0
Ketojenik Diyet Bağırsak Tümörlerini Hızlandırdı – Ama Suçlu Sandığımız Şey Değil!

Ketojenik Diyet Bağırsak Tümörlerini Hızlandırdı – Ama Suçlu Sandığımız Şey Değil!

Ketonlar Değil, Yağın Yakılması

Kaynak: Ketogenic diet mediates intestinal tumorigenesis through lipids not ketones. Nature, 15 Temmuz 2026. doi:10.1038/s41586-026-10779-y. Bu bir hayvan (fare) çalışmasıdır — kendiliğinden bağırsak adenomu geliştiren genetik fare modellerinde diyet, genetik ve metabolik müdahaleler birleştirilerek yürütülmüştür. İnsanlarda yapılmış bir klinik çalışma değildir.

Nature dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, popüler bir beslenme biçimi olan ketojenik diyet ile bağırsak tümörü oluşumu arasındaki ilişkiyi mekanizma düzeyinde inceledi. Bulgu iki katmanlı ve ikinci katman birincisinden daha ilginç:

Birincisi: Kendiliğinden bağırsak adenomu (iyi huylu ama kanserleşme potansiyeli taşıyan polip) geliştiren farelerde ketojenik diyet, tümör yükünü artırdı ve sağkalımı kısalttı.

İkincisi — ve asıl sürpriz: Bu etkinin sorumlusu, ketojenik diyetin en çok konuşulan ürünü olan keton cisimleri değildi. Araştırmacılar keton üretimini genetik olarak hem azalttılar hem artırdılar, keton kullanımını da bozdular — tümör oluşumu hiç değişmedi. Suçlu başka yerdeydi: diyetle alınan yağın hücre içinde yakılması (yağ asidi oksidasyonu). Bu, ketojenik diyet tartışmasının çerçevesini değiştiren bir bulgu.

Başlığa geçmeden önce: bu çalışma ne DEĞİLDİR

Bu tür haberler kolaylıkla "ketojenik diyet kanser yapar" biçiminde yayılır. Bu okuma yanlış olur. Net olalım:

  • Bu bir fare çalışmasıdır. İnsanlarda ketojenik diyetin bağırsak kanseri riskini artırdığını gösteren bir klinik çalışma değildir.
  • Kullanılan fareler genetik olarak yatkın modellerdir — yani zaten kendiliğinden bağırsak polibi geliştirmeye programlanmış hayvanlar. Sağlıklı bir organizmada aynı sonucun çıkacağı gösterilmemiştir.
  • Konu tümörün başlangıcı (oluşumu), var olan kanserin tedavisi değildir. Bunlar bambaşka sorulardır ve cevapları da farklı olabilir.
  • Ketojenik diyetin kanıtlanmış tıbbi kullanım alanları vardır (özellikle dirençli epilepsi) ve bu çalışma onları geçersiz kılmaz.
  • Hiçbir hastanın diyetini bu yazıya dayanarak değiştirmesi önerilmez.
ÖNCE ZEMİN: KETOJENİK DİYET NEDİR?
Tanım ve kullanım alanları

Ketojenik diyet, karbonhidratın çok sert biçimde kısıtlandığı, buna karşılık yağ oranının çok yükseltildiği bir beslenme biçimidir. Karbonhidrat azalınca vücut enerjisini yağdan sağlamaya yönelir ve karaciğerde keton cisimleri üretilir. Bu duruma ketozis denir.

Kanıt düzeyi kullanım alanına göre çok değişir:

Dirençli epilepsi (özellikle çocuklarda): en köklü ve kanıtlanmış tıbbi kullanım alanıdır. • Kilo kaybı ve kan şekeri kontrolü: kısa vadede etkili olabildiğine dair veri vardır; uzun vadeli sonuçlar tartışmalıdır. • Kanser: araştırma aşamasındadır. Standart bir tedavi değildir ve rehberlerde kanser tedavisi olarak yer almaz.

Bu çalışmanın konusu üçüncü başlıktır — ancak tedavi değil, tümörün ortaya çıkışı tarafındadır.

SORU NEDEN ÖNEMLİYDİ? BİR PARADOKS

Bu araştırmanın çıkış noktası gerçek bir bilimsel çelişkiydi.

Bir yandan, yüksek yağlı beslenmenin bağırsak kök hücrelerini uyardığı ve tümör oluşumunu artırdığı daha önce gösterilmişti. Bu, ketojenik diyet için kötü haber gibi görünür — çünkü ketojenik diyet daha da yüksek oranda yağ içerir.

