Çalışmalar devam ettikçe yeni tip koronavirüse (SARS-CoV-2) bağlı gelişen COVID-19 Pandemisi ile ilgili bilgilerimiz artmaya devam ediyor. Bu yazımızda yayınlanan en son gelişmeleri sizlerle paylaşacağız.

Antikor miktarında hızlı düşüş gözlendi

Yeni araştırmalar, hafif şiddette COVID-19 geçiren kişilerde üretilen antikor (bağışıklık sistemi tarafından virüse karşı üretilen proteinler) miktarının 36 gün içerisinde yarı yarıya düştüğünü gösteriyor. Ortalama yaş grubu 43 olan, 34 kişi ile gerçekleştirilen çalışmada antikor miktarındaki hızlı düşüşe dair net rakamların ortaya konulduğu ve diğer enfeksiyonlarla karşılaştırıldığında düşüş hızının oldukça yüksek olduğu belirtiliyor.

Ancak antikor üretiminin, hikayenin sadece bir parçası olduğunu belirten Dr. Buddy Creech; “Herhangi bir patojene karşı bağışıklık yanıtı oluşturduğumuz zaman, sadece o anlık değil aynı zamanda gelecek için de bağışıklık oluşturuyoruz. Bir daha patojene maruz kaldığımızda, bağışıklık sisteminin hücreleri olan T ve B hücreleri aktif hale gelerek yanıt veriyor. Sonuç olarak antikor miktarında düşüş olsa dahi, bağışıklık yanıtının diğer kolları gelecekte meydana gelebilecek enfeksiyonlar için hazır bulunuyorlar.”

Antikor miktarındaki hızlı düşüşü kanıtlayan çalışmaların aynı zamanda diğer konulara da dikkat çektiğini belirten Dr. Creech; “Yeni tip koronavirüsü soğuk algınlığı gibi diğer enfeksiyon türlerinden ayrı tutmadığımız ve işin ciddiyeti üzerine yoğunlaşmadığımız sürece, COVID-19 yaygınlığını korumaya devam edecek” sözleri ile durumu yorumluyor. Bu çalışma aynı zamanda, COVID-19 geçiren kişilerden izole edilen plazmanın akut olarak hasta olan kişilere yardımcı olmak için kullanılan konvelesan plazma tedavisi konusunda da bilgilendirici oldu. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda, COVID-19 tedavisinde son derece etkin olacağı düşünülen konvelesan plazma tedavisinde, en fazla antikoru yakalamak için plazmanın iyileşmeden sonraki ilk birkaç ay içinde toplanmasının önemli olduğu belirtildi.

Ultraviyole ışın hastalığın yayılmasını engellemede etkili

Bulaşıcı hastalıklardan kurtulmak için asırlık yaklaşım, virüsleri, bakterileri ve diğer mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek için doğru dozda verilen ultraviyole (UV) ışındır. Bu amaç için kullanılan UV ışınları, ultraviyole antiseptik ışınlama (germicidal UV) olarak adlandırılır. Bu konuda uzun süredir araştırma yapan David Sliney; “Mükemmel olmasa da, doğrudan hava dezenfeksiyonu için muhtemelen en iyi çözümü sunuyor” sözleri ile durum için kullanılabilirliğini açıklıyor.

Yapılan araştırmalar, önceki koronavirüsün (SARS-CoV-1) havadaki partiküllerinin yaklaşık %90’ının, belirli bir UV dozuna maruz kaldığında yaklaşık 16 saniye içinde etkisiz hale gelebileceğini göstermektedir. Adenovirüs gibi diğer virüsler daha yüksek bir UV dozu gerektirmektedir. Bununla birlikte, UV ışını sadece enfeksiyonu önlemeye yardımcı olabilir ancak bireyler, öksürük ve hapşırma yoluyla havaya yayılan daha büyük ve ağır damlacıklardan hastalanabilirler.

