Ne yazık ki alınan tüm tedbirlere rağmen, dünya genelinde COVID-19 nedeni ile hayatını kaybedenlerin sayısındaki artış devam etmekte. Hastanelere başvuran kişilerde genellikle yüksek ateş, yorgunluk ve kuru öksürük belirtileri gözlenirken; burun tıkanıklığı, koku duyusu kaybı, boğaz ağrısı, myalji (kas ağrısı), ve ishal de hastalığın diğer belirtileri olabilir. Çoğu hasta 3-7 gün içerisinde semptom (belirti) göstermektedir.

Semptom yaşamadan COVID-19'a yakalanmak ve hatta iyileşmek mümkün mü?

Evet mümkün. Yapılan çalışmalar tüm COVID-19 vakalarının %80'den fazlasının herhangi bir semptom göstermeyen (asemptomatik) veya hafif atlatan hastalar olduğunu öne sürmektedir.

Burada öncelikle üzerinde durulması gereken nokta, herhangi bir semptom göstermediği halde bir kişinin COVID-19'u taşıyabileceğidir; hatta bu kişilere sessiz taşıyıcı denmektedir ve hastalığı yayan esas kişiler bunlardır. Diğer insanlarla temasta bulunmanız, özellikle risk grubu olarak belirlenen kişilerle görüşmek, asemptomatik hastada (sessiz taşıyıcıda) herhangi bir soruna sebep olmazken, başkalarında ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir ve hatta ölüm ile sonuçlanabilir.

-İlgili konu: Nasıl oluyor da aynı virüs bir kişide hiçbir septoma neden olmazken diğerinde yaşam kaybına neden olabiliyor?

Araştırmacılar virüsün dünya geneline çok hızlı yayılmasının ana nedeni olarak, semptom göstermeyen kişilerin izolasyon kullarına uymamalarını göstermektedir. Bu nedenle sosyal izolasyona dikkat!

Sessiz taşıyıcı olduğunuzu nasıl anlarsınız?

Sessiz taşıyıcılık, belirti göstermemek demek, o yüzden bu durum muayene ile ya da kendinizi gözlemlemeniz ile anlaşılamaz. Hasta olduğu bilinen birisi ile temasınız oldu ise, kalabalık ortamlarda çalışıyor veya korunmasız bir şekilde bu ortamlarda bulundu veya bir sağlık çalışanı iseniz, sessiz COVID-19 taşıyıcısı olabilirsiniz. Korunmak için yapabileceğiniz şeyler, olabildiğince evden çıkmamak, sosyal mesafe kurallarına uymak, maske takmak ve elleri sık yıkamaktır. Gelecekte güvenliği ve etkinliği doğrulanmış antikor testleri yaygınlaşırsa, kimin bu hastalığı geçirip geçirmediği daha kolay anlaşılabilir.

Sessiz koronavirüs taşıyıcıları hakkında bilimsel çalışmalar

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu sözcüsü Mi Feng geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, SARS-CoV-2 test sonucu pozitif saptanan 6764 kişinin takibinde, 1297’sinin ilerleyen günlerde hastalık belirtileri ortaya çıkardığını belirtti, herhangi bir belirti gösterip göstermeyeceklerini görmek için 1023 kişinin de tıbbi izolasyon altında tutulduğunu ve geriye kalan herhangi bir hastalık belirtisi göstermemiş olan 4444 kişinin ise viral etkene yönelik testleri negatifleşince tıbbi gözlemden çıkarıldığını ekledi.

