Genel olarak, yetişkin bir kişinin 1 ila 2 ay arasında yemeksiz hayatta kalması muhtemeldir. Buna karşın yiyeceklerde olduğu gibi, insanların susuz ne kadar yaşayabileceğini tam olarak söylemek zordur. Sağlıklı bir yetişkin genelde 3 güne kadar susuzluğa dayanabilirken, bu sürenin çok nadir olarak 8-10 güne kadar uzayabildiği görülmüştür. Fakat ek hastalıklar veya ortamın sıcak olması susuzluğa tolerasyonu azaltır. Ayrıca çocukların açlığa ve susuzluğa tolerasyonu ise çok değişkendir; örneğin yaz gününde sıcak bir arabada unutulan küçük bir çocuk, hızlı bir şekilde susuz kalabilir ve saatler içinde ölebilir. Buna karşın İzmir Depremi'nde gördüğümüz gibi 91 saati aşkın susuz-yemeksiz kalan çocukların sağkaldıkları mucizevi durumlar da vardır.

91 saat susuzluğa dayanan ayda izmir depremi

Yukarıdaki fotoğraf: İzmir Depremi'nin 91. saatinde 3 Kasım'da enkaz altından kurtarılan ve önemli bir sağlık sorunu olmadığı bildirilen 4 yaşındaki Ayda Gezgin.

Bir insan kaç gün susuz kalabilir?

İnsan vücudunun düzgün çalışması için çok fazla suya ihtiyacı vardır ve bir kişi su olmadan sadece birkaç gün hayatta kalabilir. Bir kişinin aktivite seviyeleri ve ortam gibi diğer birçok faktör de su ihtiyacında önemli bir rol oynar, bu nedenle birinin susuzluktan ne kadar yaşayacağını söylemenin güvenilir bir yolu yoktur.

Vücudun su kaybetmesine tıp dilinde dehidratasyon denir. Dehidratasyon hızla gerçekleşir, aşırı susama, yorgunluk ve müdahale edilmezse nihayetinde organ yetmezliği ve yaşam kaybına neden olur. Kişi ilk gün susuzluktan ve hafif halsizlikten yakınırken, üçüncü güne gelindiğinde organ yetmezliğine geçebilir.

Dehidrasyon herkesi aynı şekilde etkilemez. Her insan, dehidrasyona karşı farklı bir tolerans seviyesine sahiptir ve bir başkasından daha uzun veya daha kısa süreler boyunca susuz hayatta kalabililir.

Susuzluk durumunda vücut öncelikle dışarıdan aldığı suyu kullanır ve sonra su ihtiyacını yağ hücrelerinde depoladığı suyu kullanarak giderir. Susuzluk devam ederse belli bir sıra ile organlara su/kan akışı azalır.

Vücudun, iç sıcaklığı dengelemek ve hücreleri canlı tutmak gibi birçok temel işlevi yerine getirmek için bol miktarda suya ihtiyacı vardır.

Genel bir kural olarak, bir kişi yaklaşık 3 gün susuz hayatta kalabilir. Bununla birlikte, bir vücudun ne kadar suya ihtiyacı olduğu ve suyu nasıl kullandığı gibi bazı faktörler bunu etkileyebilir.

Bir kişinin ne kadar suya ihtiyacı olduğunu değiştirebilecek faktörler şunları içerir:

  • yaş
  • aktivite seviyeleri
  • genel sağlık
  • boy ve kilo gibi bedensel faktörler
  • cinsiyet
  • ortam ısısı

Bir kişinin ne yediği, içmesi gereken su miktarını da etkileyebilir. Örneğin, meyve, meyve suları veya sebzeler gibi su açısından zengin yiyecekler yiyen bir kişinin tahıl, ekmek ve diğer kuru yiyecekler yiyen biri kadar su içmesi gerekmeyebilir.

Bir kişinin içinde bulunduğu çevresel koşullar da vücudunun ne kadar su kullandığını etkileyecektir. Çok sıcak bir iklimde yaşayan bir kişi terleyerek daha fazla su kaybeder. İklim kontrollü bir ortamda bir kişi terlemeyeceği için fazla su kullanmayacaktır.

İshal olan veya kusan bir kişinin suya erişimi yoksa, bu sorunları olmayan birine göre çok daha hızlı su kaybeder.

Kayıtlara geçmiş en uzun susuz hayatta kalma hikayesi, bir hapishanede yaşanmıştır. Bir hücrede unutulan mahkûm 18 gün boyunca susuz hayatta kalabilmiştir. Bu kadar uzun süre dayanmasında kapalı bir ortamda olup, güneş görmemesinin katkısı olmuştur.