Öte yandan ketojenik diyet, klasik yüksek yağlı diyetten iki önemli noktada ayrılır: kan insülin düzeyini düşürür ve keton üretimini tetikler. İnsülin, hücre çoğalmasını destekleyen güçlü bir sinyaldir; düşmesi teorik olarak koruyucu olabilir. Ketonların da bazı bağlamlarda yararlı etkileri öne sürülmüştür.

Yani iki karşıt kuvvet vardı

Zararlı yönde: çok yüksek yağ içeriği. Koruyucu yönde: düşük insülin ve keton üretimi. Soru şuydu: hangisi baskın gelecek? Ve bu soru, özellikle ailesel adenomatöz polipozis (FAP) gibi genetik nedenlerle bağırsakta çok sayıda polip geliştiren ve ince bağırsak tümörü riski yüksek olan kişiler açısından pratik bir öneme sahipti.

NE YAPILDI, NE BULUNDU?

Araştırmacılar kendiliğinden bağırsak adenomu geliştiren fare modellerinde diyet, genetik ve metabolik müdahaleleri birleştirdiler. Çalışmanın gücü, tek bir gözlemle yetinmeyip mekanizmayı adım adım söküp test etmesinden geliyor.

1️⃣ Temel gözlem
  • Ketojenik diyet uygulanan farelerde tümör yükü arttı.
  • Sağkalım kısaldı.
  • Ve kritik nokta: bu etki keton metabolitlerinden bağımsızdı.

Peki "ketonlardan bağımsız" sonucuna nasıl varıldı? İşte çalışmanın en zarif bölümü burası.

2️⃣ Ketonlar gerçekten suçlu mu? Üç ayrı test
  • Keton üretimi azaltıldı. Keton üretiminin anahtar enzimi olan HMGCS2 genetik olarak baskılandı → tümör oluşumu değişmedi.
  • Keton üretimi artırıldı. Aynı enzim yolağı güçlendirildi → yine değişmedi.
  • Ketonların kullanımı (ketoliz) bozuldu. Yani hücrelerin ketonu yakıt olarak kullanması engellendi → yine değişmedi.

Sonuç net: Keton düzeyi hangi yöne çekilirse çekilsin tümör oluşumu etkilenmedi. Ketojenik diyetin en çok konuşulan ürünü, bu tabloda seyirci konumundaydı.

3️⃣ Peki suçlu kim? Yağın kendisi — daha doğrusu yakılması
  • PPARα, PPARδ ve PPARγ — bunlar hücre içindeki yağ asidi algılayıcılarıdır; yağ varlığını sezip genetik programı ona göre ayarlarlar. Bağırsakta bu üçü birlikte devre dışı bırakıldığında, ketojenik diyetin yol açtığı kök hücre çoğalması, bölünmesi ve koloni kurma yeteneği zayıfladı.
  • CPT1A — bu enzim, yağ asitlerinin mitokondriye taşınıp yakılmasının hız kısıtlayıcı basamağıdır. CPT1A kaybı, adenom oluşumunu özellikle ketojenik diyet altında sınırladı.

Ve en ince ayrım: Sorun yağın hücrede birikmesi değil, yakılmasıydı. Yani mesele "yağ depolanıyor ve zarar veriyor" değil; "yağ yakılıyor ve bu yakma işlemi kök hücreleri çoğalma programına sokuyor."

Mekanizma: iki yol, tek suçlu Ketojenik diyet (çok yüksek yağ, çok düşük karbonhidrat) YOL A: Keton üretimi HMGCS2 enzimi → keton cisimleri YOL B: Yağ asitleri Diyetten gelen lipidler Üretim azaltıldı → değişiklik yok Üretim artırıldı → değişiklik yok Kullanım bozuldu → değişiklik yok tümör oluşumu etkilenmedi PPARα/δ/γ ile algılanır CPT1A ile mitokondride yakılır (yağ asidi oksidasyonu) bu basamaklar engellenince tümör azaldı KETONLAR: SUÇLU DEĞİL bu tabloda etkisiz KÖK HÜCRE ÇOĞALMASI → adenom oluşumu artar
Çalışmanın özgün katkısı, iki yolu genetik olarak birbirinden ayırabilmesi. Keton yolağı hangi yöne çekilirse çekilsin sonuç değişmedi; yağ asidi oksidasyonu engellendiğinde ise tümör oluşumu azaldı.
BU NEDEN ÖNEMLİ? ÇERÇEVENİN DEĞİŞMESİ

Ketojenik diyet tartışmalarında yıllardır merkeze ketonlar konuluyordu — hem savunanlar hem eleştirenler tarafından. "Ketozise girmek" bir hedef, keton ölçümü bir başarı göstergesi olarak sunuluyordu. Bu çalışma, en azından bağırsak tümörü oluşumu bağlamında, ketonların bu hikâyenin kahramanı olmadığını gösteriyor.

