Kırılganlık Nedir?

Kırılganlık, olumsuz sağlık sonuçlarına yol açan, küçük stres faktörlerine karşı artan hassasiyet ile kendini gösteren karmaşık bir geriatrik (yaşlılık) sendromdur. İngilizce “frailty” teriminin karşılığıdır.

Kırılganlık, ileri yaş ve belli hastalıklara sahip kişilerde yaygın gözüken bir durumdur; ayrıca yaşam kaybı riskinin artmış olduğuna işaret eden faktörlerden biridir. Gündelik işlevlerini gören / ayakta olan kanser hastaları, kırılganlığa uzak gözükebilirler, ancak yine de bu risk vardır ve kırılganlık daha fazla işlevsel düşüş ve hatta yaşam kaybı ile sonuçlanabilir.

Kırılgan bireyler, sakatlık, düşme, hastaneye veya bakım evlerine yatış ve ölüm açısından yüksek risk altındadır. Çoğunlukla yaşlanan bireylere özgü gibi algılanan bu durumun özellikle onkolojide farkında olunması gerekir, çünkü kronolojik yaş fizyolojik yaşın zayıf bir yansımasıdır.

Kanserde Kırılganlık Hakkında Yapılan En Kapsamlı Çalışma

100 binden fazla kişiden elde edilen verilere göre, kanseri atlatan kişiler arasında fiziksel aktivite / egzersiz önerilerine uyanlar daha az egzersiz yapanlara göre kırılganlığa bağlı kırık riski açısından daha düşük riske sahipti.

Amerikan Kanser Derneği'nden Dr. Erika Rees-Punia, Amerikan Spor Hekimliği Koleji'nin yıllık toplantısında yaptığı sunumda, "Kırılganlıkla ilgili kırıklar, kırık bir kemikten daha fazlasıdır" dedi.

Rees-Punia, yaşlı yetişkinlerin kırıktan sonraki 10 yıl boyunca yaşam kaybı riskinin arttığını söyledi.

Kanserin kendisi ve kanser tedavileri, kırılganlıkla ilişkili kemik kırıkları riskinin artmasıyla ilişkilidir; bununla birlikte, fiziksel aktivite gibi faktörlerin kanseri atlatan kişilerde kırık riskini değiştirmedeki rolü, önceki çalışmaların küçük olması ve belirli kanser türleriyle sınırlı olması nedeniyle belirsizliğini korumaktaydı.

Çalışmaya dahil edilen grup, kanseri atlatan 14.159 kişi dahil olmak üzere 101.543 katılımcıyı içeriyordu. Çalışmanın başladığı 1999 yılında, katılımcıların ortalama yaşı 69,5 idi, %55'i kadın ve %97,9'u Beyaz'dı.

Katılımcılar üç kategoriye ayrıldı: kısa süre hayatta kalanlar (tanıdan sonra 1-5 yıl), uzun süre hayatta kalanlar (tanıdan sonra 5 yıl veya daha fazla) ve kanser öyküsü olmayanlar.

Araştırmacılar, genel kırık riski için tehlike oranlarını ve hem ağırlık egzersizlerinin hem de orta ila yüksek yoğunlukta aerobik fiziksel aktivitenin etkilerini değerlendirdi. Orta-yüksek yoğunluktaki egzersiz, orta ila tempolu yürüyüş veya eşdeğeri olarak tanımlandı.

Çalışma süresi boyunca, araştırmacılar kalça, el bilek ve omurga kırıkları dahil olmak üzere 14.196 kırılganlıkla ilgili kırık tespit ettiler.

Kanser tanısı sonrası kısa süre (1-5 yıl) hayatta kalan hastalar, kanser olmayan bireylere kıyasla kırılganlıkla ilgili %28 daha fazla kırık riski taşıyordu. Tanı sonrası uzun süre (>5 yıl) hayatta kalanlarda kırık riski, kanser olmayanlara göre %8 daha fazlaydı. Her iki artış da istatistiksel olarak anlamlıydı.

Bölgeye özgü kırıklara bakıldığında, kısa süreli hayatta kalan kişilerde, kanser olmayan bireylere kıyasla pelvik (kasık-kalça bölgesi kemikleri) kırık riski %24 ve el bilek kırık riski %33 fazlaydı. Bunlar da istatistiksel olarak anlamlıydı.

Bununla birlikte, orta-yüksek aerobik fiziksel aktivite ve ağırlık eğitimi için önerileri uygulayan uzun süre hayatta kalan kişilerde, önerileri uygulamayanlara kıyasla toplam kırık riski daha düşüktü.

Araştırmada çalışmaya katılan kişilerin ağırlıklı olarak beyaz ırktan olması çalışmanın sınırlamalarındandı. Diğer sınırlamalar arasında kanser türü, evresi, tanıdan bu yana geçen süre vardı.

Bununla birlikte, çalışmanın geniş bir grupta yapılması, katılımcıların uzun dönem takip edilmesi araştırmanın güçlü yönleriydi ve sonuçları güçlendirdi.

Araştırmacılar, katılımcıların çoğunun fiziksel aktivite olarak yürümeyi tercih ettiğini ancak aktivitenin türünü (yüzme, bisiklete binme, yürüme, kuvvet antrenmanı) ve egzersizin kırık önlemedeki rolünü daha iyi belirlemek, egzersizin yoğunluğunu incelemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Rees-Punia, "Gelecekteki araştırmalar, yaşam boyu fiziksel aktivitenin rolünü keşfedecek." dedi. Bu arada, kanserli hastalar için egzersiz konusunda uzmanlaşmış doktorlara; kanseri atlatmış olanlar içinse kırıkları önleme konusunda klinik rehberlik ve fiziksel aktivite için doktorlara yönlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldı.

Kırık Riskini Azaltmak için Fiziksel Aktivite

Lee Stoner, "Yaşlandıkça kırıklar, özellikle düşmelerin bir sonucu olarak, büyük bir endişe haline geliyor. Düşmeler, en maliyetli 20 tıbbi durum arasındadır, 65 yaş ve üstü kişilerde travmatik beyin hasarının önde gelen nedenidir." dedi.

Bununla birlikte önceki araştırmalar kırık riskinin egzersiz yoluyla azaltılabileceğini gösteriyor, bu nedenle mevcut çalışmanın bulguları şaşırtıcı değildi. Şaşırtıcı olan, kanserde 5 yıllık sağkalım oranlarının artmaya devam ettiği düşünüldüğünde egzersizin sınırlı bir ilgi görmesi

Stoner, doktorlar için bu çalışmanın anahtar mesajının, kanseri atlatan kişilerde kanser olmayan bireylere kıyasla kırılganlıkla ilişkili kırık riskinin artması olduğunu söyledi. "Bu risk tanıdan 5 yıl sonra %8'e düşüyor. Hem aerobik hem de direnç egzersizlerinin genel toplumda kırık riskini azalttığını biliyoruz ve bu risk azalması kanseri atlatanlarda da aynı derecede etkili" diye vurguladı.

Yazarlar, yaşa göre ayarlamalar yapıp yapmadıklarını bildirmediler. Gelecekteki araştırmalarda, riskin ne kadarının kanserle ilgili ne kadarının yaş ile ilgili olduğu ve riskin ne kadarının kanser tedavisi öncesi ve sırasında yaşam tarzına atfedilebileceğini açıklamak faydalı olacaktır.