Su olmamasının vücuda etkileri nelerdir?

İnsanlar susuz ancak kısa bir süre hayatta kalabilir çünkü vücudun suya hemen hemen her fizyolojik süreç için ihtiyacı vardır:

  • terleme ve nefes alma yoluyla vücut ısısını düzenlemek
  • tükürük oluşturarak ve yiyecekleri parçalayarak sindirime yardımcı olur
  • mukoza zarlarını nemlendirme
  • vücudun pH'ını dengelemeye yardımcı olma
  • eklem ve omurilik sıvısı yapımı
  • beynin belirli hormonları yapmasına ve kullanmasına yardımcı olmak
  • toksinlerin hücrelerden taşınmasına yardımcı olma
  • idrar ve nefes yoluyla atıkları ortadan kaldırmak
  • vücuda oksijen vermek

Dehidrasyonun etkileri, özellikle aşırı sıcak koşullarda, kişi terlediğinde hızla ortaya çıkar.

Vücut, bir kişinin vücut ısısını düşüren ter üretmek için suyu kullanır. Su olmadan vücut ter üretemez. Terleyememek, vücut ısısında tehlikeli bir artışa ve ateşe neden olabilir.

Susuzluk, kan hacminde bir düşüşe yol açarsa, vücutta daha az kan dolaşır ve kan basıncında ciddi bir düşüşe neden olur. Hipotansiyon (kan basıncı düşüklüğü) bilinç kaybına veya yaşam kaybına yol açabilir.

Aynı zamanda ağız kurur ve sindirim sistemi yavaşlar.

Su, vücudun toksinleri hücrelerden atmasına ve idrar ve nefes yoluyla atmasına yardımcı olur. Su olmadan vücut bunu verimli bir şekilde yapamaz ve toksinlerin birikmesine neden olur. Toksik bir birikim, toksinlerin vücuttan atılmasını işleyen böbreklere zarar verir. Böbrekler başarısız olursa, toksinler daha da artarak yaygın organ yetmezliğine ve ölüme neden olur.

Dehidratasyon (su kaybı) belirtileri nelerdir?

Dehidratasyon belirtileri hızla ortaya çıkabilir. Vücut su kaybetmeye başlarsa, kişinin fark edeceği bir tepkiyi tetiklemek için beyne sinyaller gönderebilir.

Çoğu insan, belirgin ağız kuruluğu veya çok susamak gibi küçük dehidrasyonun erken belirtilerine aşinadır.

Nutrients dergisinde yayınlanan bir araştırma, susuzluğun bir kişinin vücudunda yeterli su bulunmadığının ilk işareti olduğunu belirtiyor.

BMC Public Health'te yapılan bir araştırmaya göre, su, bir kişinin vücut ağırlığının % 60'ını oluşturuyor ve bu ağırlığın yüzde 3'ü kadar azını su kaybı yoluyla kaybetmek dehidrasyona neden olabilir.

Bir kişi bu işaretleri görmezden gelirse veya su alamazsa, vücudu cevap verecektir. Beyin, suyu korumak ve daha az idrar yapmak için vücuda sinyaller gönderir. Bu aynı zamanda böbreklerin işlevini de yavaşlatacaktır.

Dehidrasyon vücutta diğer önemli değişikliklere neden olabilir, örneğin:

  • halsizlik veya enerji eksikliği
  • baş ağrısı
  • baş dönmesi ve kafa karışıklığı
  • sıcak çarpması ve ısı krampları
  • düzgün çalışmayabilecek sert eklemler
  • ateş
  • beyinde ödem (şişme)
  • kan basıncında keskin değişiklikler
  • nöbetler

Kişi ayrıca şoka girebilir ve tepkisiz hale gelebilir.

İnsanın hayatta kalabilmesi için mutlaka su içmesi gerekmez, vücudumuz sulu başka besinler tüketerek de su ve elektrolit ihtiyacını karşılayabilir.

Sonuç olarak, bir insanın susuz hayatta kalabilme süresini kesin olarak söylemenin imkanı olmayıp, bu süre ek sağlık sorunu olmayan bir yetişkin için yaklaşık 3 gündür. Yaş, ortamın ısısı, ek hastalıklar, aktivite seviyesi su ihtiyacının ana belirleyicileridir.