Pratik anlamı ne olabilir?

Eğer sorumlu ketonlar değil yağ yükü ve onun yakılması ise, bu şu anlama gelir: "Ketozise giriyorum, o halde güvendeyim" mantığı en azından bu bağlamda geçerli değildir. Diyetin toplam yağ içeriği ve türü, ketozisin varlığından daha belirleyici olabilir.

Ayrıca bu bulgu, ileride diyeti tamamen değiştirmeden riski azaltabilecek hedefler olabileceğini düşündürüyor — örneğin yağ asidi oksidasyonu yolağının seçici olarak sınırlanması. Ancak bunun bir araştırma fikri olduğunu, uygulanabilir bir tedavi olmadığını vurgulamak gerekir.

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: KETOJENİK DİYET HER ZAMAN KÖTÜ MÜ?

Dürüst bir değerlendirme, karşı yöndeki kanıtları da göstermeyi gerektirir. Ve bu alanda tablo gerçekten karmaşıktır — aynı diyet, farklı bağlamlarda zıt sonuçlar verebilmektedir.

Zararlı yönde işaretler

Bu çalışma: genetik yatkınlığı olan farelerde bağırsak adenomu arttı, sağkalım kısaldı. Önceki çalışmalar: yüksek yağlı beslenmenin bağırsak kök hücrelerini uyardığı ve tümör oluşumunu artırdığı gösterilmişti. Ayrıca tüberoskleroz kompleksi modelinde böbrek tümörü büyümesinin ketojenik diyetle arttığı bildirilmiştir. İnsan epidemiyolojisinde de yüksek yağlı ve batı tarzı beslenme kolorektal kanser riskiyle tutarlı biçimde ilişkilendirilmiştir.

Yararlı yönde işaretler

Hedefe yönelik tedaviyle birlikte: Farelerde ketojenik diyetin, PI3K yolağını hedefleyen ilaçların etkinliğini artırdığı gösterilmiştir — mekanizma, ilacın yol açtığı kan şekeri ve insülin yükselmesini bastırmasıdır. Ancak çok kritik bir ayrıntı: aynı çalışmada ketojenik diyet tek başına tümör büyümesini etkilememiştir. Yani fayda, diyetin kendisinden değil ilaçla kurduğu ortaklıktan gelmiştir. Glioblastomda da ketojenik diyetin standart tedaviye eklenmesi araştırılmakta; şimdiye kadarki çalışmalar ağırlıklı olarak güvenlilik ve uygulanabilirlik aşamasındadır.

Bu tablodan çıkan sentez

Ketojenik diyetin kanserdeki etkisi tek yönlü değil, bağlama bağlıdır. Belirleyici görünen değişkenler:

Kanser türü ve genetik zemin — bağırsak, böbrek, beyin tümörlerinde farklı sonuçlar bildirilmiştir. • Önleme mi, tedavi mi? — tümörün ortaya çıkışını etkilemekle, var olan tümörü tedavi etmek ayrı sorulardır. • Tek başına mı, kombinasyon mu? — en olumlu veriler, diyetin belirli bir ilaçla birlikte kullanıldığı senaryolardan gelmektedir. • Konağın yatkınlığı — genetik olarak riskli bir zeminde sonuç farklı olabilir.

Ve en önemlisi: Kanserde ketojenik diyete ilişkin insan verisi hâlâ çok sınırlıdır. Sistematik derlemelerde yalnızca az sayıda küçük klinik çalışma bulunabilmiştir; bunların çoğu güvenlilik ve uygulanabilirlik odaklıdır, sağkalım kanıtı sunmaz.

KİMLER İÇİN ÖZELLİKLE ANLAMLI?

Çalışmanın kendi vurguladığı grup, genetik olarak yatkın kişilerdir. Bunların başında ailesel adenomatöz polipozis (FAP) gelir: kalıtsal bir gen değişikliği nedeniyle bağırsakta yüzlerce-binlerce polip gelişen ve ince bağırsak tümörü riski belirgin biçimde artmış olan kişiler.

Neden bu grup öne çıkıyor?

