmesi sonucu, hücrelerin düzensiz olarak çoğalmasıyla ortaya çıkan hastalıklar grubuna verilen genel addır.

Kanseri, tedavilerini anlamak ve kansere karşı korunmak istiyorsak, önce normal bir hücreyi, sonra bir hücrenin nasıl kanserleştiğini bilmemiz gerekir. Gelin hücrelerimizin nasıl kanserleştiğini en özet hali ile öğrenelim.

Vücudumuzun Temel Yapı Taşı: HÜCRE

Hücrelerimiz, vücudumuzun yaşamsal olaylarını gerçekleştiren ve biraraya gelerek dokuları ve organları oluşturan yapılardır. Aşağıdaki şekilde vücudumuzdaki hücre sayısını görebilirsiniz.

Son yapılan bilimsel analizlere göre, vücudumuzda yaklaşık 30 trilyon hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerin çoğunluğunu kırmızı kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar). Alvuvarlar dokulara oksijen taşınmasında görev alırlar. Bunun yanısıra trombositlerimiz ise yaralanma durumunda kanın pıhtılaşmasını sağlayarak yara iyileşmesini hızlandırıcı mekanizmaları başlatır. Ağırlığımızın çoğunluğunu ise vücudumuzun hareket, duruşunu sağlayan kas hücrelerimiz oluşturur.

Kanserin Başlangıç Noktası Olarak Hücre

Tüm kanserler hücrede başlar. Kanserin genel tanımını hatırlayacak olursak, “hücrelerin DNA hasarları sonucu kontrolsüz çoğalması” idi. Pek çoğumuz için bu tanım anlaşılmaz gelebilir. Gelin öncelikle hücreyi tanıyalım.

Hücreyi farklı bölümlerin planlı bir şekilde çalıştığı bir fabrikaya benzetebiliriz. Hücrede farklı görevleri üstlenen birden fazla organel vardır. Örneğin, ribozomlar proteinlerin üretilmesini sağlarken, mitokondri enerji üretiminde rol alır. Tüm bu yaşamsal faaliyetler hücrenin merkezinde çekirdek adı verilen yapıda kontrol edilir. Çekirdekte hücrenin kontrol merkezi DNA yer alır. DNA aynı zamanda kanserleşmede temel rol oynamaktadır.

Hücrenin Yöneticisi: DNA

Hücrelerin çoğalması, birbirleriyle iletişimi hassas bir sistem tarafından kontrol edilir. DNA hücrenin yönetim molekülüdür. İçerdiği genetik bilgi sayesinde hücrelerin yaşamsal faaliyetleri yönetmesini sağlar.

DNA’nın bölümlerinden her birine gen adı verilir. DNA merdiven şekline benzeyen yapısıyla birlikte, çift sarmallı, 4 çeşit nükleotitden (Adenin, Timin, Sitozin ve Guanin) oluşmaktadır. Aşağıdaki şekilde DNA’nın yapısını görebilirsiniz.

İnsan DNA’sında toplam 3 milyar nükleotit ve yaklaşık 25.000 gen vardır. Genler vücutttaki yaşamsal olayların gerçekleşmesini sağlayan proteinlerin üretilmesi için gerekli genetik bilgiyi içerir. Ayrıca göz rengi gibi bizi biz yapan özelliklerin belirlenmesini sağlar. Aynı zamanda kanserleşmede de önemli rol oynarlar. Bazı genlerin mutasyonlar sonucu işlevlerini yerine getirememesi kanser oluşumuna neden olur.

Kanserin Temel Nedeni: Biriken DNA HASARLARI

Kanser hücresel seviyede “genetik” bir hastalıktır. Kanserin temel nedeni, DNA’daki hasarların birikmesi sonucu genlerin normal fonksiyonlarını kaybetmesi ve bunun da hücrelerin kontrolsüz bölünmesine neden olmasıdır. DNA hergün çeşitli faktörlere maruz kalarak hasar görür. Vücudumuz DNA hasarlarına karşı koruyucu ve tamir edici sistemler geliştirmiştir. Ancak yaşın ilerlemesi ve karsinojenlere maruziyetin artmasıyla birlikte DNA’da hasarlar onarılmamaya başlar. Bu durum hücrenin kontrolsüz bölünmesine yol açar.

