Hızlı Arama
Anasayfa - Kanser Haberleri - Meme kanseri - Cinsel yaşam ve kanser - Hormonal tedavi alan meme kanserli hastaların cinsel yaşamları

Hormonal tedavi alan meme kanserli hastaların cinsel yaşamları

Hormonal tedavi alan meme kanserli hastaların cinsel yaşamları
Yazı Boyutu:
Küçült
Sıfırla
Büyült
04.11.2019

Kanserin nüks (tekrar etme) riskini azaltma amaçlı endokrin (hormonal) tedavi alan çoğu meme kanserli hasta, uzun zamandır bunun cinsel işlev üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğunu bildirmektedir. Yeni yapılan çalışmalar ışığında bu durumun çok daha yaygın olduğu ve neredeyse bu hastaların tümünü etkilediği anlaşılmıştır.

ABD San Francisco'da düzenlenen, 2019 Onkolojide Destekleyici Bakım ve Tedavi Sempozyumu'nda bu çalışmanın sonuçlarını Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi, Cinsel Sağlık ve Kadın Sağlığı Departmanı başkanı olan Jeanne Carter açıklamıştır.

Çalışmada yer alan postmenopozal (menopoza girmiş) kadın hastaların hemen tamamı Kadın Cinsel İşlev İndeksinde (FSFI) düşük skor almıştır. Bu durum hastaların yüksek derecede cinsel işlev bozukluğu, vulvovajinal kuruluk ve ağrılı cinsel ilişkiyi (disparoni) de içeren çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını göstermektedir. Bu sıkıntı en sık olarak; tamoksifen başlanıp, aromataz inhibitörlerine geçiş yapılan postmenopozal kadınlarda dile getirilmektedir. Çünkü yapılan çalışmada aromataz inhibitörü kullanan hastaların cinsel işlev indeks skoru tamoksifen kullananlara göre daha kötü olarak saptanmıştır. Ortalama cinsel işlev indeks skoru en düşük olan hasta grubu endokrin tedaviye en uzun süre maruz kalanlardan oluşmaktadır. Buradan bu istenmeyen durumların, tedavilerin kümülatif (birikimsel) etkilerine bağlı olduğu çıkarılabilir.

Sempozyum sırasında, çalışma üzerine yapılan tartışmada Mayo Klinik'te medikal onkolog olan Dr. Charles Loprinzi, bu çalışmadan çıkarılması gereken önemli noktalar olduğunu vurgulamıştır: Hastaların görüşmelerde cinsel yaşamları ile ilgili ifade ettikleri şikayetleri aktif bir şekilde dinlenmeli, hastalar bu konu ile ilgili herhangi bir şikayet kendileri dile getirmeseler dahi cinsel sağlıklarını değerlendirebilmek adına sorular sorulmalıdır. Yine, hastanın uygun ve yeterli desteği alabilmesi için doğru bir uzmana yönlendirilmesi gereklidir. Cinsel işlev durumunun yeterince konuşulmuyor olması, hastaların ve hekimlerin zaten önünde çok miktarda çözmeleri gereken, kafalarını meşgul eden problemlerin olmasına bağlanabilir.

Cinsel sıkıntıların getirdiği büyük yük

Çalışma, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezinde yürütülen Kadın Cinsel Tıbbı ve Kadınların Sağlık Programında (Female Sexual Medicine & Women’s Health Program) değerlendirilen 446 kadın hastayı içermektedir. Bu meme kanserli kadın hastaların; %77’si postmenopozal (menopoz sonrası), %7’si aktif olarak overyen (yumurtalık ile ilgili) baskılanmada ve %16’sı peri/premenopozal (menopoz döneminde ve öncesinde) idi.

Hastalar farklı tedavi rejimleri altındalardı: postmenopozal olanlardan sadece aromataz inhibitörleri kullananlar (% 30), tamoksifen kullanmış olup aromataz inhibitölerine geçenler (% 22), sadece tamoksifen kullananlar (% 16) ve hiçbir endokrin tedavi kullanmayanlar (% 16); pre/perimenopozal olanlardan sadece tamoksifen kullananlar (% 9) ve hiçbir endokrin tedavi kullanmayanlar (% 5) şeklindeydi.

