İsveç Göteborg Üniversitesi'nde epidemiyoloji profesörü Bo Lundback, "Yetkililer ve hükümet, salgının İsveç'e hiç ulaşmayacağına aptalca inandılar." dedi.

İsveç'in yeni koronavirüsü sınırlı tutma konusundaki daha yumuşak yaklaşımı, Avrupa'ya ve dünyanın birçok ülkesine aykırıdır ve ölüm oranları İskandinav komşularına göre oldukça yüksektir.

23 Nisan Perşembe günü itibariyle, İsveç'te 16.755 doğrulanmış COVID-19 vakası ve toplam 2.021 ölüm vardır. Bu rakamlar daha kısıtlayıcı sınırlama önlemleri uygulayan komşuları Finlandiya, Danimarka ve Norveç'ten çok daha yüksektir.

İskandinav komşularının ve Avrupa'nın çoğunun aksine, İsveç olağanüstü kilit emirleri koymadı.

Bunun yerine, vatandaşların 50'den fazla kişinin toplanmasının yasaklanması ve yaşlı bakım merkezlerine ziyaretlerin durdurulması gibi daha ılımlı önlemlerin yanı sıra vatandaşların bireysel bazda sorumluluk alması ve sosyal temastan kaçınma kurallarına uyması yönünde çağrıda bulundu.

Yukarıdaki fotoğraf: İsveç'te 8 Nisan'da açık bir bar.

Uluslararası ilgi ve iç tartışmalara rağmen hükümet, Halk Sağlığı Kurumlarının önerileri doğrultusunda yoluna devam etti. İsveç'in COVID-19 salgınına karşı aldığı ulusal tedbir herd immunity (sürü bağışıklığı) oldu. Benzer bir yöntemi başlarda Birleşik Krallık da benimsemişti, fakat İngiltere'de vaka ve ölüm sayılarının çok hızlı bir şekilde artması üzerine, bu sağlık politikasından vazgeçti; buna rağmen sağlık sistemi tıkandı ve dünya genelinde ölüm oranı en yüksek olan ülkelerden biri oldular. Sürü bağışıklığı, salgına karşı herhangi bir kısıtlayıcı önlem almadan, toplumun %60'ının virüsle temas etmesini ve bu haliyle salgının kendiliğinden sonlanmasını amaçlar. Fakat yeni koronavirüs, çok bulaştırıcı ve görece olarak daha öldürücü olduğu için, bu politikayı uygulamak için uygun değildir (bakınız ilgili yazımız).

Lundback ve diğer 21 araştırmacı, hükümeti geçtiğimiz salı günü Dagens Nyheter gazetesinde yer alan ortak bir makalede "hızlı ve radikal tedbirleri" yeniden gözden geçirmeye ve başlatmaya çağırdı. Lundback, "İsveç bu konuda zayıftı ya da hiç hazırlıklı değildi." dedi.

Ancak yetkililer planlarının uzun vadede sürdürülebilir olduğu konusunda ısrar ediyorlar ve kısa vadeli kısıtlama tedbirlerini etkisiz görerek reddediyorlar.

Geçtiğimiz hafta sağlık yetkilileri, salgının merkez üssü olan başkent Stockholm bölgesinde ölümlerin yüzde 40'ının huzurevleri sakinleri olduğunu açıkladı. Bu oldukça ürkütücü bir durum.

Her ne kadar yaşlı bakım evlerine ziyaret kısıtlaması yönünde tedbirler duyurulsa bile, bu merkezlerin sakinlerinin yarısında COVID-19 enfeksiyonu saptandı. Bunun üzerine hükümet salgının detaylarını açıklamakta zorlandı.

Sağlık Bakanı Lena Hallengren, bu ayın başlarında emeklilerin yaşadığı bakım evlerindeki salgının çarpıcı boyutu hakkında "Nedenini hala tam olarak bilmiyoruz, zaten çok fazla olası seçenek yok. Ya ziyaret yasağı uygulanmadı ya da semptomları (belirti) olan personel düşünmeden işe gitti" diye belirtti.

Huzurevinde genellikle düşük ücretler ile geçici sözleşmeli çalışanlar hizmet vermektedir ve hafif semptomlarla evde kalmaları halinde maaş alamıyorlar.

Komşu Finlandiya'da bakım çalışanları çok daha fazla sosyal korumadan yararlanırlar, yani hastalanırlarsa maaşlarını kaybetmeden işten uzak durabilirler.

Geçen hafta yayınlanan rakamlara göre, birçok göçmenin yaşadığı Stockholm'un en dezavantajlı semtlerinden bazıları başkentin geri kalanından üç kat daha fazla etkilendi.

Uppsala Üniversitesi'nde siyaset bilimi doçenti olan Gina Gustavsson, hükümetin "endişe verici bir bilgi eksikliği" veya farklı sosyal geçmişe sahip insanlara ilgi eksikliği gösterdiğini söyledi.

İsveç Başbakanı Stefan Lofven, bir TV kanalına yaptığı açıklamada "yeterince hazırlıklı olmadıklarını" kabul etti.

*

- TÜM KORONAVİRÜS YAZILARIMIZ

*