
Yenidoğanın Topuk Kanından Kanser Yatkınlığı Genlerini Taramak Mümkün mü?
ABD'de (ve Türkiye dahil birçok ülkede) yenidoğanlar, doğumdan yaklaşık 24 saat sonra topuktan alınan birkaç damla kanla, nadir ama tedavi edilebilir bazı metabolik ve genetik hastalıklar için taranıyor. Bu testler biyokimyasal ölçümlere dayanıyor. Kanser riski şu an bu taramaya dahil değil, çünkü bunun için DNA dizileme gerekiyor — ki bu çalışma tam olarak bunun mümkün olup olmadığını test ediyor.
Araştırmacılar, çocukluk çağı kanser yatkınlık sendromlarıyla ilişkili 11 geni (RB1, TP53, SMARCB1, WT1, RET, SUFU, PTCH1, DICER1, APC, ALK, PHOX2B) hedefli olarak dizilediler. Bu genler; retinoblastom, Li-Fraumeni sendromu, Wilms tümörü, medüller tiroid kanseri gibi bilinen kalıtsal kanser sendromlarıyla ilişkili.
- Kohort: Michigan'da 1987-2020 arasında doğan ve 8 yaşına kadar solid tümör veya merkezi sinir sistemi kanseri gelişen 1.948 çocuk
- Yöntem: Arşivlenmiş yenidoğan kurutulmuş kan lekesi (topuk kanı) örneklerinden hedefli DNA dizileme
- Başarı oranı: 1.943/1.948 (%99,7) örnekte yeterli kalitede DNA elde edildi
- Karşılaştırma: İç kontrol grupları ve 38.448 bebeği kapsayan dış (kanser dışı) yenidoğan tarama veri setleriyle karşılaştırıldı
Bu oran, hâlihazırda birçok ülkede rutin yenidoğan taramasına dahil edilen bazı hastalıklarla karşılaştırılabilir ya da onlardan daha sık: ağır kombine bağışıklık yetmezliği (SCID) 1/59.000, Pompe hastalığı 1/18.000, akçaağaç şurubu idrar hastalığı 1/200.000 doğumda görülüyor. Yani genetik kanser yatkınlığı, sıklık açısından zaten taranan hastalıklarla aynı kategoride.
| Kanser türü | İlişkili gen | Germline varyant sıklığı |
|---|---|---|
| Medüller tiroid kanseri | RET | %100 (6/6 vaka) |
| Retinoblastom | RB1 | %40 (68/168 vaka) |
| Koroid pleksus karsinomu | Çeşitli | %11-30 |
| Adrenokortikal karsinom | Çoğunlukla TP53 | %11-30 |
| Pineoblastom | Çeşitli | %11-30 |
| Medulloblastom | Çoğunlukla SUFU/PTCH1 | %11-30 |
132 vakanın 130'unda (%98,5) saptanan gen, çocuğun sonradan geliştirdiği kanser türüyle zaten bilinen, beklenen bir ilişkiye sahipti (gen-tümör özgüllüğü p<0,001) — yani rastgele bir bulgu değil.
69 çocukta RB1 varyantı saptandı; bunların 68'i daha sonra retinoblastom (gözün ağ tabakası kanseri) geliştirdi. RB1 varyantı taşıyan çocuklarda retinoblastom tanı yaşı medyan 9 ay iken, varyant saptanmayan çocuklarda bu yaş medyan 23 ay'dı.
Eğer bu çocuklar doğumda tespit edilebilseydi, düzenli göz muayeneleriyle tümörler çok daha erken yakalanabilir, görme sonuçları iyileşebilir ve gözün alınması, kemoterapi veya radyoterapi gibi yoğun tedavilere olan ihtiyaç azalabilirdi — çalışmanın baş yazarı Dr. Lisa Diller'in vurguladığı gibi, erken yakalanan bir tümör (ya da tümör öncesi lezyon), çocuğu daha tedavisi zor ve bazen yaşam kaybına yol açabilen bir tabloya ilerlemekten koruyabilir.
- Türkiye'deki rutin yenidoğan tarama programı (topuk kanı testi) şu an kanser yatkınlık genlerini içermiyor; bu çalışmadaki yaklaşım henüz araştırma aşamasında ve dünya genelinde rutin uygulamaya girmedi.
- Ailesinde bilinen bir kalıtsal kanser sendromu (örn. Li-Fraumeni/TP53) olan çocuklarda genetik test ve takip, Türkiye'de de genetik danışmanlık merkezlerinde uygulanabiliyor — Li-Fraumeni sendromu yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.
- Çocuklarda kanserden korunma ve erken belirti farkındalığı için bu yazımızı da inceleyebilirsiniz.
Bu çalışma, henüz herkese uygulanan bir tarama testi değil — bir araştırma bulgusu. Ancak ailesinde bilinen bir kalıtsal kanser sendromu olan (örneğin bir ebeveynde retinoblastom veya Li-Fraumeni sendromu geçmişi bulunan) ailelerin, yeni doğan bebekleri için genetik test ve erken takip seçeneklerini çocuk onkoloji/genetik uzmanlarıyla konuşması zaten öneriliyor. Bu tür bilinen ailesel durumlarda erken tanı, daha az yoğun tedavilerle daha iyi sonuçlar sağlayabiliyor.
Kalıtsal kanser yatkınlık sendromları, kanserli çocukların en az %10'unda görülüyor ama çoğu, çocuk semptomatik hastalık geliştirene kadar fark edilmiyor. Yenidoğan taramasına genomik dizilemenin eklenmesinin bu boşluğu doldurup dolduramayacağı test edildi.
Büyük, popülasyon tabanlı kohort (1.948 çocuk, 33 yıllık doğum aralığı); arşivlenmiş kan lekelerinden yüksek başarı oranıyla (%99,7) DNA eldesi; iç ve dış kontrol gruplarıyla özgüllük doğrulaması; güçlü gen-tümör ilişkisi (p<0,001).
Aynı yöntemle incelenmiş, kanser gelişmemiş ideal bir kontrol kohortu yok; aile öyküsü ve bilinen sendrom durumu hakkında veri kısıtlı; lösemi yatkınlık genleri ve resesif sendromlar dışlandığından gerçek risk muhtemelen olduğundan düşük tahmin edildi; ırk/etnik köken alt grup analizleri gizlilik kısıtlamaları nedeniyle sınırlı; maliyet-etkinlik bu çalışmada değerlendirilmedi.
Kısa vadede pratik bir değişiklik yok — bu bir uygulanabilirlik/kavram kanıtı çalışması. Uzun vadede, seçilmiş kanser yatkınlık genlerinin genişletilmiş yenidoğan tarama panellerine eklenmesi tartışmaya değer bir seçenek olarak gündeme gelebilir.
Erken tespitin gerçekten sonuçları iyileştirdiğini göstermek için ileriye dönük çalışmalar gerekiyor. Ayrıca ailelerde yaratabileceği psikolojik yük, belirsiz anlamlı varyantların (VUS) yol açabileceği aşırı-tanı/gereksiz müdahale riski ve maliyet-etkinlik gibi etik ve pratik sorular henüz yanıtlanmadı.



