İnsanların ölüme bakışının, yas tutma konusundaki tutumunun ve yaşam sonu sağlık hizmetlerine erişiminin "dengesiz" hale geldiği bir dünyada, ölümün temelden yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bu amaçla bir grup uzman çağrıda bulundu.

Lancet Ölümün Değeri Kurulu'na (Lancet Commission on the Value of Death) göre, birçok insan artık hastanelerde terminal (son dönem) bakım altında yaşamını kaybetmekte; buna rağmen birçok hasta yetersiz destek tedavi görmeye, önlenebilir koşullardan ölmeye ve temel ağrı kesicilere erişime sahip olmamaya devam etmekte. Doğulu toplumlarda daha büyük sıkıntı ise, hastaların ve onlara bakım verenlerin, doğmak kadar doğal olan ölüme hazır olmamaları; hatta ölümü konuşmaya bile hazır olmamaları.

Başta hastaneler olmak üzere sağlık hizmeti sunulan yerler, artık birçok kişinin ölümle karşılaştığı ortamlardır ve bu ortamlarda doğal ölüm süreci ve yas tutma kavramları ikinci, hatta üçüncü plana atıldığı için, güven kaybı yaşanmıştır.

Sonuç olarak, eksik bilgilendirme, kimi zaman alternatif uygulayıcıların yanlış yönlendirmeleri, doktorun aşırı tedavi isteği, hastanın – çoğu zaman yakınlarının – gerçekçi olmayan beklentisi ve ölümü konuşamama sebepleri ile boşuna veya potansiyel olarak uygunsuz tedavi, yaşamın son saatlerine kadar devam edebilir. Bu sırada ağrı kesme veya sıkıntıları azaltmaya dair fırsatlar da kaçabilir.

COVID-19 Pandemisi Bizi "Tıbbileştirilmiş Ölüme" Daha Fazla Maruz Bıraktı

COVID-19 Pandemisi, solunum cihazlarında ölen insanların günlük haber raporlarıyla insanların dikkatini ölüme odakladı. 

Palyatif tıp uzmanı ve kurulun eş başkanı Dr. Libby Sallnow şunları söyledi: "Son 60 yılda, evde doğal ölüm sürecine sınırlı tıbbi destek vermekten, hastanede ölüm sürecine ailenin desteğinin sınırlanmasına kadar insanların ölüm şekli önemli ölçüde değişti." Birleşik Krallık'ta, yaşam sonu bakıma ihtiyacı olan her 5 kişiden sadece 1'i evde, yaklaşık yarısı ise hastanede ölüyor.

Rapora göre, yüksek gelirli ülkelerde bile, pek çok insan evlerinde doğal ölümü yaşayamazken, daha yoksul ülkelerde yüz binlerce insan sağlık profesyonellerinden habersiz ölmekte.

Daha Uzun Yaşamanın Bedeli: Daha Fazla Kronik Hastalık

Küresel yaşam beklentisi 2000'de 66,8 yıldan 2019'da 73,4 yıla kadar istikrarlı bir şekilde yükseldi. Bununla birlikte, artan yaşam süresi, daha fazla insanın bu ek yılları kötü sağlık koşullarında yaşamasına neden oldu ve kronik hastalıklar ve komplikasyonları ile geçen yıllar 2000'de 8,6 iken 2019'da 10 yıla çıktı.

1950'den önce, ölümler, doktorlar veya teknolojinin düşük katılımıyla, ağırlıklı olarak akut hastalık veya yaralanmaların bir sonucuydu. Ancak bugün ölümlerin çoğu, doktorlar ve teknolojinin yüksek düzeyde katılımıyla kronik hastalıklardan kaynaklanıyor.

Bilimsel gelişmeler ve bunların tıptaki uygulamaları, ölümün yenilebileceğini veya en azından neredeyse süresiz olarak ertelenebileceği yanılgısına düşürdü; halbuki tıbbın kritik katkısı erken ölümlerin önlenmesi idi.

