Ömür boyu her iki kişiden biri kansere yakalanacak. Ancak, onkoloji bir devrimin eşiğinde ve bu durumun, onkoloji yatırımlarını tetiklemesi bekleniyor. Bu yazı, biyoteknoloji zemininde onkolojik gelişmeleri ve yatırımları özetliyor.

Kanserin Önemi

  • Kanser, yaşam kaybı nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor.
  • 2050 yılına kadar kanserin küresel yıllık maliyetinin 25.2 trilyon dolar maliyeti olacağı tahmin ediliyor.
  • Teşhis ve tedavi alanlarında kayda değer ilerlemelerin gerçekleştiği bir dönemden geçiyoruz. Onkoloji alanında faaliyet gösteren halka açık şirketler için sunulan fırsatlar giderek artıyor. Bununla birlikte, onkoloji sektörü, etkin bir şekilde yönlendirilmesi için derin uzmanlık ve bilgi birikimi gerektiren, karmaşıklığı yüksek bir alan olarak öne çıkmaya devam ediyor.
  • Son dönemlerde, biyoteknoloji sektörü değerlemelerinde önemli bir düşüş yaşandı. Büyük ilaç şirketleri, yakın zamanda sona erecek olan patentlerini yenilemek ve yenilikçi ürün portföylerini sürdürmek için tarihsel olarak birleşme ve satın alma işlemlerine yüksek primler ödeyerek başvurdu. Bu strateji, onların yenilikçi ürün ve hizmetlerini sürekli güncel tutmalarını sağladı.
  • Büyük ilaç şirketlerinin şu anda elinde bulunan finansal kaynaklar, yani 'kuru toz' olarak adlandırılan sermayeleri, biyoteknoloji şirketlerinin toplam piyasa değerlerinin yaklaşık %75'ine denk geliyor. Bu durum, bu şirketlerin biyoteknoloji alanında önemli yatırımlar yapma potansiyelini gösteriyor.
  • Özellikle onkoloji alanı, büyüme hızı, yenilikçilik ve yaygınlık gibi çeşitli kriterler açısından biyoteknolojinin en öne çıkan segmentlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Onkoloji Nedir ve Neden Bu Kadar Büyük Bir Yük?

Onkoloji, kanserin incelenmesiyle ilgilenen bir tıp dalıdır. Kanser, vücudun bazı hücrelerinin değişime uğrayıp kontrolsüz bir şekilde bölünmeye başlamasıyla karakterize edilen, tek bir hastalık değil, çeşitli organları veya dokuları etkileyebilen geniş bir hastalık grubudur. Bu hücreler vücudun kendi hücreleri olduğu için, bağışıklık sisteminin tepkisinden sıklıkla kaçınabilirler. Kanser hücrelerinin hızla mutasyona uğraması, mevcut tedavilerin özellikle ileri evrelerde sadece belirli bir süre etkili olmasına neden olur; zamanla kanser hücreleri bu tedavilere direnç geliştirerek hastalığın ilerlemesine yol açabilir. Kanserden kaynaklanan yaşam kayıplarının büyük bir kısmı (%90), metastaz adı verilen süreçle ilişkilidir; bu süreçte kanser hücreleri vücudun farklı bölgelerine yayılarak hastalığın şiddetini artırır.

Ömür boyu her iki kişiden biri bir noktada kansere yakalanacak. Bu hastalıklar grubu yaşam kaybı nedenleri arasında, kalp-damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alır ve 2020'den 2050'ye kadar küresel olarak topluma 25 trilyon dolardan fazla maliyeti olacağı tahmin ediliyor.

