• Birleşik Krallık'taki East Anglia Üniversitesi'nde evrimsel genetik profesörü olan Prof. Cock Van Oosterhout, yüzyıllardır süren yoğun hayvan yetiştiriciliğinin, çiftlik hayvanlarını, hayvanlardan insanlara sıçrayabilen patojenlerin evrimi için bir "karıştırma tankı" (mixing vessel) haline getirdiğini belirtiyor.
  • Virulence dergisindeki yazısında, ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların türümüz için "varoluşsal bir tehdit" oluşturduğunu savunuyor.
  • Tehdidi en aza indirmek için, çiftlik hayvanlarına ve mahsullere genetik çeşitliliğin yeniden getirilmesini ve hayvansal protein tüketiminin azaltılmasını savunuyor.

Vahşi doğada, virüsler ve onların hayvan konakçıları, iki tür etkileşime girdiğinde doğal olarak meydana gelen karşılıklı ve uyarlanabilir genetik değişiklikleri içeren dinamik bir işbirliği içindedir.

Virüsler ve konak türü arasındaki sürekli adaptasyonların ve karşı adaptasyonların bir sonucu olarak, ikisi de diğerine göre kalıcı bir avantaj elde edemez.

Evrimsel biyologlar, bu evrimsel açmazı, Lewis Carroll'un "Alice Aynanın İçine Bakıyor" kitabındaki yarışa benzetiyorlar. Kitapta Kırmızı Kraliçe şöyle tarif ediyor: "Aynı yerde kalabilmek için sürekli koşmak zorunda kalmak."

Virulence dergisinde yayımlanan editöryal makalesinde, yüksek oranda yetiştirilmiş çiftlik hayvanlarımızın, genetik çeşitliliğinin olmaması nedeniyle virüsler gibi mikroorganizmaların evrimine ayak uyduramayacağı konusunda uyarıyor.

Sonuç olarak, çiftlik hayvanları, daha sonra hayvanlardan insanlara sıçrayabilecek yeni bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması için "karıştırıcı tanklar" görevi görür.

Prof. Van Oosterhout, habitat-doğa tahribatı, yasadışı vahşi yaşam ticareti ve hem hayvanların hem de insanların toplu göçü ile birlikte, bunun COVID-19 gibi pandemilerin gelişimi için "mükemmel bir fırtına" yarattığını söylüyor.

Ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların "muhtemelen insanlık için en büyük varoluşsal tehdit" olduğu sonucuna varıyor.

Şiddetli soy içi üreme

Dünya ve Yaşam Sistemleri İttifakı'nın başkan yardımcısı olan Prof. Van Oosterhout, yüzyıllardır süren seçici yetiştiriciliğin bir sonucu olarak, çiftlik hayvanlarının ciddi şekilde aynı soydan geldiklerini yazıyor.

Besi hayvanlarının toplam biyokütlesi, dünyadaki tüm vahşi yaşamın 10 katı olmasına rağmen, araştırmalar, bu ırkların etkili popülasyon büyüklüğünün - yani bir popülasyonun genetik çeşitliliği ve yaşayabilirliğinin bir ölçüsü - minimum canlı popülasyondan 80 kat daha düşük olduğunu gösteriyor.

Bu kadar az genetik çeşitlilikle, çiftlik hayvanları, yeni patojenlerin ortaya çıkardığı zorlukların üstesinden gelmek için evrimleşemez.

Prof. Van Oosterhout şöyle yazıyor:

"Çiftlik hayvanlarımızın (ve biz insanların) olağanüstü yüksek biyokütlesi göz önüne alındığında, parazitik şekilde yaşayan mikroorganizmaların bu bol kaynağı kullanarak elde edebileceği anlık uygunluk kazanımları gerçekten astronomiktir. Patojen mikroorganizmalar bu kaynaklardan yararlanmak için uyum sağlamaya devam edecek ve bu evrimsel kaçınılmazlığı tanımamızın tam zamanı."

Herkesin "türümüzün gelecekteki refahını korumak için" taviz vermesi gerektiğine inanıyor.

Gelecekteki pandemilerden ve devam eden COVID-19 pandemisinden kaynaklanan tehdidi en aza indirmek için üç geniş strateji öneriyor:

  • Patojenlerin gen akışını kontrol edin ve azaltın.
  • Çiftlik hayvanlarında genetik çeşitliliği geri sağlayın.
  • Hayvansal protein tüketimini azaltın.