Bu 6764 pozitif vaka, daha önceden doğrulanmış COVID-19 vakaları ile teması olan kişilerde yapılan testlerle saptandı. Bu bağlamda asemptomatik taşıyıcıların sayısının çok daha yüksek olabileceği tahmin edilmekte çünkü ne de olsa belirtileri olmayan kişiler test yaptırmak için başvurmuyor. Bu nedenle de asemptomatik taşıyıcıların oranını gerçeklikle belirlemek neredeyse imkansız bir durum hâline geliyor. Ancak ‘’Diamond Princess’’ isimli yolcu gemisi, bilim insanlarının bu durumu çalışmasına imkan sağlamış olabilir. Şubat ayında, iki haftadan fazla süreyle karantina altına alınan gemide yapılan çalışmalarda istatistiksel modelleme sonuçları, enfekte kişilerin %18’inde hiçbir belirti oluşmadığını öne sürmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bu gemideki insanların yaş ortalamasının, genele göre yüksek olmasıdır. Yaşlı bireylerde hastalığın daha ağır geçtiği ve belirti gösterme ihtimalinin daha yüksek olduğu göz önüne alındığında, genel toplumdaki asemptomatik taşıyıcıların (hiçbir belirti göstermeyenlerin) %30-40 oranlarında olabileceği düşünülmektedir. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) direktörü Robert Redfield ise geçtiğimiz günlerde bu oranı herhangi bir atıfta bulunmadan %25 olarak dile getirdi.

Yeni tip koronavirüs (SARS-CoV-2), SARS-CoV virüsü ile %80 homoloji (benzerlik) göstermesine rağmen neden oldukları hastalıklarda ciddi farklılıklar mevcut.

2003’teki SARS salgınında viral bulaşıcılığın en fazla olduğu zaman (viral yükün solunum yollarında en fazla olduğu zaman), belirtiler ortaya çıktıktan 10 gün sonrasıydı ve erken enfeksiyonda üst solunum yollarındaki viral yük düşüktü. SARS salgınının kontrol altına alınabilmiş olmasının bir nedeni de bu olabilir. New England Journal of Medicine isimli dergide yayımlanan çalışmada, SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu COVID-19’da ise viral yükün, hastalık belirtilerinin başlamasından hemen sonra en yüksek hâlini aldığı raporlandı. Yine bu çalışmada incelen 18 hastadan biri asemptomatikti ve viral yükü diğer 17 kişi ile benzerdi. Yapılan diğer çalışmalar, belirtiler başlamadan önce bulaştırıcılığın başladığını vurguluyor.

Hastalık belirtileri kaybolduktan sonra virüsün yayılımının ne kadar süre ile devam ettiği gizemini korumaktadır.

Kapsamlı çalışmalar, büyük hasta grupları üzerinde iyi bir bilimsel metodoloji ile yapılmadıkça da bu sorular cevapsız kalmaya devam edecektir. Bu aşamada herkesin yapabileceği en mantıklı hareket, kendisini yeni tip koronavirüs taşıyıcısı olarak kabul edip, bulaşın önlenmesi için ilgili uzmanlarca önerilen tüm sosyal izolasyon uyarılarını dikkate alarak hem kendini hem de çevresindekileri korumasıdır.

Semptomu olmayan ancak yine de COVID-19 geçiren hastaların belirlenmesi önemli mi?

Elbette! Çünkü artık net olarak biliyoruz ki, yeni tip koronavirüsün (SARS-CoV-2) yayılımı, esas olarak sessiz taşıyıcılar yoluyla olmaktadır. COVID-19'a bağlı ölüm oranlarının en düşük olduğu ülkeler, olabildiğince yüksek sayıda asemptomatik hastaya test yapan, bu kişileri izole eden ve yaşlılara bulaşmasını engelleyen/yavaşlatan ülkelerdir (bakınız Singapur).

Ayrıca sessiz taşıyıcıların belirlenmesi, diğer yazılarımız da anlattığımız deneysel konveselan (iyileşen hasta) plazma tedavisi için önemlidir. Bu tedavi yöntemi hakkında ne biliyoruz hemen kısaca hatırlayalım;

COVID-19’a yakalanan hastaların çoğu virüse karşı bağışıklık geliştiriyor. Yani bireyin tekrar virüs ile karşılaşma riskine karşın, virüse saldıracak ve etkisini ortadan kaldıracak olan IgG yapısında antikorları üretiyor ve kanın plazma kısmında hazır tutuyor.