Onkoloji, kanseri tedavi etmeyi hedefleyen bir tıp dalıdır. Bu hedefe ulaşmak için, kanserin temel biyolojisini hem in vitro (test tüplerinde) hem de in vivo (canlı organizmalarda) detaylı bir şekilde anlamaya çalışır. Onkolojinin nihai amacı, kanseri daha etkili bir şekilde teşhis ederek önleyici stratejiler geliştirmek ve terapötik (tedavi edici) yöntemler aracılığıyla kanser tedavisini iyileştirmektir. Bu süreç, kanserin daha erken evrelerde tespit edilmesini ve daha etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesini içerir, böylece kanserle mücadelede daha başarılı sonuçlar elde edilmesi hedeflenir.

Kanser Araştırmalarında Çığır Açan Gelişmeler Nelerdir?

Bir biyolojik devrim, kanseri teşhis ve tedavi etmede önemli ilerlemeler sağlıyor.

DNA dizileme devrimi, yeniliğin temel bir itici gücüdür

Biyolojik devrimin büyük bir kısmı, genom dizilemesindeki yeniliklere atfedilebilir. 2003'te İnsan Genom Projesi'nin başarısıyla başlayarak, bir insan genomunu dizilemenin maliyeti giderek azalıyor. Moore yasası, her iki yılda bir transistörlerin ikiye katlanmasının bilgisayar maliyetlerini yarıya indireceğini öngörürken, genom dizileme maliyeti çok daha hızlı bir oranda ilerledi.

Günümüzde, bilimsel anlayışa paha biçilemez katkılarda bulunan bir insan genomunun dizilimi, sadece 600 dolar gibi nispeten düşük bir maliyetle gerçekleştirilebilmektedir. Bu, genom diziliminin maliyetinin son yıllarda önemli ölçüde azaldığını göstermektedir ve bu gelişme, genetik araştırmaların ve kişiselleştirilmiş tıbbın geniş çapta uygulanabilirliğini artırmaktadır. Bu düşük maliyetli dizilim, hastalıkların daha iyi anlaşılmasına ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine büyük katkı sağlamaktadır.

Bugün bir genom bilimsel anlayışa ölçülemeyecek şekillerde yardımcı olacak şekilde sadece

İLGİLİ KONULAR:

CAR T-hücre terapisi ve gen düzenleme

Gelişmiş bilimsel anlayışımız sayesinde, biyolojik süreçleri ve mekanizmaları lehimize kullanmaya başladık. Özellikle, bir hastanın T-hücreleri (bağışıklık sisteminin avcı hücreleri) alınarak, kanser hücrelerini tespit edebilecek şekilde genetik olarak mühendislik yöntemleriyle değiştirilebilir ve daha sonra hastanın vücuduna geri yerleştirilebilir. Bu yaklaşım, kanser tedavisinde önemli bir yenilik olarak kabul edilmekte ve bağışıklık sisteminin kanserle mücadeledeki etkinliğini artırmak için yeni yollar sunmaktadır.

Novartis ve Kite Pharmaceuticals (Gilead Sciences tarafından satın alınmıştır) gibi şirketler tarafından geliştirilen bu yenilikçi tedaviler, kimerik antijen reseptörü (CAR) T-hücre terapileri olarak bilinir. Bu terapiler, hastanın kendi T-hücrelerini kullanarak kanser hücrelerini hedef alır ve genetik mühendislik yoluyla bu hücreleri kanserle savaşacak şekilde değiştirir. CAR T-hücre terapileri, özellikle lenfoma ve lösemi gibi kan kanserlerinin tedavisinde büyük başarılar göstermiş ve bu alandaki tedaviler için zaten onay almıştır. Günümüzde başka hücresel tedavi çeşitleri (örneğin TİL terapi) de hızla geliştirilmektedir.

