Solid (organ) kanserlerin tedavilerinde en büyük sorun, tümör mikroçevresinin farklı mekanizmaları kullanarak tümör büyümesini tetiklemesi, kanser ilaçlarını ve bağışıklık sistemini baskılamasıdır.

Tümör mikroçevresini kullanarak kanser hücrelerinin kullandığı mekanizmalar arasında;

  • immün-baskılayıcı hücreler,
  • T lenfositlerde apoptozun aktifleştirilmesi,
  • kazanılmış bağışık yanıtı başlatmak için gerekli olan antijen sunum mekanizmalarının bozulması,
  • immün-baskılayıcı sitokinlerin salgılanması ve
  • tümör oluşumunu engelleyen tip 1 bağışıklık yanıtı, tümör gelişimini destekleyen tip 2 bağışıklık yanıta dönüştürmektir.

Tüm bu mekanizmalar hastaya uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini azaltmaktadır.

Bir diğer bağışıklık sistemini baskılayan durum da steroid hormonlarının yüksek miktarda salgılanmasıdır. Steroidogenez, vücutta bulunan kolesterolün steroide dönüştürülmesini sağlayan biyolojik bir işlemdir. Hücre sitoplazmasında bulunan kolesterol, mitokondriye transfer edilerek Cyp11a1 isimli enzim tarafından pregnenolon adı verilen, steroidlerin öncü bileşiğine dönüştürülür. Yapılan bir çalışmada, Th2 lenfositlerin kendiliğinden steroid üretimini gerçekleştirerek parazit enfeksiyonlarında vücudun başlattığı bağışıklık yanıtı sınırlayarak normal dengenin korunmasına (homeostazi) yardımcı olduğu tespit edildi. Bu bilginin ardından, bilim insanlarının aklına gelen bir diğer soru şuydu: tümör mikroçevresinde bulunan T lenfositleri de kendiliğinden steroid üretimi yaparak bağışıklık sistemini baskılayıp tümör büyümesi teşvik ediyor olabilir mi?

Araştırmacılar bu sorunun cevabını bulmak için iki tip fare modeli kullandılar: Cyp11a1 enzimini üretebilen doğal suş ve Cyp11a1 enzimini üreten genin silindiği fare modeli. Analiz sonucunda genin silindiği ve Cyp11a1 enziminin üretilmediği fare modelinde tümör hacminin çok daha küçük olduğu belirlendi. Araştırmacı ekip aynı zamanda, enzim üreten genin silinmediği doğal suş farelerde enzimin aktivitesini baskılayan bir ajan kullandılar. Bir önceki denemelere benzer sonuçlar elde edildi: kullanılan baskılayıcı ajan sayesinde tümör hacminde önemli küçülmeler saptandı.

Çalışma sonuçları bize farklı alanlarda pek çok yarar sağlamaktadır. Öncelikle hastalarda steroid üretimini tetikleyen gen veya steroid varlığının belirlenmesi doğru bir tedavi planı hazırlamakta son derece yardımcı olacaktır. Bunun yanında Cyp11a1 enzimini hedef alarak, etkinliğini baskılayacak ilaçların kullanımı steroid miktarının azalmasını ve böylece anti-tümör bağışıklık yanıtının güçlenmesine yardım olacaktır.

Tüm bu gelişmeler özellikle solid tümörlerde tedaviye yanıtı kısıtlayan tümör mikroçevresi ile ilgili temel sorunların çözülmesini, kişiler için en doğru tedavi planının çizilmesini ve tedaviden alınacak yanıtın arttırılmasını sağlayacaktır.