Tedavi maliyetlerinin yüksek olması, sağlık eşitsizliklerinin önemli bir nedenidir. Tıbbi bakım ile ilişkili finansal yükler genellikle tıp dilinde "finansal toksisite" olarak adlandırılır. Bu terim, 2013 yılında Zafar ve Abernethy'nin kanser hastalarının karşıladığı artan cebinden ödeme maliyetlerini vurgulayan makaleleriyle popüler hale geldi.

Bu makalede yazarlar finansal toksisitenin, hem “nesnel finansal yük” hem de bu yükten kaynaklanan sübjektif sıkıntıdan oluştuğunu belirtmişlerdi. Yazarlar, artan maliyetleri dört faktöre bağlıyorlar:

  1. Yaşlanan bir nüfus,
  2. Daha fazla hastanın tedavilere erişimi,
  3. Yenilik ve
  4. Aşırı kullanım.

2013'ten bu yana, finansal toksisite kavramı onkoloji literatüründe önemli bir popülerlik kazandı ve nöroloji gibi diğer uzmanlık alanlarında da benimsendi.

Bunun nedenleri anlaşılabilir. Doktorlar, tedavilerin istenmeyen ve bazen ciddi zararlı yan etkileriyle aşina. Kanser hücrelerini yavaşlatmaya veya yok etmeye yetecek kadar güçlü kemoterapi ajanları, sağlıklı dokulara da zarar verebiliyor. Bu nedenle, potansiyel toksisitenin açıklaması, hastalara önerilen tedavi hakkında yapılan görüşmelere rutin olarak dahil ediliyor.

“Finansal toksisite”, doktorların diğer tedavi ile ilişkili toksisiteler için yaptıkları gibi, tedavi kaynaklı finansal sorunları tespit etmeye, tanımlamaya ve yönetmeye çalışmalarını teşvik eden yararlı bir ifadedir. Ancak, dil seçimi sorunun nedenlerini ve çözüm yönünde çalışma sorumluluğumuzu aydınlatmak yerine gizleyebilir.

NOT: Toksisite, bir maddenin organizma üzerinde zararlı etkileri anlamına gelir; genellikle ilaçların veya diğer kimyasal maddelerin neden olduğu zararlı reaksiyonları ifade eder. Advers olay, tıbbi tedavi sırasında beklenmeyen ve istenmeyen bir olay veya durumdur; genellikle hastanın sağlık durumunu olumsuz etkileyen herhangi bir olayı kapsar. Yan etki, ilaç veya tedavinin beklenen terapötik etkilerinin dışında ortaya çıkan herhangi bir istenmeyen etkidir; genellikle ilacın ana etkisiyle doğrudan ilişkili olmayan, ancak ilacın kullanımıyla ilişkili olan etkilerdir.

Dil ve Biliş

Kullandığımız kelimeler ve düşünce şeklimiz iç içedir. Noam Chomsky'nin zamanından beri, filozoflar ve nörobilimciler dilin düşünceyi nasıl etkilediğini araştırdı. Araştırmacılar, dil temelinde renk algılama yeteneğinde bile farklılıklar buldu. Dil, bir olayı nasıl analiz ettiğimizi ve suç atfetme şeklimizi de etkileyebilir.

Örneğin bir kültürel araştırma, İngilizce ve Japonca konuşan insanların kazara olayları nasıl tanımladıklarını ve bu olaylarda kimin sorumlu olduğunu nasıl atfettiklerini karşılaştırdı. Bu araştırma, İngilizce konuşanların, olayları açıklarken genellikle sorumluluğu belirli bir kişiye veya nesneye atfeden bir dil kullanımına sahip olduklarını ve bu sayede kazanın kimin hatası olduğunu daha iyi hatırladıklarını buldu. Örneğin, İngilizce konuşanlar bir olayı "O ekmek yakıldı" şeklinde aktarırken, bu ifade, ekmek yakma eylemini belirli bir kişiye atfeder. Buna karşılık, "Ekmek yanmış" ifadesi eylemi daha pasif bir biçimde tanımlar ve belirli bir sorumluluk atfetmez. Araştırmacılar, İngilizce konuşanların dili bu şekilde kullanmalarının – ki buna "ajans dili" deniyor – olayın nasıl meydana geldiğini ve kimin sorumlu olduğunu daha net hatırlamalarına yardımcı olduğunu gösterdi. Bu durum, dilin, olayları nasıl algıladığımız ve hatırladığımız üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor.