Poon Lim adlı Çinli bir denizci, 1942 yılında okyanusta bir sal üzerinde tam 133 gün boyunca hayatta kalmayı başarmıştır. Birinci ayın sonunda erzakları tamamen tükenen denizci, daha sonra balık tutarak, martı avlayarak ve hatta köpek balığı avlayıp kanını içerek hayatta kalmayı başarmıştır.

poon lim denizci okyasnusta kendi başına 133 gün yaşama

Crush Sendromu – Deprem gibi doğal afetlerde ezilme sonucu oratya çıkan bir durum

Göçük altında kalan insanlarda ciddi kas harabiyeti varsa susuzluğa beklenenden daha az dayanabilir. Crush Sendromu, ezilme biçiminde yaralanma, uzun süreli sıkışma ve hareketsizlik sonucunda ortaya çıkan sıkıntılı bir sağlık sorunudur. Belirgin doku zedelenmesi ve kas nekrozu vardır. Kasların aşırı derecede ezilmesi, hızlı ve etkili bir tedavi uygulanmadığı durumda yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek bir sürece ilerleyebilir.

Crush Sendromu'nda yaşam kaybı nedeni nedeni ileri derecede sıvı kaybı, kas harabiyetine bağlı potasyum yüksekliği, potasyum düşüklüğü, metabolik asidoz, böbrek yetmezliği ve kompartman sendromudur. Aşırı sıvı kaybına bağlı şokun temel nedeni hücre dışı sıvının büyük bölümünün zedelenen kaslarda birikmesidir.

Deprem felaketlerinin üzerinden günler geçmesine karşın yıkıntıların altından çok sayıda canlı insanın çıkarılabileceğini unutmamalıyız 

Bir insan kaç güç aç / yemeksiz kalabilir?

Vücudun yemeksiz dayanabileceği süreyi birçok farklı faktör etkilediğinden, bu süre kişiden kişiye değişiklik gösterecektir.

Bilim adamları, etik kaygılar nedeniyle geleneksel çok katılımcılı deneyleri kullanarak insan açlığını araştırmamıştır. Veriler genellikle açlık grevleri, doğal afetler ve kıtlık dönemleriyle ilgili gözlemsel çalışmalardan gelir.

70 kilogram ağırlığındaki tipik, iyi beslenmiş bir erkek, teknik olarak 1 ila 3 ay arasında hayatta kalmak için depolanan yeterli kaloriye sahiptir.

Ancak, açlık grevlerine katılmak için gönüllü olarak yemeyi bırakan insanlar 45-61 gün sonra yaşamını kaybettiler, bu da bir kişinin 3 ay boyunca hayatta kalma olasılığının düşük olduğunu gösteriyor.

Vücudun hayatta kalmak için gıdalardaki besin maddelerine ihtiyacı vardır. Hücreleri yenilemek ve hayati vücut süreçlerini beslemek için protein, karbonhidrat ve yağların yanı sıra vitamin ve mineralleri kullanır.

Yiyecek olmadan vücut kendi dokusunu yakıt olarak kullanmaya başlar, ancak bunu uzun süreli yapılamaz.

Bilim adamları, ortalama bir insanın yiyeceksiz ne kadar dayanabileceğinden tam olarak emin değiller. Geleneksel deneylerde açlık üzerine çalışmadılar çünkü sonucu incelemek için bir kişiden uzun bir süre yememesini istemek etik olmazdı.

Araştırmacıların insanların ne kadar uzun süre hayatta kalabileceklerine dair sahip oldukları en iyi gösterge, açlık grevinde olanlardan geliyor.

Zayıflamak için aç kalmaya çalışmak

Açlık pek çok nedenden dolayı kilo vermenin iyi bir yolu değildir.

Bir kişinin metabolik hızı aslında açlık modundayken düşer, bu da daha az kalori yaktıkları anlamına gelir. Açlıktan kaynaklanan yetersiz beslenme çok sayıda sağlık sorununa yol açabilir.

Kısıtlayıcı bir diyete bağlı kalmak çok zordur ve sonuç olarak bu diyetler çok etkili olma eğiliminde değildir.

Bir kişi, yapmak istediği şey buysa, kilo vermenin daha sürdürülebilir yolları hakkında bir doktorla konuşabilir. Etkili bir diyet planı genellikle besleyici bir diyet yemeyi ve düzenli egzersiz yapmayı içerir.

Sonuç

Bir kişinin ne kadar aç-susuz kalabileceği, etik nedenlerle kapsamlı bilimsel deneylerin konusu olamaz. Bununla birlikte açlık grevleri ve deprem gibi doğal afetler veya kişisel denemelerle insan vücudunun sınırlarına dair bilgi edinebiliyoruz.