Mezotelyoma, uzun yıllar boyunca teşhis edilmeyen veya yanlış teşhis edilen nadir bir kanser türüdür. ABD'de her yıl yaklaşık 3.000 kişiye, ülkemizde yaklaşık 500 kişiye mezotelyoma tanısı konulmaktadır. Sıklıkla ileri evrede tanı alan mezotelyoma için halen şifa sağlayan bir tedavi olmasa da kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve elektroterapi gibi yöntemlerdeki yenilikler ile ümit verici sonuçlar elde edilmektedir.

Mezotelyoma nedir?

Akciğer, kalp ve karın organlarını kaplayan zarların kanserine malign mezotelyoma veya kısaca mezotelyoma denir. Akciğerlerimiz plevra olarak adlandırılan iki katmanlı bir zar ile kaplıdır. Plevranın arasında az miktarda sıvı vardır ve bu sıvı mezotel hücreleri tarafından yapılır. Akciğerin plevra zarının yapısına benzer dokular vücudun başka bölgelerinde de bulunur. Bunlar karın çevresinde periton, kalp çevresinde perikard olarak adlandırılır. Malign mezotelyoma bu zarlardan köken alan kanserin adıdır. Malign mezotelyoma hastalarının %80’nini plevral zar kaynaklı malign mezotelyoma oluşturur.

Az sayıdaki vaka nedeniyle mezotelyomanın bilinen öyküsü sınırlıdır. Akciğerler zarının (plevra) en eski tümör kaydı 1767'de Joseph Lieutaud tarafından yapılmıştır. Bu nadir kanseri sınıflandırmak için 1920'de "mezotelyoma" terimi kullanıldı. Mezotelyomanın, 1940'larda asbest maruziyetiyle bağlantılı olduğu saptandı. Mezotelyoma çok nadir görüldüğü için onlarca yıldır hastalara yanlış tanılar konulduğu düşünülmektedir. 1940'lı yıllardan sonra doktorlar mezotelyomayı ve asbestle bağlantısını derinlemesine araştırmaya başladılar. Bir kişinin asbeste ilk maruziyetinden sonra kanserin gelişmesi 15 ila 70 yıl sürebilir. Günümüze değin yapılan araştırmalarda mezotelyomanın erken teşhisine yönelik önemli gelişmeler elde edilememiştir. Bu nedenle mezotelyoma tipik olarak tedavisi daha zor olan ileri evrelerde teşhis edilir.

Malign Mezotelyoma için immünoterapi ve hedefe yönelik tedavi çalışmaları umut oldu

İleri evrede tanı alan mezotelyoma hastalarında kullanılan güncel tedaviler ile daha uzun ve daha kaliteli yaşam elde edilmesi ile birlikte, bu kanser türü hala tedavi edilemez olarak kabul edilmektedir. Plevral mezotelyoma tanısı alan hastaların sadece %15 ila %20'si erken evrededir ve ameliyat için uygundur.

Asbest nedir, nasıl kansere neden olur?

Asbest geçmişte binaları izole etmek için kullanılan doğal bir malzemeydi. Yanmaya karşı dirençli olduğu için tercih edilen bu çok küçük fiberlerden oluşan madde, nefesle alınması sonucu mezotelyoma, akciğer, larenks (gırtlak) ve over (yumurtalık) kanserlerine neden olabilmektedir.

Üç çeşit asbest vardır; amosite (kahverengi asbest), crocidolite (mavi asbest) ve chrysotile (beyaz asbest). Her üçü de sağlık için zararlıdır, fakat kahve ve mavi asbest daha zararlı; çünkü bunların lifleri daha kısa-keskindir ve vücut tarafından parçalanması daha zordur.

Malign-mezotelyoma-akciger-zari-kanseri-asbestle-iliskili-bu-hastalik-icin-umut-veren-iki-yeni-tedavi

Tüm asbestlerin kullanımı 1980’li yıllardan itibaren Dünya Sağlık Örgütü tarafından tüm dünyada yasaklanmış olsa da geçmişte asbest ile çalışmış veya asbest içeren yapılarda yaşayan insanlar hala risk altındadır.