Mutasyonlar sonucu DNA’sı hasar gören bir hücre, eğer bu hasarı onaramazsa, apopitoz adı verilen programlı hücre ölümüne gider. Mutasyonlar her ne kadar seyrek olsa da insan vücudunda günde 100 milyar civarında yeni hücre üretilir. Vücudumuzda 30 trilyon hücre olduğunu hatırlarsak, bu hergün hücrelerimizin yaklaşık 300’de biri bölünüyor demektir. Her hücrenin bölünme hızı da farklıdır (örneğin sinir hücrelerimiz hiç bölünüp çoğalmazken, akyuvarları oluşturan kan kök hücrelerimiz 4-5 günde bir bölünür). Mutasyon sadece milyonda bir ihtimalle gerçekleşse bile, bu, kabaca günde 100 bin mutasyon demektir. Aşağıda daha detaylı inceleyeceğimiz bu mutasyonlar çoğunlukla pek etkisi olmayan küçük değişimler halindedir. Fakat daha ciddi mutasyonlar veya uzun süreli zararlı tetkleyiciler sonucu mutasyonların birikmesi hücreyi kontrol dışı büyüme ve çoğalmaya sürükleyebilir.

Mutasyon Nedir?

Günlük yaşantımızda karşılaştığımız birçok etken ve yaşam tarzı faktörleri (sigara, obezite, bazı infeksiyon ajanları – mikroorganizmalar ve güneşin ultraviyole ışınları ve bazı kimyasallar) DNA’nın yapısını bozabilir ve karşılıklı dizilen nükleotidler kırılır. DNA’da meydana gelen bu olaya DNA hasarı ya da mutasyon adı verilir.

Mutasyonu günlük hayatımızdan bir örnekle anlatmak gerekirse; tüm genetik bilgimizi (genom) bir kitap olarak düşünelim. Bu kitabın alfabesinin ise DNA’nın yapısını oluşturan 4 nükleotid olduğunu, her bir başlığın ise genleri ifade ettiğini varsayalım. Eğer kitabın harflerinden birini siler yada sayfalarından birini koparırsak kitap anlamsız olmaya başlar. İnsanda meydana gelen gen hasarları da böyledir.

Vücudumuz DNA hasarlarına karşı birtakım savunma sistemleri geliştirmiştir. Bu sistemlere DNA tamir sistemleri adı verilir. Saygın bilim insanımız Aziz Sancar da DNA onarım mekanizmaları hakkında yaptığı çalışmalarla Nobel Ödülü kazanmıştı. Bu sistemde yer alan genlerde meydana gelen mutasyonlar kanserleşmenin en önemli sebeplerinden biridir. Bununla birlikte çok ilginç bir şekilde kanser hücreleri tedavi sonucu hasar alan genlerini de bu sistemler ile tamir ederler. Yani DNA tamir genlerindeki hasarlar hem kanserin nedeni olabilmekte, hem de kanser hücreleri kendi DNA’sını korumak için bu tamir sistemini daha yoğun kullanmaktadır. Son yıllarda kanser alanında yapılan araştırmaların odak noktalarından biri DNA tamir sistemlerini hedef alan tedavilerin geliştirilmesidir (olarapib, niraparib gibi).

Kanserin ortaya çıkış nedenini açıkladığı için kanser araştırmalarında DNA hasarları (mutasyonlar) önemli bir yere sahiptir. Önemle vurgulamak gerekir ki çoğu kanser türü tek bir gen ile ilişkili değildir. Birden fazla genin birbirleriyle ve çevreyle olan ilişkisi sonucu kanser meydana gelmektedir. Son yıllarda DNA hasarlarının daha iyi anlaşılması gen ve çevre ilişkisini inceleyen Epigenetik Bilimi ile mümkün olmaktadır.

DNA hasarlarının BİRİKMESİ kanserleşmeye neden olur!

Hücrenin kontrolsüz çoğalması için genlerde meydana gelen tek bir mutasyon yeterli değildir. Bu alanda yapılan kapsamlı araştırmalar sonucunda 4 veya daha fazla mutasyonun hücrenin kontrolsüz çoğalmasına neden olabileceği tespit edilmiştir.

Normal hücrelerde DNA’sı hasarlı hücre, belirli genlerin etkisiyle tamir hasarlı bölgelerini tamir etmeye çalışır. Hasar tamir edilemediğinde ise programlı hücre ölümü (apopitoz) başlar.