Böylece, bir sorunu adlandırmak için kullandığımız dil, sadece düşüncemizi çerçeveler, aynı zamanda konuştuğumuz kişilerin sorunun nedenlerini ve çözüm hedeflerini nasıl anladığını da etkiler. Tedavi maliyetlerinin aşırı yüksek olması sorununu "toksisite" olarak etiketlemek, sorunu tanı ve tedavi açısından biyomedikal bir bakış açısıyla analiz etme ve anlama eğilimine yönlendirir. Herhangi bir ilaç toksisitesi gibi, finansal toksisite de tedavinin kaçınılmaz bir yan etkisi haline gelir ve sadece zorlu maliyet/fayda analizlerine yol açar. Bu tanıdık tıbbi çerçeveleme, bir sorunu rahatlık ve uzmanlık alanımıza yerleştirir, özel beceri setlerimizi çözümler bulmak için kullanmamızı sağlar.

"Finansal toksisite" teriminin kullanımı, aslında sosyoekonomik bir meseleyi tıbbi bir konu gibi ele almaya neden oluyor. Bu durum, tedavi hizmetlerinin, arz ve talep yasalarının etkisi altında, bir seçenek olarak sunulan tüketici ürünleri gibi dağıtıldığı bir sistemin varlığına işaret eder. Başka bir deyişle, bu terim, sağlık hizmetlerinin mali yükünü sanki tıbbi bir yan etkiymiş gibi ele alırken, aslında bu mali yükün sağlık hizmetlerinin piyasa ekonomisi içinde nasıl işlediğiyle ilgili daha derin sosyoekonomik sorunları göz ardı eder.

Örneği insülin fiyatları fırlayıp, alamadığı için önlenebilir ölümlere neden olduğunda, bu, ilacın toksisite profilinde herhangi bir değişiklikle ilgili değildi. Bu fiyat artışını "toksisite" olarak etiketlemek, ilaç şirketlerinin karlarını artırmak için kasıtlı eylemlerini gizler. İlaç fiyatları kesinlikle yüksek cebinden ödeme maliyetlerinin tek nedeni değil, ancak karmaşık sağlık bakım sistemimizde yerleşik bir özellik örneği ve ters kar teşviklerinden kaynaklanan sonuçlardır. Diğer birçok faktör cebinden ödeme maliyetlerine katkıda bulunur, örneğin sağlık sigortası şirketlerinin istedikleri zaman talepleri reddetme yeteneği, karmaşık hastane sistem faturalandırma uygulamaları ve göreceli değer birimi metriklerinin hastalarla hekim zamanını sınırlama gücü.

"Finansal toksisite" terimi, tedavi sürecinin kaçınılmaz ve istenmeyen bir yan etkisi olarak mali yükleri ele alır. Bu anlayış, doktorların tedavi sürecinde standart prosedürlere odaklanmalarına neden olur. İlk adım olarak, doktorların hastaları bilgilendirilmiş onam sırasında tedavinin mali riskleri hakkında bilgilendirmeleri beklenir. Bu yaklaşım, Zafar ve Abernethy'nin 2013 tarihli makalelerinde öne sürülmüştür: Tedavi kararlarında potansiyel finansal toksisiteleri dikkate almak ve tedavi maliyetlerini daha şeffaf hale getirmek gerektiğini savunurlar. Böylece hastalar, tedavinin sağlık yararlarını mali risklerle karşılaştırarak daha bilinçli bir karar verebilirler. Tedavi başladıktan sonra, doktorlar finansal toksisitenin belirtilerini gözlemler ve eğer bu tür bir mali yük ortaya çıkarsa, mümkün olan en iyi şekilde hafifletmeye çalışırlar. Tedavi sürecinin kaçınılmaz bir parçası olarak görülen bu tür bir mali toksisiteyle başa çıkmak, mevcut durumda doktorların yapabileceği en iyi şey olarak kabul edilir.

Yeni Bir Dil Bulmak

Ancak bu, yapabileceğimiz en iyi şey değil. Finansal toksisitenin popüler hale gelmesinden bu yana on yıl geçti ve bu süre zarfında hastaların karşıladığı sağlık bakım maliyetleri sadece arttı. "Finansal toksisite" etiketi bu sorunu daha yönetilebilir hissettirebilir, ancak aynı zamanda altta yatan nedenleri gizler ve potansiyel çözümler konusunda hayal gücümüzü sınırlar. Yoksul ve azınlık nüfusları orantısız bir şekilde olumsuz etkileyem bir pandemiden çıktığımız bu dönemde, sağlık eşitliğine ulaşmak için alternatif stratejilerin gerekliliği hiç bu kadar açık olmamıştır.

"Finansal toksisite" dilini kullanan doktorların ve araştırmacıların kötü niyetle hareket ettiklerini iddia etmiyoruz. Aksine, bu dil seçiminin içerdiği örtük anlamı vurgulamayı ve alternatif bir çerçeve önermeyi amaçlıyoruz. Yüksek tedavi maliyetlerini bir yan etki olarak etiketlemek – veya daha da kötüsü, finansal zafiyeti sanki bir ek hastalıkmış gibiele almak – doktorları daha ucuz, potansiyel olarak suboptimal tedaviler sunmaya yönlendirir, bu da sağlık eşitsizliklerini kötüleştirir.