Gen akışını kontrol edin ve azaltın

"Gen akışı", bitkilerin, hayvanların, insanların ve bunlarla ilişkili patojenlerin hareketinin bir sonucu olarak farklı popülasyonun gen havuzlarının karıştırılmasıdır.

Bu genetik karışım, hastalığın yayılması ve yeni enfeksiyonların ortaya çıkması için fırsatlar sağlar.

Prof. Van Oosterhout, sanal çalışmaya izin veren teknolojinin, gen akışını kontrol etmenin basit ve nispeten kolay bir yolu olduğunu yazıyor.

Bununla birlikte, diğer önlemlerin, politika yapıcıların ekonomik büyüme, refah ve eğitimin faydaları ile insan sağlığı ve çevreye potansiyel maliyetler arasında ödün vermelerini içereceğini kabul ediyor.

Hükümetlerin zorunlu aşılama ve aşı pasaportları gibi daha tartışmalı önlemleri dikkate alması gerektiğini öne sürüyor.

Düşmanını tanımak

Prof. Van Oosterhout, gen akışını izlemek için hükümetlerin vahşi yaşamda ve çiftlik hayvanlarında yuva yapan virüsleri sıralamak için daha fazla kaynak ayırması gerektiğini yazıyor.

"Tahminen 1,67 milyon virüs türü var; bunlar memeli ve kuş konakçılarından keşfedilmeyi bekliyor ve en yüksek zoonotik potansiyele sahip virüsleri sıralamanın maliyeti çok büyük olabilir (~ 1,2 ila 7 milyar ABD doları), ancak bir salgınla kıyaslandığında bu çok küçük bir maliyet."

Doğa-habitat tahribatının yeni bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasını teşvik ettiği bilinmektedir. Bu nedenle, gen akışını en aza indirmek için doğal yaşam alanlarının kaybını durdurmak da gerekecek, diye yazıyor.

Genetik çeşitliliği geri sağlayın

Prof. Van Oosterhout, son derece düşük genetik çeşitliliğin bir sonucu olarak ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklarla birlikte, hayvancılığın yeni pandemiler için "oturan bir ördek" kadar kolay bir hedef haline geldiğini iddia ediyor.

"Şimdi harekete geçmediğimiz sürece, büyük ürün ve hayvan kayıpları evrimsel bir kaçınılmazlıktır" diye yazıyor.

Neyse ki, bir zamanlar çiftlik hayvanlarının ve mahsullerin bir parçası olan çeşitliliğin çoğunun, bu hayvanların ve bitkilerin yabani türlerinde ve akrabalarında hala mevcut olduğunu ve farklı cinsler arasında dağıldığını söylüyor.

Daha az hayvansal protein tüketin

Kitlesel gıda üretimi, bir tür olarak başarımızın temelini oluştururken, çevresel, ekolojik ve evrimsel gerekçelerle sürdürülemez, diye yazıyor.

"Hayvansal proteine ​​olan bağımlılığımızı, özellikle de diğer memelilerin tüketimini acilen azaltmamız gerekiyor" diyor.

Örneğin balıkların aksine, memelilerin yeni bulaşıcı hastalıkların evrimi ve bulaşması için en büyük tehdidi oluşturduğunu, çünkü insanlarla en yakın akraba olduklarını iddia ediyor.

Ek olarak, büyümeyi artırmak ve enfeksiyonları kontrol etmek için antibiyotik kullanımının yeni, daha öldürücü ve daha dirençli mikroorganizmalara yol açtığını belirtiyor.

Varoluşsal tehdit mi?

İngiltere, Londra'daki Francis Crick Enstitüsü'nden Prof. Jonathan Stoyei HIV gibi virüsler ile konakçıları arasındaki evrimsel "silahlanma yarışını" inceliyor. Her iki virüs de (HIV ve SARS-CoV-2) hayvanlardan insanlara "sıçradı".

Yazar son olarak, "Özellikle enfekte olanların % 2'sinden daha azını öldüren bir virüs bağlamında varoluşsal tehditlerden bahsetme konusunda çok dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Genel olarak, değişen arazi kullanımından veya ormansızlaşmadan kaynaklanan ekolojik değişikliklerin, potansiyel ara konakçıların yakın temaz etmek zorunda kalmasıyla ilişkili teorik risklerden çok daha büyük bir tehdit oluşturduğuna inanıyorum." dedi.

İLGİLİ KONULAR