Çünkü bu kişilerde tümör oluşumunun ilk kıvılcımı zaten mevcuttur; geriye onu hızlandıracak ya da yavaşlatacak çevresel etkenler kalır. Kullanılan fare modelleri de tam olarak bu durumu taklit eder. Dolayısıyla bulgunun en makul aktarım hedefi, genel toplum değil, kalıtsal polipozis ve benzeri yüksek riskli sendromları olan kişilerdir. Çalışma yazarları da sonuç bölümünde, genetik yatkınlığı olan popülasyonlarda beslenme stratejilerinin daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu, "yasaklanmalıdır" değil, "körlemesine önerilmemelidir" anlamına gelir.

MANŞET TUZAĞI
Manşette nasıl görünebilir

"Bilim insanları kanıtladı: Ketojenik diyet kanser yapıyor! Popüler zayıflama diyeti bağırsak kanserini tetikliyor."

İşin aslı

Farelerde ve genetik olarak polip geliştirmeye yatkın modellerde, ketojenik diyet adenom oluşumunu hızlandırdı. İnsanda gösterilmiş değildir. Çalışmanın asıl katkısı bir uyarı değil, bir mekanizma keşfidir: etkiden ketonlar değil, yağ asidi oksidasyonu sorumlu. Bu, ileride diyeti değiştirmeden müdahale edilebilecek bir hedef anlamına gelebilir.

Bu çalışmayı doğru çerçevede okumak için
  • Hayvan çalışmasıdır. Fare bağırsağı ile insan bağırsağının metabolizması, mikrobiyotası ve yaşam süresi ölçeği farklıdır. Preklinik bulguların insana aktarımı sık sık başarısız olur.
  • Genetik olarak yatkın modeller kullanılmıştır; sağlıklı bireylere doğrudan genellenemez.
  • Konu tümör oluşumudur, kanser tedavisi değildir. Var olan kanserde ketojenik diyetin etkisi bu çalışmanın konusu değildir.
  • Sonlanım adenom (polip) yüküdür. Adenom, kanser değildir; kanserleşme potansiyeli taşıyan bir öncü lezyondur.
  • Diyetin yağ türü ayrıştırılmamıştır. Doymuş yağ, tekli/çoklu doymamış yağların ayrı ayrı etkileri bu çalışmadan çıkarılamaz — ki bu, insana aktarımda çok önemli bir eksiktir.
  • İnsanda ketojenik diyet ile bağırsak kanseri riskini inceleyen kohort verisi bu çalışmayla sağlanmamıştır.
  • Ketojenik diyetin kanıtlanmış tıbbi endikasyonları geçersiz olmamıştır (özellikle dirençli epilepsi).
  • Bu yazı hiçbir diyetin başlanmasını veya bırakılmasını önermez.
Peki pratikte ne yapmalı?

Ketojenik diyet uyguluyor ve sağlıklıysanız: Bu çalışma tek başına diyetinizi bırakmanız için yeterli bir gerekçe değildir — çünkü insan verisi sunmuyor. Ancak uzun süreli, çok yüksek yağlı beslenme biçimlerinin bağırsak sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerinin hâlâ tam olarak bilinmediğini hatırlamakta yarar var. Herhangi bir kısıtlayıcı diyeti uzun süre uygulayacaksanız, bunu bir hekim ve diyetisyen gözetiminde yapmak en doğrusudur.

Ailesel polipozis, Lynch sendromu gibi kalıtsal bağırsak kanseri yatkınlığınız varsa: Bu bulgu sizi doğrudan ilgilendirir. Çok yüksek yağlı bir diyete başlamayı düşünüyorsanız, kararı mutlaka takip eden hekiminizle birlikte verin. Ve daha önemlisi: hiçbir diyet, düzenli kolonoskopi ve polip takibinin yerine geçmez.

Kanser tedavisi görüyorsanız: Ketojenik diyet, kanser tedavisi olarak kanıtlanmış bir yöntem değildir ve tedavi sırasında ciddi bir kısıtlayıcı diyet uygulamak, kilo kaybı ve kas erimesi riski nedeniyle zararlı olabilir. Tedavi sürecinde beslenme kararları onkoloji ekibi ve onkoloji diyetisyeni ile birlikte alınmalıdır.