Raporda, "Ölmekte olan insanlar hastanelere ya da bakımevlerine götürülüyor ve iki nesil önce çoğu çocuk evde bir yaşam kaybına tanık olurken, şimdi insanlar 40'lı ya da 50'li yaşlarında ve hiç ölüm anı görmemiş olabilirler" diyor. "Ölmeyi desteklemek ve yönetmek için gereken dil, bilgi ve güven kayboluyor, bu da sağlık hizmetlerine bağımlı olmayı daha da artırıyor."

Halbuki, düşük maliyetli, kanıta dayalı yöntemlerle ağrı gibi şikayetleri giderebildiğimiz bir çağda, ölümün daha da tıbbileştirilmesi çarpıcı bir tutarsızlık değil midir?!

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), küresel olarak, ihtiyacı olan kişilerin sadece %14'ünün ideal bir yaşam sonu bakımına erişebildiğini tahmin ediyor.

Ölümü ve Ölmeyi Yeniden Düşünmek

Ölümle ilgili beklentilerimizi ve ilişkimizi yeniden dengelemek ve değiştirmek için, ölüme dair temel bir yeniden düşünmeye ihtiyaç var.

Bu değişiklikleri başarmak için kurul, politika yapıcılar, sağlık ve sosyal bakım sistemleri, sivil toplum ve topluluklar için temel tavsiyelerde bulundu. Bunlar şunları içerir:

  • Yaşam sonundaki hastalar, aileleri, sağlık ve sosyal bakım uzmanları için ölüm ve yaşam sonu bakımı konusunda eğitim esas olmalıdır.
  • Yaşam sonunda ağrı kesiciye erişimin artırılması küresel bir öncelik olmalı ve ağrının yönetimi, bir araştırma alanı ve sağlık hizmeti önceliği olarak yaşamın uzatılmasının arkasında değil yanında yer almalıdır.
  • Günlük ölüm ve keder hakkında konuşmalar ve hikayeler teşvik edilmelidir.
  • Bakım ağları, ölmekte olan, hastayla ilgilenen ve yas tutan insanlar için destek sağlamalıdır.
  • Hastalara ve ailelerine, daha bilinçli kararlar verebilmek için, potansiyel olarak yaşamı sınırlayan/tehdit eden hastalıklarda müdahalelerin potansiyel yararları, riskleri ve zararları kadar belirsizlikler hakkında net bilgiler sağlanmalıdır.
  • Hükümetler, tüm ülkelerde hastaya bakan kişileri ve “az müdahale” gibi yaşam sonu kararlarını iznini desteklemek için politikalar oluşturmalı ve teşvik etmelidir.

Hollandalı bir rahip ve raporun yazarlarından biri olan Mpho Tutu van Furth şu yorumu yaptı: "Hepimiz öleceğiz. Ölüm sadece ve hatta her zaman tıbbi bir olay değildir. Ölüm her zaman sosyal, fiziksel, psikolojik ve ruhsal bir olaydır."

Kendisini İskoç-Kanadalı-Kaliforniyalı olarak tanımlayan yazar ve fütürist Ian Morrison bir keresinde şöyle demişti: "İskoçlar ölümü her an yakın olarak görüyor. Kanadalılar ölümü kaçınılmaz olarak görüyor ve Kaliforniyalılar ise ölümü isteğe bağlı olarak görüyorlar."

Lancet Kurulu yazarları, durum şu anki haliyle şöyle diyor: "Dünya, İskoçya'dan çok Kaliforniya yönünde hareket ediyor."

Sonuç olarak şöyle yazıyorlar: "Temel iddiamızla sonuca varıyoruz. Ölüm ve ölmek sadece normal değil, aynı zamanda değerli olarak kabul edilmelidir. Ölmekte olan kişilere ve yas tutanlara verilen destek-bakım yeniden dengelenmelidir ve toplumdaki insanları bu zorluğa yanıt vermeye çağırıyoruz."