Mikrobiyom Hakkında Kritik Bilgiler

  • Mikrobiyom, insan vücudunda yaşayan mikroorganizmaların toplam genetik materyali ve bu mikroorganizmaların etkileşimlerini kapsayan bir ekosistemdir. Mikrobiyota ise, vücudumuzda yaşayan bu mikroorganizmaların kendilerini, yani bakterileri, virüsleri, mantarları ve diğer mikroskobik canlıları ifade eder. Yazının devamında bu iki kavramı kapsayacak şekilde mikrobiyom terimini tercih ettik.
  • İnsan mikrobiyomu, 10 binden fazla farklı mikrop türü içerir ve bu mikroplar vücudun farklı bölümlerinde, farklı ekosistemler oluştururlar.
  • Ortalama bir insan vücudu yaklaşık 10 trilyon hücre içerir ve bu hücrelerin sayısından 10 kat daha fazla, yani yaklaşık 100 trilyon mikroorganizma barındırır​.
  • Bakteriyel hücrelerin insan hücrelerine oranının yaklaşık 1,3:1 olduğu ve virüslerin ve fajların bakterilerden en az bir derece daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.
  • Bununla birlikte mikroorganizmalar, çok daha küçük yapıda oldukları için, insan ağırlığının %1-3'ünü oluşturmaktadırlar.
  • Vücudumuzdaki mikrobiyomun çoğu bağırsakta ve derimizde bulunmaktadır.

Bağırsak mikrobiyomunun dengesi bozulduğunda, bağırsak disbiyozisi adı verilen bir durum meydana gelir ve bu, çeşitli lokal ve sistemik hastalıkların oluşumunda potansiyel bir risk faktörü oluşturabilir.

Kanserler ve onların tedavileri de bağırsak mikrobiyomunun dengesizliğinden etkilenebilir. Mikrobiyomun çeşitliliği, tümörlerin büyümesi, iltihaplanma, bağışıklık sisteminin kaçış mekanizmaları, genomik istikrarsızlık ve tedaviye karşı direnç gelişimi gibi süreçleri etkileyebilir.

Mikrobiyal çeşitlilik, kanser tedavisine yardımcı olabilir, çünkü her bireyin mikrobiyom bileşimi önemli ölçüde farklılık gösterir ve değişikliklere uğrayabilir. Bu özellikler, bağırsak mikrobiyomunu, vücut tepkilerini öngörebilen ve kişiye özel diyetlerin geliştirilmesine yardımcı olabilecek bir biyobelirteç olarak kullanma potansiyeli taşıyan hassas mikrobiyotikler alanında önemli bir hedef haline getirir.

Mikrobiyom ve Hastalıklar Üzerine Etkileri

Vücudun mikrobiyomu, dış etkilere açık olan cilt, ağız, sindirim ve ürogenital sistem gibi bölgelerde koruyucu bir engel oluşturur.

İnsanlarda ve kanserli fare modelleri üzerinde yapılan araştırmalar, bazı mikroorganizmaların kanser gelişimi ve tedavi süreçlerine olumlu ya da olumsuz etkilerde bulunabileceğini ortaya koymuştur.

Mikrobiyom Bir Ana Düzenleyici mi?

Bağırsaktaki mikrobiyal sistemde, antibiyotik tedavisi sırasında meydana gelen bozulmalar, bir hastanın immünoterapiye yanıtında önemli etkiler yapabilir. İmmün kontrol noktası inhibitörleri (ICI) ile tedaviye başlamadan hemen önce veya sonra antibiyotik almak, hem genel sağkalım hem de ilerlemesiz sağkalımı önemli ölçüde etkilediği, örneğin, yakın zamanda yayınlanan bir derleme ve meta-analizde bildirildi.

Mide koruyucu olarak bilinen Proton pompa inhibitörleri de bağırsak mikrobiyomunu etkiler ve immünoterapiye yanıtı azaltır; bu etki, Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği (ESMO) Yıllık Toplantısı 2023'te sunulan 2700'den fazla kanser hastasının verilerinden yapılan bir analizle gösterildi.

Bağırsak mikrobiyomunun immünoterapi ilaçlarının etkinliğini ne ölçüde etkilediği veya bu etkinliği öngördüğü, 2018'de Science'da yayınlanan retrospektif bir analizde gösterildi. İmmünoterapiye direnç, kanserli hastaların bağırsaklarındaki Akkermansia muciniphila bakterisinin sıklığının az olması ile ilişkilendirildi. Fare modellerinde, araştırmacılar dışkı nakli yoluyla immünoterapinin etkinliğini yeniden sağladılar.

İmmünoterapi Yanıtını Tahmin Etme

Dr. Laurence Zitvogel ve ekibinin araştırması, Akkermansia muciniphila (Akk) bakterisinin, bağırsakta bulunup bulunmamasının, immünoterapinin etkinliğini öngörme potansiyeli taşıyıp taşımadığını inceledi. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) olan hastalar üzerinde yapılan çalışmada, dışkıda yüksek Akk seviyeleri olan hastaların immünoterapiye daha iyi yanıt verdiği ve daha uzun süre hayatta kaldığı gözlemlendi. Bu, Akk miktarının immünoterapi yanıtını öngörmede bağımsız bir faktör olabileceğini düşündürmektedir.