Hastaların böbrek fonksiyonları kötü olduğunda, bazı kemoterapi türleri için uygun aday olamayabilirler. Bu, üzücü bir gerçek olmakla birlikte, bu durum tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde tıbbi gerçeklere dayanır ve her zaman hastanın sağlığı için en iyi olanın ne olduğunun dikkatli bir değerlendirilmesiyle kararlaştırılır. Öte yandan, yoksulluk sebebiyle hastaların en iyi tedaviyi alamamaları, tıbbi gereklilikler yerine finansal engeller nedeniyle gerçekleşen bir adaletsizliktir. Bu, hastanın sağlık durumuyla ilgili tıbbi bir karar olmaktan ziyade, ekonomik koşulların sonucudur.

Anlaşıldığı üzere, yüksek tedavi maliyetleri, kar amacı güden bir sağlık bakım sistemi tarafından hastalara bilinçli olarak uygulanan ve değiştirilebilir zararlardır. Bu durumda, "toksisite" terimi artık uygun değildir çünkü bu terim, bu zararların kaçınılmaz ve tedaviye özgü olduğu yanılsamasını yaratır. Yerine, "finansal sömürü" veya Lyman ve Kuderer'in önerdiği "finansal istismar" terimlerinin kullanılması daha doğru olacaktır.

Bu yeni terim, tedavi maliyetlerinin yüksek olmasının sadece kaçınılmaz bir yan etki olmadığını, aynı zamanda kâr odaklı bir sistem tarafından bilinçli olarak uygulanan bir zarar olduğunu vurgular. Böyle bir dil değişikliği, mevcut durumu sorgulamamıza ve bu sistemi değiştirmek için daha geniş çaplı çözümler aramamıza yardımcı olabilir.

Aşağıda, yazının özeti şeklinde bir zihin haritası diagramı görülebilir:

Kelimeler Önemlidir Onkolojide Finansal Toksisite

Sonuçlar

Dilimizi "toksisite"den "sömürü"ye çevirmek küçük ama önemli bir adımdır.

Bu çerçeve değişikliği, bilgilendirilmiş onam sırasında tedavi maliyetlerini tartışmanın ötesinde çözümler talep eder. Hasta olanları kar için sömüren bir sağlık bakım sisteminde doktorlar ve araştırmacılar olarak rollerimizle yüzleşmeyi gerektirir. Bu durum için doktorları, hemşireleri ve diğer sağlık çalışanlarını suçlamıyoruz – onlar da kar amaçlı bir sağlık bakım sisteminin kurbanlarıdır.

COVID-19 pandemisi öncesinde bile yaygın tükenmişlik ve personel eksikliği, bu sistemde çalışanların karşılaştığı zorlukların işaretleriydi. Yerel düzeyde, sağlık bakım sistemimizin neden olduğu finansal yükü hafifletmek için birçok çaba sarf ediliyor, örneğin finansal danışmanlık, ücretsiz tarama programları, toplum sağlık fuarları vb. Bu girişimleri tamamen destekliyoruz, ancak sağlık bakım sistemimize yerleşik sömürü döngüsünü kırmak için daha geniş çaplı bir değişiklik gerekiyor.

İlaç şirketleri, hastane sistemleri, sağlık sigortası şirketleri ve politikacılar tarafından bu sömürücü sistemi sürdürme kararları doğrudan bireysel kontrolümüz dışında olabilir. Böylesine kök salmış bir sistemi değiştirmek bazen imkansız gibi görünse de, doktorlar, tıp fakültesi akademisyenleri ve araştırmacılar bu sistemin ayrılmaz bir parçasıdır ve onu değiştirme gücüne sahiptir. Hastalarımızın daha fazla finansal sömürüsünü önleyecek türde sistemik değişiklikler yapmak için kolektif eylem gerekli olacaktır. Böyle bir kolektif eylem, politik aktivizm, profesyonel toplulukların etkisini kullanma ve sağlık kuruluşlarında liderlik rollerini üstlenme şeklinde olabilir.

"Finansal toksisite" gibi terimlerin yerini "finansal sömürü" gibi daha gerçekçi ifadelerin alması, bu sistemin temel sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunları çözmek için gerekli diyalogları başlatmak adına önemli bir adım olabilir. Bu dil değişikliği, sağlık hizmetlerinin mali yapısının sadece bir yan etki olmadığını, aynı zamanda kar amacı güden bir sistemin sonucu olduğunu vurgular ve bu konuda daha kapsamlı bir müdahale ve değişim talebini güçlendirir.