Sağlığın hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal bir iyilik hali olduğunu hekimler dahil olmak üzere çoğu zaman unutuyoruz ve sadece hastalıkların fiziksel etkilerine odaklanıyoruz. Aşağıda, sağlığın kapsamlı ele alınması gerektiğini ve sağlığın, aslında yaşam kalitesi kavramının bir parçası olduğunu vurgulayan bir hikâye paylaşıyoruz. Kanser tedavisi gören bir hasta, bu yazıyı okurken endişe duymamalıdır, çünkü kanser fiziksel ve psikolojik açıdan zorlu bir hastalıktır. Kanser hastaları, hastalığın fiziksel etkilerinin yanı sıra, duygusal ve sosyal açıdan da mücadele vermek zorundadırlar. Bu nedenle, kanser tedavisi gören hastaların tedaviye yanıt verme süreçleri ve hayatlarındaki değişiklikler çok önemlidir. Bu yazıda, Bayan P.'nin hikayesi, kanser tedavisine yanıt vermenin önemini ve tedavi sonrası hayatın nasıl değişebileceğini vurgulamaktadır.

Sesinin inceliğinden uzun zamandır sigara içtiği belli olan Bayan P. odama girer girmez hızlıca aralarda duraksayarak hayatından kesitler anlatmaya başladı. Bir yandan hastalanmadan önce bir çocuk kütüphanesinde memurluk yaptığından bahseden Bayan P.’yi dinlerken bir yandan önümde duran Bayan P.’nin yıllar içinde biriktirdiği rapor ve görüntülerin koca bir destesine bakıyordum. Her biri çalışılan türe göre, MRG, BT, X-Ray gibi, ayrılmış sarı dosyaların içine özenle yerleştirilmişti. Masanın diğer tarafındaki gerginliği her halinden belli olan Bayan P. gözlerini yerden ayırmadan ellerini ovuşturuyordu. Klinikteki yeni eleman bendim ve bu sık karşılaştığım bir sahneydi. Bana gelen insanlar başkalarından aradıkları cevapları bulamadıkları için geliyordu. Genellikle hastanın getirdiği dosyaların kalınlığından durumu az da olsa tahmin edebiliyordum. Bayan P.'ninki gibi bir dosyada hikâyenin basit olamadığını daha da önemlisi genellikle bir çözümü olmadığını görebiliyordum.

Çoğunlukla yorgunluk ve ağrı şeklinde kendi gösteren belirtiler birkaç yıl önce başlamıştı. Belirtiler arttıkça Bayan P., hayatında zorunlu bazı değişiklikler yapmak ve en sonunda işinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Ailesiyle olan ilişkisi de zara gören Bayan P.'nin tüm enerjisi ve ilgisi hastalık belirtilerindeyken üniversite çağındaki çocuklarıyla ya da eşiyle ilgilenemiyordu. Ailesin yaşadığı hayal kırklığını hissedebiliyordu. Oysa herkes gibi Bay P. de eğlenceli, yaratıcı, hayat dolu ve hayatta bir amacı olan eşini geri istiyordu. Çocukların ziyaret sıklığı azalmaya başlamış ve bu durum Bayan P.'nin çocukların çoğunlukla zorunluluktan geldikleri hissine kapılmasına sebep olmuştu. Bayan P.’nin umutsuzca istediği tek şey tüm bu çektiği acılara bir isim konmasıydı. Onun gözünde bu ızdırap kendi zayıflıklarından besleniyordu ve çevresindekilerin de böyle düşündüğünü varsayıyordu. Güçlü biri olduğunu düşünüyor olsa da yaşadığı şey için kendini suçluyordu. Bayan P.'nin her kontrolünde aldığımız sonuçlar doğrultusunda karşılaştığımız şeyin ne olduğu biraz daha netleşiyordu ve önceden ağrıları sırtından kaynaklanıyor gibi gözüken Bayan P.'nin belirtileri farklılaşmaya başlamıştı. Bu ağrılarla alakalı eski raporlarında ortopedist, nörolog ve fizyoterapistlerin notları bulunuyordu. Yapılan testlerden ve taramalardan bir sonuç çıkmamıştı. Zamanla besin alerjileri ortaya çıkmış zorunlu endoskopi sonucunda farklı diyetler denemeye başlamıştı. Kendince sorunun maya (mantar) kaynaklı olduğuna emindi ve doktorların verdiği cevaplardan tatmin olmuyordu. Bunun üzerine pek çok romatolog ve nörologla görüşmüş ve bir nörolojik rahatsızlık olan MS (multiple skleroz) olabileceği yönündeki kuşkular testleri tekrar yaptırmasına sebep olmuştu. İnflamatuar bir durumu olmasına rağmen sonuçları normal çıkıyor olabilir miydi? Tüm bunlar yaşanırken elimizdeki tek kesin tanı amfizem olsa da Bayan P. sorunun nefes almak olmadığı konusunda ısrarcıydı.

Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveoller) hasar görmesi sonucu oluşan kronik bir solunum yolu hastalığıdır. Bu hasar, alveollerin duvarlarının yıkılması veya esnekliğinin kaybolması nedeniyle hava keseciklerinin genişlemesiyle oluşur. Amfizem, nefes alıp verme fonksiyonunu etkileyerek özellikle fiziksel aktivite sırasında nefes darlığına yol açabilir. En yaygın nedeni sigara içmek olsa da diğer solunum yolu hastalıkları, genetik faktörler veya çevresel etkenler de amfizeme neden olabilir.