Bağırsak kanserinden korunmak için kanıtı en güçlü olan şeyler değişmedi: lif açısından zengin beslenme, sebze-meyve tüketimi, işlenmiş etin sınırlanması, kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, sigaranın bırakılması, alkolün sınırlanması ve zamanında tarama. Nitekim Akdeniz tipi beslenmenin bağırsak poliplerini azalttığına dair veriler mevcuttur. Ayrıntılar için sağlıklı beslenme ve kanser ve beslenme yazılarımıza bakabilirsiniz.

DROZDOGAN AKADEMİ YORUMU
⚡ Neden önemli?

Ketojenik diyet dünyada en yaygın uygulanan kısıtlayıcı diyetlerden biri ve kanser çevrelerinde de sıkça gündeme geliyor. Bu çalışma, diyetin bağırsak tümörü oluşumu üzerindeki etkisini yalnızca gözlemlemekle kalmıyor, mekanizmayı genetik olarak söküp hangi bileşenin sorumlu olduğunu gösteriyor. Sonuç, alandaki yaygın bir varsayımı — "etkinin merkezinde ketonlar vardır" — geçersiz kılıyor.

✅ Ne biliyoruz?

Kendiliğinden bağırsak adenomu geliştiren fare modellerinde ketojenik diyet tümör yükünü artırdı ve sağkalımı kısalttı. HMGCS2'nin baskılanması da güçlendirilmesi de, ketolizin bozulması da tümör oluşumunu değiştirmedi — yani keton metabolizması belirleyici değil. Buna karşılık bağırsakta PPARα/δ/γ'nın birlikte kaybı, ketojenik diyete bağlı kök hücre genişlemesini ve çoğalmasını zayıflattı; yağ asidi oksidasyonunun hız kısıtlayıcı enzimi CPT1A'nın kaybı ise adenom oluşumunu özellikle ketojenik diyet altında sınırladı. Etki, lipid birikiminden değil lipidin oksidasyonundan kaynaklanıyor.

⚠️ Sınırlılıklar

Preklinik (fare) çalışmadır; insana aktarımı gösterilmemiştir. Genetik olarak yatkın modeller kullanılmıştır. Sonlanım adenom yüküdür — adenom kanser değildir. Yağ türleri ayrıştırılmamıştır. Konu tümör oluşumudur, tedavi değildir. İnsanda ketojenik diyet ve kolorektal kanser riskini inceleyen kohort verisi sunulmamıştır.

🩺 Pratiğe yansıma

Bugün için hiçbir kılavuzu değiştirmez. Ancak kalıtsal polipozis sendromları olan kişilerde çok yüksek yağlı diyetlerin körlemesine önerilmemesi yönünde makul bir temkin sağlar. Klinik pratikte asıl mesaj şudur: hastalar sıklıkla "ketoza giriyorum, güvendeyim" varsayımıyla hareket ediyor — bu çalışma en azından bu bağlamda o varsayımı desteklemiyor. Kanser tedavisi sırasında kısıtlayıcı diyetler, kilo ve kas kaybı riski nedeniyle ayrıca dikkat gerektirir.

❓ Açık sorular

Aynı etki insanda görülüyor mu? Yağ türü (doymuş/doymamış) sonucu değiştirir mi? Etki ince bağırsağa mı özgü, kalın bağırsakta da geçerli mi? Yağ asidi oksidasyonunu seçici olarak hedeflemek, diyeti değiştirmeden koruyucu olabilir mi? Kalıtsal polipozis hastalarında beslenme müdahalesi çalışmaları yapılabilir mi? Var olan tümörlerin tedavisinde tablo neden farklı görünüyor?

Kaynaklar
  1. Shay JES, Chi F, Tzouanas CN, ve ark. Ketogenic diet mediates intestinal tumorigenesis through lipids not ketones. Nature. 2026. doi:10.1038/s41586-026-10779-y.
  2. Beyaz S, Mana MD, Roper J, ve ark. High-fat diet enhances stemness and tumorigenicity of intestinal progenitors. Nature. 2016;531(7592):53–58. (Alanın öncül çalışması.)
  3. Hopkins BD, Pauli C, Du X, ve ark. Suppression of insulin feedback enhances the efficacy of PI3K inhibitors. Nature. 2018;560:499–503. (Ketojenik diyetin hedefe yönelik tedaviyle birlikte olumlu etkisi; diyet tek başına tümör büyümesini etkilememiştir.)
  4. Klement RJ, Sweeney RA. Ketogenic diets in medical oncology: a systematic review with focus on clinical outcomes. Med Oncol. 2020;37(2):14. (Klinik kanıtın sınırlılığı.)
  5. Noch EK, ve ark. Insulin feedback is a targetable resistance mechanism of PI3K inhibition in glioblastoma. Neuro Oncol. 2023;25(12):2165–2176.
  6. İlgili okumalar (drozdogan.com): Yüksek yağlı beslenme kolorektal kanser riskini nasıl artırıyor? · Diyet tümör metabolizmasını nasıl etkiler? · Batı tarzı beslenme ve kolorektal kanser · Akdeniz diyeti ve bağırsak polipleri · Sağlıklı beslenme nedir? · Kanser ve beslenme.