CAR T hücre terapisi etki mekanizması

CRISPR gen düzenleme teknolojisi, hücrelerin DNA'sında oldukça hassas düzenlemeler yapılmasına olanak tanıyarak, hücre terapisinin yeni neslinin kapılarını aralamıştır. Bu teknoloji sayesinde iki önemli gelişme mümkün hale gelmiştir:

  1. Allojenik Mühendislik T-Hücreleri: Bu yaklaşımla, hastadan T-hücrelerinin çıkarılması ve modifiye edilmesi gerekliliği ortadan kalkar. Allojenik T-hücreleri, genetik olarak önceden mühendislik yapılmış ve "raflarda hazır" olarak bulunabilir, böylece hastalara daha hızlı ve pratik bir şekilde sunulabilir. Bu, özellikle acil tedavi gerektiren durumlarda önemli bir avantaj sağlar.
  2. Solid Tümörlere Hücre Terapisi Uygulamaları: CRISPR ve benzeri teknolojiler, solid (doku veya organ kaynaklı) tümörlerin tedavisinde kullanılabilecek hücre terapilerinin geliştirilmesine yönelik çabaları desteklemektedir. Solid tümörler, kan kanserlerine kıyasla daha yaygın olup, bu alanda etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi, kanserle mücadelede büyük bir ilerleme anlamına gelecektir

İLGİLİ KONULAR:

Canlı Kanser İlacı CAR T-Hücre Tedavisi 10 Yaşında: Değiştirdiği Hayatlara Şaşıracaksınız

CRISPR Kullanan İlk Tedaviyi, Orak Hücre Hastalığı ve Talasemi için İngiltere'de Onaylandı

Sıvı/likit biyopsiler

Erken teşhisin kanser tedavisindeki önemi, hayat kurtarıcı olabilir. GRAIL ve Guardant Health gibi şirketlerin uzun yıllar süren çalışmaları sonucunda, artık girişimsel olmayan bir kan testi ile kanser teşhis etme imkanına sahibiz. Bu yenilikçi yaklaşım, "sıvı biyopsi" olarak adlandırılır ve kan dolaşımında bulunan kanserli genetik materyali tespit edebilen oldukça hassas bir teşhis yöntemidir.

Bu sıvı biyopsilerin en dikkat çekici özelliklerinden biri, sağlıklı görünen bireylerde birden fazla kanser türünü tespit edebilme ve hatta bu kanserlerin kökenini belirleyebilme yeteneğidir. Bu özellik, kanserin erken aşamalarında tespit edilmesini sağlayarak, hastalığın daha başarılı bir şekilde tedavi edilmesine olanak tanır. Özellikle metastatik veya hızla ilerleyen kanser türlerinde, erken müdahale, yaşam kaybı oranlarını önemli ölçüde azaltabilir.

erken tanı yaşam kaybı oranlarını ne kadar azaltır likit biyopsi

Gelişmiş sıvı biyopsi yöntemleri, kanser tedavisinin seçiminde ve hastaların remisyon sonrası takibinde önemli bir rol oynayabilir. Bu yenilikçi teşhis araçları, kanserli hücrelerin kan dolaşımındaki genetik materyalini tespit ederek, hangi tedavi yöntemlerinin daha etkili olacağına dair değerli bilgiler sunar. Ayrıca, bu teşhislerden elde edilen bilgiler, klinik denemelerin tasarımı ve geliştirilmesinde de kullanılabilir.

İmmüno-onkoloji ve immünoterapiler

Geçtiğimiz on yıl, immünolojide önemli bir yenilik olan ve başarılı bir şekilde ticarileştirilmiş antikor bazlı terapilerin ortaya çıkışına tanıklık etti. Bu yenilik, bağışıklık kontrol noktaları üzerine yoğunlaşmıştır. Bağışıklık kontrol noktaları, bağışıklık sistemimizin aşırı tepki vermemesi için var olan fren mekanizmalarıdır. Kanser hücreleri, yüksek mutasyon oranlarıyla bu kontrol noktalarını etkileyerek, bağışıklık sisteminden kaçmayı başarır.

