Over (kadın yumurtalık) kanserinin tedavisine çok sayıda yeni ve etkili ilaç seçeneği eklenmiştir (bakınız over kanseri tedavilerinde son gelişmeler). Over kanserinde bağlı sağkalım oranlarında artış devam ederken, izlenen yolda erken tespit için kullanılan araçlarda ayrıca kayda değer bir artış var. Bugüne kadar over kanserinde erken tanı için etkili bir tarama yöntemi kabul edilmemiştir.

Over kanserinde erken tanı gelişmelerini daha anlaşılır kılmak için, Medscape, Johns Hopkins Ünivesitesi Tıp Fakültesi’nde over kanseri uzmanı ve Jinekolojik Onkolog Doç. Dr. Rebecca Stone ile iletişime geçti. Bu röportajın çevirisini sizlere sunuyoruz:

Son yıllarda yumurtalık kanseri oranlarında bir azalma var. Bunun muhtemel sebepleri nelerdir?

Geçtiğimiz 20 yılda Amerika’daki yeni vaka sayıları düşüş göstermekte. Bunun olası sebepleri şunlar gözükmektedir:

Pelvik cerrahi olan hastalarda tedbir amaçlı yumurtalıkların alınması - ki buna tıp dilinde "oportünist salfenjektomi" diyoruz - yaklaşık 10 yıl önce tanıtıldı. Bu, kalıcı cerrahi kısırlık isteyen kadınlar için “tüpleri bağlamak” yerine ya da doğurganlığını tamamlamış kadınlar için her iki fallop tüpünü de çıkararak fallop tüpü-yumurtalık kanserinin birincil önlenmesi için cerrahi bir araçtır.

Over kanserinin, rahim ağzı kanseri taraması sırasında yapılan Pap smear ile DNA’daki TP53 gen değişikliklerini test ederek erken tespit edilebilmesini gösteren yeni bir çalışma hakkında bize ne söyleyebilirsiniz?

Buradaki fikir, over kanserinin gelişmesi ile sonuçlanan erken mutasyon olaylarının rahim ağzı kanserleri için yapılan rutin Pap smear taramasında toplanan genetik materyallerin üzerinde gen dizilimi yapılarak tespit edilebilmesidir.

Pap testlerinde alınan numunelerde, over kanserine sebep olduğu düşünülen prekanseröz (kanser öncüsü) lezyonların, ağırlıklı olarak seröz epitel yumurtalık kanserinin başladığı yer olan fallop tüplerinden dökülen genetik materyal ve hücreleri içerdiği bilinmektedir.

P53 gen mutasyonlarının over kanserinin oluşumunda erken meydana geldiği düşünülmektedir. Bu mutasyonların aslında fallop tüplerini kaplayan hücrelerde meydana geldiğini gösteren veriler var. Pap smear ile toplanan rahim ağzı sıvısı üzerine yapılan polimeraz zincri reaksiyonu (PCR) bazlı DNA / gen dizilemesi fallop tüplerinden dökülen bu p53 mutasyonlu hücreleri tespit edebilir.

Bu çalışmanın bir gücü sağlıklı kişilerden oluşan bir kontrol grubu içermesidir. Over kanseri olmayan bu gruptaki kişilerin hiçbirinin Pap smear testlerinde p53 mutasyonları saptanmadı. Çalışmanın sınırlamaları küçük bir örnek boyutuna sahip olmasıdır. Bulguların geniş bir hasta grubunda onaylanası gerekecek.

Ayrıca çalışma sadece p53 gen mutasyonlarını aradı. Diğer kanserler gibi yumurtalık kanserlerinin de büyük ölçüde, kontrolsüz hücre büyümesi ve bölünmesi ile sonuçlanan kritik genlerdeki mutasyonların bir artışı olduğunda meydana geldiği düşünülür. Bu genetik değişiklikler / mutasyonlar bir kişinin yaşamı boyunca edinilir. Yani, en sonunda yumurtalık kanserinin gelişmesine yol açan p53 mutasyonlarına ek olarak meydana gelen olası erken genetik değişiklikler / mutasyonlardır. P53 mutasyonları ile birlikte bunların tespit edilmesi, yazarların araştırdığı tarama stratejisinin hassasiyet / tespit oranını geliştirebilir.

Sonuç olarak, bu tarama stratejisi epitel yumurtalık kanserinin tüm histolojik alt tiplerinin erken tespiti için veya epitel olmayan yumurtalık kanserleri için etkisini kanıtlayamayabilir (yumurtalık kanseriinn en sık gözüken alt tipi, epitel yumurtalık kanseridir).

Yumurtalık kanseri tanısında hangi diğer güncel çalışmalardan doktorlar haberdar olmalıdır?