Yukarıda da görüleceği üzere, bir kişinin bağışıklık sistemi enfeksiyona karşı IgG yapısında antikor (kırmızı çizgi) geliştirebilirse, o kişi iyileşir ve sonraki enfeksiyonlar için bu IgG yapısındaki antikorlar koruyuculuk sağlayabilir (antikorun nötralize edici özelliği ve ne kadar uzun süreli yüksek seviyelerde kaldığına bağlı olarak). SARS-Cov-2'ye yönelik hızlı antikor testleri ile bir kişinin COVID-19 geçirip geçirmediği tespit edilebilir.

COVID-19’u bir kez atlattıktan sonra yeniden yakalanabilir miyim?

Ne yazık ki şu an için bu soruya net bir yanıt vermek zor görünüyor. Vücudumuz virüs ile karşılaştığında bağışıklık sistemimiz tarafından antikor üretilmeye başlanır ve böylece virüs yok edilirken, plazmamızda bulunan antikor bizi gelecek enfeksiyonlara karşı da korumaktadır. Teorik olarak! Ne yazık ki durum bundan daha karmaşıktır. Suçiçeği ve kızamığa neden olan virüsler gibi bazıları yaşam boyu koruma ile sonuçlanan bağışıklık yanıtları oluşturmaktadır. Öte yandan, HIV gibi virüslerde durum böyle değildir. SARS-CoV-2’ye baktığımız zaman da ne yazık ki virüse karşı verdiğimiz bağışıklık sistemi yanıtları hakkında hala pek çok bilinmeyen olduğunu belirten San Francisco Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Küresel Epidemiyoloji Başkanı George Rutherford, gerçekleri öğrenmek için daha zamana ihtiyacımız olduğunu ifade ediyor. Enfeksiyonu atlatan kişilerin yeniden COVID-19’a yakalanıp yakalanmayacağını yanıtlayabilmek için cevaplanması gereken iki önemli soru vardır: SARS-CoV-2’ye karşı bağışıklık sistemi hücreleri tarafından üretilen antikorlar ne zamana kadar vücutta kalıyor ve koruyuculukları ne zamana kadar devam ediyor?

Üretilen antikorların gelecekte de koruyucu olacağına dair bir kanıt olmadığını belirten Harvard Tıp Okulu ve Boston’daki Brigham ve kadın hastanesinde patoloji bölümü profesörü David Walt, kişinin yeniden SARS-CoV-2 ile enfekte olmayacağına dair de bilimsel bir kanıt olmadığını vurguluyor. Geçmiş yıllarda koronavirüsün diğer tipleri ile yapılan bazı çalışmalarda, bireylerin virüs ile karşılaşmasının gelecek enfeksiyonlara karşı yeterli bir koruma sağlamadığı gösterildi. Endişe veren bu açıklamalardan sonra Prof. Walt umutlandırıcı diğer gelişmelerden de söz ediyor; "Bağışıklık hücreleri tarafından üretilen her antikor aynı değildir. Bazıları patojeni görür ancak bağlanamaz. Ancak diğerleri nötralizasyon dediğimiz işlemi gerçekleştirir. Yani patojeni gördükten sonra sıkıca ona tutunur ve bize zarar vermesini engeller, aynı zamanda bağışıklık sistemi hücrelerinin patojeni yok etmesi için elini güçlendirir. SARS-CoV-2’ye karşı üretilen antikorların nötralize edici özellikleri olduğuna dair kanıtlar bulunmakta. Pek çok yerde uygulanmaya başlanan plazma tedavisi de bunu bize göstermektedir. Ancak bu korumanın ne kadar sürdüğünü henüz bilmiyoruz." Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) acil durum programları genel müdürü Mike Ryan, düzenlediği basın toplantısında; "Bu soru için verebileceğimiz bir yanıt ne yazık ki şu an için yok. Ancak çalışmalar devam etmekte" diye belirtmiştir.

Araştırmacıların yanıtı bulmak için bireylerden düzenli aralıklarla kan örnekleri alarak testler yapmaları gerekmektedir. Tüm bu çalışmaların sonucunda beklenen yanıt verilebilir. O zamana kadar herhangi bir semptom göstermeseniz ve hastalığı atlatmış olsanız bile sosyal izolasyon kurallarına uymanız büyük bir önem taşımaktadır.

TÜM KORONAVİRÜS YAZILARIMIZ