PD-1 antikorları gibi kontrol noktası inhibitörleri kullanılarak, onkologlar kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden saklanmasını sağlayan bu "örtüyü" kaldırabilirler. Bu immünoterapi çeşidi, bazı kanser türlerinde, özellikle melanom gibi, hastaların hayatta kalma oranlarını önemli ölçüde artırmıştır. Bu durum, bazı hastalarda ve bazı kanser türlerinde, hayatta kalma eğrilerinin sıfıra ulaşmadığı, yani hastalığın tamamen kontrol altına alındığı ve potansiyel olarak tedavi edildiği anlamına gelir.

Artık immünoterapilerin, özellikle Keytruda (Pembrolizumab) gibi ilaçların, kanser tedavisinde birinci basamak terapi olarak kullanılması rutin bir uygulama haline gelmiştir. Keytruda, dünyanın en çok gelir getiren ilacı olup, 2023 yılında dünya çapında 24 milyar dolarlık satış yapması beklenmektedir. Bu, kanser tedavisindeki önemli bir ilerlemeyi temsil etmektedir.

Biggest drugs 2023 en çok satan ilaçlar

Bu büyük ilerlemenin yanı sıra, immünoterapilere sadece yaklaşık %20'lik bir hasta grubunun yanıt verdiği gözlemlenmektedir. Bu durum, immüno-onkoloji alanında yeni yaklaşımların geliştirilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır. Örneğin, Immunocore tarafından geliştirilen bir yöntem sayesinde, T-hücreleri kanserli hücrelerin içindeki belirli proteinleri hedef alabilir hale getirilmektedir. Bu yaklaşım, solid tümör kanserlerine karşı etkili olabilecek mühendislik T-hücrelerinin geliştirilmesine olanak tanıyarak, kanser tedavisinde yeni bir ufuk açmaktadır.

Hedefe yönelik onkoloji ve hassas tıp uygulamaları

Günümüzde kanseri anlama ve tedavi etme yöntemlerimiz, hasta gruplarını daha detaylı bir şekilde sınıflandırabilmemize ve neredeyse kişiselleştirilmiş, hedef odaklı tedaviler sunabilmemize olanak tanıyan bir evrim geçirmiştir. Bu terapiler, genellikle tümör gelişimini tetikleyen mutasyonları hedef alır ve bu sayede daha yüksek etkinlik ve/veya güvenlik sunar. Antikor teknolojisindeki ilerlemeler ise, ilaçların kanser dokusuna daha hassas ve etkili bir şekilde ulaştırılmasını mümkün kılmıştır. Örneğin, Enhertu adlı ilaç, belirli bir meme kanseri sınıfında ilerlemesiz sağkalım süresini neredeyse iki katına çıkarmıştır.

İlgili konu: Hassas Onkoloji ve Bireyselleştirilmiş Tedavi – Geleceğin Tıbbına Kapsamlı Bir Bakış

Bu teknolojik gelişmeler, kanser tedavisinde hayatta kalma oranlarını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirmekte, aynı zamanda sağlık endüstrisinin gelirlerinde de olumlu bir artışa yol açmaktadır. Bu ilerlemeler, kanser tedavisindeki paradigmayı değiştirmekte ve hastalara daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleri sunarak umut vaat etmektedir.

küçük hücreli dışı akciğer kanserinde zamana göre sağkalım sürelerinin iyileşmesini g

Onkoloji Araştırma ve Geliştirmede Verimlilik Patlaması

Bu yenilikler, ilaç araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) alanında gözlemlenen bir verimlilik artışının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Özellikle, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından 2022 yılında onaylanan yeni moleküler varlıkların sayısı, 2010 yılına kıyasla iki katına çıkmıştır. Bu gelişme, onkoloji alanının bu onaylardan aldığı payın sürekli olarak arttığını göstermektedir.

farklı tedavi alanlarında ve hastalıklara göre yeni fda onaylarının yüzdesi

Yukarıdaki grafiğe göre, onkoloji alanında ilaç onayları, diğer terapötik alanlardaki onaylara kıyasla en yüksek yüzdeye sahip. Ayrıca 2021 yılında, onkoloji alanında önceki on yıla (2010-2020) göre daha yüksek bir onay yüzdesi görülüyor. Bu, kanser araştırmalarına ve tedavi geliştirilmesine olan artan ilgiyi ve yatırımı yansıtabilir. Diğer alanlarda ise 2021'deki onay yüzdeleri, önceki on yıla göre daha düşük veya yaklaşık olarak aynı seviyede.