Dolaşan tümör DNA’sını (ctDNA) kullanan sıvı biyopsiler yumurtalık kanserini de içeren kanserin tespit edilmesi ve yönetilmesi için gelecek vadeden sonuçlar göstermektedir. Ancak, ctDNA bazlı yaklaşımları kullanan tespit edilebilir minimum tümör boyutunu / yükünü tespit etmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Dahası, yumurtalık kanserinin erken tanısı için ctDNA tespitinin klinik yararını ya da onun hasta etkisi üzerindeki etkisini kararlaştırmak için geniş ve ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç duyulur.

DNA metilasyonu, kanser gelişiminde erken bir olaydır ve kanser hastalarından alınan kan plazması örneklerinde tespit edilebilir. Bu yıl Amerikan Klinik Onkoloji Derneği Toplantısı'nda (ASCO 2020), yumurtalık kanseri dokularından ayrıştırılmış metillenmiş DNA belirleyici adayların keşfi ve onaylanması ile ilgili veriler sunuldu. Bulgular sonradan yumurtalık kanseri olan ve olmayan kadınlardan alınan plazmalarda değerlendirildi.

Kana ek olarak peritonal (karın zarı) sıvı ve rahim lavajı, riskli genlerin – TP53, BRCA1 ve BRCA2 – mutasyonlarının tanımlanması için kullanılmaktadır. Bu vücut sıvıları ayrıca, yumurtalık kanseri olan hastalar ile sağlıklı bireyler arasındaki farklılaşmayı kullanabilen tümörden elde edilmiş materyalin kaynağı olarak gösterilebilir. 

Yumurtalık kanserinin tanısı için noninvazif (müdehalesiz) diğer testlerin belirliliği ve hassasiyetini kararlaştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.

Amerikan Kanser Derneği insan papiloma virüsü (HPV) testinin yumurtalık kanseri tarama aracı olarak tercih edildiğine dair bir açıklama yaptı. Neden Pap testi yerine HPV testini tercih ediyorlar?

Amerikan Kanser Derneği yumurtalık kanseri testinin (taramasının) 25 yaşında başlamasını önerir. 25 – 60 yaş arası kadınlar her 5 yılda bir HPV testi yaptırmalıdır. HPV testi uygun değilse ya her 5 yılda bir Pap testi ile HPV testinin birleşmesi ile oluşan ortak bir test ile ya da 3 yılda bir sadece Pap testi yapılabilir.

HPV test yaygın olarak mevcuttur. Bir HPV testinin maliyeti yaklaşık olarak 44 dolardır (2014 ABD, birim fiyatı). Bir Pap testinin maliyeti ise yaklaşık olarak 30 dolardır (2014 ABD, birim fiyatı).

HPV testi, birçok nedenle sitolojik teste (Pap) tercih edilir.

  • İlk olarak, iyi tasarlanmış çalışmalarda, tek bir Pap smearin hassasiyeti, rahim ağzının yüksek dereceli prekanseröz lezyonunu (kanser öncesi durum) tespit etmesi yaklaşık olarak %50 oranındadır, ki bu durum bir kanser tarama testi için optimalden az bir orandır.
  • İkinci olarak, sitoloji (hücrebilimi) programlarının güvenilir bir şekilde işlemesi için önemli altyapı, yüksek nitelikli insan kaynakları ve iyi tasarlanmış bir kalite kontrol sistemi gerekir, ki bunun uygulanması zor ve maliyetli olduğu kanıtlanmıştır. Bu, sitoloji bazlı rahim ağzı kanserini tarama programlarında küresel farklılıklar ile sonuçlanır.
  • Üçüncü olarak, hem sitoloji hem de HPV testleri ile ortak bir test tarama programları için bir seçenek olsa bile, çalışmalar HPV taramasına smear eklenmesinden yaralanmanın sınırlı olduğunu onaylamıştır.

Bir milyondan fazla kadın katılımcı içeren Kaiser Permanente’nin uzun süreli çalışmaları, prekanseröz lezyonlar için çok yüksek bir negatif öngörü değerine sahip HPV testi buldu. Negatif HPV testli kadınların takip eden 5 yıl içinde prekanseröz lezyonlar geliştirmeleri pek mümkün değildi. Negatif HPV testini takiben rahim kanseri veya yüksek dereceli prekanserözün 5 yıllık riski %0,14 iken, negatif sitolojisi olan kadınlar için bu oran %0,31’di. Ortak testin tarama faydası büyük ölçüde HPV testinden kaynaklanmaktadır, sitoloji değil.

Yani özetle, kadınlar için gelişmiş hassasiyeti ve kalite güvenceli, testi otomatikleştirme fırsatı ve en sonunda etraflıca yaşam boyu tarama sayısının azaltılma olasılığı göz önüne alındığında rahim ağzı kanseri için HPV testi sitolojik taramaya tercih edilir.

*