Tedaviye dirençli, tekrarlayan ve de metastatik serviks (rahim ağzı) kanseri olan kadınların birinci basamak tedavisi için yeni standart, PD-L1 pozitif hasta grubunda bevasizumab ile kemoterapiye pembrolizumab eklenmesidir.

KEYNOTE-826 çalışması, Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği (ESMO) Kongresi 2021'de sunulmuştur.

Serviks Kanserinde İmmünoterapinin Rolu

Bu klinik çalışma, kontrol noktası inhibitörü sınıfından bir immünoterapi olan pembrolizumabın ( Keytruda ) standart kemoterapiye (bevasizumab ile birlikte veya bevasizumab olmadan) eklenmesinin, tek başına kemoterapiye kıyasla hem hastalık ilerlemesi hem de yaşam kaybı riskinde yaklaşık üçte bir oranında azalmaya yol açtığını gösterdi.

Pembrolizumab eklemenin yararı hem genel çalışma grubunda hem de daha yüksek düzeyde programlanmış ölüm ligandı-1 (PD-L1) pozitifliği olan hastalarda görüldü, ancak PD-L1 negatif tümörleri olanlarda görülmedi.

Genel olarak, KEYNOTE-826'dan elde edilen veriler, bevasizumablı veya bevasizumabsız pembrolizumab artı platin bazlı kemoterapinin yeni bir birinci basamak bakım standardı olabileceğini düşündürmektedir. Çalışma aynı zamanda The New England Journal of Medicine'de online yayımlandı.

2014'ten bu yana, tekrarlayan, tedaviye dirençli veya metastatik servikal kanserli hastaların standart  tedavisi, GOG 240 çalışmasının sonuçlarına göre platin artı paklitaksel ikili kemoterapisi artı bevasizumab olmuştur.

PD-1 inhibitörleri ile immünoterapi, rahim ağzı kanserli kadınlar için ikinci veya sonraki basamak tedavide monoterapi olarak etkinlik göstermektedir (bakınız ilgili FDA onayı), ancak şimdiye kadar bu ajanların kemoterapiye eklenmesi hakkında hiçbir veri yoktu.

Rahim ağzı kanserli hastalarda PD-1'e karşı hedeflenen kontrol noktası inhibitörlerinin kullanılmasının sağlam bir gerekçesi vardır, çünkü PD-L1 serviks kanserinden sorumlu olan insan papilloma virüsü (HPV) ile enfeksiyonu için tutarlı bir biyobelirteçtir.

PD-L1, rahim ağzı kanserinde önemli ölçüde pozitiftir ve immünohistokimyasal boyamalarla saptanabilir. Kanserli hücreler ve bazı bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzeyinde bulunan PD-L1 molekülü, T-hücrelerinin üzerindeki PD-1'e bağlanabildiğinden, dolayısıyla işlevlerini engelleyebildiğinden bağışıklık tepkisini azaltır. Bu bulgular, PD-1/PD-L1 yolunu hedeflemenin terapötik olarak etkili olabileceğini ve olması gerektiğini göstermektedir. PD-L1, rahim ağzı kanseri tedavisinde dikkate alınmalıdır.

KEYNOTE-826 Çalışmasının Ayrıntıları

  • KEYNOTE-826, tanı anında metastatik olarak sınıflandırılan 617 hastada yürütülen çift kör bir denemeydi.
  • Hastaların PD-L1 birleşik pozitif skoru (CPS) şu şekilde sınıflandırıldı:
    • < 1,
    • 1 ila < 10 veya
    • ≥ 10.
  • Hastalar 1:1 oranında randomize edilerek 35 döngüye 3 haftada bir kadar pembrolizumab ya da plasebo artı platin bazlı kemoterapi (araştırmacının takdirine bağlı olarak eklenen bevacizumab ile).
  • Progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalıma, çalışmanın ana sonlanım noktaları olarak belirlendi.

Sağkalım Sonuçları

  • 22 aylık ortanca takipten sonra, PD-L1 CPS ≥ 1 olan tüm hastalar 12 aylık progresyonsuz sağkalım oranı, pembrolizumab grubundaki hastalar için %45.5 iken plasebo grubunda %34.1 olmuştur.
  • Pembrolizumab, PD-L1 pozitif hasta grubunda, kanserin ilerleme riskini %48 oranında azalttı.
  • Tüm hasta grubu için progresyonsuz sağkalım oranları %44.7'ye karşı %33.5 idi.
  • PD-L1 CPS ≥ 10 olan hastalarda, sırasıyla progresyonsuz sağkalım oranları %44.6 ve %33.5 idi.
KEYNOTE 826 serviks kanseri birinci basamak tedavisinde kemoterapi artı pembrolizumab
  • PD-L1 CPS ≥ 1 olan tüm hastalarda 12 aylık ve 24 aylık genel sağkalım oranları pembrolizumab verilen hastalarda sırasıyla %75.3 ve %53 iken, plasebo verilen hastalarda %63.1 ve %41.7 idi. BU da pembrlizumabın yaşam kaybı riskini %36 azalttığını göstermektedir.
  • Tüm hasta grubunda, sırasıyla 12 ve 24 aylık genel sağkalım oranları pembrolizumab ile %74.8 ve %50.4, plasebo ile %63.6 ve %40.4 idi. Bu fark, pembrolizumab için yaşam kaybı riskinde %33'lük bir azalma anlamına geliyordu.
  • PD-L1 düzeyleri daha yüksek (≥ CPS 10) hastalar arasında, ilgili genel sağkalım oranları pembrolizumab ile %75.7 ve %54.4 iken, plasebo ile %61.5 ve %44.6 idi.
  • Bununla birlikte, PD-L1 negatif alt gruplarda, sağkalım verilerinde anlamlı bir iyileşme görülmedi.

En yaygın derece ≥ 3 yan etkiler, pembrolizumab verilen hastaların %30,3'ünde meydana gelen anemi ve plasebo grubundaki %26,9'da meydana gelen anemi ve hastaların sırasıyla %12,4 ve %9,7'sinde meydana gelen nötropenidir. Pembrolizumab grubundaki bir hasta, bağışıklıkla ilgili bir olay olan ensefalitten yaşamını kaybetti.

Sonuç olarak, tümörleri PD-L1 pozitif, ileri evre serviks kanseri olan kadınların birinci basamak tedavisine pembrolizumab immünoterapisinin eklenmesi, yaşam kaybı riskinde yaklaşık üçte bir oranında bir azalmaya yol açmakta ve bu grup hasta için yeni tedavi standardını oluşturmaktadır.