Onkolojik Yatrımların Bugünü ve Geleceği

Onkoloji alanının gelişimi, birkaç önemli uzun vadeli faktör tarafından etkilenmektedir. Bu faktörlerin her biri, kanser araştırmalarının ve tedavilerinin geleceğini şekillendirmede önemli bir rol oynamaktadır.

Neden Onkoloji?
  • Nüfusun Yaşlanması: Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2050 yılına kadar 60 yaş ve üzeri bireylerin sayısının 2.5 kat artarak yaklaşık 2.5 milyara ulaşması bekleniyor. Yaşlanan nüfus, kanser gelişme riskinin artması anlamına gelir. Yaşlı bireyler, gençlere kıyasla kansere yakalanma olasılığı daha yüksek olan bir grup olarak kabul edilir. Bu durum, kanser vakalarının sayısında artışa yol açabilir.

kanser tanılarının yüzde yetmişi altmış yaş ve sonrasında gözükür

  • Obezite ve Yaşam Tarzı Faktörleri: Obezite ve diğer yaşam tarzı faktörleri, kanser gelişiminde önemli risk faktörleri olarak kabul edilmektedir. Bu faktörlerin artması, kanser vakalarının sayısında uzun vadede bir artışa neden olabilir.
  • Çevresel Faktörler: Endüstriyel kirlilik gibi çevresel faktörler de kanser insidansının artmasında önemli bir rol oynamaktadır. Avrupa Çevre Ajansı'nın (EEA) raporuna göre, kirlilik Avrupa'daki kanser vakalarının yaklaşık %10'undan sorumlu tutulmaktadır.

Bu faktörlerin birleşimi, onkoloji pazarının büyümesine katkıda bulunuyor. IQVIA'nın tahminlerine göre, onkoloji pazarının 2027 yılına kadar küresel olarak 375 milyar dolarlık bir değere ulaşması bekleniyor.

kanser türlerine ögre onkolojik harcamalar

Onkolojiye Yatırım Fırsatlarını Keşfetmek

Son on yılda onkoloji alanında yaşanan yenilik patlaması ve sağlıklı sermaye piyasaları, bu sektördeki şirketlerin büyük bir artışına yol açmıştır. Bu durum, özellikle yeni kurulan onkoloji şirketlerinin halka arz (IPO) süreçlerinde net bir şekilde görülmektedir. Yapılan analizler, onkoloji şirketlerinin halka açılma oranlarının son 10 yılda belirgin bir şekilde arttığını gösteriyor. Bu, onkoloji alanında yatırım ve inovasyonun ne kadar hızlı bir şekilde arttığını ve bu alandaki şirketlerin sayısının nasıl büyüdüğünü açıkça ortaya koyuyor.

son 10 yılda halka açılan onkoloji şirketleri

Bu durum, muhtemelen daha büyük yatırım fırsatları anlamına geliyor.

Onkoloji, Diğer Biyoteknoloji Alanlarından Daha Cazip mi?

Bu soruya Nasdaq uzmanlarının güzel bir cevabı bulunmaktadır. Nasdaq, dünyanın en büyük ikinci borsa piyasasıdır, ayrıca ilk elektronik borsasıdır ve özellikle teknoloji şirketlerinin ağırlıklı olduğu bir platform olarak bilinir. Nasdaq, teknoloji, biyoteknoloji, perakende, endüstri ve daha birçok sektördeki şirketler için önemli bir ticaret ve yatırım merkezidir. Bu platform, şirketlerin halka arz işlemleri, hisse senedi işlemleri ve finansal veri paylaşımı gibi birçok finansal hizmeti sunar.