Mezotelyoma ne zaman keşfedildi? Kısaca TARİHİ

Plevra (akciğerlerin zarı) kaynaklı bu tümörün ilk tanımlaması 1767'de Fransa'daki patolojik anatominin kurucusu Joseph Lieutaud tarafından yapıldı. Lieutaud, gerçekleştirdiği yaklaşık 3.000 otopsinin çalışmasını detaylandıran bir yayında, muhtemelen ilk kaydedilen plevral mezotelyoma vakaları olan iki “plevral tümör” vakasından bahsetti.

1819'da stetoskopu icat eden Fransız hekim René-Théophile-Hyacinthe Laennec, plevral hücrelerin doğasını anlamasına dayanarak, plevradan kaynaklanan bir kanser türünün ortaya çıkabileceğini öne sürdü.

Bununla birlikte, 1843'te Viyana Üniversitesi'nde patolojik anatomi profesörü olan Karl Freiherr von Rokitansky bu fikre karşı çıktı. Plevrada saptanan kanserlerin plevral kaynaklı olamayacağının yanı sıra vücudun farklı organlarından kaynaklı kanserlerin metastazı olduğunu iddia etti.

Zorlayıcı kanıtların olmamasına bakılmaksızın yıllarca tıp kurumunun kabul ettiği teori bu oldu. İronik olarak, von Rokitansky daha sonra peritonun (karın zarının) birincil tümörlerini, muhtemelen ilk kaydedilen peritoneal mezotelyoma vakalarını tanımladı.

1900'lerin başlarında tıp topluluğu, plevral kanserin vücudun başka bir yerindeki birincil kanserden yayılan kanserlerin yanı sıra plevranın kendisinden de kaynaklanabileceğini nihayet kabul etmeye başladı.

malign mezotelyoma tarihi

Mezotelyoma ve asbest maruziyetinin tarihsel çalışmaları

Yıllarca süren araştırma, varsayım ve tartışmalardan sonra, dünyanın tıp kurumları mezotelyoma hakkında iki önemli gerçeği kesin olarak kabul etti: Mezotelyomanın plevral kaynaklı olduğu ve asbest maruziyeti arasındaki kesin ilişkisi.

Çığır açan Alman çalışması

1943'te Dr. H.W. Wedler, Alman asbest işçileri arasında asbestoz ve plevra kanseri arasında bir bağlantı olduğunu bildiren ilk kişi oldu. Asbest işçilerinin yaklaşık %20'sinde kanser saptandı ve bu hastalarda akciğer kanseri mezotelyomadan daha sıktı.

Wedler'in çalışması Almanya'da iyi karşılandı, ancak o zamanki siyasi iklim, dünyanın geri kalanının Nazi Almanya'sından gelen araştırmaları görmezden gelmesine neden oldu.

Güney Afrika çalışması

Asbest maruziyeti ile kanser arasındaki açık bağlantıyı belgeleyen belki de en önemli çalışma tıbbi araştırmacı JC Wagner ve Doktor Chris Sleggs tarafından sunuldu.

1960 yılında British Journal of Medicine tarafından yayımlanan makalelerinde Sleggs ve Wagner, krosidolit asbest çıkarıldığı Güney Afrika'nın kuzeybatısında saptadıkları 33 mezotelyoma vakasını ayrıntılı olarak açıkladılar.

Amerikan çalışması

Amerikalı doktor Dr. Irving J. Selikoff bulgularını, New York Bilim Akademisi sponsorluğundaki 1964 Asbestin Biyolojik Etkileri konferansında sundu.

Selikoff, bir yıldan fazla bir süredir, New Jersey, Patterson'daki Union Asbestos & Rubber Company fabrikasından 1000'den fazla işçiyi muayene etti.