Editör notu: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tavsiye, tanı, tedavi veya diyet önerisi değildir. Aktarılan tüm veriler birincil kaynaklardan doğrulanarak, doğrudan alıntı yapılmadan aktarılmıştır. Bu bir preklinik (fare) çalışmasıdır ve insanlarda yapılmış bir klinik araştırma değildir; hayvan modellerinde elde edilen bulgular sıklıkla insana aktarılamamaktadır. Kullanılan hayvanlar genetik olarak bağırsak adenomu geliştirmeye yatkın modellerdir ve sonuçlar sağlıklı bireylere genellenemez. Çalışmanın sonlanımı adenom (polip) yüküdür; adenom kanser değildir, kanserleşme potansiyeli taşıyan bir öncü lezyondur. Çalışma tümör oluşumunu incelemektedir; var olan kanserin tedavisinde ketojenik diyetin etkisi bu araştırmanın konusu değildir ve bu iki soru birbirinden bağımsızdır. Diyetteki yağ türleri ayrıştırılmamıştır. Kanserde ketojenik diyete ilişkin insan verisi hâlâ çok sınırlıdır ve mevcut klinik çalışmalar ağırlıklı olarak güvenlilik ve uygulanabilirlik odaklıdır; sağkalım yararı gösterilmemiştir. Buna karşılık bazı bağlamlarda (örneğin belirli hedefe yönelik tedavilerle birlikte) olumlu preklinik veriler de bulunmaktadır — etki bağlama bağlıdır ve tek yönlü değildir. Ketojenik diyetin kanıtlanmış tıbbi endikasyonları (özellikle dirençli epilepsi) bu çalışmayla geçersiz hale gelmemiştir. Bu yazı hiçbir diyetin başlanmasını veya bırakılmasını önermez. Kanser tedavisi sırasında kısıtlayıcı diyetler kilo ve kas kaybı riski taşır ve mutlaka onkoloji ekibi ile onkoloji diyetisyeni gözetiminde değerlendirilmelidir. Kalıtsal bağırsak kanseri yatkınlığı olan kişilerde hiçbir beslenme yaklaşımı düzenli kolonoskopi ve polip takibinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili her karar için sizi tanıyan hekime danışınız.

Sağlık ve Mutlulukla Kalın...

Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İlgili Haberleri


Kırık Riskinde BMI Yanıltıyor: Aromataz İnhibitörü Kullananlarda Vücut Yağı ve Kas Gerçeği

Kırık Riskinde BMI Yanıltıyor: Aromataz İnhibitörü Kullananlarda Vücut Yağı ve Kas Gerçeği

Kaynak: Schivardi G ve ark. Aromataz inhibitörü alan postmenopozal kadınlarda...

Üçlü Etkili Zayıflama İğnesi Gerçeği Nedir? Piyasadaki Retatrutide Kutusu Nereden Çıktı?

Üçlü Etkili Zayıflama İğnesi Gerçeği Nedir? Piyasadaki Retatrutide Kutusu Nereden Çıktı?

Konu: Gri piyasada "RETATRUTIDE" etiketiyle satılan onaysız araştırma peptidi kutusu...

Bağırsak Bakterileri Diyabete Neden Oluyor Diyen Çalışmaları Nasıl Okumalı?

Bağırsak Bakterileri Diyabete Neden Oluyor Diyen Çalışmaları Nasıl Okumalı?

Bir Örnek Üzerinden Yöntem Dersi Bu yazının niteliği: Bu bir...

GLP-1 İlaçları Aşırı Doz Tekrarını Azaltıyor mu? 680 Bin Kişilik Çalışma

GLP-1 İlaçları Aşırı Doz Tekrarını Azaltıyor mu? 680 Bin Kişilik Çalışma

Kaynak ve önemli not: Bulgular, Epic Research tarafından Cosmos elektronik...

Hakkımda

Özgeçmişim, kanser tanı ve tedavisine dair çalışmalarım ve ilgi alanlarım için tıklayın.

Prof. Dr. Mustafa Özdoğan Hakkında