Postmenopozal kadınlardan tamoksifen kullananların diğer gruplarla karşılaştırıldığında cinsel olarak daha az aktif olma eğiliminde olduğu saptanmıştır. Overyen baskılanmış ve pre-perimenopozal kadın hasta grubunun, postmenopozal kadın hasta grubuna göre tedavi tamamlanmasından bu yana geçen süreci daha kısaydı. Postmenopozal kadın hastalar overyen baskılanan ve tamoksifen kullanan kadın hastalara göre ortalama olarak 13,25 yıl daha yaşlıydı. İlk tanıdan bu yana geçen ortalama süre postmenopozal grup için 6,25 yıl, overyen baskılanmış grup için 4 yıl ve pre/perimenopozal grup için 2,5 yıldı.

İlk değerlendirme; postmenopozal grupta tedavi sonrası ortalama 3,3 yılda, daha genç gruplarda ise ortalama 1,8 yılda gerçekleştirilmiştir.

- İlgili konu: Kadın ve erkek kanser hastalarında cinselliği korumak ve yeniden inşa etmek

Vajinal değerlendirme sonuçlarına bakıldığında; ciddi pH yüksekliği en sık olarak, postmenopozal kadınlarda veya tamoksifeni ilk tedavi olarak almış ardından overyen baskılanma sürecine girmiş kadınlarda saptanmıştır. Vajinal dokuların ince olması, genel olarak endokrin tedavi altında olan her yaş grubunda saptanmıştır. Uzun süre endokrin tedavi kullanmanın bazı kadınlarda vajinal stenoza (darlığa) yol açabileceği vurgulanmaktadır.

Vulvar değerlendirme sonuçlarına bakıldığında; postmenopozal kadınlar ve overyen suprese kadınlardaki atrofinin (zayıflık-erime) pre/perimenopozal kadınlardaki (%18) ile karşılaştırıldığında daha sık olduğu saptanmıştır. Atrofi olmaksızın vulvar irritasyonun (tahriş-kaşındırma), tamoksifen kullanan pre/perimenopozal kadınlarda (%44) aynı yaş grubunda olup endokrin tedavi almayan kadınlara (%19) kıyasla daha yüksek oranlarda olduğu saptanmıştır. Vulvar atrofinin yönetimi postmenopozal kadınlarda ve overyen baskılı kadınlarda önemlidir; bu nedenle, geç kalınmadan bu duruma müdahale edilmelidir. Vestibuler irritasyon (tahriş-kaşındırma) ise tüm gruplarda, %53 ile %70 arasında değişen oranlarda mevcuttu. Vestibular irritasyon özellikle cinsel ilişki sırasındaki birleşme ağrısı ile ilişkilidir.

Cinsel işlev ve vulvovajinal sağlık ile ilgili endişe düzeyi sorgulandığında, çoğu kadın hasta yüksek derecede endişeli olduklarını belirtmiştir. Bu durumun özellikle de pre/perimenopozal kadınlarda (tamoksifen kullanmaya bağlı olmaksızın) ortaya çıktığı bulunmuştur. Ayrıca, hastalar gelecekteki cinsel hayatlarına olan görüşleri açısından sorgulandığında, katılımcıların %46 ile %76 arasında değişen oranlarda gelecekteki cinsel hayatlarına güvenle bakmadıkları ortaya çıkmıştır.

Son olarak, hastalara vulvovajinal doku niteliği sorgulanmıştır. Bu, hastaların kendi doku nitelikleri hakkındaki görüşlerini (e.g. vajinal kuruluk, vulvar kuruluk, insersiyonel ağrı veya dışarıdan uyaranlara bağlı ağrı yaşayıp yaşamama) içeren, yine hastalar tarafından rapor edilen bir değerlendirmedir. Bütün gruplarda vulvar belirtilerin vajinal belirtilere kıyasla daha sık yaşandığı bildirilmiştir. Vulvar belirtiler özellikle de aktif olarak ovaryen baskılı olan grupta sık olarak görülmektedir, muhtemelen bu durum genç hasta grubunun cinsel olarak daha aktif olması ile ilintilidir.

*

Aşağıda, yazıda adı sık geçen kadın genital / cinsel bölge anatomisine ait bazı terimler görülebilir:

Sağlıklı ve mutlu kalın...
Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.