Onkoloji alanının biyoteknoloji sektöründe neden en üst segment olarak görüldüğüne gelince, Nasdaq Biotechnology Index (NBI) ve S&P Biotechnology Select Industry Index (SPSIBI) gibi endekslerin analizi bu durumu açıklamaya yardımcı olabilir:

  1. Yenilikçi ve Hızlı Büyüyen Firmalar: Onkoloji, yenilikçi ve hızla büyüyen firmalara maruz kalma potansiyeli sunuyor. Bu, onkoloji alanındaki şirketlerin yeni tedavi yöntemleri ve teknolojiler geliştirmede öncü olmalarından kaynaklanıyor. Bu yenilikçilik, yatırımcılar için cazip bir büyüme potansiyeli sunuyor.
  2. NBI'nin Öncü Firmalar Tarafından Domine Edilmesi: NBI, daha yavaş büyüyen, kurulu ve öncü firmalar tarafından domine ediliyor. Bu, onkoloji alanındaki dinamik ve yenilikçi şirketlere kıyasla daha az büyüme potansiyeli sunabilir.
  3. SPSIBI'nin Spekülatif Şirketlere Maruz Kalma Riski: SPSIBI, yatırımcıları spekülatif ve nakit yakan şirketlere maruz bırakma riski taşıyor. Bu, yatırımcılar için daha yüksek risk anlamına gelebilir.
  4. Terapötik Olmayan Alanlara Maruz Kalmama: Onkoloji endeksleri, tanı gibi terapötik olmayan alanlara maruz kalmaktan yararlanırken, genel biyoteknoloji endeksleri bu tür alanlara daha az odaklanıyor olabilir.
  5. Kalite Faktörlerinin Göz Ardı Edilmesi: Biyoteknoloji endeksleri, şirketlerin bilimsel başarısı ve yönetim geçmişi gibi kalite faktörlerini göz ardı edebilir. Bu, yatırımcıların potansiyel olarak daha az kaliteli şirketlere maruz kalmasına neden olabilir.
  6. Politika Rüzgarları: Biden-Harris yönetiminin 2050 yılına kadar kansere bağlı yaşam kaybı oranını yarıya indirme hedefi, onkoloji alanı için olumlu bir politika rüzgarı yaratıyor. Bu, onkoloji alanındaki şirketlere yönelik yatırımları daha cazip hale getirebilir.

Tema CANC ETF Portföyü Onkoloji Teknolojileri ve Şirket Profillerine Göre Dengeli Yatırım Da

Bu iki dilimli grafik, Tema CANC ETF (Borsa Yatırım Fonu) portföyünün onkoloji alanındaki çeşitli teknolojiler ve şirket profilleri arasında nasıl dengelendiğini göstermektedir. Sol taraftaki grafikte, ETF portföyündeki yatırımların teknolojilere göre dağılımı renkli bölümler halinde sunulmuştur. Bu çeşitlilik, ETF'nin teknoloji bazında onkoloji alanında geniş bir yelpazeye yayıldığını göstermektedir. Sağ taraftaki grafikte ise şirket profillerine göre dağılım görülmektedir: "Kuruluş" aşamasındaki şirketler, "Büyüme" aşamasındaki işletmeler ve "Yeni Gelişmekte Olan Biyofarma" şirketleri. Bu dağılım, ETF'nin risk profilinin şirketlerin olgunluk seviyesine göre dengelendiğini göstermektedir, yani hem kuruluş aşamasındaki sağlam şirketlere hem de yüksek potansiyele sahip yeni gelişmekte olan biyoteknoloji firmalarına yatırım yapılmaktadır.