Enfeksiyon oranları rapor edilenden daha yüksek

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (US-CDC), COVID-19 Müdahale Ekibi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, Mart sonu ile Mayıs ayı ortası arasında, rapor edilen vaka sayısından 10 kat daha fazla koronavirüs enfeksiyonu meydana gelmesinin muhtemel olduğu bildirildi.

Araştırmacılar, 10 farklı bölgede 16.000’den fazla kişinin kan örnekleri ile çalışma yürüttüler ve enfeksiyon sayısının, rapor edilen vaka sayısından 6 ila 24 kat arasında daha fazla olduğunu belirttiler. Araştırmada, antikor varlığı ile, yaş veya cinsiyet arasında herhangi bir ilişki bulunamamasıyla birlikte toplanan örneklerin pek çoğunda antikor oranın saptanamadığı bildirildi.

Buradaki asıl sorun, salgının yayılmasına en büyük katkının hafif semptomlu (belirtili) veya herhangi bir semptom göstermeyen COVID-19 hastalarından gelmektedir. Bu nedenle, koruyucu tedbirlerin herkes tarafından alınması son derece önemli.

Böbrek hasarı olan hastaların böbrek biyopsilerinde virüs bulunmadı

Şiddetli COVID-19 hastalarının önemli bir azınlığında akut böbrek hasarı görülmektedir. Ancak, araştırmacılar bu gruptaki hastaların küçük bir kısmı ile yaptıkları araştırmada, böbrek biyopsilerinde SARS-CoV-2 varlığına dair bir kanıt bulamadılar.

Dr. Purva Sharma verdiği röportajda yapılan çalışmanın anlamını açıklıyor; “Hastanede yatan COVID-19 hastalarının üçte birinden fazlasında böbrek hasarının meydana geldiğini saptadık. Ancak, böbrek biyopsisi ile yaptığımız araştırma, COVID-19 sürecinde gözlenen böbrek hasarının, hastalığa bağlı komplikasyonlardan kaynaklı olduğunu, hasarın doğrudan viral enfeksiyonlardan kaynaklanmadığını göstermektedir”.

Aşı için verilen en erken tarih: 2021

Araştırmacılar, COVID-19’a karşı aşı geliştirmede çok hızlı yol alıyorlar. Aralarında faz 3 klinik denemesinde olan aday aşıların da bulunduğu çalışmalar için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hızlı ilerlemelere karşın ilk kullanımların 2021 yılının başlarından önce olmayacağını bildirdi. DSÖ’nün acil durum program başkanı Mike Ryan; “Çalışmalarda iyi bir ilerleme kaydediyoruz. Çalışılmakta olan birkaç aşı şu anda faz 3 klinik denemelerinde ve şimdiye kadar hiçbiri güvenlik veya bağışık yanıt oluşturma yeteneği açısından başarısız olmadı”ğını belirtti.

DSÖ, potansiyel aşılara erişimi genişletmek ve üretim kapasitesini artırmak için çalışmalara devam edildiğini açıkladı. Global bir sorun olduğunu bir kere daha vurgulayan Ryan, başarılı olacak aşıların herkes için olduğunu ve bu nedenle dağıtımında adil davranmanın son derece önemli olduğu belirtti.

Ryan ayrıca mevcut koşullarda okulların açılması ile ilgili alınan kararlarda çok dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Çocukların okula dönmesi için mümkün olan her şeyin yapılması gerektiğini söyleyen Ryan, bunun için en etkili adımın hastalığı kontrol altına almak olduğunu belirtti.

Sonuç

Her geçen gün yayınlanan yeni veriler, COVID-19 Pandemisi hakkında daha çok bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Bu süreçte, el hijyenine dikkat ederek, sosyal mesafeyi koruyarak ve gerekli durumlarda ev içinde dahi maske kullanımına özen göstererek, kendimizi ve sevdiklerimizi koruyabiliriz.

*