Birinci basamak tedavi ortamında yüksek Akk seviyesine sahip hastaların medyan genel sağkalım süresi, düşük Akk seviyesine sahip olanlara göre daha uzundu: 13,4 aya karşı 18,8 aydı. Bu, immünoterapinin kişiselleştirilmesi yönünde önemli bir adım olabilir çünkü bulgular, bağırsak mikrobiyomunun ve metabolitlerinin bileşiminin, tedaviye verilen yanıtta belirleyici olabileceğini göstermektedir.

Tedavi Müdahaleleri

Fekal mikrobiyota transplantasyonu (FMT), bağırsak mikrobiyomunun yeniden oluşturulmasına yardımcı olabilecek bir tedavi yöntemidir. Kanser tedavileri konusunda deneyimli Dr. Hendrik Poeck'un yürüttüğü bir faz 1 çalışmasında, FMT'nin ileri evre melanomu olan ve daha önce hiç tedavi görmemiş 20 hastada olumlu sonuçlar verdiği görüldü.

Hastalar FMT'yi takiben immünoterapiye başladı ve 12 hafta sonunda çoğu hasta tam veya kısmi remisyon gösterdi.

Ancak FMT'nin potansiyel riskleri de vardır; örneğin, daha önce iki hastada çoklu ilaca dirençli Escherichia coli kaynaklı sepsis (ciddi enfeksiyon) vakaları rapor edildi. FDA, bu riskleri azaltmak için donör dışkısının daha kapsamlı taramasını şart koşmuştur.

Clinicaltrials.gov'da FMT'nin kanser tedavisindeki rolünü araştıran 46 klinik çalışma bulunmaktadır.

Beslenme Müdahaleleri

Dr. Poeck, reçetesiz probiyotikler konusunda tedbirli olunması gerektiğini belirtiyor; zira bu ürünler genellikle sınırlı sayıda bakteri türü içerir ve antibiyotik tedavisinden sonra mikrobiyomun doğal dengesinin yeniden kurulmasını geciktirebilir.

Ayrıca, probiyotik kullanımının bazı durumlarda tedaviye yanıtı azalttığı veya karışık sonuçlar doğurduğu gözlemlenmiştir.

Öte yandan, Dr. Poeck prebiyotiklerin - sindirilemez karbonhidratlarla zengin lifli gıdaların - sindirim sırasında kısa zincirli yağ asitlerine dönüşerek sağlıklı mikrobiyotanın gelişimini desteklediğini ve bu tür bir diyetin, özellikle probiyotik kullanmayan ve yeterli lif tüketen hastalarda, immünoterapiye yanıtta olumlu etkiler gösterdiğini ifade ediyor.

Bu bulgular, prebiyotik zengini beslenmenin immünoterapi tedavisi gören hastalarda hastalıksız sağkalım süresini uzatabileceğini düşündürmektedir.

Aşağıda, yazının özeti olarak bir zihin haritası diagramı görülebilir:

mikrobiyom ve kanser tedavisi hakkında infografi zihin haritası diagramı

Ne Önerilmeli?

Özetlemek gerekirse, bağırsak mikrobiyomunun düzeltilmesinde, antibiyotikten kaçınmak önemlidir. Mutlaka antibiyotik kullanmak gerekiyorsa geniş spektrumlu antibiyotikler yerine daha dar spektrumlu seçenekler tercih edilmeli.

Hücresel immünoterapinin yan etkisi olan sitokin salınım sendromunun yönetiminde, antibiyotik kullanımının geciktirilmesi önerilmekte, ancak bu durumun nötropenik ateşten ayrımı zor olabilmektedir. Yan etkileri doğru tanımlayarak, yüksek riskli antibiyotik kullanımından kaçınmak ve immünoterapiye başlamadan en az 30 gün önce antibiyotik alımını durdurmak önemlidir.

Kanser tedavisine yardımcı olma ve sağlıklı yaşam konusunda şu 4 öneriyi dikkate alabilrisiniz:

  1. Çeşitli bitki ürünlerinden zengin bir lifli diyet (günde > 20 g) tüketin
  2. Yapay tatlandırıcıların yanı sıra ultra işlenmiş (hazır) gıdalardan kaçının.
  3. Eti sadece ılımlı bir şekilde tüketin. İşlenmiş etleri mümkün olduğunda az tüketin
  4. Düzenli (aerobik ve anaerobik) fiziksel aktivite yapın.

İleriye dönük olarak, tedavi ve teşhis için daha bütüncül ve işlevsel bir anlayışa ve doğrulanmış tahminlere ihtiyaç duyulmaktadır.

*

Görselin açıklaması: Yazının görseli ChatGPT 4.0 tarafından şu komut ile oluşturulmuştur: "Mikrobiyom, Kanser Tedavisinin Başarısını Nasıl Etkiliyor? başlıklı bir blog yazısı için anime tarzında hazırlanmış bir görsel"