Şu Anki Ortamda Onkolojiye Yatırım Yapmayı Neden Düşünmeliyim?

Nasdaq uzmanları, biyoteknoloji sektörünün şu anda olağanüstü bir değer sunduğuna inanıyor.

Biyoteknoloji sektörü, son iki yılda on yılların en kötü düşüş döngüsünü yaşadı.

Biyoteknoloji Sektöründe On Yıllık En Kötü Düşüş Dönemi ve Küçük Biyoteknoloji Şirke

Bu grafik, biyoteknoloji sektöründeki düşüş dönemlerini farklı ekonomik döngüler boyunca karşılaştırmaktadır. Grafiğin yatay ekseni ayları (0-37 arasında), dikey ekseni ise endeks değerlerini (0.3 ile 1.0 arasında) temsil etmektedir. 2001, 2008, 2015 ve 2021 yıllarında başlayan döngülerin her biri farklı renklerle gösterilmiş ve bu döngülerdeki endeks değerlerinin zaman içinde nasıl değiştiği görülmektedir. 2001 (mavi çizgi), 2008 (yeşil çizgi) ve 2015 (mor çizgi) döngüleri belirli bir süre sonra endeks değeri 1'e (zirve değere) ulaşmışken, 2021 döngüsü (kırmızı çizgi) sürekli bir düşüş trendi göstermiş ve endeks değeri 0.5 civarına düşmüştür. Bu durum, 2021'deki biyoteknoloji piyasasının son on yılların en kötü dönemini yaşadığını ve küçük biyoteknoloji şirketlerinin ticaret değerlerinin neredeyse %25'inin nakit değerinin altında olduğunu göstermektedir.

Analizlerine göre, küçük biyoteknoloji firmalarının neredeyse %25'i, bilançolarındaki net nakitten daha düşük piyasa değerlerinde, yani negatif işletme değerinde işlem görüyor. Bu firmaların bazıları Ar-Ge programlarını tamamlamak için nakit kaynaklarına ihtiyaç duysa da, bu, değerlemelerin ne kadar düştüğünün çarpıcı bir göstergesidir.

Büyük İlaç Firmaları Gelir Akışlarını Değiştirmenin ve Bunu Yapacak Güce Sahip Olmanın Yollarını Bulmalıdır

Önümüzdeki beş yıl içinde büyük ilaç firmalarının karşılaşacağı zorluklar ve bu zorluklara yönelik stratejiler oldukça önemli. Patent süresi dolan ürünlerden kaynaklanan yaklaşık 350 milyar dolarlık gelir riski, bu firmalar için ciddi bir meydan okuma teşkil ediyor. Bu durumda, büyük ilaç firmalarının stratejik hareketleri şu şekilde özetlenebilir:

  1. Yenilikçi Biyoteknoloji Firmalarını Satın Alma: Büyük ilaç firmaları, patent süresi dolan ürünlerin yarattığı gelir boşluğunu doldurmak için daha küçük, yenilikçi biyoteknoloji firmalarını satın almayı tercih edebilir. Bu yaklaşım, yeni ve yenilikçi ürünlerle portföylerini genişletmelerine olanak tanır.
  2. Mevcut "Kuru Toz" Kaynakları: Büyük ilaç firmalarının, bu tür satın almalar için kullanılabilecek büyük miktarda sermayeye ("kuru toz") sahip olduğu belirtiliyor. 838 milyar dolarlık bu kaynak, S&P biyoteknoloji endeksinin toplam piyasa değerinin %74'ünü temsil ediyor. Bu, büyük ilaç firmalarının önemli satın almalar yapma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.
  3. Onkolojiye Odaklanma: Onkoloji alanı, gelecekteki boru hatları için ana odak noktası olarak öne çıkıyor. Bu, onkolojinin sürekli gelişen ve yenilikçi tedavilere olan ihtiyacı nedeniyle büyük potansiyel taşıdığını gösteriyor.
  4. Son Dönemde Yapılan Anlaşmalar: Pfizer'ın Seagen'i satın alması gibi son dönemde yapılan anlaşmalar, büyük ilaç firmalarının onkoloji alanındaki firmalara olan ilgisini gösteriyor. Bu tür anlaşmalar, genellikle yüksek primlerle gerçekleşiyor. Analizlere göre, bu anlaşmalar ortalama %98 primlerle yapılmış.