Selikoff, bu çalışanlar arasındaki ölüm oranının istatistiksel olarak beklenenden %25 daha yüksek olduğunu buldu. Ölen işçilerin asbest, asbestle ilgili akciğer kanseri ve diğer akciğer, mide ve kolorektal kanser türleri dahil olmak üzere çeşitli hastalıklardan yaşamlarını kaybettiklerini ortaya koydu.

İngiliz çalışması

İngiliz Doktor Molly Newhouse tarafından yapılan bir başka çalışmada, Londra'daki bir asbest fabrikasının yakınında yaşayan ancak bu fabrikada istihdam edilmeyen kişiler arasında mezotelyoma vakaları bulundu.

1968'de British Medical Journal, asbestin çoğu mezotelyoma vakasının doğrudan nedeni olduğunu iddia etti. Hangi asbest türlerinin daha karsinojen olduğu konusundaki tartışmalar devam etti.

Mezotelyoma "tedavilerinin" tarihçesi

Onlarca yıllık araştırmalara rağmen, ileri evre mezotelyoma için hala kesin bir tedavi yoktur. Bununla birlikte, daha hassas cerrahi prosedürler, iyileştirilmiş kemoterapi rejimleri ve immünoterapi gibi yeni ortaya çıkan tedaviler, hastaların her zamankinden daha uzun süre hayatta kalmasına yardımcı olmuştur.

Ameliyat

Mezotelyomanın cerrahi tedavisi 1940'larda pnömonektomi (akciğerin bir yarısının tamamen alınması) ve plörektomi (akciğer zarının sıyrılması) kullanımıyla başladı.

1960'larda, bugün hala yaygın olarak kullanılan bir ameliyat olan plörektomi ve dekortikasyon prosedürü tanıtıldı.

1970'lerde doktorlar, başlangıçta tüberküloz ampiyemi tedavi etmek için de kullanılan ekstraplevral pnömonektomi adı verilen başka bir ameliyatı denediler. O zamanlar ameliyat için ölüm oranı %31’e kadar yüksekti. Bugün önde gelen kanser merkezlerinde %4 civarında.

Kemoterapi

Mezotelyomayı tedavi etmek için 1970'lerden 1990'lara kadar doksorubisin ve sisplatin gibi bir dizi kemoterapi ilacı kullanıldı ve yanıt oranları %20 ile %40 arasındaydı.

2003 yılında, mezotelyoma için sisplatin ve pemetreksetin faz III çalışması, %41,3 ile bugüne kadarki en iyi yanıt oranını bildirdi. Bu çalışmadan sonra 2004’te ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), mezotelyoma için sisplatin artı pemetrekseti yeni tedavi standardı olarak onayladı.

Radyasyon tedavisi

Doktorlar, 1950'lerde radyoaktif kolloidal altının intraplevral damlatılmasını kullanarak mezotelyoma için radyasyon tedavisi denemeye başladı.

2001 faz II klinik araştırması, EPP ameliyatından sonra radyasyon tedavisi uygulandığında, yüzde 13'lük düşük bir lokal nüks oranı bildirdiğinde bu bakış açısını değiştirdi. Günümüzde hayati organlara radyasyon maruziyetini azaltmak için yoğunluk modülasyonlu radyasyon tedavisi gibi gelişmiş teknikler kullanılmaktadır.

Yeni tedaviler

Nivolumab (Opdivo) ve ipilimumab (Yervoy) adlı iki immünoterapi ilacının kombinasyonu, mezotelyoma klinik çalışmalarında oldukça başarılı sonuçlar ortaya koyarak Ekim 2020'de FDA onayı aldı. Böylelikle, mezotelyoma için alt-türden bağımsız şekilde kemoterapisiz onaylı bir tedavi seçeneğimiz oldu.

MEZOTELYOMA TEDAVİSİNDE BİLİMSEL GELİŞMELER (yeniden eskiye doğru)