Bir zaman sonra, ağrıları için bir kliniğe yatan Bayan P. kendisine narkotik ilaçlarla dolu bir reçete yazmam için kliniğe geldi. İyiye gittiği yönünde kendini telkin etse de narkotik ilaçsız bir hayatı düşünemez haldeydi. Rutin mamografilerinden biri sırasında daha önce orada olmayan mikro kalsifikasyonlarla karşılaştığı gün her şey değişmişti. Üstelik raporda "şüpheli" şeklinde tanımlamıştı. Bir hastaya kanser olabileceğini söyleyeceğimde ayaklarım geri geri gider ancak Bayan P.’nin cevabındaki endişeden ya da korkudan yoksunluk daha önce hiç karşılaşmadığım bir durumdu. “Meme kanseri demek?” demekle yetindi. Bayan P. bir aydınlanma yaşamış, sanki bir gizem kitabının sonunda parçaları birleştirerek kötü adamı yakalamış gibiydi. Tek bir soru sordu "Şimdi ne yapıyoruz?"

Ameliyat, radyoterapi ve kemoterapi içeren tedavi programını oluşturduktan sonra Bayan P.’yi daha seyrek görmeye başladım. Kayda değer bir değişim göstermiş narkotik ilaçları bile birden bırakmıştı. Kendini sadece kansere odaklamış, anksiyetesi (kaygı) de belirtilerin azalmasıyla birlikte azalmıştı. Kliniğe nadiren beraber geldiği eşi ve kızı çoğu zaman onunla gelir olmuştu. Tedaviler arasında eski hobileriyle ilgilenmeye başlamış, eski arkadaşlarıyla iletişime geçmiş, eskiden çalıştığı kütüphanedeki çocuklara kitap okumaya başlamıştı. Ayrıca el sanatlarıyla ilgileniyor ve eserlerini satıyordu. Kendi de dahil olmak üzere herkes Bayan P.’nin yıllar sonra en iyi halinde olduğunu düşünüyordu. Sonunda tedavileri tamamlandı ve iyileştiği söylendi. Sonrasında gerçekleştirdiğimiz birkaç görüşmede kızı ya da eşinin ona refakat etmediğini ve Bayan P.'nin keyifsiz olduğunu fark etmiştim. Tedavisi sırasındaki amaçlarını gerçekleştirmekteki kararlılığından eser kalmamış, teşhis almadan önceki hayat koşturmacasına geri dönmüş gibiydi ve bir süre sonra kliniğe gelmeyi tamamen bıraktı.

Günlerim yoğun geçtiğinden durumu fark etmem zaman aldı. Bayan P’nin durumunu merak etmeye başlamış ve veremediğim cevapları alabilmek umuduyla başka bir doktorla yoluna devam edebileceğinden şüphelenmeye başlamıştım. Birkaç yıl sonra Bay P.’yi aradım, Bayan P.'nin bir bakım evinde hayatını kaybettiğini söyledi. “Sizinle yaptığımız son görüşmeden kısa bir süre sonra KOAH teşhisiyle bakımevine yattı. Bakımevine yattıktan sonra bir daha doktora gitmedi ve solum yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetti. Son yıllarını huzurla evinden neredeyse çıkmayarak geçirdi.” Kanserin tekrar edip etmediğini sorduğumda Bay P. "Hayır tekrar etmedi iyileşmişti. Her zamanki gibi inanılmaz bir iş çıkartmıştı.

KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), genellikle sigara içimi ve hava kirliliği gibi faktörlere bağlı olarak, akciğerlerdeki hava yollarının kronik bir şekilde daralması ve tıkanması sonucu oluşan ilerleyici bir solunum yolu hastalığıdır. KOAH'ın ana belirtileri arasında nefes darlığı, öksürük, balgam üretimi ve göğüste sıkışma hissi yer alır. Bu belirtiler genellikle zamanla kötüleşir ve fiziksel aktivite sırasında artar. KOAH, dünya genelinde yaşam kaybına en yaygın neden olan hastalıklardan biridir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen erken teşhis ve tedavi önemlidir.

Yıllarca kendimi Bayan P.'nin hikayesinden çıkarttığım dersler üzerine düşünürken buldum. Kafamda onlarca soru vardı ve sorular gittikçe çoğalıyordu. “Neden hastalığına bir isim koymak konusunda bu kadar inatçıydı? Konuşmalarında ara ara ima ettiği ancak açıkça anlatamadığı travmaları nelerdi? Bugün yeniden başlasak neyi farklı yapardım?"

Bu soruların cevaplarından hala emin değilim. Emin olduğum tek şey Bayan P.'nin kanseri yendiği ama hiç iyileşemediği idi...

Her kanser hastasının hikayesi farklıdır ve herkesin tedaviye yanıt verme şekli de farklıdır. Kanserin bu özel durumu, göz ardı edilmemesi gereken kritik bir noktadır. Fiziksel olduğu kadar psikolojik ve sosyal bir mücadele veren kanser hastalarının umutlarını kaybetmemeleri ve doktorlarıyla birlikte çıktıkları tedavi sürecine sıkı sıkıya sarılmaları gerekmektedir.