Normal hücre ile kanser hücresi arasındaki farklar nelerdir?

Kanserle ilişkili genler nedir?

Kanserle ilişkili 3 gen tipi vardır. Bunlar;

1. Tümör baskılayıcı genler: Hücrenin kontrolsüz çoğalmasını engeller.

2. Onkogenler: Normal şartlar altında hücre çoğalmasından sorumlu olan “proto-onkogenlerin” fonksiyonları kaybetmesi sonucu meydana gelir. Onkogenler kanserin agresif bir şekilde ilerlemesine neden olur.

DNA tamir genleri: DNA’daki hasarların tamirinden sorumludur

Kanser genlerini basit bir örnekle anlatmak gerekirse, tümör baskılayıcı genleri arabanın fren sistemi gibi, onkogenleri ise gaz pedalı gibi düşünebiliriz. Eğer onkogenlerde hasar meydana gelirse, tümör baskılayıcı gen sağlam olduğu için kanserleşmeyle sonuçlanmaz, yani arabada halen fren sistemi çalışmaktadır. Ancak tümör baskılayıcı genin kontrolden çıkması, kanserleşmeyle sonuçlanır. Önemle vurgulamak gerekir ki, doğuştan annemizden veya babamızdan aldığımız tümör baskılayıcı genlerden birinin bozuk olması kanser riskimizi artırır.

Kanserin nedenleri nelerdir?

Kanser hastalığı için en çok karmaşa yaratan konulardan birisi de kanserin kalıtsal bir hastalık olarak görülmesidir. Önemle vurgulamak gerekir ki “kanser, hücresel seviyede genetik bir hastalıktır”. Vücudumuzun normal fonksiyonlarını yerine getirmesinden sorumlu genlerde meydana gelen hasarların birikmesi sonucu hücrelerimiz kontrolsüz olarak çoğalmaya başlar ve yavru hücrelere bu bozuk genleri aktarılar. Ancak bu tüm kanserlerin kalıtsal bir hastalık olduğunu göstermez.

İnsanın gen haritasının çıkartılmasıyla birlikte yapılan araştırmalarda kanser oluşumuna neden olan hasarların (mutasyonların) çoğunun vücut hücrelerinde meydana geldiği bulunmuştur. Yani, bu hasarlar kalıtım yoluyla yavru döllere geçmez. Ancak az da olsa üreme hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar yavru döllere geçer ve kanser riskini artırıcı yönde etki yapar.

Kanserleri genetik açıdan inceleyecek olursak 3 ana gruba ayırırız

1. Sporadik kanserler

2. Ailesel Kanserler

3. Kalıtsal kanserler

Sporadik kanserler

Sporadik kanserler çevre etkisiyle ortaya çıkar ve tüm kanserlerin yaklaşık olarak yüzde 80’ini oluştururlar. Bir başka deyişle, zamanla biriken DNA hasarları sonucu meydana gelen kanserlerdir. Sporadik kanserlerin özelliklerine bakacak olursak hastalığın belirli yaşlarda ortaya çıktığını görürüz. Yapılan genetik testlerde kalıtsal bir mutasyon bulunma ihtimali oldukça düşüktür. Kanserli bireyin ailesinde birden fazla kanser vakası görülse bile, bu kalıtım yoluyla geçişin meydana geldiğini göstermemektedir. Günümüzde sporadik kanserleri, yaşam tarzının olumlu yönde değişmesiyle büyük ölçüde önleyebildiğimizi biliyoruz.

Ailesel kanserler

Kalıtsal kanserler ile sıklıkla karıştırılmakta olup, temelinde yatan nedenler farklıdır. Ailedeki bireylerde aynı kanser türünün sıklıkla görülmesidir.

Örneğin, bir bireyin ailesinde meme kanserleri görülmekte ancak bireyde herhangi bir şekilde meme kanseri yakalanma riskini artıran "kalıtım yoluyla aktarılan gen bozuklukları" yapılan testler sonucu bulunmadığını varsayalım. Bu birey eğer kansere yakalanır ise ailesel kanser kategorisinde değerlendirilir. Kişinin genel genetik yapısı, yaşadığı çevre ve yaşam tarzı kansere yakalanma riskini belirler. Kalıtsal kanser sendromları bu tip kanserlerde görülmemektedir. Genellikle orta yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Epigenetik (genler üstü kalıtım) adı verilen mekanizmaların bu tip kanserlerde etkili olduğu düşünülmektedir. Çevre etkisi ve genetik yatkınlık bu kanserlerin oluşumunda rol oynar. Ailesel kanserlerin görülme oranı yüzde 10-15 arasındadır.