2019 2023 Onkoloji Şirket Satın Almalarında Ödenen Ortalama Prim Oranları

Bu grafik, 2019'dan 2023'e kadar olan dönemde gerçekleşen onkoloji alanındaki şirket satın almalarında ödenen prim oranlarını göstermektedir. Grafikte her bir şirketin adı, satın almanın yapıldığı yıla göre konumlandırılmış ve her birinin üzerinde, satın alma fiyatının o şirketin piyasa değerine göre ne kadar yüksek olduğunu gösteren prim yüzdesi belirtilmiştir. Satın alınan şirketler arasında büyük prim ödeyenler olduğu gibi, nispeten daha düşük primlerle satın alınanlar da bulunmaktadır. Ayrıca, grafiğin üst kısmında kesikli bir çizgiyle gösterilen ortalama prim oranı %98 olarak belirtilmiş, bu da satın alınan şirketlerin piyasa değerlerinin ortalama olarak neredeyse iki katı bir primle satın alındığını göstermektedir.

Onkolojiye Yatırım Yapmanın Riskleri Nelerdir?

Yatırımcıların onkoloji ve biyoteknoloji sektörlerine yatırım yaparken göz önünde bulundurması gereken riskler, bu alanların karmaşık ve dinamik yapısından kaynaklanmaktadır. Bu risklerin yönetilmesi, yatırımların başarısı için kritik öneme sahiptir. İşte bu riskler ve yönetim stratejileri:

  • Ürün Riski:
    • Bilimsel Risk: Bir biyolojik hipotezin işe yaramaması riski. Bu risk, bilimsel verilerin ve hipotezlerin dikkatli bir şekilde analiz edilmesiyle azaltılabilir.
    • Klinik Risk: Ürünün insanlarda beklenen etkiyi gösterememesi riski. Klinik verilerin uzmanlar tarafından detaylı bir şekilde analiz edilmesi bu riski minimize edebilir.
    • Ticari Risk: Ürünün yeterli gelir üretmemesi riski. Bu risk, pazar büyüklüğünün ve potansiyelinin üçüncü taraf ticari verileri kullanarak doğru bir şekilde modellemesiyle azaltılabilir.
  • Finansman Riski:
    • Bu risk, biyoteknoloji firmalarının Ar-Ge programlarını tamamlamak için ek finansal kaynaklara ihtiyaç duymalarından kaynaklanır. Titiz bir bilanço analizi ve sınırlı pozisyon boyutlandırması, bu riski yönetmek için etkili stratejilerdir.
  • Düzenleyici Risk:
    • Sağlık sektöründe her zaman mevcut olan bu risk, özellikle yeni düzenlemeler ve politikalar nedeniyle önemlidir. Örneğin, ABD'deki Medicare fiyatlandırma düzenlemeleri veya ülkemizdeki geri ödeme kuralları gibi değişiklikler, endüstri için yönetilebilir riskler olarak görülebilir. Kanser ilaçlarının, büyük karşılanmamış tıbbi ihtiyaçlar nedeniyle korunan terapötik kategoriler arasında yer alması, bu tür düzenlemelerin olumsuz etkilerini hafifletebilir.

Sonuç

Onkoloji devrimi, şirketlerin genişleyen fırsat setiyle hızlanıyor, ancak bu rüzgarlardan yararlanacak şirketleri belirlemek ve riski titizlikle yönetmek için uzmanlık gerekiyor.