Kalıtsal kanserler

Belirli genlerde meydana gelen hasarların (mutasyonların) kalıtım yoluyla geçiş yapması sonucu yavru döllerde spesifik kanser tiplerinin ortaya çıkar. Sporadik kanserlerden daha erken yaşlarda görülür. Bu tip kanserler daha nadir görülür ve genellikle multifokal (bir dokunun farklı yerlerinde veya farklı organlarda tümör görülmesi) özellik gösterir. Hasarlı genleri taşıyan kişilerin birinci dereceden yakınlarının aynı hasara sahip olma riski yüzde 50’dir. Kalıtsal kanserlerin görülme oranı yüzde 5-10’dur.

Kanserlerin nedenlerine baktığımızda, çevresel etkilerin kanserleşmede büyük rol oynadığını görürüz. Rastgele mutasyonlar ise, özellikle yaşlanma etkisiyle ortaya çıkan, aynı zamanda kanser kök hücreleri, epigenetik faktörler gibi kompleks mekanizmalar sonucu meydana gelir.

Kanser yapıcılar: KARSİNOJENLER

Karsinojenler, kanserleşmeye neden olduğu laboratuvar çalışmaları, uzun süreli gözlemler (epidemiyolojik çalışmalar) sonucu tespit edilen maddelerdir. Yukarıdaki şekilde tanımlanmış karsinojenleri görmektesiniz. Sigara, bugüne kadar tanımlanmış en önemli karsinojendir. Kansere bağlı tüm yaşam kayıplarının yüzde 30’undan sorumludur. Vücutta kanserleşmeye itecek değişiklere yol açan obezite ise, sigaradan sonraki en önemli risk faktörüdür. Hatta gelecekte obezitenin, sigaranın da önüne geçip, en önemli kanser nedeni haline geleceği öngörülmektedir. Bunun yanında bazı virüsler (hepatit ve human papillom virüsü), bakteriler (helikobakter pilor) aşılanma yapılmadığı ve tedavi edilmediği takdirde kanserleşmeye neden olabilmektedir. Günlük yaşamımızdaki güneşin UV ışınları, kimyasal karsinojenler de hücrelerimizde çok ciddi DNA hasarlarına sebep olmaktadır. Beslenme açısından özellikle işlenmiş etin yoğun tüketimi , yağ oranı yüksek diyetler kanserleşmeyi tetiklemektedir. Alkol tüketimi de belli kanserlerin (baş-boyun, gırtlak, yemek borusu, meme, karaciğer ve kalın bağırsak kanserleri) riskini artırmaktadır.

Kanser nedir ÖZET

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Haftanın Sloganı
Karser yapıcı maddelerin, DNA'mıza nasıl hasar verdiğini öğrenmek ister misiniz?
Aziz Sancar'dan sigarayı bıraktıracak buluş şeklinde yankı bulan çalışma gerçekte ne anlatıyor?
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Kanser Haberleri
Sedanter yaşam tarzı ile kanserin dayanılmaz dostluğu!
Sedanter yaşam tarzı ile kanserin dayanılmaz dostluğu!
BRAF mutasyonu pozitif 4. evre akciğer kanseri tedavisi için yeni bir tedavi FDA onayı adı
BRAF mutasyonu pozitif 4. evre akciğer kanseri tedavisi için yeni bir tedavi FDA onayı adı
Kanserde kişiye özel tedavi veya akıllı ilaç nedir? Nasıl ve ne zaman uygulanmalıdır?
Kanserde kişiye özel tedavi veya akıllı ilaç nedir? Nasıl ve ne zaman uygulanmalıdır?
Herkesin geleceğini ilgilendiren FLAŞ HABER - Crispr patenti için Çin ile ABD anlaştı
Herkesin geleceğini ilgilendiren FLAŞ HABER - Crispr patenti için Çin ile ABD anlaştı